Yakınları Hizbullah tarafından öldürülen aileler ve davanın avukatları, yüzlerce cinayete imza atan örgütün tepe yöneticileri Edip Gümüş ile askeri kanat sorumlusu Cemal Tutar hakkındaki ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarının, altı yıl üç ay hapse dönüştürülmesine tepki gösterdi.
Adalete olan inancını yitirdiğini söyleyen Namık Tarancı’nın eşi Derman Tarancı, duygu ve düşüncelerini ifade etmenin çok zor olduğunu söylerken Sincar ailesinin avukatı Mehdi Özdemir de cinayetleri sabit görmeyen Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, daha önce verilen ağırlaştırılmış müebbet cezalarını bozarak adeta katilleri ödüllendirdiğini belirtti.
BU HABERİ, T24 ABONELERİNİN DE
SAĞLADIĞI KATKIYLA OKUYORSUNUZ.
T24'E ABONE OL,
BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞİ DESTEKLE!
Zaten abone misiniz? Üye girişi yapın
T24’e konuşan isimler, yeniden yargılama sürecinde ‘iyi hâl indirimi’ uygulanan sanıkların 2011’den bu yana kırmızı bültenle arandığına ve 15 yıldır firari olan bu sanıkların, cezanın bozulmasının ardından Batman’ın Kozluk ilçesinden çıktığına dikkat çekti.
Derman Tarancı: Eşimin 15 senedir firari olan katilleri Batman’dan çıktı, ne düşünebilirim?
T24’e konuşan Derman Tarancı, verilen karara dair düşüncelerini şu sözlerle ifade etti:
“Hizbullah'ın o dönemki faliyetlerine baktığımızda bölgede tek kurşun ile, batı illerinde ise domuz bağıyla birçok aydın, yazar ve gazetecileri katlettiğini hatırlarım. JİTEM’in faaliyetleri de hız kesmiyordu. Yani tam anlamıyla bir kaos ortamı vardı. Dile kolay 183 kişinin katilleri bunlar, suçları sabitti. Buna rağmen bir türlü ceza verilmedi. Uzun tutukluluk süreci bahane edilerek bir gecede salıverildiler. Dahası da var. Kırmızı bültenle aranan bu isimler 15 yıldır Batman'da geziyorlarmış! Ben sizlere soruyorum, bu adalet sistemi için ne düşünebilirim ki?”

Eşinin öldürüldüğü 1992’den bu yana umutsuz olduğunu belirten Derman Tarancı, davadan bir şey çıkmayacağını bildiğini söylerken; “verilen karar ile sadece yanılmadığını gördüm” dedi.
Tarancı, "sanıkların birileri tarafından korunduğunu" savundu:
“Bugün birçok aydın, siyasetçi, gazeteci ve sendikacı tutukluyken; yüzlerce yurttaş anti-demokratik uygulamalara karşı çıktığı için gözaltına alınırken eşimin de aralarında olduğu 183 kişinin katilleri serbest. Demek ki hukuk bir kesime iyi işliyor. Yani onlar birileri tarafından korunuyor. Bu da hukukun tarafsız ve bağımsız olmadığını aklımıza getiriyor.”
“Ayrıcalık değil, sadece hukukun işletilmesini istedim”
Katillerin cezalarını çekmesini talep eden Tarancı, şunları da ekledi:
“Ben ayrıcalık istemedim. Sadece hukukun işletilmesini, çektiğim acının dinmesini istedim. Bütün deliller ortada. Savcı ve hâkim suç delillerini bulmuş. Katillerin kendi beyanları var. Cemal Tutar savcılık ifadesinde “emri ben verdim” demiş. Edip Gümüş ile eşimi öldürdüklerini kabul etmişler. Tüm bunlar sabitken neden ödül gibi yeniden yargılanıp örgüt üyeliğinden 6 yıl üç ay ceza alıyorlar? Bir yetkilinin bunu açıklamasını istiyorum. Onun için bu hukuktan da bir beklentim yok.”
Av. Mehdi Özdemir: Geçmişle yüzleşmek yerine, geçmişin karanlık aktörlerini aklayan bir süreçle karşı karşıyayız
Dava avukatlarından Mehdi Özdemir de T24’e konuştu.
Yeniden yargılama kararının herkes için sürpriz bir karar olduğunu belirten Özdemir, verilen son karardan da bir süre boyunca haberdar olamadıklarını söyledi.
Bu durumun Hizbullah dosyalarına ilişkin yeniden yargılama süreçlerinin mahkemeler tarafından parçalı bir yargılamaya dönüştürülmesinden kaynaklandığını ifade eden Özdemir, Edip Gümüş ve Cemal Tutar hakkında verilen kararlar ile 1990’lı yıllarda Hizbullah eliyle meydana gelen ölüm, işkence ve hukuk dışı alıkoyma gibi uygulamalarda sorumluluğu bulunanların cezasız bırakılmak istendiğini savundu.
Avukat Özdemir, resmi kayıtlara ve kendi itiraflarına göre örgütün bir ve iki numarası olarak bilinen bu isimlere cinayetlerden beraat verilip yalnızca örgüt üyeliğinden 6 yıl 3 aylık bir ceza verildiğini söyledi. Bu cezayı adeta bir ödül olarak değerlendiren Özdemir, verilen ceza için “adaletin değil cezasızlığın esas alındığını göstermektedir.” dedi.
2021 yılından beri Mehmet Sincar’ın ailesinin avukatlığını yapan Özdemir, 5 yıllık süreçte yaşadıklarında şunların öne çıktığını söyledi:
“Hizbullah açısından yeniden yargılama kararları verilirken, arşivde bulunan dava dosyalarının incelenmesine dahi ihtiyaç duyulmaksızın matbu ve gerekçesiz bir şekilde infazlar durdurularak tahliye kararları verildi. Yaklaşık 8 yıllık süreçte, parçalı bir yargılama sistemi ile pek çok dava birleştirme ve sonrasında tefrik(ayırma) şeklinde, farklı mahkeme veya esaslara da yeniden yargılamalara konu edildi. Bu sırada, herhangi bir davada, yeniden yargılama kararının bildirimi, duruşma davetiyesinin tebliği veya beyanların alınması şeklinde mağdur ve katılan tarafların yargılamaya etkin katılımı için bir süreç işletilmedi. Yakın dönem itibariyle, Hizbullah hükümlülerinin adli kontrol kararlarının tamamı kaldırılırken, yönetici konumunda olan bu iki kişi açısından ise ödül gibi bir ceza ile yargı eliyle aklama kararı verildi.”

"Sorumluluk devletin kendi çatısı altında zaten teşhis edilmişti"
Yeniden yargılama kararlarındaki hukuksuzlukların, yargılama sürecinde ve nihai olarak alınan kararda da görüldüğünü savunan Özdemir, TBMM Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonunun da Susurluk Raporu’nda, bu cinayetlerin görmezden gelindiğini, tolere edildiğini ve bir derin yapı-örgüt ilişkisiyle korunduğunu açıkça tespit ettiğini hatırlattı.
Avukat Özdemir, duygu ve düşüncelerini “Devletin kendi komisyonlarının yıllar önce belgelediği bir cezasızlığın, bugün mahkeme eliyle kesinleşmiş bir hüküm herhangi bir gerekçeye ihtiyaç duyulmaksızın ortadan kaldırılıp “yeniden yargılama” adı altında nihayete erdirildiğine tanık oluyorum.” diyerek vurguladı.
Onlarca yurttaşın yaşamını yitirdiği ve işkence görerek alıkonulduğunun tespitli olduğu bir dosyada öldürmeyi “sabit görülmedi”ye çevirip ağırlaştırılmış müebbeti altı yıl üç aya indirmenin ve buna “yeniden yargılama” demenin, hukukun yasakladığı aklamanın göstergesi olduğunu söyleyen Özdemir, Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinin kararına karşı temyiz başvurusunda bulunduklarını da açıkladı.
Hukuki süreci takip etmeye devam edeceklerini belirten Özdemir, geçmişle yüzleşmek yerine, geçmişin karanlık aktörlerinin aklanmasına yönelik bir süreçle karşı karşıya olduklarını ve bu bağlamda, 1990’ların ağır insan hakları ihlalleriyle yüzleşilmesi ve gerçek adaletin sağlanması adına; bu aklama sürecine son verilmesini talep etmeye devam edeceklerini vurguladı.

Ne olmuştu?
1990’lı yıllardaki eylemlerinin sonucunda “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya yönelik vahim nitelikli eylemlerde bulunarak İran modeli bir İslam devleti kurmak” suçundan 2007 yılında ayrı ayrı ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılan Hizbullah mensupları, 2011’de ‘uzun tutukluluk’ düzenlemesinin yürürlüğe girmesiyle yeniden yargılanmaya başlandı.
Uzun gözaltı süresinde işkence gördükleri, bu işkencelere dayanamadıkları için cinayetleri üstlenmek zorunda kaldıkları ve davaların makul süre içinde sonuçlanmaması gerekçesiyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini savunan 19 Hizbullahçı, 2011’de tahliye oldu.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin Hizbullah dosyasını uzun süre kesin karara bağlamaması nedeniyle serbest bırakılan sanıklar tahliyelerinden kısa bir süre sonra firari durumuna düştüler. Aralarında Edip Gümüş ve Cemal Tutar’ın da yer aldığı birçok kişi hakkında kırmızı bülten ile arama kararı çıkartıldı.
AYM’nin 2018’de verdiği “yargılama heyetlerinde askeri hâkim bulunmasının yeniden yargılama nedeni olması” kararıyla da Hizbullah hükümlüleri için yeniden yargılanma süreçleri devam etti.
Bu kapsamda 31 Mart 2019 yerel seçimleri öncesinde 500’den fazla Hizbullah hükümlüsü serbest bırakıldı.
Geçtiğimiz Mayıs ayında tahliye edilen Hizbullah hükümlüsü Melek Sain'in ardından şimdi de 183 kişinin katili olarak bilenen Hizbullah merkez yöneticisi Edip Gümüş ve askeri kanat sorumlusu Cemal Tutar serbest bırakıldı.
15 yıldır firari olmalarına rağmen serbest bırakılan Hizbullah yöneticilerinin fiili OHAL uygulamaları ile bilinen Batman’ın Kozluk ilçesinden çıkması da tepki çekti.


