Araştırma: Gençler yapay zekâyı arkadaşlık ve duygusal destek için de kullanıyor | "Şirketlere sorumluluk düşüyor, yapay zekâ okuryazarlığı artık zorunluluk"

Araştırma: Gençler yapay zekâyı arkadaşlık ve duygusal destek için de kullanıyor | "Şirketlere sorumluluk düşüyor, yapay zekâ okuryazarlığı artık zorunluluk"

Gençlerde yapay zeka kullanımı

ABD’de yapılan son araştırma, yapay zekâ sohbet botlarının gençler için yalnızca bilgi edinme aracı olmaktan çıktığını ortaya koydu.

13-17 yaş grubundaki 3 bin 466 gençle yapılan araştırmaya göre gençlerin önemli bir bölümü sohbet botlarını arkadaşlık kurmak, tavsiye almak ve duygusal destek görmek amacıyla kullanırken, katılımcıların yaklaşık yarısı en az bir olumsuz deneyim yaşadığını belirtti.

ABONE OL

Çocuk ve Ergen Psikoloğu Ece Başak Karakaş ve Kocaeli Üniversitesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Emel Baştürk, T24’ye yaptıkları değerlendirmelerde yapay zekânın gençlerin ruh sağlığı, eleştirel düşünme becerisi ve dijital güvenliği açısından yeni riskleri de beraberinde getirdiğini söyledi.  

ABD’de Florida Atlantic University ile University of Wisconsin-Eau Claire araştırmacıları tarafından 13-17 yaş grubundaki 3 bin 466 gençle yürütülen ve Journal of Adolescence dergisinde yayımlanan araştırma, gençlerin yapay zekâ araçlarını yalnızca bilgi edinmek için değil; arkadaşlık kurmak, tavsiye almak ve duygusal destek görmek amacıyla da kullandığını ortaya koydu. Araştırmaya göre katılımcıların yüzde 65,6’sı yapay zekâ sohbet botlarını tavsiye almak, yüzde 60,1’i arkadaşlık kurmak, yüzde 49,2’si ruh sağlığı veya duygusal destek almak amacıyla kullandığını belirtirken, yaklaşık yarısı ise en az bir olumsuz deneyim yaşadığını ifade etti. Araştırmada özellikle 13 yaş grubunun olumsuz deneyimlere karşı daha savunmasız olduğu vurgulandı.  

“Yapay zekâ gençler için ilişki figürüne dönüşebiliyor”  

Araştırmayı değerlendiren Çocuk ve Ergen Psikoloğu Karakaş, yapay zekânın artık yalnızca bilgi sunan bir teknoloji olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi.  

Karakaş, “Özellikle ergenlik döneminde kişi anlaşılma, kabul edilme ve kendini ifade edebilme ihtiyacına çok daha duyarlıdır. Her zaman ulaşılabilir, hızlı yanıt veren, yargılamayan ve sohbeti sürdüren bir yapay zekâ sistemi, gençler için zamanla yalnızca bir teknoloji olmaktan çıkıp bir ilişki figürü gibi deneyimlenebiliyor” dedi.  

Bu durumu psikanalitik kuramdaki “aktarım” kavramıyla açıklayan Karakaş, “Aktarım, kişinin geçmiş ilişkilerinden getirdiği duygu, beklenti ve ihtiyaçları farkında olmadan yeni bir ilişkiye taşımasıdır. Terapi ilişkisinde aktarım, terapistin fark ettiği ve üzerinde çalıştığı bir süreçtir; ancak yapay zekâ bu duygusal yatırımı anlayabilecek, yorumlayabilecek veya sınırlandırabilecek bir özne değildir” dedi.  

Yapay zekânın kullanıcının beklentilerine ve ifade biçimine uyum sağlayan yanıtlar ürettiğini belirten Karakaş, özellikle duygusal olarak zorlanan gençler için bunun oldukça ikna edici bir deneyime dönüşebileceğini söyledi.  

Ece Başak Karakaş

“13 yaş, kimlik gelişiminin en hassas dönemlerinden biri”  

Araştırmada 13 yaş grubunun daha fazla risk altında olduğunun ortaya çıktığını hatırlatan Karakaş, bu yaşın çocukluk ile ergenlik arasındaki geçişin en yoğun hissedildiği dönemlerden biri olduğunu belirtti.

Karakaş, “Bu yaş grubunun kendi cinsiyetine, adalet kavramına ve dünya düzenine dair yanıt aradığı çok soru ortaya çıkar. “Ergenlik, kişinin ‘Ben kimim?’, ‘Başkaları beni nasıl görüyor?’ gibi temel sorulara yanıt aradığı bir dönemdir. Bu dönemde genç bir yandan kendisini çocuk olmaktan ayırmaya, kendi kimliğini oluşturmaya çalışırken; diğer yandan hâlâ dışarıdan gelen bakışlara, onaylanmaya ve yönlendirilmeye oldukça açıktır” ifadelerini kullandı.  

Karakaş’a göre asıl mesele yalnızca yapay zekânın doğru ya da yanlış bilgi vermesi değil, gencin kendisiyle ilgili düşüncelerini hangi kaynaktan şekillendirmeye başladığı.  

“Gençler yapay zekâdan kendilerine psikiyatrik tanı koymasını isteyebiliyor”  

Türkiye’de de gençlerin yapay zekâyı yalnızca bilgi edinmek için değil, duygularını ve ilişkilerini konuşmak amacıyla kullandığını gözlemlediğini aktaran Karakaş, son dönemde dikkat çeken bir eğilime de işaret etti:

“Gençlerin yapay zekâyı kendilerine psikiyatrik tanı koydurmak amacıyla kullanmaya başladığını da gözlemliyorum. Yaşadıkları belirtileri yapay zekâya aktararak bir tanı ismi arayabiliyor ve aldıkları yanıtları kendileriyle ilgili sabit bir gerçeklik olarak benimseyebiliyorlar”  

Karakaş, çocuk ve ergenlerde psikiyatrik değerlendirmenin yalnızca belirtilere bakılarak yapılamayacağını, gelişimsel süreç, aile yapısı, sosyal çevre ve işlevselliğin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.  

Gençlerin bilgiye ulaşırken yalnızca yapay zekâya bağlı kalmaması, farklı araştırma yöntemlerini kullanmayı ve bilgiyi sorgulamayı öğrenmesinin önemine dikkat çeken Karakaş, “Bugün yapay zekâ sistemlerinin etik ilkeleri ve güvenlik sınırları da birbirinden farklıdır; bazı platformlarda gerçeklik algısını etkileyebilecek manipülasyonlar görülürken, bazı sistemler daha sınırlayıcı yaklaşımlar geliştirmektedir” diye konuştu.   

Bugün ortaya çıkan kullanım alışkanlıkları, deneyimler ve risklerin gelecekte geliştirilecek yapay zekâ sistemlerinin şekillenmesinde de belirleyici olacağını belirten Karakaş, gelişim süreci devam ederken çocukların ve gençlerin mevcut riskler konusunda bilinçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Karakaş, çocuk ve gençlerin ruhsal gelişiminin gözetilmesi, ihtiyaç duyduklarında güvenilir insan ilişkilerine ve uzman desteğine erişebilmelerinin yetişkinlerin temel sorumlulukları arasında yer aldığını ifade etti.  

“Asıl tartışılması gereken, yapay zekâyı geliştiren şirketlerin sorumluluğu”  

Araştırmayı dijital medya açısından değerlendiren Kocaeli Üniversitesi Gazetecilik Bölüm Başkanı Prof. Dr.Baştürk ise yapay zekânın artık gençler için bir arkadaşlık ve duygusal destek aracına dönüşmesinin teknoloji şirketlerine önemli sorumluluklar yüklediğini söyledi.  

Baştürk, özellikle sohbet botlarına eklenen sesli yanıtlar ve daha doğal konuşma özelliklerinin gençlerin yapay zekâ ile kurduğu bağı güçlendirdiğini belirtti:

“Psikolojik desteğe erişim herkes için kolay olmayabilir. Bu nedenle yapay zekânın hızlı yönlendirmelerini olumlu değerlendirenler var. Ancak ben olumlu bakmıyorum sebebi yapay zekânın ne kadar güvenilir bir psikolojik destek kaynağı olduğunun hâlâ tartışmalı olması. Çünkü çoğu zaman kullanıcıyı olumlayan, eleştirel olmayan bir iletişim kuruyor. Genellikle ‘haklısınız, doğru düşünürsünüz’ gibi ifadeler kullanıyor”  

Prof. Dr. Emel Baştürk

Baştürk’e göre asıl tartışılması gereken nokta, yapay zekâ sistemlerini geliştiren şirketlerin etik sorumluluğu.  

Baştürk, “Bu şirketlerin gençlerin yapay zekâyı hangi amaçlarla kullandığını dikkate alarak güvenlik önlemlerini geliştirmesi gerekiyor. İnsan iyiliğini gözeten teknolojiler geliştirilmeli. Özellikle ruh sağlığıyla ilgili konularda gerektiğinde kullanıcıyı bir uzmana yönlendirilmesini sağlayabilecek yazılımlara da ihtiyaç var” dedi.   

“Yapay zekâ okuryazarlığı artık zorunluluk”  

Dijital medya okuryazarlığının artık tek başına yeterli olmadığını, eğitim sistemine de yapay zekâ okuryazarlığının da eklenmesi gerektiğini söyleyen Baştürk, “Bizim dijital medya okuryazarlığı eğitimine artık yapay zekâ okuryazarlığı eğitimini dahil etmemiz gerekiyor. Çünkü biz akademisyenlerin yapay zekânın eleştirel düşünme becerisini zedeleyeceği ya da erozyona uğratacağı yönünde genel kaygılarımız var” dedi.  

Yapay zekânın gerekli gereksiz çok ulaşılabilir olduğunu gençlerin bu sebepten düşünme süreçlerinden uzaklaşabileceklerinden dolayı endişe taşıdıklarını söyleyen Baştürk, “Gençler artık çok sorgulamıyor hemen her şeyin yanıtını hızlıca hazır bulmaya çalışıyorlar” diye konuştu.  

Yapay zekânın zaman zaman gerçeğe aykırı bilgiler üretebildiğini ve bunun literatürde “yapay zekâ halüsinasyonu” olarak adlandırıldığını hatırlatan Baştürk, kullanıcıların bu yanıtları sorgulamadan doğru kabul etmesinin ciddi sorunlara yol açabileceğini belirtti.  

Bu duruma örnek olarak Kanada’nın New Brunswick Yasama Meclisi’nde konuşma yapan siyasetçi Bill Oliver’ı gösteren Baştürk, Oliver’ın konuşmasını yapay zekâya hazırlattığını, ancak yapay zekânın metne eklediği “Bu bölümün daha doğal bir versiyonunu yeniden yazabilirim” notunu fark etmeyerek kürsüden okuduğunu hatırlattı. Baştürk, bu örneğin yapay zekâ çıktılarının mutlaka insan denetiminden geçirilmesi gerektiğini gösterdiğini söyledi.  

Türkiye’nin yeni teknolojilere çok hızlı uyum sağladığını ancak eğitim süreçlerinin aynı hızda ilerlemediğini belirten Baştürk, “Sosyal medyada olduğu gibi yapay zekâda da önce kullanıyoruz, sonra nasıl kullanılması gerektiğini tartışıyoruz. Türkiye’de çocukların ve gençlerin yapay zekâ kullanımına ilişkin geniş katılımlı araştırmalara ve yapay zekâ okuryazarlığını merkeze alan eğitim politikalarına ihtiyaç var” dedi.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler