ABD’de hemen hemen her gün, en az 8 saat süren canlı Twitch yayınlarında gündem yorumlarıyla 3 milyondan fazla bir takipçi kitlesine ulaşan bir Türk var. Hasan Piker… Piker, özellikle son bir yılda ABD’de Demokrat Sosyalist hareketin kazandığı ivmede kitlesiyle ciddi bir rol oynarken, yer yer sert yorumlarıyla Cumhuriyetçilerin, hatta bazı Demokratların “tehdit” unsuru hâline gelen, kendini “solcu siyasi yorumcu” olarak tanımlayan biri.
Hasan Piker; ABD’de doğmuş, çocukluk yıllarını ailesiyle Türkiye’de geçirmiş ve üniversite eğitimi için geri döndüğü ABD’den hiç dönmemiş. Önce dayısı Cenk Uygur’un Young Turks kanalında yorumcu olarak çıkıp ilgi çekmiş, 2018’de ise bağımsız medya yolculuğuna bugün 3 milyondan fazla takipçisi olan Twitch kanalını açarak çıkmış: Hasanabi olmuş.
BU HABERİ, T24 ABONELERİNİN DE
SAĞLADIĞI KATKIYLA OKUYORSUNUZ.
T24'E ABONE OL,
BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞİ DESTEKLE!
Zaten abone misiniz? Üye girişi yapın
Son iki yıla kadar “Hasanabi”yi bilmek için internet kültürünün sıkı takipçisi olmak, Twitch platformunu ve yayıncıları takip eden ağırlıklı genç bir kitlenin parçası olmak gerekiyordu. Bugün ise The Wall Street Journal okuyan biri “İnternetin kışkırtıcı ismi Hasan Piker, Demokratları çileden çıkarıyor” başlığını görüyor, Rolling Stone dergisi alanlar “Neden herkes Hasan Piker’den korkuyor?” sorusuyla karşılaşıyor.
Piker, New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani, Demokrat Parti’nin Michigan adaylığı ön seçimini kazanan Abdul El Sayed gibi, partinin merkez kanadına yeni bir soluk getiren çok sayıda ismin seçim kampanyalarına da aktif bir biçimde dâhil oluyor. Bu isimlerin karşısında olanlar, rakiplerine karşı “Hasan Piker’le bir araya gelmek” kozunu kullanıyor.
İnternette büyümüş ve sosyal medyanın öfkeden doğan gücünü tatmış biri olarak Piker’in sık sık dolaşıma sokulan tartışmalı ifadeleri de var. Piker 2019 yılında bir yayında “ABD 11 Eylül’ü hak etti” ifadesini kullanmış, daha sonra “uygunsuz” olduğunu belirterek yayınını kaldırmıştı.
Piker’e göre kendisinden korkan insanlar Cumhuriyetçi de olsa Demokrat da olsa mevcut düzeninin değişmesini istemeyen çıkar grupları. Kendi kitlesini ise “45 yaşın altında, üniversite mezunu ancak ekonomik açıdan ‘hayal kırıklığına uğramış’ ve ‘öfkeli’ insanlar” olarak tanımlıyor. ABD’de sosyalist hareketin bir parçası olarak Piker, ‘sosyalizm’ ifadesinin Türkiye’de anlaşıldığından farklı olduğunu söylüyor ve ekliyor: “ABD’de Türkiye’deki insanların muhtemelen ‘Bu mu radikal sosyalist girişim?’ diye güleceği şeylerden söz ediyoruz. Mesela ABD’de bizim büyük, radikal sosyalist projemiz dediğimiz şeylerden biri, kamusal bir sağlık sistemi kurmaya çalışmak”.
35 yaşındaki Piker, 18 yıl yaşadığı Türkiye’de gündemi artık takip etmediğini söylüyor. Piker için “son damla” İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması olmuş. Öte yandan her gün saatlerce siyaset ve gündem konuştuğu kariyerinin arkasında Türkiye’de büyüdüğü yılların da olduğunu söylüyor: “Leman, Penguen ve Uykusuz’un büyük bir hayranıydım. Siyasi hiciv dergilerini çok okurdum. Gazete de okurdum, büyük bir gazete okuruydum. Siyasete zaten hep ilgim vardı.
Erdoğan’ın yükselişini gördüm, değil mi? Türkiye’de büyürken bunu bizzat yaşadım ve bunun bazı olumsuz sonuçlarını da gördüm. Sanırım siyasi yolculuğum da orada başladı.“
18 Ağustos'ta YouTube'da yayınladığımız söyleşinin yazılı hâlini de yayımlıyoruz:
Geçen hafta Rolling Stone dergisinde “Neden Herkes Hasan Piker’den Korkuyor” başlıklı bir söyleşinizi okuduk. Sizce sizden “korkanlar” kimler?
Bence yalnızca benden değil, benim bu daha geniş hareketin bir ifadesi olmamdan da ciddi biçimde endişe duyan insanlar var. Çok varlıklı insanlar bunların başında geliyor. Siyonistler, kesinlikle. İsrail’de finansal çıkarları olanlar ya da şu ya da bu nedenle İsrail’in bölgedeki saldırgan tutumunun devam etmesini isteyenler de buna dahil. Elbette büyük ilaç şirketlerinin yöneticileri de var. Sağlık sektöründeki bazı yöneticilerin de endişeli olduğunu tahmin ediyorum. Çünkü hareketimizin temel taleplerinden biri, hükümetin çok uzun zamandır özelleştirilmiş olan bazı işlevlerinin yeniden kamusallaştırılması. Sağlık hizmetleri de bunlardan biri.
Dolayısıyla ülkede iktidar çevrelerinde oldukça rahat bir konuma yerleşmiş ve uzun süredir kendi çıkarları doğrultusunda yasalar çıkarılmasını sağlayan birçok farklı şirket çıkar grubu var. Bu çıkarlar da çoğu zaman işçi sınıfının ihtiyaçlarıyla çatışıyor. En çok korkanların bu kesimler olduğunu söyleyebilirim.
“Giderek daha fazla ileri yaşta kişi internetin bizim tarafımızda neler olduğuyla ilgileniyor”
Bahsettiğiniz kişiler toplumun daha güçlü kesimlerini oluşturuyor. Ama aynı zamanda yayınlarınız her gün çok sayıda kişi tarafından izleniyor. Sizi izleyen kitlenin profili nasıl? Kimleri etkiliyorsunuz?
Demografik olarak baktığımızda, 45 yaşın altında, üniversite mezunu ancak ekonomik açıdan aşağı doğru hareketlilik yaşayan bir kesimden söz ediyoruz. Bu grup, mevcut Amerikan işçi sınıfının giderek en büyük bölümünü oluşturuyor.
ABD’de sanayi altyapımızı büyük ölçüde yok ettik. Artık örneğin 1990’larda olduğu sayılarda kömür madencileri ya da sanayi işçileri yok. Dolayısıyla bugün işçi sınıfının büyük bölümü, ciddi ekonomik gerilemelerin ardından iş piyasasına giren üniversite mezunu genç profesyonellerden oluşuyor.
Bu insanlar çoğu zaman eğitimlerinin ve yetkinliklerinin altında işlerde çalışıyor. Amazon teslimatı, Uber Eats ya da Postmates gibi gig ekonomisi işlerinde çalışanlar da var. Bunlar oldukça öfkeli ve hayal kırıklığına uğramış insanlar. Aynı zamanda eğitimliler ve yaşam koşullarını iyileştirecek değişiklikler istiyorlar.
Benim destekçi tabanımın merkezinde de esas olarak bu kesim var. Daha geniş anlamda bu hareketin merkezini de onlar oluşturuyor. Benim kitlem biraz daha genç, ağırlıklı olarak 18-35 yaş aralığında diyebilirim.
Ancak son dönemde giderek daha ileri yaşlardan seçmenlerin de internetin bizim tarafımızda neler olup bittiğine dikkat etmeye başladığını görüyoruz.
“Türkiye’den bakıldığında anlaşıldığından daha mütevazi bir sosyalizmden bahsediyoruz”
Ama aynı zamanda, belki geçen yıla kadar, en azından Türkiye’den baktığımızda sizi daha çok yayınlarınızla, internet kültürünün bir parçası olarak görüyorduk. Bu yıl ise sizi daha çok sokaklarda görüyoruz.
Aslında protestolara her zaman katıldım ve zaman zaman seçim kampanyalarında da yer aldım ama hiçbir zaman bu ölçüde değildi.
Bu seçim döneminde daha fazla sorumluluk almaya ve topluluğumun ağırlığını güvendiğim adayların arkasına koymaya karar vermemin nedeni, çok büyük bir hoşnutsuzluk ve öfke görmemdi. Protestolara çıktığımda da bunu açıkça görüyordum.
Benim takipçilerim zaten her zaman öfkeliydi. Bu kez çok daha fazla Amerikalının, çok daha fazla Demokrat seçmenin de aynı öfkeyi ve hoşnutsuzluğu paylaştığını gördüm.
Üstelik bu yalnızca Trump yönetimine yönelik değildi. Trump yönetimi olağanüstü derecede başarısız, inanılmaz derecede yozlaşmış, dünyanın dört bir yanında son derece şiddet yanlısı bir yönetim oldu. İnsanlar Demokratlara da kızgındı. Demokratların etkisiz olmasına, güçsüz kalmasına öfkeliydiler.
İşte o noktada şunu fark ettim: Bunlar 65 yaşındaki insanlar. Eğitimli, varlıklı, banliyölerde yaşayan ve Demokrat Parti’nin, özellikle de partinin daha muhafazakâr kanadının tabanını oluşturan insanlar. Ve artık onlar da Bernie tarzı, parti düzenine karşı çıkan bir hareket arıyordu. O zaman “bizim zamanımız geldi” diye düşündüm.
Bu yüzden kampanyalara daha önce hiç olmadığım kadar fazla dahil oldum. Ve şu ana kadar bunun oldukça iyi sonuç verdiğini düşünüyorum.
Amerika Demokratik Sosyalistleri, Demokrat Parti’yi daha sosyalist bir yöne çekmeye çalışan önemli bir güç olarak zaten uzun zamandır var.
Tabii şu aşamada bunun anlamı aslında oldukça mütevazı sosyal demokrat politikalar.
Türkiye’deki insanların muhtemelen “Bu mu radikal sosyalist girişim?” diye güleceği şeylerden söz ediyoruz. Mesela ABD’de bizim büyük, radikal sosyalist projemiz dediğimiz şeylerden biri, kamusal bir sağlık sistemi kurmaya çalışmak.
Peki önümüzdeki birkaç yıl içinde Demokrat Parti içindeki demokratik sosyalist hareketin, daha genel olarak da ABD’deki demokratik sosyalist hareketin nasıl bir noktaya geleceğini düşünüyorsunuz?
Şu ana kadar olağanüstü başarılı olduğumuzu söyleyebilirim. Bizim tarafımız neredeyse her zaman rakiplerinden daha az para harcıyor, daha az kaynağa sahip oluyor. Geleneksel medya kuruluşlarından da aynı ölçüde görünürlük elde etme imkanımız yok. Önceki medya düzeninde, seçmenlerin büyük bölümü bilgiyi MSNBC, CNN, ABC ya da CBS gibi geleneksel kuruluşlardan alırken, bizim desteklediğimiz adayların seçmene ulaşması muhtemelen çok daha zor olurdu. Ama artık benim de dahil olduğum, internetteki birçok farklı mecra ve isimden oluşan bağımsız bir medya koalisyonu bu adayları destekliyor.
Aynı zamanda çok disiplinli bir saha örgütlenmemiz var. Kapı kapı dolaşan, adaylar için sahada çalışan ve telefonla seçmenlere ulaşan güçlü bir aktivist tabanımız bulunuyor. Şimdiye kadar ön seçimlerde bu kadar büyük başarı elde etmemizin temel nedenlerinden biri de tam olarak bu.
Bu yüzden gelecek konusunda çok heyecanlıyım. İyi yönetimin ne anlama geldiğine dair güveni yeniden inşa etmek ve iyi yönetimi demokratik sosyalizmle özdeşleştirmek için çalışıyoruz. New York’ta yapılan da tam olarak bu ve orada çok büyük bir başarı elde edildi.
Yakın zamanda yayımlanan bir ankete göre, şu an görev süresinin bu aşamasında herhangi bir New York belediye başkanının sahip olduğu en yüksek onay oranına sahip. Bu gerçekten olağanüstü.
Bu başarıların her biri diğerinin üzerine ekleniyor. Böylece kendimizi kanıtlıyor, yeniden meşruiyet kazanıyor ve geniş halk kesimlerine siyaseti farklı şekilde yaptığımıza dair güven veriyoruz. Şirketlerin ihtiyaçlarını değil, insanların ihtiyaçlarını merkeze alan farklı bir siyaset yapıyoruz.
Bu noktadan itibaren Demokrat Parti ön seçimlerini yakından takip ediyoruz. Peki yaklaşan ara seçimlerle ilgili bir öngörünüz var mı? Geçen seçimlere kıyasla farklı bir tablo göreceğimizi düşünüyor musunuz?
Aslında bu değişim şimdiden başladı. Çünkü ara seçimlerdeki bazı yarışlarda, ön seçimi kazanan adayların genel seçimi kazanması neredeyse garanti. Bunlar Demokratların çok güçlü olduğu seçim bölgeleri. Dolayısıyla genel seçimde kazanacak bir grup demokratik sosyalist aday, Demokrat Parti’nin ideolojik yapısını şimdiden değiştiriyor.
Ben ayrıca Senato için yarışan Abdul El-Sayed’in kazanacağı konusunda da oldukça umutluyum. En azından bu seçim döneminde benim en fazla emek verdiğim, üzerinde çalıştığım en büyük kampanya bu. Bunun çok büyük bir zafer olacağını düşünüyorum.
Bu elbette Demokratlar açısından da önemli, çünkü Demokratların Senato’daki çoğunluğu koruması gerekiyor ve bunun için Abdul El-Sayed’in Michigan’da Mike Rogers’ı yenmesi gerekiyor.
Ama bunun yalnızca demokratik sosyalizm açısından bir zafer olacağını söylemem. Çünkü Abdul El-Sayed demokratik sosyalist değil, kendisi açıkça kapitalist olduğunu söylüyor. Ancak Bernie çizgisindeki Demokratlar, partinin Bernie kanadı ve daha genel anlamda sol popülist hareket açısından çok önemli bir zafer olacak.
“Bir alternatif gerekli ama bu statükoyu temsil eden Demokrat Parti olamaz”
Peki sizce bu değişimin arkasındaki en büyük itici güç ne? ABD iç siyaseti mi, dış politika mı, ekonomi mi, yoksa genel olarak Trump yönetimi mi?
Bence bunların hepsinin birleşimi. Trump’ın çok ciddi bir negatif kutuplaşma yarattığını düşünüyorum. Çok kaba ve yolsuzluğunu son derece açık biçimde sergileyen biri. Trump’ın yolsuzluğunu saklama gibi bir durum söz konusu değil. Gerçekten benzeri görülmemiş bir seviyede. Bunun birçok Amerikalıyı öfkelendirdiğini düşünüyorum.
Aynı zamanda insanların ekonomik olarak canı yanıyor. Geçim sıkıntısı çekerken yönetime olumlu yaklaşacak bir ruh halinde değiller. Bence bu hoşnutsuzluğun ilk kez daha yapıcı bir şeye yönlendirilebilmesinin asıl nedeni de bu.
Trump bütün savaşları sona erdireceğini söyledi ama daha fazla savaş başlattı. İran’da yaşananlara bakın, Hürmüz Boğazı kapalı.
Dolayısıyla bütün bunlar Amerikalılarda geniş çaplı bir hayal kırıklığı ve öfke yaratıyor. İnsanlar bir alternatif arıyor. Ve bu alternatif yalnızca statükoyu temsil eden Demokrat Parti olamaz.
“Türkiye siyasetine daha az dikkat etmeye başladım”
Türkiye gündemini takip edebiliyor musunuz? Sürekli haberleri takip ettiğinizi biliyorum ama odağınız daha çok ABD. Genel olarak Türkiye’yi takip ediyor musunuz, Türkiye’deki takipçilerinizle de Amerikalı takipçileriniz kadar etkileşim kuruyor musunuz?
Hayır, kesinlikle o kadar değil. Hatta Türkiye siyasetine giderek daha az dikkat etmeye başladım. İstanbul Belediye Başkanı’nın tutuklanması ve hakkında dava sürecinin başlamasından sonra, Türkiye’de iç siyasette olup bitenleri çok fazla takip etmedim.
Ama tabii Erdoğan’ın özellikle bölgedeki hamleleriyle ilgili ne yaptığını düzenli olarak duyuyorum. Onu, ABD’nin bölgede kurmaya çalıştığı daha geniş düzenin içinde rol oynayan bir aktör olarak görüyorum. Aynı zamanda Amerikan hedeflerine rağmen bir ölçüde Türkiye’nin egemenliği için alan açmaya çalışan bir aktör olduğunu da düşünüyorum.
Ancak Türkiye’nin iç siyaseti konusunda çok bilgili değilim. Daha çok, örneğin İsrail’in Türkiye hakkında söylediklerini takip ediyorum. F-35 sevkiyatlarının İsrail tarafında tartışma konusu olduğunu biliyorum.
İsrail’in Türkiye’yi uzun vadeli bir düşman olarak gördüğünü düşünüyorum. Bunun nedenlerinden biri de Türkiye’nin, özellikle Suriye’deki hamleleriyle, bölgesel bir aktör olarak kendisine başarılı biçimde güç alanı açmış olması.
Türkiye zaman zaman Rusya ile Ukrayna arasında arabulucu rolü de oynadı. Erdoğan’ın dış politikada attığı adımların bütünü, Türkiye’yi Orta Doğu sahnesinde daha güçlü bir aktör haline getirdi.
Bence İsrail tarafından Türkiye’ye yönelik ciddi bir düşmanlığın ortaya çıkmasının nedeni de bu. Çünkü İsrail, Türkiye’nin bölgede kazandığı bu alanı geri itmek istiyor.
Üniversitede siyaset okuduğunuzu biliyorum. Aynı zamanda Türkiye’de büyüdünüz. Peki haberlere, bölgesel gelişmeleri ve ABD siyasetini takip etmeye olan ilginiz nereden geliyor? Siyaset her zaman ilginizi çekiyor muydu? Sonuçta saatlerce, bazen 10 saat boyunca siyaset konuştuğunuz yayınlar yapıyorsunuz. Bu ilginin nereden başladığını merak ediyorum.
Leman, Penguen ve Uykusuz’un büyük bir hayranıydım. Siyasi hiciv dergilerini çok okurdum. Gazete de okurdum, büyük bir Hürriyet okuruydum. Siyasete zaten hep ilgim vardı.
Erdoğan’ın yükselişini gördüm. Türkiye’de büyürken bunu bizzat yaşadım ve bunun bazı olumsuz sonuçlarını da gördüm. Sanırım siyasi yolculuğum da orada başladı.
Tabii o dönem sosyalist değildim. Böyle kavramları zaten hiç anlamıyordum. Ama her zaman oldukça liberal, oldukça ilerici biriydim. Yetiştirilme biçimim ve gelişimim böyleydi.
Toplumsal baskının bazı biçimleri beni çok rahatsız ediyordu. Aynı zamanda ABD’nin bölgede yaptıklarından da çok rahatsızdım. 11 Eylül sonrasında başlayan “teröre karşı savaşın” bölgede yarattığı etkilerin bir kısmını Türkiye’de büyürken ben de deneyimledim ve bu benim için oldukça öfke vericiydi.
Sonra Comedy Central’da Jon Stewart’ın sunduğu The Daily Show’u izlemeye başladım. Onun büyük bir hayranıydım. Amerikan siyasetine olan ilgim ve merakım da esas olarak orada gelişti.
“Bir medya kuruluşunda çalışsaydım editoryal kontrolüm olmazdı, kendi başına kazandığım parayı da ödeyemezlerdi”
Peki programınızı daha ana akım bir mecrada, televizyonda ya da belki bir YouTube kanalında yapmayı hiç düşündünüz mü? En azından bu yönde teklifler aldınız mı?
Evet teklif aldım ama hayır, ben bunu asla yapmazdım. Bunun en önemli nedenlerinden biri editoryal kontrolü elimde tutmak zorunda olmam.
Çok daha büyük, kurumsal bir medya kuruluşunda çalışsaydım, her şeyden önce kendi başıma kazanabildiğim kadar para ödeyemezlerdi. Çünkü burada aboneliklerle finanse edilen, kendi kendini sürdüren bir sistemim var. Gelirim buradan geliyor. Herhangi bir kurumsal sponsorluk almak zorunda değilim. Hiç reklam da yayımlamıyorum. Dolayısıyla benden daha güçlü bir kurumun karşıma geçip bana neyi söyleyip neyi söyleyemeyeceğimi dikte etmesi gibi bir durum yok.
Bir örnek vereyim. 7 Ekim 2023’ten sonra kurumsal sponsorlarım olsaydı, Filistin hareketi ve Filistin’in özgürleşme mücadelesi hakkında bu kadar açık ve güçlü biçimde konuşamazdım. Çünkü sponsorlar hemen gelip, “Programınızı iptal ediyoruz” derdi. Ana akım medyada tanıdığım birçok kişinin programı gerçekten de iptal edildi. Mehdi Hasan bunlardan biriydi, Joy Reid de bir başkasıydı.
MSNBC sözde liberal bir kanal, liberal bir haber ağı. Ama sunucularının önemli bir bölümünü işten çıkardılar. Bu isimlerin bazıları daha sonra bağımsız medyaya geçti, kendi yayınlarını yapmaya başladı ve şimdi oldukça başarılılar.
Ama mesele tam da bu. Ben en başından beri buradaydım. Profesyonel medya kariyerimin son 13 yılında her zaman açık sözlü bir sosyalist ve anti-emperyalist oldum. Sosyalist olmak bile 10-13 yıl önce oldukça “toksik” kabul ediliyordu. Bugün o kadar değil. Ama anti-emperyalist olmak her zaman çok daha kabul edilemez görüldü.
Çünkü anti-emperyalizm, Amerikan istisnacılığı fikrinin tam merkezine bir kama sokuyor. Batı dünyasındaki birçok insanı, Amerika’nın dünyadaki konumunu ve kendisini “dünyanın polisi” olarak görmesini yeniden düşünmeye zorluyor. Peki bu gerçekten iyi bir şey mi?
Bence birçok Amerikalı aslında barışçıl insanlar. Kendilerini barış yanlısı olarak görüyorlar. Ama Amerikan emperyalizminin buna rağmen devam ettiğini anlamıyorlar. Kurumsal medya da onları çok hızlı biçimde Amerika’nın savaş yürütmesi gerektiğine ikna edebiliyor.
Ancak bugün şirketlerin medya üzerindeki o eski sıkı hakimiyeti artık eskisi kadar güçlü değil. İran’daki askeri müdahale konusunda kamuoyuyla yönetim arasında bu kadar büyük bir görüş ayrılığı görmemizin nedenlerinden biri de bu.
Aynı şekilde birçok insan İsrail’in bölgede gerçekte ne yaptığını görmeye başladı. İnsanlar kitlesel protestolar ve kitlesel mobilizasyonlarla tekrar tekrar hoşnutsuzluklarını dile getiriyor.
Ülkede ana akım medyanın ciddi bir güvenilirlik krizi yaşadığını düşünüyorum. Bizim tarafımızın süreç içinde daha görünür hale gelmesinin nedeni de tam olarak bu. Çünkü üzerimizde böyle bir editoryal kontrol yok. Gerçekten neye inanıyorsak onu söylüyoruz ve doğru olduğuna inandığımız şeyi dile getiriyoruz.


