AİHM Büyük Daire, Osman Kavala dosyasında verdiği nihai kararda Türkiye'yi altı maddeden mahkûm etti: En kısa sürede serbest bırakılmalı!

AİHM Büyük Daire, Osman Kavala dosyasında verdiği nihai kararda Türkiye'yi altı maddeden mahkûm etti: En kısa sürede serbest bırakılmalı!

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, "derhal serbest bırakılma" kararına rağmen tahliye edilmeyen iş insanı ve sivil toplum aktivisti Osman Kavala'nın 25 Mart'ta duruşması görülen ikinci başvurusu hakkında kararını açıkladı. Türkiye'yi altı farklı maddeden mahkûm eden AİHM, Kavala'ya 70 bin Euro manevi tazminat ödenmesine hükmetti.

Osman Kavala can psd

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Daire, 2017'den bu yana cezaevinde bulunan iş insanı ve sivil toplum aktivisti Osman Kavala'nın ikinci başvurusuna ilişkin olarak kararını açıkladı. Mahkeme, Türkiye'nin AİHS'nin 3 (işkence yasağı), 5 (özgürlük ve güvenlik hakkı), 6 (adil yargılanma hakkı), 10 (ifade özgürlüğü), 11 (toplantı ve dernek kurma özgürlüğü), 18. (haklara getirilecek kısıtlanmaların sınırlandırılması) maddelerini ihlal ettiğine hükmetti. Büyük Daire, Anayasa Mahkemesi'nin bu dosyada etkili bir iç hukuk yolu olmadığını söyledi. Mahkeme, kararında Kavala'nın Anayasa Mahkemesi başvurusunun karar sürecinin uzaması nedeniyle AİHM'e başvurmadan önce bu sürecin tamamlanmasını beklemesinin gerekmediğini ifade etti. AİHM, yerel mahkemelerin "kötü niyetli olarak Kavala'yı özgürlüğünden mahrum bıraktığını" söyledi. Mahkeme, Gezi Parkı protestolarının barışçıl olduğunu vurgulayarak düşünce özgürlüğü, toplantı ve gösteri özgürlüğünün ihlal edildiğini belirtti. 

Kararı okuyan AİHM Başkanı Mattias Guyomar, Türkiye'nin Kavala hakkındaki önceki kararı uygulamadığını vurguladı. Mahkeme, Kavala'nın tutuklu olma nedenlerinin "Gezi Parkı protestolarındaki rolü" ve "insan hakları savunucusu olması" olduğunu ifade etti. AİHM Başkanı Guyomar, "Mümkün olan en kısa sürede serbest bırakılmasını sağlaması gerektiğini belirtmektedir" dedi.

ABONE OL

AİHM, Kavala'nın ikinci başvurusunu öncelikli olarak değerlendirmeye aldı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 25 Mart Çarşamba günü bir kez daha Osman Kavala için toplandı. AİHM'nin temyiz organı olarak görev yapan 17 yargıçlı Büyük Daire'de, Kavala'nın ikinci başvurusunu ele almak üzere yapılan duruşma 2,5 saat sürdü. Osman Kavala duruşmada Prof. Dr. Philip Leach ve Prof. Dr. Başak Çalı liderliğindeki bir heyet tarafından temsil edildi. Duruşmada Türkiye'yi ise Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Abdullah Aydın ve Boğaziçi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Ali Emrah Bozbayındır'ın bulunduğu heyet temsil etti. Duruşmaya AİHM Başkanı Mattias Guyomar başkanlık etti. AİHM Büyük Daire, 5 aylık bir değerlendirme sürecinin ardından nihai nitelikteki kararını bugün açıkladı. Kararlar 15'e karşı 2 oyla alındı. Muhalif kalan yargıçlar Faris Vehabović ile Türkiye'den seçilen Saadet Yüksel oldu.

GÖKÇER TAHİNCİOĞLU'NUN DOSYASI | 55 soruda Gezi davası

Mahkemenin Kavala'nın ikinci başvurusu hakkında ihlal kararı verdiği Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi maddeleri şöyle:

Madde 3 - İşkence yasağı

Madde 5 - Özgürlük ve güvenlik hakkı

Madde 6 - Adil yargılanma hakkı

Madde 10 - İfade özgürlüğü

Madde 11 - Toplantı ve dernek kurma özgürlüğü

Madde 18 - Haklara getirilecek kısıtlanmaların sınırlandırılması

"AYM, bu dosyada etkili iç hukuk yolu olmaktan çıktı"

AİHM Büyük Daire, Osman Kavala'nın ikinci başvurusunda Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 3, 5, 6, 10, 11 ve 18. maddelerini ihlal ettiğine hükmetti. Mahkeme, Kavala'nın Anayasa Mahkemesi önündeki başvurusunun aşırı uzun sürmesi nedeniyle AYM yolunun bu dosyada etkili bir iç hukuk yolu olmaktan çıktığına ve Kavala'nın AİHM'e başvurmadan önce bu sürecin tamamlanmasını beklemesinin gerekmediğine karar verdi.

AİHM, AİHS'nin 3. maddesinde düzenlenen işkence, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı kapsamında, Kavala'ya verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının anlamlı bir tahliye veya yeniden değerlendirme imkânı sunmamasını inceledi. Mahkeme, bu yönüyle cezanın Sözleşme'nin 3. maddesiyle bağdaşmadığı sonucuna vararak, ömür boyu hapis cezalarının yeniden incelenmesini öngören Vinter ilkelerine atıfta bulundu.

"Tutukluluğun devam ettirilmesinde yetkililer kötü niyetle hareket ediyor"

Mahkeme, 5. madde kapsamında özgürlük ve güvenlik hakkının da ihlal edildiğine hükmetti. Kavala'nın özgürlüğünden yoksun bırakılmasının yeterli hukuki ve olgusal temele dayanmadığını değerlendiren AİHM, tutukluluğun devam ettirilmesinde yetkililerin kötü niyetle hareket ettiğini belirtti. Mahkeme ayrıca, mahkûmiyet sonrasında devam eden özgürlükten yoksun bırakmanın da hukuki açıdan sorunlu olduğu sonucuna vardı.

AİHM Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Campos ve AİHM Başkanı Mattias Guyomar

"Mahkûmiyetin dayandığı yorum, ceza hukukunda öngörülebilirlik şartını karşılamıyor"

AİHS'nin 6. maddesi kapsamında adil yargılanma hakkını değerlendiren AİHM, Kavala'nın eylemleri ile kendisine yöneltilen suçlamalar arasında yeterli nedensellik bağının kurulmadığını belirtti. Savunmanın önemli tanıkların dinlenmesi yönündeki taleplerinin yeterli gerekçe gösterilmeden reddedildiğine ve bazı durumlarda suçsuzluğunu ortaya koyma yükünün sanığa kaydırıldığına dikkat çekildi. Mahkeme, bu unsurların birlikte değerlendirilmesi sonucunda yargılamanın “açık bir adaletsizlik” düzeyine ulaştığına hükmetti.

"İnsan hakları savunucuları ve sivil toplum açısından da caydırıcı etki yaratabilir"

Mahkeme ayrıca ifade özgürlüğünü düzenleyen 10. madde ile toplantı ve örgütlenme özgürlüğünü güvence altına alan 11. maddenin ihlal edildiğine hükmetti. Kararda, Kavala'nın sivil toplum faaliyetlerinin ve Gezi Parkı protestoları bağlamındaki faaliyetlerinin ceza yargılamasında suç unsuru olarak değerlendirilmesinin, şiddet eylemlerine doğrudan katılımı veya bu eylemleri kışkırttığı ortaya konulmadan ağır bir cezaya maruz bırakılmasının yalnızca Kavala açısından değil, insan hakları savunucuları ve sivil toplum açısından da caydırıcı etki yaratabileceği belirtildi.

"Susturma ve cezalandırma amacı taşıyor"

Kararda ayrıca Kavala hakkındaki soruşturma ve yargılamaların, AİHS'nin 18. maddesinde düzenlenen hak ve özgürlüklerin Sözleşme'de öngörülmeyen amaçlarla sınırlandırılması yasağı bakımından AİHM'nin önceki tespitleriyle bağlantısına dikkat çekildi. Mahkeme, sürecin Kavala'yı insan hakları savunucusu olarak yürüttüğü faaliyetler nedeniyle susturma ve cezalandırma amacı taşıdığı yönündeki değerlendirmesini yineledi.

AİHM, 46. madde kapsamında Türkiye'nin ihlallerin sonuçlarını ortadan kaldırmak için gerekli bireysel tedbirleri alması gerektiğine karar verdi. Mahkeme, Kavala'nın hukuka aykırı özgürlükten yoksun bırakılmasının ve bu süreçte verilen mahkûmiyetin sonuçlarının ortadan kaldırılması için en uygun yolun Kavala'nın en kısa sürede serbest bırakılması olduğunu belirtti. Kararın uygulanmasının denetimi ise Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından yürütülecek.

Mahkeme, Türkiye açısından daha genel tedbirlere de işaret etti. Buna göre insan hakları savunucuları, gazeteciler ve muhaliflerin geniş ve öngörülebilir olmayan suç tanımları üzerinden cezalandırılmasının önlenmesi, yargı bağımsızlığının güçlendirilmesi ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları için etkili bir yeniden değerlendirme mekanizmasının oluşturulması gerektiği belirtildi.

Tazminat kararı

Türkiye'nin Kavala'ya üç ay içinde 70 bin Euro manevi tazminat ve 43 bin 342 Euro yargılama gideri ödemesine hükmedildi.

Mahkeme, hükümetin Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yolunun tüketilmediği yönündeki ön itirazını reddetti. Yargılama süresine ilişkin şikâyeti ise kabul edilemez buldu. Kavala'nın 5. maddenin 4. fıkrası, 6. maddenin 2. fıkrası ve 7. madde kapsamındaki şikâyetlerinin ayrıca incelenmesine gerek görülmedi.

AİHM Yargıcı Yüksel'den karşıoy: Yargı makamlarına incelemelerini tamamlamaları için fırsat verilmesi gerekiyor

AİHM Yargıcı Saadet Yüksel, karara karşıoy kullandı. Yüksel'in kararlara katılmamasının nedenleri şöyle:

"1. Mevcut kararda Büyük Daire, başvurucunun temel haklarının ihlal edildiğini ileri sürdüğü ve bu iddiaların Mahkeme’ye yaptığı başvuruda ileri sürdüğü iddialarla neredeyse aynı olduğu bireysel başvuru hakkında Anayasa Mahkemesi henüz karar vermemişken davanın esasına ilişkin karar verdi. Yargıç Vehabović ile birlikte kaleme aldığım karşı oy görüşünde, Anayasa Mahkemesi önündeki bireysel başvuru mekanizmasının tüketilmesi gerekliliğine ilişkin genel yaklaşımım ortaya konulmuş olmakla birlikte, mevcut davanın koşullarında çoğunluğun benimsediği yaklaşımın neden haklı görülemeyeceği konusundaki görüş ayrılığımı daha ayrıntılı açıklamak istiyorum.

2. Öncelikle vurgulanmalıdır ki Mahkeme, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru mekanizmasını daha önce incelemiş ve söz konusu hukuk yolunun, ilke olarak, Sözleşme kapsamındaki şikâyetler bakımından uygun bir giderim sağlama imkânı sunmadığı sonucuna varmasını gerektirecek herhangi bir unsur tespit etmemiştir (bkz. Uzun/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 10755/13, § 69, 30 Nisan 2013). Uzun kararından bu yana geçen yıllarda Mahkeme, kabul edilebilirlik değerlendirmelerinde Anayasa Mahkemesi önündeki bireysel başvuru mekanizmasının tüketilmesi şartını istikrarlı biçimde uygulamıştır (diğer birçok kararın yanı sıra bkz. Mercan/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 26511/16, 8 Kasım 2016; Zihni/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 59061/16, 29 Kasım 2016; ve yakın tarihli Aydın ve Sarı/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 6571/17 ve 34234/19, 9 Haziran 2026).

3. Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin itirazını reddeden çoğunluk, kararın 128. paragrafında da belirtildiği üzere, vardığı sonucu davanın özel koşullarıyla sınırlamakta ve Anayasa Mahkemesi önündeki bireysel başvuru mekanizmasının genel olarak etkili olduğu yönündeki değerlendirmeyi sorgulamamaktadır. Bununla birlikte çoğunluk, Anayasa Mahkemesi önündeki yargılamaların süresine ve mevcut davanın özel koşullarına dayanmıştır.

4. Anayasa Mahkemesi önündeki yargılamaların süresi bakımından, öncelikle başvurucu tarafından bu mahkeme önünde halen derdest iki bireysel başvuru bulunduğunun belirtilmesi gerekir. 9 Haziran 2022 tarihinde yapılan ilk başvuru, başvurucunun tutukluluğuna itiraz etmektedir. 24 Ekim 2023 tarihinde yapılan ikinci başvuru ise kesinleşmiş mahkûmiyetinden kaynaklanan özgürlükten yoksun bırakılmasına ilişkindir. Yaklaşık iki yıl dokuz aydır derdest olan bu ikinci başvuru, mevcut davadaki temel şikâyetler ve esasla büyük ölçüde örtüştüğünden, süre değerlendirmesi bakımından esas olarak önem taşımaktadır.

5. Mahkeme, bir başvurunun incelenmesinin ne kadar sürdüğünün, bu sürenin açıkça aşırı olmaması koşuluyla, tek başına yargılamanın etkililiği hakkında bir sonuca varmak için yeterli olmadığı yönündeki görüşünü istikrarlı biçimde ortaya koymuştur (bkz. Kayala/Türkiye, no. 28749/18, § 99, 10 Aralık 2019; Wikimedia Foundation Inc./Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), no. 25479/19, §§ 46-47, 1 Mart 2022; ve Selahattin Demirtaş/Türkiye (No. 4), no. 13609/20, § 159, 8 Temmuz 2025).

6. Bugüne kadar Mahkeme'nin bir başvurucunun Anayasa Mahkemesi önündeki başvurusunun sonucunu beklemesinin gerekmediğine karar verdiği tek örnek, tutukluluğun hukuka uygunluğunun yargısal denetiminin süratle yapılması şartına ilişkin Sözleşme'nin 5. maddesinin 4. fıkrası kapsamındaki bir şikâyeti konu alan Selahattin Demirtaş (No. 4) kararıdır. Bu davada bireysel başvuru, Anayasa Mahkemesi önünde yaklaşık beş yıldır derdestti ve 5. maddenin 4. fıkrası kapsamında yapılan incelemede dikkate alınan süre dört yılı biraz aşmaktaydı (aynı karar, § 150). Mevcut davanın koşulları yalnızca ileri sürülen şikâyetler bakımından değil, ilgili süreler bakımından da farklıdır; zira bu süreler Mahkeme tarafından daha önce kabul edilebilir bulunan sürelerle karşılaştırılabilir niteliktedir. Örneğin Wikimedia Foundation Inc. kararında Mahkeme, Anayasa Mahkemesi'nin karar vermesi için geçen iki yıl sekiz aylık sürenin “uzun” olmakla birlikte “açıkça aşırı” görünmediğini belirtmiştir. Mahkeme'nin ilgili içtihadı ve uygulaması dikkate alındığında, başvurucunun davasında Anayasa Mahkemesi önündeki yargılamanın süresinin açıkça aşırı ve başvurucunun bireysel başvurusunun sonucunun beklenmemesini haklı gösterecek nitelikte olduğuna inanmıyorum.

7. Mevcut davanın özel koşulları bakımından çoğunluk, önceki kararların uygulanmasına ilişkin konunun Anayasa Mahkemesi'nin başvurucunun davasını ele alırken özel bir sürat göstermesini gerektirdiği görüşünde görünmektedir. Ancak bana göre bu husus, tek başına, bireysel başvuru mekanizmasının tüketilmesi şartından ayrılmayı haklı gösterecek nitelikte değildir. Başvuruların derdest kaldığı ve yukarıda belirtildiği üzere aşırı olmayan süreler ile başvurucunun özgürlükten yoksun bırakılmasının hukuki dayanağındaki değişiklik dikkate alındığında, tercih edilmesi gereken yol Anayasa Mahkemesi'nin şikâyetleri hakkında karar vermesinin beklenmesi olurdu.

8. Mevcut davada iç hukuk yollarının tüketilmemesi konusundaki çoğunluk yaklaşımına ilişkin bu genel görüş ayrılığının yanı sıra, başvurucunun Sözleşme'nin 3. ve 5. maddeleri kapsamında ileri sürdüğü bazı ayrı şikâyetlerin kabul edilebilirliği konusunda da çekincelerim bulunmaktadır.

9. Başvurucunun Sözleşme'nin 3. maddesi kapsamında, indirgenemez nitelikteki müebbet hapis cezasına ilişkin şikâyeti bakımından, dava dosyasından başvurucunun bu konuya ilişkin herhangi bir argümanı iç hukuk mahkemeleri önünde ileri sürmediği açıkça görülmektedir. Bu bakımdan yalnızca Anayasa Mahkemesi'ne yaptığı bireysel başvurunun sonucu beklenmemiş olmakla kalmamış, böyle bir şikâyet ilk etapta bireysel başvurusunda da ileri sürülmemiştir.

10. Başvurucunun Sözleşme'nin 5. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi kapsamında incelenen tutukluluğunun bir bölümü bakımından ise ayrı bir mesele ortaya çıkmaktadır. Şikâyetlerin, başvurucunun Ceza Kanunu'nun 328. maddesi kapsamındaki casusluk suçlamasıyla bağlantılı olarak tutuklanmasına ilişkin olduğu ölçüde, Anayasa Mahkemesi bu konuda Aralık 2020'de karar vermiş (bkz. kararın 37. paragrafı) ve başvurucunun özgürlük hakkının ihlal edilmediğine hükmetmiştir. Başvurucu daha sonra, Anayasa Mahkemesi'nin bu kararının ardından geçerli süre içinde bu Mahkeme'ye herhangi bir şikâyette bulunmamış ve bunu neden yapmadığına ilişkin de herhangi bir açıklama sunmamıştır. Bu nedenle, Sözleşme'nin 5. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi kapsamındaki bu şikâyet bölümünün de Sözleşme'nin 35. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen süre şartına uyulmaması nedeniyle kabul edilemez olduğu kanaatindeyim.

11. Son olarak, mevcut başvurunun kabul edilemez olduğuna ilişkin görüşümden de kaynaklandığı üzere, Sözleşme'nin 18. ve 46. maddeleri kapsamında çoğunluğun yaklaşımına katılmadığımı belirtmek isterim. Ayrıca aynı başvurucuya ilişkin Mahkeme'nin 2019 tarihli kararındaki (yukarıda anılan) karşı oy görüşüme atıfla, iç makamların, buna iç hukuktaki yargı makamları da dâhil olmak üzere, gizli bir amaç taşıdığı sonucuna varılmasının, başvurucunun bireysel başvurusunun hâlen Anayasa Mahkemesi önünde derdest olduğu gerçeğiyle bağdaştırılmasının güç olduğunu vurgulamak isterim. İç hukuk yollarının tüketilmesi şartının temelinde, bu Mahkeme'nin makamların amaçları hakkında sonuçlara varmadan önce iç hukuktaki yargı makamlarına incelemelerini tamamlamaları için fırsat verilmesi gerektiği düşüncesi bulunmaktadır."

AİHM kararının tam metni için tıklayın. 

 


Kavala hakkında AİHM tarafından verilen bir ihlal kararı daha var

Kavala'nın özgürlüğü 18 Ekim 2017'de İstanbul Havalimanı'nda gözaltına alınmasıyla sona erdi. Gezi davası soruşturmaları kapsamında gözaltına alınan Kavala, 14 günlük gözaltı süresinin ardından 1 Kasım 2017'de "hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs" ve "Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs" suçlamalarıyla tutuklandı.

Kavala'nın avukatları, iç hukuk yollarına yaptıkları başvuruların ardından 7 Haziran 2018'de AİHM'e başvurdu.

AİHM 10 Aralık 2019'da Kavala'nın tutukluluğunda özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiğine karar verdi. Mahkeme ayrıca tutukluluğun Kavala'yı susturma yönünde AİHS'de öngörülmeyen bir amaç taşıdığı sonucuna vararak, özgürlük ve güvenlik hakkıyla bağlantılı olarak 18'inci maddenin de ihlal edildiğine hükmetti. AİHM, Türkiye'nin Kavala'nın tutukluluğuna son vermesi ve "derhal serbest bırakılmasını" sağlaması gerektiğini belirtti. Ancak Kavala tahliye edilmedi.

MURAT SABUNCU YAZDI | Sinik bir bilanço: Osman Kavala 3 bin 220 gündür özgürlüğünden yoksun

Kavala'nın bu başvurusu hangi mahkeme kararını kapsıyor?

Gezi davasında verilen beraat kararı Ocak 2021'de İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bozuldu. Yeniden yapılan yargılamanın sonunda İstanbul 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesi 25 Nisan 2022'de Kavala'yı "casusluk" suçlamasından beraat ettirdi ancak Gezi Parkı eylemleriyle bağlantılı olarak "hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'nin mahkûmiyet kararını hukuka uygun bulmasının ardından Yargıtay 3'üncü Ceza Dairesi de 28 Eylül 2023'te Kavala hakkındaki ağırlaştırılmış müebbet cezasını onadı. Böylece mahkûmiyet kesinleşti.

Kavala'nın avukatları mahkûmiyetin kesinleşmesinin ardından 18 Ocak 2024'te AİHM'e yeni bir başvuruda bulundu.

İkinci başvuru başta 7 yargıçlı bir AİHM dairesinde görülürken, daire 16 Aralık 2025’te dosyayı Büyük Daire’ye gönderdi. 17 yargıçlı Büyük Daire, 25 Mart’ta duruşmayı yaptı. Heyette Türk yargıç Saadet Yüksel de yer alırken, duruşmaya AİHM Başkanı Mattias Guyomar başkanlık etti. Türkiye’yi Abdullah Aydın başkanlığındaki heyet, Osman Kavala’yı ise Prof. Dr. Philip Leach ve Prof. Dr. Başak Çalı liderliğindeki heyet temsil etti.

ESKİ AİHM YARGICI RIZA TÜRMEN YAZDI | Osman Kavala’nın bitmeyen hukuk yolculuğu

Türkiye, yaptırım riskiyle karşı karşıya

Kavala'nın AİHM kararına rağmen serbest bırakılmaması üzerine süreç Avrupa Konseyi'ne taşındı.

AİHM kararlarının uygulanmasını denetlemekle görevli Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Türkiye'ye Kavala'nın serbest bırakılması yönünde defalarca çağrıda bulundu. Sonuç alınamaması üzerine Komite, Şubat 2022'de AİHS'nin 46'ncı maddesinin 4'üncü fıkrasında öngörülen ihlal prosedürünü işleterek dosyayı yeniden AİHM'e gönderdi.

AİHM Büyük Daire 11 Temmuz 2022'de Türkiye'nin 2019 tarihli Kavala kararına uyma yükümlülüğünü yerine getirmediğine hükmetti. Mahkeme, Kavala'nın serbest bırakılmasına yönelik yükümlülüğün ortadan kalkmadığı sonucuna vardı.

İhlal prosedürü, AİHM kararlarının uygulanmaması durumunda başvurulan istisnai bir mekanizma. Kavala dosyası, Avrupa Konseyi tarihinde bu mekanizmanın işletildiği ikinci dava oldu.


Kavala'nın avukatı ne demişti; Türkiye'yi temsil eden Boğaziçi Hukuk Fakültesi Dekanı nasıl savunma yapmıştı?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, (AİHM), 3000 günden uzun süredir tutuklu bulunan Gezi hükümlüsü iş insanı ve insan hakları savunucusu Osman Kavala için 25 Mart'ta toplandı. AİHM kararlarına uymadığı için yaptırım süreci başlatılan Türkiye’yi Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Abdullah Aydın ve kısa süre önce kurulan Boğaziçi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Ali Emrah Bozbayındır savundu.

Aydın, Kavala'nın “Anayasa Mahkemesi'ni etkisiz göstermeye çalıştığını“ savunarak, “Başvurucu, farklı fiili durumlardan kaynaklanan farklı hukuki meselelere dayanarak Anayasa Mahkemesi'nin etkisiz olduğu sonucuna varmaya çalışmaktadır“ dedi.

Gezi eylemleri için de “Bu, mevcut vakada olduğu gibi, birden fazla eylemin birleşmesi ve birden fazla aktörün katılımı ve etkileşimi yoluyla işlenen kolektif bir suçtur. Suç teşebbüs aşamasında tamamlanmış sayılır" diyen Bozbayındır "Hedefin tam olarak gerçekleşmiş olması mantıksal olarak gerekli değildir; çünkü bu tür suçlarda başarılı olursanız, muhtemelen bu suçu yargılayacak bir hâkim kalmayacaktır" sözleriyle Kavala’nın hükümeti devirmeye teşebbüsten cezalandırılmasının yerinde olduğunu öne sürdü.

'Kavala'nın mahkûmiyetinin sebebinin yeterince öngörülebilir' olduğunu savunan Bozbayındır, “Nitekim yerel mahkemeler mevcut davada başvurucuyu sadece tuzlu poğaça dağıttığı için mahkum etmemiştir“ görüşünü dile getirdi.

AİHM gibi uluslararası mahkemelerin ulusal yargılamalara müdahil olmaması gerektiğini savunan Bozbayındır, “Bu dava, uluslararası mahkemelerin ulusal ceza yargılamasının ayrıntılarına girmemeleri gerektiğinin iyi bir örneğidir“ dedi.

Osman Kavala’nın avukatları Philip Leach ve Başak Çalı, AİHM Büyük Daire duruşmasındaki savunmalarında, davanın yalnızca önceki AİHM kararlarının uygulanmamasıyla sınırlı olmadığı, 2019’daki ilk AİHM kararından sonra da yeni ve devam eden hak ihlallerinin sürdüğü vurgulandı.

Avukatlar, son sekiz yılda Kavala’ya yöneltilen temel iddiaların ve sözde delillerin esasen aynı kaldığını, farklı suçlamalarla tutukluluğun sürdürülmesinin hukukun dolanılması anlamına geldiğini söyledi. AİHM Büyük Dairesi’nin de 2022 kararında bu durumu, aynı olguların yeniden sınıflandırılması olarak değerlendirdiğini aktardı.

Başak Çalı da iç hukuk mahkemelerinin AİHM’in önceki iki kararını yok saydığını söyledi. Kavala’nın yargılama boyunca silahların eşitliği ilkesinden yararlanamadığını, telefon görüşmelerinin dökümlerini içeren dijital ses kayıtlarına erişemediğini hatırlatan avukatlar, bu kayıtların doğruluğunu denetleme ve delil niteliğini inceleme imkânı bulamadığını, davada kritik önemdeki tanıkların dinlenmesine de izin verilmediğini belirtti.

Hükûmetin bugün hâlâ Gezi Parkı protestolarını bir kalkışma gibi göstermeye ve George Soros gibi dış aktörlerle Kavala arasında bağ kurmaya çalışan komplo anlatısını sürdürdüğünü ifade eden avukatlar, bunun hiçbir nesnel kanıtla desteklenmediğini söylerken, Kavala dosyasının önceki AİHM kararlarından sonra da aynı siyasi ve hukuki sorunlar içinde sürdüğünü, bu nedenle iç hukukta etkili bir yol kalmadığını belirtti.

TIKLAYIN - AİHM'deki Osman Kavala davasında Türkiye’yi Boğaziçi Hukuk Fakültesi Dekanı Bozbayındır savundu: Gezi ayaklanma hareketidir; hedefin gerçekleşmesi gerekli değil, çünkü başarılı olsa yargılayacak hâkim kalmaz


Kavala, AİHM'de görülen duruşma hakkında T24'e konuşmuştu

Tutuklu olan Gezi hükümlüsü iş insanı ve insan hakları savunucusu Osman Kavala, AİHM Büyük Daire duruşmasını 4 Nisan tarihli söyleşide T24’e değerlendirmişti. 

Duruşmada Türkiye adına savunma yapan Boğaziçi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Ali Emrah Bozbayındır’ın savunmasına “Ona göre ben eylemlerinin aslında hükümeti devirmeye yönelik olmadığı anlaşılan insanları yöneterek ya da onlara ilham vererek hükümeti devirmeye teşebbüs suçu işlemiş oluyorum. Bu da biraz Ortaçağ’da, Şeytan’ın içlerine girerek masum insanları suça yönlendirdiği inanışını akla getiriyor” diyen Kavala, “Bozbayındır son derece tehlikeli bir cezalandırma anlayışını savunuyor. Delil incelemesinin AYM ya da AİHM tarafından yapılmasına karşı çıkmak, insan haklarının korunmasını gözetmekle görevli yargı kurumlarının etkisiz hale gelmesi sonucunu doğurur” ifadelerini kullandı.

AYM’nin “etkisiz” gösterilmeye çalışıldığı iddiası hakkında konuşan Kavala, “Kanaatimce, AYM’nin etkisiz bir hak arama organı gibi görünmesine yol açacak asıl önemli gelişme, Can Atalay ve Tayfun Kahraman kararlarının yerel mahkemeler tarafından reddedilmiş olması” dedi.

Ayşe Barım’a verilen hapis cezası kararı hakkında Kavala, “Ayşe Barım’ın hükümeti devirmeye teşebbüs suçundan ceza almış olması, bilgi ve bulguların rasyonel bir akıl yürütmeyle değerlendirilmediğinin çarpıcı bir göstergesi. Savcının olayları nesnel gerçeklikten kopartması, olmamış şeyleri olmuş gibi aktarması, yetkinin kötüye kullanılmasıdır” diye konuştu.

TIKLAYIN - Osman Kavala: Boğaziçi Hukuk Dekanı’nın AİHM'de savunduğu tezler tehlikeli; Stalin dönemi başsavcısının mimarı olduğu komplo teorisini akla getiriyor!

İlgili İçerikler