Reykjavík’teki Harpa Konser ve Konferans Merkezi’nde 8 Ekim’de başlayan Arctic Circle Assembly, 10 Ekim’de sona erdi. Serinin ilk yazısında açılış gününü, ABD, Danimarka ve Grönland arasındaki yeni savunma anlaşmasını, Kanada ile Çin’in Arktik politikalarını aktarmıştım. Bu yazıda ikinci günün ve kapanışın öne çıkan başlıklarını derledim: Arktik’in ötesine uzanan bir yapay zekâ sohbeti, Arktik bilimini COP31’e bağlama çabası ve Türkiye’nin kutup gündemi.
“Bazen en cesur adım durmaktır”: Tómasdóttir ve Harris yapay zekâyı konuştu
İkinci günün ve hatta tüm etkinliğin en fazla dikkat çeken genel oturumlarından biri, İzlanda Cumhurbaşkanı Halla Tómasdóttir ile Center for Humane Technology’nin kurucu ortağı Tristan Harris’in “The Humanity Dilemma: AI and the Future We Choose” başlıklı sohbetiydi. Tómasdóttir konuşmasına teknolojide bazen yapılabilecek en cesur şeyin durmak olabileceğini söyleyerek başladı. Bunu ilerlemeyi durdurmak için değil, ilerlemenin insanlığı nereye götürdüğünü sormak için söylüyordu. İzlanda’nın bu tartışma için doğru yer olduğunu savunan Tómasdóttir, 40 yıl önce, 1986’da iki süper gücün liderlerinin Reykjavík’te bir araya gelerek nükleer uçurumdan geri çekilmeyi hayal ettiğini hatırlattı: “Anlaşma imkânsız göründüğünde bile diyalog tarihin akışını değiştirebilir; gelecek kaçınılmaz değildir, insanların yaptığı seçimlerle şekillenir.”
BU HABERİ, T24 ABONELERİNİN DE
SAĞLADIĞI KATKIYLA OKUYORSUNUZ.
T24'E ABONE OL,
BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞİ DESTEKLE!
Zaten abone misiniz? Üye girişi yapın
Tómasdóttir, bu yaz bir küresel yapay zekâ komisyonuna üye olduğunu da anlattı. Komisyonun temmuzdaki ilk toplantısında bir üyenin karşı karşıya olunan en büyük riskin “uyuyan hükümetler” olduğunu söylediğini aktaran Tómasdóttir, konunun siyasi cepheleri aştığını vurgulamak için Bernie Sanders ile Steve Bannon’ın bile bu başlıkta aynı fikirde olabildiğini hatırlattı. Çok taraflı sistemin zorlandığı bir dönemde hükümetlerin insanlığı güvende tutacak asgari güvenceler için nasıl birlikte çalışabileceğini sordu.
Tómasdóttir’in “Dünyanın en güçlü liderlerinin kulağı sizde olsaydı onlardan ne yapmalarını isterdiniz?” sorusuna Harris sorunu doğru tanımlamaktan söz ederek başladı. Charles Kettering’in “Doğru ifade edilmiş bir sorun, yarı yarıya çözülmüş sorundur” sözünü hatırlatan Harris, önceliğinin herkesin bu teşviklerin bizi hangi geleceklere götürdüğünü anlaması olduğunu belirtti. Ardından Neil Postman’a atıfla şöyle dedi: “Netlik cesarettir.” Bir konuda tamamen net olduğunuzda, başka bir sonuç için cesur ve daha önce denenmemiş adımlar atmaya hazır olursunuz. Dünya liderlerinden kaçının yapay zekânın kontrol edilemeyen yönlerini ve bunu besleyen teşvikleri bütünüyle kavradığı sorusunu da gündeme getiren Harris, “Sanmıyorum” dedi ve bu netliği liderler ile ulusal güvenlik yetkilileri arasında yaygınlaştırmak için geniş bir alan bulunduğunu ekledi.
NATO Askerî Komite Başkanı Amiral Giuseppe Cavo Dragone ve Arctic Circle Başkanı, İzlanda’nın eski Cumhurbaşkanı Ólafur Ragnar Grímsson
Hükümetlerin ortak çerçeveler üzerinde nasıl birlikte çalışabileceği sorulduğunda Harris, sorunu biyolog E. O. Wilson’a atfedilen bir cümleyle özetledi: İnsanlığın temel sorunu “Paleolitik beyinler, Orta Çağ kurumları ve tanrısal teknoloji” arasındaki zaman uyumsuzluğuydu. Bu üç unsurun farklı zaman ölçeklerinde işlediğini anlatan Harris’e göre çözüm şu adımlardan geçiyordu: beyinlerimizin işleyişini dikkate almak, kurumları teknolojiden de yararlanarak 21. yüzyıla uyarlamak ve güçlü teknolojileri devreye sokarken bilgelik ile ölçülülük göstermek. Bunun sosyal medya için olduğu kadar nasıl kontrol edileceği bilinmeyen yapay zekâ için de geçerli olduğunu söyledi. Sahnede aklına gelen bir fikri de paylaşan Harris, birkaç ay sonra toplanacak G20’yi örnek gösterdi ve 20 liderin bu tabloyu birlikte gözden geçirmesinin nasıl sağlanabileceğini sordu.
Tómasdóttir’in “refah ekonomisi” sorusuna yanıt veren Harris, başarıyı GSYİH gibi dar bir ölçüte indirgemenin bizi bugünkü noktaya getiren yaklaşım olduğunu söyledi. Değerlere çoğulcu bakmak gerektiğini bir örnekle anlattı: Tek hedefiniz dünyadan olabildiğince çok kereste çıkarmaksa ormanlar yok olur, bu yüzden ağaç kesimine ulusal parklarla sınır getirilir. Dikkat ekonomisinde de çocuklar için benzer bir “ulusal park” oluşturulabileceğini söyleyen Harris, gerekçesini şöyle açıkladı: “Genç zihinleri paraya çeviremezsiniz.” Çocuklar için sosyal medyada yasak ya da yaş sınırı getiren ülkeler arasında Avustralya, Fransa, İspanya, Yunanistan ve Danimarka’yı sayan Harris, geçen hafta Meksika’nın da bu ülkelere katıldığını düşündüğünü belirtti. Okulların akıllı telefonsuz hâle geldiğini, koridorlara kahkahaların geri döndüğünü ve test sonuçlarının da önceki gidişatın tersine döndüğünü söyledi.
Teknolojik ilerlemenin kaçınılmaz olduğu, tren istasyondan çıktıktan sonra geri çevrilemeyeceği yönündeki yaygın kanıya karşı çıkan Harris, nasıl bir teknoloji istediğimizi seçebileceğimizi vurguladı ve Montreal Protokolü’nü örnek gösterdi: 190 ülke ozon tabakasına zarar veren kimyasallar konusunda trenin henüz istasyondan çıkmadığını söyleyerek ortak karar almıştı.
Reykjavík’ten Antalya’ya: Arktik’in sesi COP31’e taşınıyor
Günün sonunda, Arktik Konseyi’nin altı çalışma grubundan biri olan Arktik İzleme ve Değerlendirme Programı’nın (AMAP) düzenlediği “From Reykjavík to Antalya: Arctic Science & the Road to COP31” oturumu Arktik bilimini kasımda Antalya’da toplanacak COP31’e bağlamayı amaçladı. Oturumu AMAP Sekreter Yardımcısı Heïdi Sevestre yönetti.
Açılış konuşmasını Grönland’ın Reykjavík Temsilciliği Başkanı Karsten Peter Jensen, toplantıya katılamayan Grönland Çevre, Doğa, Enerji ve Araştırma Bakanı Jørgen Rosbach adına yaptı. Grönland’ın 2024’te Paris Anlaşması’na katıldığını hatırlatan Jensen, iklim krizinin ulusal sınır tanımadığını vurguladı. Amazon’un “dünyanın akciğeri” olarak anıldığını, Grönland’ın ise deniz seviyesini ve okyanus akıntılarını düzenleyen “dünyanın iklim kalbi” olduğunu söyledi.
Ardından söz alan Dışişleri Bakanlığı Enerji, Çevre ve Sınıraşan Sular Genel Müdürü Büyükelçi Zafer Ateş, COP31’e yaklaşık 100 bin delegenin katılmasının beklendiğini, zirvede yaklaşık 100 devlet ve hükümet başkanının yer alacağını söyledi. Bunun Türkiye’nin ev sahipliği yaptığı en büyük Birleşmiş Milletler etkinliği olacağını belirtti.
Ateş, Arktik’in küresel ortalamanın dört katı hızla ısındığını ve son 11 yılın en sıcak yıllar olarak kayıtlara geçtiğini hatırlattı. Paris Anlaşması’nın üzerinden 10 yıl geçtiğini belirterek “daha fazla taahhütten uygulamaya geçme” çağrısı yaptı. Elektriğin nihai enerji tüketimindeki payının 2035’e kadar yüzde 35’e çıkarılması hedefine de değinen Ateş, bunun hızlandırılmış yatırım ve uluslararası iş birliği gerektirdiğini söyledi.
Ateş’in vurguladığı başlıklardan biri de kutup bölgeleri ve okyanuslardı. Buzul, deniz buzu ve deniz ekosistemlerindeki değişimlerin deniz seviyesini, okyanus dolaşımını ve karbon döngüsünü etkilediğini anlattı. Atlantik meridyen dolaşımının yavaşlamasının Kuzeybatı Avrupa’da daha sert kışlara ve daha kurak yazlara yol açtığını söyledi. Türkiye’nin de içinde bulunduğu Akdeniz havzasında sıcaklık artışının küresel ortalamanın yüzde 20 üzerinde olduğunu aktardı. Ateş, bazı tahminlere göre okyanus ekosistemlerindeki bozulmanın 2050’ye kadar maliyetinin 400 milyar doları aşabileceğini de ekledi.

Bilim, diplomasi ve sanayi: TÜBİTAK oturumunda Türkiye’nin kutup yol haritası
Serinin ilk yazısında başlığını andığım ve 8 Ekim akşamı yapılan “Türkiye in the Arctic: Science, Infrastructure, Governance” oturumunda Türkiye’nin kutup gündemi diplomasi, sanayi ve saha çalışmaları üzerinden ele alındı. Oturumu TÜBİTAK Kutup Araştırmaları Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Burcu Özsoy yönetti. Özsoy açılışta Türkiye’nin kutup bölgeleriyle temasının “ne yenidir ne de yalnızca ortaya çıkan jeopolitik veya ekonomik gelişmelere dayanmaktadır” dedi. Bu temasın bilimsel araştırmalar, uluslararası iş birliği, kurumsal kapasite geliştirme ve genişleyen ulusal kutup programı aracılığıyla zaman içinde geliştiğini anlatan Özsoy, Türkiye’nin Arktik’le bağlarının bilimin de ötesine geçtiğini, diplomasi, denizcilik, gemi inşası, mühendislik, lojistik, altyapı ve uluslararası ticaret alanlarında önemli bir tecrübeye sahip olduğunu söyledi. “Arktik’te meydana gelen olaylar, Yüksek Kuzey’in çok ötesinde sonuçlar doğurmaktadır” diyen Özsoy, oturumu diplomatik ve stratejik, sanayi ve lojistik, bilimsel ve denizcilik olmak üzere üç perspektifi bir araya getirecek şekilde tasarladıklarını belirtti.
İlk söz Dışişleri Bakanlığı Enerji, Çevre ve Sınıraşan Sular Genel Müdürü Büyükelçi Zafer Ateş’indi. Ateş, Türkiye’nin bir Arktik devleti olmadığını ama kendisini bölgenin geleceğinde kararlı bir paydaş olarak gördüğünü söyledi. Kutup bölgelerine yönelik kapsamlı bir yaklaşımları bulunduğunu ve temaslarının koordineli bir kurumsal yapıya dayandığını belirten Ateş, TÜBİTAK Kutup Araştırmaları Enstitüsü ile Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın temel bilimsel ve operasyonel koordinatör olarak görev yaptığını, Dışişleri Bakanlığı’nın ise diplomatik angajmana liderlik ettiğini anlattı. Yeni kurulan Bakanlıklar Arası Kutup Bölgeleri Koordinasyon Kurulu’nun da hem Arktik hem Antarktika’daki bilimsel, stratejik ve diplomatik varlığı güçlendirmeye yönelik bir yol haritası belirlediğini ekledi. Bilimi “kutup diplomasimizin belkemiği” olarak tanımladı. Türkiye’nin 2019’dan bu yana altı ulusal Arktik bilimsel araştırma seferi yaptığını, sonuncusunun bu yılın temmuzunda Norveç’in Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde ve Svalbard çevresinde, Arjantin, Uruguay ve Bulgaristan’dan bilim insanlarıyla ortak yürütüldüğünü aktardı. Yedinci seferin 2027 yazında planlandığını duyurdu. Ateş ayrıca Svalbard Antlaşması’nın Türkiye için yürürlüğe girdiğini, Türkiye’nin Nisan 2025’te Uluslararası Arktik Bilim Komitesi’nin (IASC) 25. üyesi olduğunu ve bu yıl Antarktika Antlaşması kapsamında Danışman Ülke statüsü için başvurulduğunu söyledi. Ateş, Reykjavík’teki Türk Büyükelçiliği’nin yakın zamanda açıldığını, yeni atanan Büyükelçi Mustafa Levent Bilgen’in görevine başladığını ve salonda bulunduğunu belirterek bu adımın Arktik’teki diplomatik ve bilimsel ilişkilere katkı sağlayacağını söyledi. Türkiye’nin Reykjavík’teki ilk Büyükelçisi olan Bilgen, etkinliği üç gün boyunca yerinde takip etti.
Ateş, Arktik Konseyi’ni bölgedeki iş birliğinin birincil uluslararası forumu olarak gördüklerini belirtti. Türkiye’nin gözlemci statüsü için daha önce başvurduğunu, Konsey’de kararlar oy birliğiyle alındığı için başvurunun o dönemde sonuçlandırılamadığını söyledi: “Biz bunu kapanmış bir sayfa olarak görmüyoruz.” Ateş, Konsey’in mevcut koşulları altında yeni gözlemciler konusunda oy birliğine varılmasının yakın vadede ulaşılabilir görünmediğini, bu nedenle koşullar daha elverişli hâle gelene kadar yeni bir başvuruyu ertelemeyi tercih ettiklerini ifade etti. Hedeflerinin değişmediğini belirten Ateş, aktif bir kutup araştırmaları programına sahip bir deniz ulusu olarak Türkiye’nin Konsey çalışmalarına katkı sağlayabileceğine inandıklarını, amaçlarının projelerin kapsamını veya yönünü değiştirmeye çalışmadan teknik uzmanlığı paylaşmak ve yürütülen projeleri desteklemek olduğunu söyledi.
Güvenlik başlığında Ateş, Arktik Konseyi’nin sekiz üyesinden yedisinin NATO müttefiki olduğunu hatırlatarak Türkiye’nin gelişmeleri “360 derecelik bir güvenlik yaklaşımıyla” izlediğini belirtti. Okyanusların COP31 Eylem Gündemi’nin 10 önceliğinden biri olduğunu, kutuplara ilişkin özel etkinlikler planladıklarını da ekledi.
Oturumun ikinci konuşmacısı Optimal Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı ve MÜSİAD Genel Başkanı Burhan Özdemir, Arktik’i yalnızca coğrafi ya da çevresel bir mesele olarak değil, sanayi, teknoloji ve iş dünyası açısından giderek önem kazanan stratejik bir alan olarak ele aldı. Özdemir, MÜSİAD’ın 78 ilde ve 84 ülkede 100 noktada temsil edildiğini, çatısı altında 60 binden fazla şirket bulunduğunu söyledi. İş birliği alanları olarak gemi yapımı ve denizciliği, soğuk iklim mühendisliğini, iklimlendirmeyi, enerjiyi, dijital teknolojileri, inşaatı ve soğuk zinciri saydı. Türkiye’nin konumunu “Doğu’nun Batı’sı ve Batı’nın Doğu’su” diye özetleyen Özdemir, MÜSİAD’ın yakın gelecekte Arktik ülkelerinde bir yapılanma kurmayı hedeflediğini de aktardı.
Son konuşmacı TÜBİTAK Kutup Araştırmaları Enstitüsü Müdür Yardımcısı Dr. Kaptan Özgün Oktar oldu. Oktar, yeni rotalardan çok Türkiye’nin Arktik dışı bir devlet olarak nasıl sürekli ve sorumlu katkı sunabileceği sorusuna odaklandı: “Seferler gözlemleri üretir, gözlemler belirsizliği anlamamıza yardımcı olur ve denizcilik operasyonlarında belirsizlikler riske dönüşür.” Arktik deniz taşımacılığının küresel denizcilik sektörünün hâlâ küçük bir bölümünü temsil ettiğini hatırlatan Oktar, harita üzerinde kısa görünen bir rotanın asıl sınavının tüm maliyetler hesaba katıldığında “güvenilir bir takvim” sunabilmek olduğunu söyledi. 11 Antarktika ve 6 Arktik seferine katılan Oktar, son seferde ekibin 22 günde yaklaşık 4 bin deniz mili kat ettiğini ve 90’dan fazla istasyonda veri topladığını aktardı. Projelerin okyanus koşullarını, deniz buzunu ve atmosferi incelediğini; mikroplastikler ve farmasötik kirleticilerin yanı sıra planktonlardan deniz memelilerine uzanan canlılar üzerinde biyolojik araştırmalar yürütüldüğünü anlatan Oktar, veri merkezleri ve açık erişim politikalarının sefer sonuçlarını herkes için erişilebilir ve yeniden kullanılabilir kılmak açısından hayati önem taşıdığını da vurguladı. Hedefin “her sefer bittikten sonra da katkıları uzun süre faydalı kalmaya devam eden güvenilir bir ortak” olmak olduğunu söyledi.
Prof. Dr. Burcu Özsoy, Büyükelçi Zafer Ateş, Burhan Özdemir ve Dr. Kaptan Özgün Oktar. (Fotoğraf: Uraz Kaspar)
Son günde sivil ağlar: Türkiye’de genç bir Arktik bilgi topluluğu
Üç günlük programın son günü olan 10 Ekim’de Nordik Baltık Enstitüsü’nün (NBI) düzenlediği “Türkiye & the Arctic: Epistemic & Civil Networks” oturumu yapıldı. NBI Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Esra Öztürk, oturumu mayıs ayında Grönland’da Nuuk ve Ilulissat’ta karşılaştığı bir soruyla açtı. Yerel halkın ilk sorusu “Sizi buraya ne getirdi?” olmuştu ve Öztürk’e göre oturumun çıkış noktası da buydu. Yaklaşık altı ay önce Türkiye’de kurulduğunu söyleyen NBI’nın kurucusu Öztürk, oturumda Türkiye’nin Arktik ile ilişkisini sivil ve epistemik ağlar üzerinden ele alacaklarını belirterek sözü konuşmacılara bıraktı.
NBI Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Dr. Mustafa Furkan Durmaz, Türkiye’de Arktik üzerine üretilen bilgiyi haritalandırdığı çalışmayı sundu. Veri setinde 71 tez, 135 Türkçe makale, 208 uluslararası çalışma, 14 kitap ve 50 üniversite dersi yer alıyordu. Durmaz, Türkiye’de “genç ve büyüyen” bir Arktik bilgi topluluğunun bulunduğu sonucuna vardı. Yeditepe Üniversitesi’nden Doç. Dr. Gizem Çakmak ise “Polar Research in Türkiye: Funding, Priorities and Expert Networks” (“Türkiye’de Kutup Araştırmaları: Fonlama, Öncelikler ve Uzman Ağları”) başlıklı sunumunda Türkiye’de kutup araştırmalarının fonlanma yapısını ve önceliklerini ele aldı. Boğaziçi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Mehmet Levent Kurnaz ise bu tür ağların nasıl oluştuğunu kendi deneyimiyle anlattı: “Sabah kalkıp ‘epistemik ağ kurayım’ demem; ‘Bugün yeni bir şey öğrenmeliyim, bilgiye katkıda bulunmalıyım’ derim.” Oturuma video mesajla katılan Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nden Doç. Dr. Ebru Caymaz, Türkiye’nin kutup angajmanının 1932’deki 2. Uluslararası Kutup Yılı’na uzandığını hatırlattı. Türk tersanelerinin buz sınıfı gemi ve buzkıran inşasında uzmanlaştığını belirten Caymaz, yaklaşan Uluslararası Kutup Yılı’nda Türk bilim insanlarının özellikle sosyal bilimler, yönetişim, kutup hukuku, sürdürülebilir kalkınma ve yerli bilgi üretimi alanlarında çok uluslu projelere katkı verebileceğini söyledi. Yine video mesajla katılan Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikalar Kurulu Başkan Vekili ve Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Büyükelçi Prof. Dr. Çağrı Erhan’ın özeti de aynı çizgideydi: “Saha çalışmaları veri üretir, ağlar bu veriyi paylaşılan bilgiye dönüştürür, paylaşılan bilgi güven inşa eder ve güven de diyaloğun üzerinde durabileceği sağlam bir zemin oluşturur.”
Burada Dr. Eda Ayaydın’a bir özür borcum var. Etkinlikte kaçırdığıma üzüldüğüm tek oturum, kendisinin konuşmacı olduğu “Arktik Dışı ve Gözlemci Olmayan Devletlerin Rolü” oturumuydu. 10 Ekim sabahı 08.30’da başlayan oturumun resmî programdaki adı “The Role of Non-Arctic & Non-Observer States” idi. Oturumu Prens II. Albert Monako Vakfı, Portekiz Uluslararası İlişkiler Enstitüsü, Malaurie Arktik Araştırmalar Enstitüsü ve Nord Üniversitesi Yüksek Kuzey İş ve Yönetişim Merkezi birlikte düzenledi. Programa göre moderatörlüğünü Nord Üniversitesi Yüksek Kuzey İş ve Yönetişim Merkezi Müdürü ve Fridtjof Nansen Enstitüsü kıdemli araştırmacısı Andreas Raspotnik yaptı. Konuşmacılar arasında Ayaydın’ın yanı sıra Brezilya’daki Rio Grande do Sul Federal Üniversitesi Kutup ve İklim Merkezi Müdürü Jefferson Simões, Prens II. Albert Monako Vakfı Kutup Girişimi Direktörü Salomé Mormentyn ve Portucalense Üniversitesi’nden Yardımcı Doçent Céline Rodrigues yer aldı. Ayaydın’ın sunumunun başlığı “Performing Presence: Türkiye in the Arctic” idi. Simões Brezilya’nın, Mormentyn küçük devlet hayırseverliğinin, Rodrigues ise Portekiz’in Arktik’teki yerini ele aldı. İlk fırsatta bu oturumla ve Arktik dünyasıyla ilgili sorularımı Ayaydın’a yöneltip yanıtlarını sizlerle paylaşacağım.
Harpa’dan yansıyan tablo: Arktik’te olanlar Arktik’te kalmıyor
Son iki günün gündemi yapay zekâdan iklim müzakerelerine, Grönland’ın sesinden Türkiye’nin kutup gündemine uzansa da ortak bir çerçeve çizdi. Tómasdóttir’in sahnede vurguladığı gibi gelecek kaçınılmaz değil, insanların yaptığı seçimlerle şekilleniyor. Bu seçimler artık tek bir bölgenin ya da tek bir ülkenin gündemiyle sınırlı kalmıyor.
Türkiye’den katılan isimlerin oturumlardaki ortak mesajı bilim, diplomasi ve sanayinin iş birliği içinde ilerlemesi yönündeydi. Altıncı sefer tamamlandı, yedinci sefer 2027 yazı için planlanıyor ve COP31 gündemi öne çıkarılıyor. Önümüzdeki süreçte de Türkie’nin Arktik macerasını ve bölgeye yönelik çalışmalarını takip edip yazmaya devam edeceğim.
Özet olarak, Büyükelçi Ateş’in TÜBİTAK oturumunda söylediği cümle belki de üç günün en güzel özeti gibiydi: “Arktik’te olanlar maalesef Arktik’te kalmıyor.”
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


