YÖK ve TOBB iş birliğiyle 7 pilot ilde başlatılarak üniversite-sanayi ilişkilerinde yeni bir döneme kapı açan İME modeli, üç gün devamsızlığın dönem tekrarına neden olması ve öğrencilere asgari ücretin yüzde 30'unun ödenmesi gibi nedenlerle tartışmaları da beraberinde getirdi. 180 bin öğrenci ile başlatılan modele dair değerlendirmelerde bulunan uzmanlar, modelin risklerini ve alınması gereken önlemleri T24’e anlattı. Eğitim-Sen MYK üyesi ve Yükseköğretim Sekreteri Evrim Gülez, eğitimciler olarak temel kaygılarının üniversitelerin akademik eğitim sorumluluğunu giderek işletmelere devretmesi ve öğrencilerin eğitim hakkının işgücü piyasasının ihtiyaçlarına tabi hale getirilmesi olduğunu kaydetti. İş Güvenliği uzmanı Deniz İpek de MESEM’de mesleki eğitimin kamusal eğitim kurumlarında verilmesi yerine çocukların işletmelere gönderilmesinin bir benzerinin, İME modeliyle yükseköğretim düzeyine taşındığını söyledi, "Öğrenci, çalışma hayatının gerçek tehlikeleriyle karşı karşıyadır. Makineye sıkışma, yüksekten düşme, elektrik çarpması, kimyasal maruziyet, meslek hastalığı, şiddet ve mobbing bunların başında gelir” diye konuştu.
Kocaeli Üniversitesi Kongre Merkezi’nde düzenlenen "Yükseköğretimde Mesleki Eğitimin Yaygınlaştırılması Programı"nda konuşan Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Erol Özvar, 2026-2027 eğitim yılı itibariyle uygulanacak İşletmede Mesleki Eğitim (İME) modelini duyurmuştu. Öğrencilerin en az bir dönemini kesintisiz şekilde stajda geçireceği model, ilk etapta Ankara, Bursa, Gaziantep, İstanbul, İzmir, Kocaeli ve Konya olmak üzere 7 pilot ildeki 185 ön lisans programında hayata geçirilecek.
BU HABERİ, T24 ABONELERİNİN DE
SAĞLADIĞI KATKIYLA OKUYORSUNUZ.
T24'E ABONE OL,
BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞİ DESTEKLE!
Zaten abone misiniz? Üye girişi yapın
Henüz deneme aşamasında olmasına rağmen üniversitelerdeki sağlık programlarından teknikerlik bölümlerine, medya bölümlerinden moda tasarımı gibi sanatsal içeriği yoğun bölümlere kadar toplam 185 bölümü kapsayacak. İlk aşamada 81 üniversitede hayata geçirilecek model kapsamında şirketler ve üniversiteler arasında işbirliği protokolleri imzalanacak, öğrenciler okudukları üniversitenin anlaşmalı olduğu şirketler arasında tercih yapacak.
Mazeretsiz ve izinsiz art arda üç iş günü devamsızlık yapanın okulu bir dönem uzayacak
İME Usul ve Esasları’na göre öğrenci en az 14 hafta ve 70 iş günü kesintisiz biçimde işletmede bulunacak; dönemin 30 AKTS’lik ders yükünün tamamını burada geçirecek ve işletmenin çalışma saatlerine uyacak. İME sürecini okudukları şehirde geçirmek zorunda olacak öğrenciler, mazeretsiz ve izinsiz art arda üç iş günü devamsızlık yaptığı takdirde dönem uzatacak. Hastalık nedeniyle rapor alsa bile işe gitmediği günler için ücret ödenmeyecek.
Yayımlanan yönergeye göre şirketler, öğrencilere asgari ücretin yüzde 30’unu ödeyecek. Devlet, küçük işletmelere bu ücretin 2/3’ünü, 20’den fazla çalışanı olan işletmelere ise 1/3’ünü geri ödeyecek.
İşletmeleri denetlemek için görevli akademisyenlerin her dönem iki kere iş yerini denetlemesi gerekecek. Sorumlu akademisyenlerin ulaşımı üniversite karşılayacak, ancak öğretim elemanına öğrenci sayısından bağımsız olarak en fazla beş saatlik ders yükü tanınırken kaç öğrenciden ve işletmeden sorumlu olacağına ilişkin olarak bağlayıcı bir üst sınır da bulunmuyor.
YÖK’ün yayınladığı yönetmeliğe göre öğrencilerin ulaşım ve beslenme giderleri de şirketlerin kendi işçilerine sunduğu olanaklar ile karşılanacak. Yani servis vb. olanakların olmadığı iş yerlerinde çalışan öğrenciler bu giderleri alacakları stajyer ücreti ile karşılamak zorunda kalacak.
YÖK ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ortaklığıyla çıkartılan İME modelinin deneme sürecinin başarılı olması durumunda kapsamın daha da genişletilerek üniversite-sektör ortaklığının daha da kurumsallaştırması hedefleniyor. Nitekim, yönetmelikte sektör ve oda temsilcilerine kurullarda doğrudan yer verilirken bazı kurullarda üç üniversite temsilcisinin karşısında üç TOBB temsilcisi bulunuyor. Yani bu kurullar müfredatın sektör ihtiyaçlarına uyumunu, işletmeleri ve kontenjanları belirlerken öğrenciler ve eğitimciler ise aynı biçimde temsil edilemeyecek.
Peki, bu model öğrencilerin ihtiyaç duyduğu mesleki eğitimi karşılarken ne gibi sorunlar oluşturacak ve hangi önlemler alınmalı?
Evrim Gülez: Önemli olan İME’nin hangi amaçla ve kimin yararına yürütüleceği
Modeli eğitimciler gözünden değerlendiren Eğitim-Sen MYK üyesi ve sendikanın yükseköğretim sekreteri Evrim Gülez, İME’nin klasik anlamdaki stajdan farklı olarak öğrencinin en az bir akademik dönemini doğrudan işletmede geçirteceği için çok daha dikkatli olunması gerektiğini söyledi.
Öğrencinin işletmede geçirdiği dönemin gerçekten bir eğitim süreci mi olacağını, yoksa işletmenin ihtiyaç duyduğu işgücünü karşılayan düşük maliyetli bir çalışma biçimine mi dönüşeceğini merak ettiğini belirten Gülez, mesleki becerinin üniversite eğitiminin bir parçası olsa da üniversite eğitiminin tamamı olmadığını ve bu nedenle uygulamalı eğitim yapılacaksa öğrencinin akademik eğitiminin zayıflatılmadan; eğitim programıyla doğrudan bağlantılı ve üniversitenin akademik gözetimi altında öğrencinin emeğini ve eğitim hakkını koruyan açık kurallarla yapılması gerektiğini vurguladı.
Gülez, bu projenin, yükseköğretimin yapısını doğrudan etkileyen ciddi bir dönüşüm olduğunu vurgularken eğitimciler olarak temel kaygılarının üniversitelerin akademik eğitim sorumluluğunu giderek işletmelere devretmesi ve öğrencilerin eğitim hakkının işgücü piyasasının ihtiyaçlarına tabi hale getirilmesi olduğunu belirterek şunları söyledi:
“Öğrenci, eğitim almak için gittiği iş yerinde kısa sürede üretimin sıradan bir parçası haline gelebilir. Mesleğiyle ilgisi olmayan işlerde çalıştırılması, yeni ve güvenceli istihdam yaratmak yerine işletmelerin geçici ve düşük maliyetli öğrenci emeğine yönelmesine de yol açabilir. Bu nedenle uygulamanın işsizliği azaltacağı yönünde bir beklenti yaratmak da yanıltıcı olur.”
Gülez, uygulamanın zorunlu hâle getirileceği durumda her öğrenciye kendi alanına uygun ve nitelikli bir işletme sağlanması gerektiğini belirterek, “Aksi hâlde ekonomik olanakları daha güçlü olan öğrenciler avantajlı hale gelirken diğer öğrenciler dezavantajlı konuma düşecek” dedi.
Modelin kapsamı genişletildikçe “herhangi bir işletmeye yerleştirme” eğiliminin ortaya çıkabileceğini söyleyen Gülez, “Eğitimin temel hedefini ‘İşveren bugün hangi beceriye ihtiyaç duyuyor?’ sorusuna indirgerseniz üniversiteyi şirketlerin insan kaynakları departmanına dönüştürme riski ortaya çıkar” diye konuştu.
İSG Uzmanı İpek: Öğrencilere özgü risk değerlendirmesi yapılmalı, makine/kimyasal kullanımına dikkat edilmeli
İş Güvenliği uzmanı Deniz İpek de MESEM’de mesleki eğitimin kamusal eğitim kurumlarında verilmesi yerine çocukların işletmelere gönderilmesinin bir benzerinin, İME modeliyle yükseköğretim düzeyine taşındığını söyleyerek “Bir yılını işletmenin çalışma saatlerine ve üretim düzenine bağlı geçiren öğrenci, çalışma hayatının gerçek tehlikeleriyle karşı karşıyadır. Makineye sıkışma, yüksekten düşme, elektrik çarpması, kimyasal maruziyet, meslek hastalığı, şiddet ve mobbing bunların başında gelir” diye konuştu.
Öğrencilere özgü risk değerlendirmesi yapılması gerektiğini belirten İpek, işe ve ekipmana dair eğitim verilmeden işe başlanmaması ve yazılı yetkilendirme olmadan makine, elektrik sistemi ve kimyasallarla çalışmaya izin verilmemesi gerektiğini de belirtti. Öğrencilerin gözetimsiz, gece, fazla sürelerle veya yüksek riskli işlerde çalıştırılmaması gerektiğini söyleyen İpek, öğrencilere ciddi ve yakın tehlikede işi bırakma, işletmeden ayrılma ve eğitim hakkı zarar görmeden başka bir yere geçme güvencesi verilmesi gerektiğini de belirtti. İSG uzmanı, bağımsız ve gizli bir şikâyet mekanizması kurulması gerektiğini ve şikâyet eden öğrencinin devamsızlık, düşük not veya programdan çıkarılmayla karşılaşmasının önlenmesi gerektiğini söyledi.
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


