Kartalkaya Bolu Grand Kartal Otel yangınında 24 yaşındaki oğlu Yiğit Gençbay'ı kaybeden Danıştay 9. Daire Başkanı Abdurrahman Gençbay, "Ben bir yüksek yargıcım. Evet, doğru. 35 yılımı bu mesleğe vermişim. Evet, ben de adalet arıyorum. Evladım için adalet arıyorum. 24 yaşında toprağa verdiğim, kefenini açıp yüzüne bakamadığım, küllerini toprağa verdiğim evladım için adalet arıyorum. Aramaya da devam edeceğim. Bu bütün mazlumların ahı ortadan kalkıncaya kadar devam edecek" dedi.
Bolu Kartalkaya Kayak Merkezi'ndeki Grand Kartal Otel'inde 21 Ocak 2025’te çıkan yangın felaketinde 36’sı çocuk 78 kişi yaşamını yitirdi. Yangında kurtulan ancak yardım etmek için döndüğü binada hayatını kaybeden tıp fakültesi öğrencisi oğlunu kaybeden Danıştay 9. Daire Başkanı Gençbay, yaşanan tüm süreci T24’e anlattı.
BU HABERİ, T24 ABONELERİNİN DE
SAĞLADIĞI KATKIYLA OKUYORSUNUZ.
T24'E ABONE OL,
BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞİ DESTEKLE!
Zaten abone misiniz? Üye girişi yapın
Bolu'dan Ankara'ya "78 Can İçin Adalet Yürüyüşü"ne de katılan Gençbay, yangın sabahını şu sözlerle anlattı:
"21 Ocak sabahı 06.00'da uyandığımda telefonuma bir mesaj geldi 'Kartalkaya'da otel yangını' diye. Üç ölü olduğu yazıyordu. Endişelendim ama 'Orada onlarca otel var. Hemen de bizim oğlumunuz oteli yanacak değil ya' dememe rağmen oğlumu aradım. Cep telefonu sinyal vermiyordu. Telefonunun şarjı bitmiştir diye düşündüm. Yarım saat sonra bir daha aradım. Bu arada ölen canlarımızın sayısı televizyonda 10'a yükselmişti. Zaten çok uzun bir süre sayı 10 olarak sabitlenmişti.
"Kurtulanlar listesine ismini yazdırmış, o sevinçle saatlerce aradık"
Hala da haber alamayınca içimize bir ateş düştü ve kızımla beraber yollara düştük. Kartalkaya'ya gittiğimizde otel hala yanıyordu. Saat 9.30 -10.00 civarıydı. AFAD görevlileri ve AFAD Başkanı vardı.
Odalarına yangın gelmemişti, hiçbir yangın izi yoktu. Odalarının penceresi hemen sundurmanın üstüne açılıyor. Bir adım atıp oradan çıkmaları çok kolaydı. Zaten yukarıdaki otele gidip kurtulanlar listesine isimlerini yazdırmışlar. Biz de o sevinçle saatlerce aradık, taradık. Tabii bulamayınca ümitlerimiz de yok oldu."
"'Boşuna arıyoruz, izim çocuklar o bağrışlara duyarsız kalamazlar' dedim"
Yangında mahsur kalanları kurtarmak isterken hayatını kaybeden 24 yaşındaki makine mühendisi Alp Mercan'dan da bahseden Gençbay, "Ben oğlumu tanıyordum. Alp'i çok tanımamıştım. Alp'in annesine, babasına sordum. 'Alp de' dedim 'Bizim Yiğit’imiz gibi başkalarının canı için kendi canından vazgeçecek kadar kahraman yiğit bir çocuk muydu?' 'daha da çok' dediklerinde 'Boşuna arıyoruz o zaman. Bizim çocuklar o bağrışlara duyarsız kalamazlar. İçeriye geri girmişlerdir. Hiç dışarıda aramayın onları' dedim. Nitekim de öyle oldu. Gece saat 01.00'de Ankara Adli Tıp Kurumu'nda DNA testiyle Alp'i de, Yiğit'i de teslim almış olduk" ifadelerini kullandı.
"Bu yargılama eksik başladı"
Yangın felaketinin dünyada can kaybı açısından altıncı büyük otel yangını olduğunu söyleyen Gençbay, şunları söyledi:
"Biz buna organize kötülük dedik. Çünkü çok basit tedbirlerle kendiliğinden sönümlenebilecek durumda olan bir yangını hata, hile, kasıt, umursamazlık, vurdumduymazlıkla adeta bir cehenneme dönüştürmek ancak bir organize kötülükle olabilirdi.
Biz bu yargılama başladığında da söylemiştik 'Bu yargılama eksik başladı' diye. Başsavcılığın yaptırmış olduğu bilirkişi raporu başka ek bir rapora ya da başka bir bilirkişi raporuna ihtiyaç olmaksızın hükme esas alınmış bir rapordur. Alanında uzman biri hukukçu, diğeri teknik alanda uzman yedi akademisyen profesör tarafından imzalanmış bir rapordur. Bu raporda açıkça işletme sahipleri, yöneticileri, yönetim kurulu üyeleri, müdürü ve otel personelleri birinci derecede olayın oluşumunda sorumlu görüldükten sonra Bolu İl Özel İdaresi’nin kimi personeli, Bolu Belediyesi'nin itfaiyeden sorumlu kimi personelinin de birinci derecede sorumlu olduğu kayıtlara geçmişti.
Ama aynı bilirkişi raporunda Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın da denetim ve gözetim görevini uygun bir şekilde yapmamaktan dolayı olayın oluşumunda birinci derecede sorumlu olduğuna karar verilmişti.
Bunları şunun için söylüyorum. Bu saymış olduğum kurumlardan herhangi biri yani İl Özel İdaresi personeli, belediye personeli ya da Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın denetlemeden sorumlu personeli ve onların amirleri ya da Çalışma Bakanlığı personelleri yapması gerekenleri usulüne uygun yapmış olsaydı bu organize kötülük zincirinin halkası kopacak ve bu kötülük ortaya çıkmayacaktı. Ancak duruşmada Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı personelleri yoktu. Biz bu nedenle bu duruşmanın, bu yargılamanın eksik başladığını söyledik. Hatta bir adım daha da ileri gittik. İl Özel İdaresi'nin başı validir. Dolayısıyla Bolu Valisi de gözetim ve denetim görevini yapmamıştır.
"Yargı kararını uygulamamak anayasal bir suç"
Otelin işletmeye açıldığı tarihten bu facianın yaşandığı ana kadarki dönemde Bolu'da görev yapan tüm valilerin de bu kapsamda sorumlulukları olduğu ve bunlar hakkında da soruşturma izni verilmesi gerektiğini ileri sürdük. Sadece ileri sürmedik. Bunun için İçişleri Bakanlığı'na müracaat ettik. İçişleri Bakanlığı soruşturma izni vermedi. Talebimizi reddetti. Bunu Ankara İdare Mahkemesi'ne taşıdık.
Ankara İdare Mahkemesi soruşturma dahi açmadan cevap vermemek suretiyle zımmi ret işlemini iptal etti ve dedi ki; "Sen etkili ve itirazı kabil bir karar vererek bunu yargıya taşınmasını sağlamak zorundasın' diye İçişleri Bakanlığı'nın bu zımni red işlemini iptal etti. Bu karar da İstinaf Mahkemesi'nden geçerek kesinleşti. Halen İçişleri Bakanlığı bunun gereğini yaparak herhangi bir şekilde soruşturma izni verme ya da vermeme yönünde bir karar vermiş değildir. Dolayısıyla yargı kararını uygulamamak anayasal bir suçtur. Bunu da not olarak düşünüyorum. Bana bu karar hiçbir şeyi ifade etmiyor."
"Yargılamanın kendisinin adil olması kadar adil görülmesi de önemli"
Yargılama sürecini de değerlendiren Gençbay, şunları söyledi:
"Allah mahkeme başkanından razı olsun diyorum. Mahkeme başkanı ve onun başkanlığında diğer üyelerimiz harika bir yargılama süreci yaşattılar. Adil bir yargılamanın nasıl olması gerektiğini bütün dünyaya gösterdiler. Bütün vicdanlara hitap eden, kamu vicdanında yerini bulan bir karar verdiler. Ve bu karar toplumda öyle bir algı, öyle bir karşılık buldu ki artık haksızlığa uğrayan bir kişi hakkını aramak için referans gösteriyordu bu kararı ve diyordu ki 'Ben Kartalkaya'daki adaleti arıyorum.'
Verilen karar şu anda İstinaf incelemesinden de geçti Yargıtay'da temyiz incelemesi için bekliyor. İnşallah oradan da geçerek kesinleşecektir ve Türk hukuk tarihinde altın bir sayfa olarak yerini alacaktır. Ama sonrasında daha üzüntülü bir şeyle karşılaştım. Onu da burada değinmeden geçmeyeceğim. Bu kararı veren değerli başkanımızın talebi olmamasına rağmen bu dava devam ederken ve bu davanın sonrasındaki Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Çalışma Bakanlığı ile ilgili kamu görevlilerinin soruşturması ve iddianamesi hazırlanma aşamasındayken bu mahkemede yargılama usulü gereği görülmesi lazım gelecek olan bir dava daha bitmemişken bir kararname ile görevinden alınarak sözüm ona terfi de ettirilerek Denizli Bölge Adliye Mahkemesi Daire Başkanlığı’na atandı yeni kurulan bir daireye. Şimdi bir yargılama kadar o yargılamanın kendisinin adil olması kadar adil görülmesi de önemlidir.
"Evladınla bir saat daha vakit geçireceksin ama yargılananlar beraat edecek' deseler kabul ederim"
"'Bana bu karardan memnun musunuz' dediklerinde şunu söylüyorum. Bana deseler ki 'Evladınla bir saat daha vakit geçireceksin ama bu yargılananlar, otel işletme sahipleri dahil hepsi beraat edecek, serbest bırakılacak.' Vallahi kabul ederim. Bana bu karar hiçbir şeyi ifade etmiyor. Ama benim mücadelem bu organize kötülüklerin bundan sonra olmaması için. Benim mücadelem benim evladımı geri getirmeyecek. Bu karar benim evladımı geri getirmeyecek. Onun ateşi benim yüreğimde kor gibi yanmaya devam edecek" diyen Gençbay, bilirkişi raporundan da şu sözlerle bahsetti:
"Eksik kalan kısım yine bilirkişi raporunda açıkça ifade edildiği gibi Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın kimi kamu görevlileriyle denetim ve gözetim görevini gereği gibi yerine getirmeyen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın yine kimi kamu görevlileri açısından yargılamanın yapılmamış olmasıydı. Bu bakanlıklara da soruşturma izni verilmesi için müracaatımızı yapmıştık. Bu bakanlıklar da talebimizi reddetmişti. Bunları da İdare Mahkemesi'ne taşıdık. İdare Mahkemesi'nden bunlarla ilgili iptal kararları çıktı, İstinaftan geçti. Ama bunlarla ilgili Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı'nın soruşturma izni talebi üzerine Turizm Bakanlığı elendi içinde, kendi müfettişleri ile üç kez soruşturma açtı. Ve sözüm ona bir rapor düzenleyerek Turizm Bakanı onayı ile soruşturma izni hiç kimseye verilmemesine karar verildi.
Bu kararı aileler olarak, Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı olarak ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı olarak Danıştay 1. Dairesi'ne taşıdık. Yine soruşturma izni vermeme kararı çıkardı. 3. başvurumuzda ise bir kontrolör, bir baş kontrolör, iki stajyer hakkında soruşturma izni verdi. Bunların hepsini birleştiren Danıştay 1. Dairesi 25 Eylül'de 2025 tarihinde bakanın soruşturma izni vermeme kararını kaldırarak 9 kamu görevlisi hakkında soruşturma izni verilmesine karar verdi ve dosyayı gereği için Bolu Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Yani tam 10 ay oldu.
"Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı talebimizi dikkate bile almadı"
Bu görevliler içerisinde denetim ve gözetimden sorumlu olan, denetim ve gözetimin bağlı olduğu Yatırım ve İşletmeler Genel Müdürü Neşet Çıldık var. Bu Hanım, bunun genel müdür yardımcıları, kontrolörler kurulu başkanı, başkontrolör ve kontrolörlerden oluşmak üzere dokuz kişi hakkında Danıştay 1. Dairesi Soruşturma İzni verdi ve bu dosyayı Bolu'ya gönderdi. Biz akabinde hemen Yiğit Gençbay ve Alp Mercan aileleri olarak hem Bolu Başsavcılığı'na hem Turizm Bakanlığı'na müracaat ettik. Dedik ki 'bakın bu Bir ceza soruşturmasıdır ve soruşturulan kişiler halen bu delilleri karartacak makamlarda oturuyorlar. Tam da üzerinde oturuyorlar. Aynı tedbiri bunlar için de uygulayın'. Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı'na müracaat ettik. Bolu Cumhuriyet Başsavcılığı bu talebimizi dikkate bile almadı ve sonuçta bunlara yurt dışı çıkış yasağı uygulamak suretiyle koruma tedbiri uyguladı.
"Turizm Bakanı her zamanki tavrıyla hukuku hiçe saymak suretiyle hareketsiz kaldı"
Bana soruyorlar 'Niye yürüyorsunuz adalet diye?' İşte bunlar için yürüyoruz. Bunlar artık canımıza tak ettiği için yürüdük. Aynı tarihlerde Turizm Bakanlığı'na da müracaat ettik. Ama Turizm Bakanı yine her zamanki tavrıyla hukuku hiçe saymak suretiyle hareketsiz kaldı ve bu kişilerin tamamı bugün hala haklarında soruşturma izni verilmesine rağmen o görevlerinin başında bulunuyorlar.
"İlk defa bir hakimi Hakimler ve Savcılar Kurulu'na şikayet etmek zorunda kaldım"
Daha komik bir şey anlatayım. İlk defa bir hakimi ben Hakimler ve Savcılar Kurulu'na şikayet etmek zorunda kaldım. Neşe Çıldık Hanım avukatı aracılığıyla savcılığa bir dilekçe veriyor. Diyor ki, 'Benim bu koruma tedbirimi, yurt dışına çıkış tedbirimi kaldırın.' Savcılık da bu taleple birlikte uygundur yazısıyla Sulh Ceza Hakimliği'ne başvuruyor. Sulh Ceza Hakimi diyor ki; 'Şartlarda bir değişiklik yoktur. Yurt dışına çıkış yasağı koruma tedbiri devam edilmesi gerekir.' Aynı gün, belki bir saat sonra ne oluyor biliyor musunuz? Aynı hakimliğe başka bir hakim oturuyor. 'Bu itirazı kabul ediyorum' diyor ve yurt dışı çıkış yasağının kaldırılmasına karar veriyor. İşte bu yargıya olan güveni zedeleyen, yargılama usulüne apaçık aykırı uygulamalar bu topluma yakışmaz diyerek ben bu ikinci kararı veren hakimi kurula şikayet etmek zorunda kaldım. Biz sokağa işte bunun için dökülmek zorunda kaldık. Adaleti sokakta bunun için aramak zorunda kaldık.
Ben hep şunu söylüyorum. Devlet insanlardan oluşan bir tüzel kişiliktir. Devleti bu toplumun fertleri yaratır. Ve devletle bir sözleşme yaparak yetkilerini, haklarını kendi adına kullanması için devlete devreder. Bunların en önemlisi de adalettir. Bir vatandaş bir haksızlığa uğradığı zaman devletin o hakkını teslim edeceğine inanarak devlete bir kutsiyet azleder, atfeder. Öyle demiş Farabi. 'Adalet en yalın anlamıyla hakkı hakkı olana teslim etmektir.' Eğer bu yapılmazsa bunun karşılığında olan zulümdür, zalimliktir.
"Kendinize gelin, devletin adalet hizmetini vermesine engel olmayın"
Devlet eğer vatandaşlarının adalet için yollara çıktığı bir ortamda bununla muhatap olup bir adalet talebiyle karşılaşıyorsa şapkasını önüne alıp düşünmesi gerekiyor. Devlet kimdir? Devlet biziz. Devlet bu toplumun fertleridir. Ama devlet organları vasıtasıyla yetkilerini kullanır. Adalet hizmetini de organları vasıtasıyla kullanır. Yargı teşkilatı bunun bir parçasıdır. İcra teşkilatı bunun bir parçasıdır. Kolluk teşkilatı bunun bir parçasıdır. Yargı teşkilatında icra teşkilatında kolluk teşkilatında bu adaletin tecellisini engelleyecek kimi kamu görevlileri varsa işte onlar devletin adalet hizmetini vermesini sekteye uğratanlardır. Bizim bu yürüyüşümüzün amacı da bir taraftan budur. O kamu görevlilerine son kez yaptığımız yüksek sesli bir uyarıdır. Kendinize gelin. Devletin itibarını zedelemeyin. Devletin adalet hizmetini vermesine engel olmayın. Ve bu gerçekleşinceye kadar da bu mücadelemiz devam edecektir. Bu adalet hizmetinin tarafsız, eşit ve yansız olarak vatandaşlara sunulmasını engelleyen, kim varsa o devlet teşkilatının ya da organlarının içerisinde hangi kamu görevlisi varsa onların sökülüp atılmasına kadar bu mücadelemiz devam edecektir.
"Sayın Bakan Danıştay 1. Dairesi'ni mahalle bakkalı mı zannediyor?"
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı diyor ki, 'Benim elemanım yok, otelleri denetleyemiyorum.' İş güvenliği uzmanının otelde olup olmadığını bilmek için orada denetim yapmaya gerek yok. İş güvenliği uzmanının olmadığı bir işletme çalışamaz. Orada 100'ün üzerinde çalışan var. Ve orada 13 yılda İş güvenliği uzmanının görev yaptığı süre 15 dakika. Bunu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın Ankara'da oturdukları yerden kalkmayan bürokratları önündeki bilgisayara baksalardı görürlerdi. Ve onu gördükleri takdirde yine oraya gitmelerine gerek yoktu. Bu işletmeye iş güvenliği uzmanı bulundurmadığı her ay için 2025 yılının ocak ayı rakamlarıyla söylüyorum 144 bin lira ceza kesilmesi gerekiyordu. Bu ceza da kesilmedi. Orada bir iş güvenliği uzmanı olmuş olsaydı o yangın önlemlerinin olmadığını bulur, bilir, görürdü. Derhal ilgili kurumlara bu tedbirler alıncaya kadar bu işletmeyi faaliyetten men etme yetkisi vardı.
Sayın Bakan 'Benim elemanım yok' deyip bunun arkasına sığınıyor ve yapmış olduğu sözüm ona soruşturmada görevden almış olduğu bir eski müfettişe soruşturma izni veriyor. Onun dışındakilerle ilgili hüküm bile kurmuyor. Karar bile vermiyor.
Bu karar Bolu Baş Savcılığı ve bizim tarafımızdan yine Danıştay 1. Dairesi'ne gidiyor. Danıştay 1. Dairesi, 'Sen etkili bir inceleme yapmadın, soruşturma yapmadın. Bu bir kişinin dışındakileri de incele, onlar hakkında da karar ver' deyip dosyayı geri gönderiyor. iki ay sonra yine aynı kararı vererek dosya Danıştay 1. Dairesi'nin önüne geliyor. Danıştay 1. Dairesi ikinci kez aynı kararı veriyor.
Dosya şu anda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın önünde. Bu sayın bakan hukukla, yargıyla dalga mı geçiyor? Danıştay 1. dairesini ne zannediyor? Mahalle bakkalı mı zannediyor? Danıştay 1. Dairesi’nin verdiği kararın uygulanmasının gerekli olmadığına mı inanıyor da pervasızca, hukuka aykırı olarak ve anayasal bir suç işleyerek bu kararı vermeye devam ediyor."
"Bu herhangi bir siyasinin bir adalet yürüyüşüne benzemez"
Adalet yürüyüşleri hakkında konuşan Gençbay, sözleri şöyle tamamladı:
"Biz sadece 78 canımız için yürümüyoruz. Biz Gayrettepe'de o ateşin içine atılan işçi kardeşlerimiz içinde yürüyoruz. Biz Tekirdağ'daki Sisli Vadi'de sele kurban verdiğimiz altı kardeşimiz içinde yürüyoruz. Biz Tekirdağ Çoğlu'da tren kazasına kurban verdiğimiz kardeşlerimiz içinde yürüyoruz. İliç'te, Soma'da katledilen kardeşlerimiz içinde yürüyoruz. O nedenle bu herhangi bir siyasinin bir adalet yürüyüşüne benzemez. Bu mağdurların yürüyüşüdür. Bu bağrı yanan, yüreği yanan, haksızlığa uğradığını, zulme uğradığına inanan bu insanların feryadıdır. Bu feryat eğer dikkate alınmazsa bunu yaratanları bir gün tutar yakar. O nedenle biz bu yürüyüşümüze çok büyük önem atfediyoruz.
"Kefenini açıp yüzüne bakamadığım evladım için adalet arıyorum"
Evet, gazete başlıklarına bakıyorum. Deniyor ki, yüksek bir yargıç adalet için sokakta yürüyor. Ben bir yüksek yargıcım. Evet, doğru. 35 yılımı bu mesleğe vermişim. Evet, ben de adalet arıyorum. Evladım için adalet arıyorum. 24 yaşında toprağa verdiğim, kefenini açıp yüzüne bakamadığım, küllerini toprağa verdiğim evladım için adalet arıyorum. Aramaya da devam edeceğim. Bu bütün mazlumların ahı ortadan kalkıncaya kadar devam edecek.
Devletim 20 sene önceki bilmem hangi derede katledilen bir faili meçhulü o dereyi kurutup DNA örneklerinden faili tespit edip cezasını 20 sene sonra verebiliyor. Bununla da gurur duyuyorum. Ama haykırıyorum. Diyorum ki bizim faillerimiz gözümüzün önünde. Bizim faillerimizi bulmak için DNA testi yapmaya gerek yok. Dereleri, tepeleri kurutmaya gerek yok. Bizim faillerimiz gözümüzün önünde o organize kötülüğü yapmaya devam ediyorlar. Her şey hazır. Ek bilirkişi raporuna ihtiyaç yok. Ek delile ihtiyaç yok. Ana dava sonuçlanmış, Yargıtay'a kadar gitmiş, istinaftan geçmiş. Bilirkişi raporundaki deliller sabit. '10 ay oldu, bu dava niye açılmıyor?' diye sorduğumda Başsavcı diyor ki: 'Efendim, Çalışma Bakanlığı'nın soruşturma iznini bekliyoruz.'
Onun için bu adalet yürüyüşü aslında devlet için bir yürüyüştür. Devletin itibarını korumamız için bir yürüyüştür. Yargının ve adaletin itibarını korumamız için bir yürüyüştür. Yoksa bizim canlarımız geri gelmeyecek. Devlet adaletle kaimdir. Devletin içinden adaleti çekip aldığımızda ortaya sadece insanlardan oluşmuş bir örgüt bir teşkilat kalır. Adalet devletin ruhudur. İnancıdır. Tırnak içinde söylüyorum, imanıdır. O nedenle biz adalete kutsiyet arz ediyoruz. Devlete kutsiyet arz ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki adaleti yeryüzünde tesis ettirecek olan Devlettir. Ne olur insanlar bunu başka yerlerde aramazsın."
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


