Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah el-Sisi, görev süresinin 2030’da sona ereceğini açıklarken anayasanın değiştirilmeyeceğini söyledi. Ancak 2013’te askeri darbeyle iktidara gelen Sisi’nin geleceğine ilişkin bu açıklama, ülkenin son 13 yıllık siyasi geçmişini yeniden gündeme getirdi. Muhalefete yönelik tutuklamalar, kitlesel gözaltılar ve cezaevlerindeki koşullara ilişkin insan hakları örgütlerinin raporları, Sisi döneminin en tartışmalı başlıkları arasında yer alıyor.
Mısır Askeri Akademisi’ndeki mezuniyet töreninde konuşan 71 yaşındaki Sisi, başkanlık görevinin 2030’da sona ereceğini belirterek, iktidardan ayrılması konusunun artık tartışmaya açık olmadığını ifade etti. Sisi, “2030 yılı, başkanlık dönemimin sonu olacak. Bu konu tamamen çözüldü” dedi.
BU HABERİ, T24 ABONELERİNİN DE
SAĞLADIĞI KATKIYLA OKUYORSUNUZ.
T24'E ABONE OL,
BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞİ DESTEKLE!
Zaten abone misiniz? Üye girişi yapın
“Mısır anayasasına dokunulmayacak” diyen Sisi, devlet yönetiminde sorumluluk üstlenebilecek kişilerin yetiştirilmesine de vurgu yaptı. Açıklama, Sisi’nin görev süresini uzatmaya yönelik yeni bir anayasal düzenleme yapılmayacağı mesajı olarak yorumlanabilecek olsa da, ülkenin siyasi geleceğinin nasıl şekilleneceğine ilişkin soru işaretlerini ortadan kaldırmış değil.
Darbe sonrası iktidarını pekiştirdi
Sisi, Temmuz 2013’te dönemin Savunma Bakanı olarak, Mısır’ın ilk demokratik seçimlerle göreve gelen Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin devrilmesine öncülük etti. Müslüman Kardeşler hareketinden Mursi’nin görevden uzaklaştırılması, ülke genelinde protestolara ve güvenlik güçlerinin müdahalelerine yol açtı. Sisi, 2014’te cumhurbaşkanı seçilerek resmen devletin başına geçti.
2018’de ikinci kez seçilen Sisi’nin iktidarda kalmasının önünü açan en önemli adımlardan biri, 2019’da yapılan anayasa değişikliği oldu. Değişiklikle cumhurbaşkanının görev süresi dört yıldan altı yıla çıkarılırken, Sisi’nin 2024 sonrasında bir dönem daha görev yapabilmesine imkân tanındı. Böylece normal şartlarda sona ermesi beklenen görev süresi 2030’a kadar uzatıldı.
Sisi, Aralık 2023’te yapılan seçimleri de kazanarak üçüncü dönemine başladı. Muhalefet adaylarının karşılaştığı baskılar ve seçim ortamına ilişkin eleştiriler, insan hakları kuruluşlarının raporlarında yer aldı. 17 Ekim 2026’da yaptığı son açıklamada ise görev süresinin 2030’da biteceğini ve anayasanın yeniden değiştirilmemesi gerektiğini savundu. Bu açıklama, 2019’daki düzenlemeyle belirlenen takvime bağlı kalacağı yönünde bir mesaj olarak öne çıktı.
Cezaevlerinde 60 binden fazla siyasi tutuklu
Sisi yönetiminin en çok eleştirildiği alanların başında muhaliflere yönelik operasyonlar, kitlesel tutuklamalar ve cezaevi koşulları geliyor. İnsan hakları örgütleri, 2013’teki darbeden sonra yalnızca Müslüman Kardeşler üyelerinin değil, gazetecilerin, insan hakları savunucularının, avukatların, öğrencilerin ve laik muhaliflerin de soruşturma ve kovuşturmalarla karşı karşıya kaldığını bildiriyor.
Mısır’daki siyasi tutukluların sayısına ilişkin veriler ise kaynaklara ve kullanılan tanımlara göre değişiyor:
- 60 binden fazla vicdan mahkûmu: İnsan hakları örgütlerinin paylaştığı tahminler arasında yer alıyor. Bu sayı, siyasi nedenlerle tutulduğu değerlendirilen kişilere ilişkin bir tahmin; güncel ve bağımsız biçimde doğrulanmış resmî cezaevi sayımı değil.
- Yaklaşık 65 bin siyasi tutuklu: Arap İnsan Hakları Bilgi Ağı’nın Mart 2021 itibarıyla aktarılan verilerinde yer alıyor.
- Yaklaşık 120 bin toplam tutuklu: Aynı ağın 2021 verilerinde bildirilen toplam sayı. Bu rakam, siyasi tutukluların yanı sıra diğer suçlamalarla tutulan kişileri de kapsıyor; güncel toplam olarak değerlendirilmemeli.
- En az 26 bin yargılama öncesi tutuklu: Yine 2021 tarihli verilerde yer alan bu sayı, henüz davaları sonuçlanmamış kişilere ilişkin.
Dolayısıyla, Mısır cezaevlerinde bugün kaç kişinin bulunduğuna ve bunların kaçının siyasi nedenlerle tutulduğuna ilişkin kesin, güncel bir toplam vermek mümkün değil. Bununla birlikte, insan hakları kuruluşlarının on binlerle ifade ettiği siyasi tutuklu tahminleri, sorunun Sisi dönemindeki temel tartışma konularından biri olmayı sürdürdüğünü gösteriyor.
Mursi cezaevinde hayatını kaybetti
Sisi dönemindeki cezaevi koşullarına ilişkin eleştirilerin en dikkat çekici örneklerinden biri, görevden uzaklaştırılan Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin ölümü oldu. Mursi, Haziran 2019’da bir duruşma sırasında fenalaşarak hayatını kaybetti. Human Rights Watch, Mursi’nin uzun süreli tecrit altında tutulduğunu ve yeterli tıbbi bakıma erişemediğini bildirdi. Birleşmiş Milletler uzmanları da cezaevi koşullarının ölümüne katkıda bulunmuş olabileceğine dikkat çekti. Örgüt, ölümle ilgili bağımsız bir soruşturma yapılmadığını kaydetti.
İnsan hakları kuruluşları, Mısır cezaevlerinde yetersiz sağlık hizmetleri, aşırı kalabalık hücreler, kötü beslenme, aile ziyaretlerine getirilen kısıtlamalar ve tutukluların kitap, gazete ve açık havaya erişiminin engellenmesi gibi sorunları da belgeliyor. Bu koşulların bazı tutukluların ölümüne veya sağlıklarının ağır biçimde bozulmasına yol açtığı yönünde eleştiriler bulunuyor.
Kahire yönetimi Eylül 2021’de bir ulusal insan hakları stratejisi başlatmış, tutukluların haklarının korunması ve cezaevlerindeki koşulların iyileştirilmesi gibi hedefler açıklamıştı. Ancak insan hakları savunucuları, açıklanan hedeflerle uygulama arasında ciddi bir mesafe bulunduğunu savunuyor.
Tutuklu ailelerinden Londra’da yeni girişim
Sisi’nin 2030’da görevi bırakacağını açıkladığı günlerde, Mısır’daki siyasi tutukluların durumunu uluslararası gündemde tutmayı amaçlayan yeni bir girişim de öne çıktı. Middle East Eye’ın aktardığı açıklamaya göre, siyasi tutukluların ailelerini temsil etmek üzere Londra’da Mısır Tutuklularının Aileleri Derneği (FEDA) kuruldu. Dernek, Mısır içinde ve dışında kurumlarla temas kurarak tutukluların serbest bırakılması için çalışacağını duyurdu.
FEDA’nın hedefleri arasında Birleşmiş Milletler kuruluşlarıyla görüşmek, tutukluların karşılaştığı ihlalleri uluslararası platformlara taşımak, hukuki girişimlerde bulunmak ve adil yargılanma koşullarının sağlanmasını talep etmek bulunuyor. Dernek ayrıca, tutukluların ailelerinin sesini duyurmayı ve siyasi tutukluluk meselesini uluslararası gündemde tutmayı amaçlıyor.
Bu girişim, Mısır’da siyasi tutukluların durumuna ilişkin tartışmaların yalnızca ülke içindeki muhalefetle sınırlı kalmadığını, ailelerin ve hak savunucularının uluslararası alanda da baskı oluşturmaya çalıştığını gösteriyor.
Sisi’nin önündeki dört yıl: Halef hazırlığı ve bölgesel gerilimler
Sisi’nin son konuşmasında dikkat çeken bir başka başlık da gelecekte ülkeyi yönetecek kadroların yetiştirilmesine yönelik planı oldu. Reuters ve Mısır basınında yer alan bilgilere göre, Askeri Akademi bünyesinde yaklaşık 30 ay sürecek bir programla geleceğin devlet yöneticilerinin yetiştirilmesi planlanıyor. Programın kapsamı ve mezunların cumhurbaşkanlığına adaylık sürecinde nasıl bir rol oynayacağı konusunda ise ayrıntılar henüz netleşmiş değil.
Sisi’nin açıklamaları, ülkenin ekonomik ve bölgesel baskılarla karşı karşıya olduğu bir dönemde geldi. Mısır, Etiyopya’nın Nil Nehri üzerindeki Büyük Etiyopya Rönesans Barajı nedeniyle uzun süredir su güvenliği anlaşmazlığı yaşıyor. Sudan’daki savaş ve Kızıldeniz’deki güvenlik sorunları da Kahire’nin bölgesel politikalarının önemli başlıkları arasında bulunuyor.
Sisi, 17 Ekim’deki konuşmasında Suudi Arabistan’ın güvenliğine yönelik desteğini de yineledi. Reuters’ın haberine göre, Yemen’deki Husilerin saldırıları karşısında Riyad’dan resmî talep gelmesi durumunda Mısır’ın gerekli önlemleri almaya hazır olduğunu belirtildi. Olası askerî adımlar için yasal düzenlemenin parlamentonun onayına sunulduğu kaydedildi.
Sisi’nin 2030 açıklaması, böylece yalnızca görev süresine ilişkin bir taahhüt olarak değil, halefiyet hazırlığı ve Mısır’ın gelecekteki yönetim yapısına dair mesajlarla birlikte gündeme geldi. Ancak ülkenin siyasi hayatında muhalefetin hareket alanı, tutukluların durumu ve seçimlerin rekabet koşulları gibi başlıklar, bu geçişin nasıl gerçekleşeceği konusundaki tartışmaların merkezinde kalmaya devam ediyor.


