KHK ile ihraç edilmişti; Berlin Parlamentosu’na seçilen Betül Havva Yılmaz: Siyasete bir sabah uyanarak girmedim

KHK ile ihraç edilmişti; Berlin Parlamentosu’na seçilen Betül Havva Yılmaz: Siyasete bir sabah uyanarak girmedim

Üniversitesinden ihraç edilmek üzereyken Almanya’ya yerleşmek zorunda kalan Barış Akademisyeni Betül Havva Yılmaz, Rize Çamlıhemşinli muhafazakâr bir ailede başlayıp Berlin Eyalet Parlamentosu’nda devam eden hikâyesinin kırılma anlarını T24’e anlattı.

havva betül yılmaz
Soldaki fotoğraf: Lucia Jost

Berlin’de 20 Eylül'de gerçekleştirilen seçimlerden önemli bir başarıyla ayrılan Sol Parti ve partinin Başbakan adayı Elif Eralp, dünyada ve Türkiye'de gündemdeki yerini korurken çeşitli partilerden aday olan 10 Türkiye kökenli isim de Berlin’de milletvekili seçildi.

Sosyal Demokrat Parti, Yeşiller Partisi ve Sol Parti’den toplam 29 Türkiye kökenli adayın yarıştığı seçimde, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nden (ESOGÜ) ihraç edilmek üzereyken Almanya’ya göç eden Betül Havva Yılmaz da milletvekili seçildi.

ABONE OL

Sol Parti’nin Neukölln listesinin 3. sıra adayı olarak Berlin Eyalet Parlamentosu’na seçilen Barış Akademisyeni Yılmaz ile hayat hikâyesini ve siyasetteki yeni göreviyle yapmak istediklerini konuştuk.

“10 Ekim’den şans eseri sağ çıktım, Almanya’ya geldikten sonra pasaportuma tahdit kondu“

“Bu suça ortak olmayacağız” başlıklı bildiriye imza attıktan sonra ESOGÜ‘deki görevinden ihraç edilmek üzereyken Almanya’ya göç eden Yılmaz, Almanya’da bu kadar uzun bir macerası olacağını düşünmediğini şu sözlerle anlattı:

“Türkiye’de özellikle Gezi Direnişi ile başlayan ve 2015’te Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) seçim başarısının ardından tırmanan Saray rejiminin baskılarından nefes alamaz hâle gelmiştik. Çalıştığım üniversite Gezi Direnişiyle kıymetli meslektaşım Nuriye Gülmen’e ve bana defalarca soruşturma açtı. HDP‘nin 7 Haziran seçimlerindeki başarısının ardından iktidar memlekette korku iklimi yaratmıştı. Suruç Katliamı İle başlayan süreçte memleketin pek çok yerinde akıl almaz acılar yaşatıldı. 10 Ekim katliamından şans eseri sağ kurtuldum. “Bu Suça Ortak Olmayacağız!” dediğimiz için Barış Akademisyenleri olarak ‘terörist‘ ilan edildik, kanlarımızla duş yapılmak istendi, bazılarımız yaşadığı şehirlerde hedef gösterildi, ölümle tehdit edildik, hakkımızda soruşturmalar açıldı. Darbe girişiminin ardından OHAL ilan edildi ve 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde yayımlanan KHK ile Kocaeli Üniversitesinden Barış Akademisyenleri ihraç edildi. Sıranın bize de geleceğini biliyorduk. Ben de 2017 yılının başında düşünmeye çok da fırsat bulamadan Almanya’ya geldim. Ne kadar kalacağıma dair bir fikrim yoktu ama geldikten bir ay sonra KHK ile ihraç edilip pasaportuma tahdit konunca bu durum değişene dek Türkiye’ye gidemeyeceğim belli oldu.“

Fotoğraf: Tian Sthr

Pasaportunun tahdidinin yaklaşık 5 yıl sonra kaldırıldığını söyleyen Yılmaz, bu sürede Türkiye’ye gidip gelemese de Almanya’da kendine yeni bir hayat kurabildiğini söylerken bu cümleden “Türkiye çok karanlıktı ama Almanya bir cennetti ve gelir gelmez şahane bir hayatım oldu“ gibi bir anlam çıkmaması gerektiğinin de altını çizdi.

Seçim sonuçlarının ardından şaşkın, heyecanlı ve biraz da endişeli olduğunu kaydeden Yılmaz, bunun büyük bir sorumluluk üstlenmiş olmalarından kaynaklandığını vurguladı. "Ellerinden gelenin en iyisini yapacaklarından emin olduğunu" da belirten Yılmaz, "şimdiye kadar ne yaptıysa yol arkadaşlarıyla birlikte yaptıklarını ve seçim sürecinde çok fazla kişinin emeği olduğunu" söyledi.

“Siyasete bir sabah uyanarak girmedim“

Partili siyasete Almanya’ya göç ettikten sonra giren Yılmaz, bu kararı da kendi deyimi ile “bir sabah uyanarak“ almadığını, sürecin kendisini bu noktaya getirdiğini söyledi.

Rize Çamlıhemşinli muhafazakâr bir ailede büyüdüğünü anlatan Yılmaz, “Ailem sol görüşlü değildi ama haksızlıklar karşısında kimse sessiz kalamazdı. Zaten ailemin kadınları mücadeleci, güçlü, örnek aldığım kadınlardı. Yine de bugün savunduğum bazı düşünceleri pek çok kişiye göre daha geç öğrenip kavradım. Fakat o andan itibaren bu düşünceleri savunmaktan ve uğruna bedel ödemekten hiç çekinmedim.Sol görüşlü olmayan bir ailede yetişmem sayesinde farklı kesimlerin bakış açılarını da anlayabildim“ diye konuştu.

Eskişehir‘de çalıştığı yıllarda bir partiye üye olmasa da o dönemde sol hareket içinde yer aldığını Yılmaz, “Biriyle eylemler örgütledik, diğeriyle mahallelerde çocuklar için atölyeler düzenledik, bir diğeriyle siyasi toplantılar organize ettik, Barış Akademisyenleriyle dayanışma dersleri yaparak sonradan pek çok şehirde kurulacak Dayanışma Akademilerinin ve Eskişehir Okulunun tohumlarını ektik. Bir partide değil de Eğitim-Sen’de örgütlü olmak benim için ofisime bütün muhalif ve sorgulayan öğrencilerin girip çıkabilmesi de demekti. Bundan vazgeçmek istemedim. Zaten Eğitim-Sen için sendikal mücadele hiçbir zaman yalnızca emeğin fiyatı için verilen bir mücadele değildi; nasıl bir ülkede, nasıl bir toplumda yaşayacağımızın da mücadelesiydi. Bu yüzden mücadelemiz işyerinin kapısında başlamadı, orada da bitmedi.“ dedi.

Fotoğraf: Tian Sthr

Sokak eylemlerinden Berlin Eyalet Parlamentosu‘na

Almanya’ya geldiği ilk günden itibaren de sokaktaki siyasetin içinde olduğunu belirten Yılmaz, ilk olarak yerleştiği şehir olan Tübingen’de KHK ile ihraç edilen öğretmenler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın açlık grevlerini desteklediğini ve Barış Akademisyenleri'nin ifade özgürlüğüne yönelik müdahalelere karşı da mücadele ettiğinden bahsetti.

Tübingen'deki sendikacılarla ve solcularla birlikte Türkiye’deki ifade özgürlüğüne destek vermeyi amaçlayan bir inisiyatif kurduklarını da anlatan Yılmaz, daha sonra mesleki nedenlerle başka bir şehre taşındığını ve orada da göçmenlerle birlikte gönüllü faaliyetlerde bulunduğunu söyledi.

Berlin’deki Sol Parti örgütünün kapı kapı gezerek insanlar için çözümler üretmeye çalışmasından etkilenen Yılmaz, bunun parçası olmak istediğini söyleyerek o sırada Almanya'da erken seçim ilan edildiğini ve kendisinin de Federal Meclis Seçimi'ne giden süreçte Sol Parti‘nin seçim çalışmalarında yer aldığını anlattı.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Berlin örgütünün bu seçim çalışmasını desteklediğini belirten Yılmaz, TİP Berlin ile Sol Parti Neukölln arasındaki iletişim ve koordinasyonu üstlendiğini de kaydetti. Federal Meclis Seçimi'nden sonra Sol Parti Neukölln içinden bir ekibin kendisine Eyalet Seçimi için aday olmayı düşünüp düşünmediğini sorduğunu aktaran Yılmaz, “Ben önce paniğe kapıldım, hayal bile edemedim ama hem o ekip, hem Sol Parti Neukölln örgütü hem de TİP Berlin örgütü bu adaylığı destekleyeceğini söyledi. Beni ikna eden yalnızca bu destek değil kendimi sorumlu hissetmem oldu.“ diye konuştu.

“Bir gün bir partide siyaset yapacağımı aklımdan bile geçirmezdim“

Sol Parti‘nin hâlâ göçmenlerin çok dahil olabildiği bir parti olmadığını ve bunu değiştirmek için partide ve mecliste göçmen temsiliyetini gözetmenin yanı sıra seçim sürecinde ve sonrasında emekçilere ve mahallelilere kendi ana dillerinde ulaşabilmek olduğunu savunan Yılmaz, adaylığıyla TİP Berlin örgütünün de seçim kampanyasına özellikle ana dil desteğinde bulunmasının çok kıymetli olduğunu söyledi.

Yılmaz, “Kapısını çaldığımız kiracılarla, sokakta konuştuğumuz mahallelilerle, grevine desteğe gittiğimiz emekçilerle Türkçe konuştuğumuz için daha sıcak, daha samimi bağlar kurabildik. Bize güvendiler, bize katıldılar ve birlikte çalışabildik. Seçimden sonraki gün grevlerini başından sonuna kadar desteklediğimiz Vivantes emekçileri iş yerlerinde bir araya gelip beni aradılar ve içlerinden biri meclise girdiği için çok mutlu olduklarını söylediler. O an bütün emeklerimizin karşılık bulduğu andır benim için.“ ifadelerini kullandı.

Kendisinin milletvekili olmak gibi bir düşüncesinin hiç olmadığını vurgulayan Yılmaz, "bir gün bir partide aktif siyaset yapacağını bile aklının ucundan geçirmediğini çünkü sorunları düzeltmenin sokakta mümkün olduğuna inananlardan olduğunu" söyledi. Sokaktaki mücadeleyi meclise taşımak amacıyla aday olduğunu söyleyen Yılmaz, parlamentoda geçireceği süreçte de bu amaçla çalışacağını açıkladı.

Parlamentodaki göreviyle "mücadele edenlere omuz vermeye devam edeceğini" söyleyen Yılmaz; yıllardır parçası olduğu hareketlerin taleplerini, yolunda gitmeyen şeyleri meclis kürsüsünde dile getirip tüm vekilleri göreve davet edeceğini ve Neukölln’de açacakları büroda mahallelilerle bir araya gelerek mücadeleyi büyütmeye gayret edeceğini söyledi.

Parlamentoda karşılaşacakları zorluklara dair de düşüncelerini paylaşan Yılmaz, kişisel olarak yalnız olmayacağını bildiği için bireysel endişelere yer vermediğini kaydetti. Sol Parti’nin seçim başarısının ardından çıkarılan tartışmaların ise büyük konut tekellerini kamulaştırma vaatleriyle ilgili olduğunu savunan Yılmaz, “Kiralara üst sınır getirilecek, eşit işe eşit ücret verilecek, emekçiler hakkını alacak diyoruz. Sadece 3 Euro karşılığında yemek yenilen mahalle kantinleri açılacak, Berlin herkesin bütçesine uygun bir şehir olacak. Seçim kampanyası yürütürken ‘bu söylediklerinizi yapabileceğinize kimseyi inandıramazsınız, kimse size oy vermez’ diyorlardı. Şimdiyse Berlin’de seçme hakkı olanların dörtte birinin bize inandığını görünce paniğe kapıldılar. Çünkü bu saldırıları düzenleyenler halk için değil patronlar için siyaset yapanlar, halkın sorunlarını değil sermayenin çıkarlarını önceleyenler. Ama meydanı onlara bırakacak değiliz!” diye konuştu.

İlgili İçerikler