T24 Haber Merkezi
CHP’nin cumhurbaşkanı adayı, görevden alınan tutuklu İBB Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Merdan Yanardağ, Necati Özkan ve Hüseyin Gün ile birlikte yargılandığı “casusluk” davası kapsamında bugün üçüncü kez hakim karşısı çıktı. Duruşma savcısı İmamoğlu, Özkan, Yanardağ ve Gün’ün tutukluluğunun devamını talep etti. İmamoğlu, savcı mütalaasına karşı yaptığı konuşmada davanın “siyasi” olduğunu savunarak yargı sürecine sert sözlerle tepki gösterdi. “İddia makamı ne yazık ki siyasi bir iktidara bağlı ofis gibi çalışmaktadır” diyen İmamoğlu, “Bu iddianame gerçekten ama gerçekten bir hukuk cinayetidir” ifadelerini kullandı. İmamoğlu, “Ekrem İmamoğlu'nu imha edelim, buna devam etmek için bir şey daha uyduralım”, “Merdan Yanardağ'ın da kanalına çökelim” anlayışıyla hareket edildiğini söyleyerek, “İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'yla yürütülen bu hukuksuz işlemlerde imza atanlar, talimat verenler, içinde olanlar her kimse, tamamı anayasal düzeni ortadan kaldırma suçu işlemişlerdir” dedi.
BU HABERİ, T24 ABONELERİNİN DE
SAĞLADIĞI KATKIYLA OKUYORSUNUZ.
T24'E ABONE OL,
BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞİ DESTEKLE!
Zaten abone misiniz? Üye girişi yapın
Mahkeme heyetine ve başkanına “Bu ağır suçu işleyen bu bir avuç muhterisin suçuna ortak olmamalısınız” diye seslenen İmamoğlu, “Sayın Merdan Yanardağ ve Sayın Necati Özkan’ı tahliye ediniz” çağrısında bulundu.
TIKLAYIN - “Casusluk" davasında 3. gün | Savcıdan İmamoğlu dahil 4 kişi hakkında tutukluluğa devam talebi!
İmamoğlu’nun savcı mütalaasına karşılık yaptığı konuşma şöyle:
"Bu dava siyasidir, kötü bir kurgudur, bu iddianame hukuk cinayetidir"
Sayın Başkan, Sayın Heyet. Evet, tabii iddia makamının yine ipe un sereceğini tahmin ediyordum. Benim için fark eden bir şey yok. İddia makamı aynı pozisyonunu, aynı rolünü korumaktadır. Tesadüfen dün akşam yazmış olduğum metinde de "yapmıştır, söylemiştir" diye yazdığım ifadelere "söylemeye devam ediyor, yapıyor" diye yazmıştım. Beni yanıltmadığını gördüm. Çünkü aynı düzen, aynı kara düzen devam etmektedir. İddia makamı ne yazık ki siyasi bir iktidara bağlı ofis gibi çalışmaktadır. Bunu net olarak ifade edeyim. Çünkü bu dava siyasidir Sayın Başkan, Sayın Heyet. İktidarını korumak isteyen zihniyet ve yargıdaki aparatlarıyla hazırlanmış bir kurgudur; kötü bir kurgudur. Gerçekten absürt, saçma gibi terminolojik neyi sıralayabilirim, ardına ne ifade edebilirim bilemiyorum. Ne bir delil ne de bir beyan söz konusu olmayan bir yerde, delillerin ortada olduğunu ifade eden bir iddia makamının gerçek dışı bir süreç uyguladığı da bir realite. Aslında bu işin aylar öncesinden nasıl tasarlandığını, nasıl planlandığını, kapalı kapılar ardında nasıl konuşulduğunu; hatta bazı insanların nasıl korkutulmak için aracılar tarafından korkutularak "casusluk da hazırlanıyor" diye ta Temmuz aylarında konuşulduğunu daha dün dinledik, dinlemeye devam ediyoruz başka salonlarda, başka ortamlarda. Dolayısıyla ben hiç şaşırmadığımı ifade etmek istiyorum. Ama yine derin bir üzüntüyle, Yüce Türk yargısının bu şekilde aşağılanmasına katkı sunan çalışmaları sürdürmelerini de esefle kınıyorum. Tekrar ediyorum Sayın Başkan; bu iddianame gerçekten ama gerçekten bir hukuk cinayetidir. Lütfen bu tespitimizi dikkate alınız Sayın Heyet, Sayın Başkan. Bu iddianame; iftiraname, gıybetname, menfaatname, terfiname... Diğerlerinin sıfatları gibi gerçekten bir hukuk cinayetidir. Yazıktır, günahtır; bu memlekete günahtır.
"Bu bir avuç muhterisin suçuna ortak olmayın"
Bu iddianameyi hazırlayanlar kötü niyetlidir. Talimat doğrultusunda her şeyi ama her şeyi, aklınıza gelebilecek her şeyi, her türlü işkenceyi -tırnak içinde can bile söz konusu olsa- her şeyi yapabilecek kişilerdir ve uygulamalara hazır ve nazır kimliklerdir. Onlar için talimat, menfaat ve elde edecekleri terfi yeterlidir. Zaten bir kısmı için yeterli olmuştur şu anda geldikleri makam itibarıyla; ama bakan, ama bakan yardımcısı, ama genel müdür, ama başka şeyler. Bu mudur yani dünya? Yani yaşadığımız Türkiye, dünya ya da milletimiz ya da inancımız bu mudur yani? Bu mu bize öğretildi? Onun için mi memleket, 103 yaşında bir Cumhuriyet var ya da bizler onun için mi büyüdük, yetiştik; sizler o koltuktasınız, bizler buradayız? Bunun için mi yani? Ama şükürler olsun ki bir avuçlar, bir avuç. Bu kadar; elimin içi kadar. Bu manada bu insanların pozisyonu budur. Daha önce ifade ettim, bu iddianame üzerinden ne yapılmak istenmiştir? "Ekrem İmamoğlu'nu imha edelim, buna devam etmek için bir şey daha uyduralım." 13. mü oldu, 15. mi oldu onu da bilmiyorum. "Necati Özkan'a ek bir tutuklama yaratalım buradan. Merdan Yanardağ'ın da kanalına çökelim, hatta fırsat bu fırsat bir de birine satalım." Bu kadar acıdır manzara. Gerçekten hani 4. kişiyi söylemiyorum ama zaten söyleyeceklerini söyledi size. Yani ben duyarken böyle üzüntüyle dinledim ama iddia makamı bunu nasıl dinledi, neresinden dinledi, nasıl anlattı, nasıl anlamaya çalıştı. İnanın tasavvur etmek mümkün değil. Siz bu kutsal makamda, çok kutsal bir makamdasınız. Geçenlerde bir avukat şöyle tarifledi; yani "çok kutsal, neyle eşleştirsen" diye tarifledi. Hani biz "haşa" deriz tabii ama hani "Tanrı gibi, daha ötesi yok" yani kimseye bağlı değilsiniz diye bir tarifte bulundu. O kadar önemli, kutsal, 86.000.000 insan. Yani ne etki altında kalabilirsiniz 86.000.000 insan adına ne de birinin talimatını alabilirsiniz. Bu kadar kutsal bir makamdasınız. Onun için temsil ettiğiniz bu koltukta, bu ağır suçu işleyen bu bir avuç muhterisin suçuna ortak olmamalısınız. Olmamalısınız. Olamazsınız. Hem şahsınız adına hem bu millet adına hem de bu milletin geleceği adına bu zulmü bir an önce bitirmelisiniz. 2 gündür tüm detayları aslında dinlediniz. Yani buradan yine böyle bir masal çıkacağını ben biliyorum ama sizlerin bir masal dinlemediğinizin farkındayım. Ve lütfen bizi yanıltmayın.
"Kimse dokunulmaz değildir, gün gelir millet huzurunda hesap verirler"
Sayın Başkan, Sayın Heyet. Başka hangi bilgiye ihtiyacınız var? Geçelim yani, geçelim. Ha, şunu deseydi anlardım: "Şimdiki MİT Başkanı gelsin, bir dinleyelim." “Vay, ne cesur bir iddia makamı” derdim. Mesela gelsin konuşsun. Niye lal oldu? Niye konuşmuyor mesela? Veya geçmiş dönemlerde şahsın daha iyi anlatılması, anlaşılması için bakanlık yapmış insanlar ya da Cumhurbaşkanı yardımcılığı yapmış insanlar gelsin dinlensin deseydi; "Aa ne kadar güzel, bravo" derdim. Ve bunlar olsaydı bir mantığı vardı yani. Ama yok.
Onun için bu insanlar çıldırmış, gözü dönmüş; menfaatleri doğrultusunda her şeyi yapabilecek insanlar, her şeyi. Dediğim gibi; bakan, bakan yardımcısı veya muhtelif görevlere geldiklerini düşünen bu şahıslar, talimat aldıkları o zincirdeki zihniyet doğrultusunda hareket etme kabiliyetleri üzerinden dokunulmaz olduklarını düşünüyor olabilirler. Buradan söylüyorum; Yüce Yaradan şahit, siz de şahitlik ediniz ki kimse dokunulmaz değildir. Kimse dokunulmaz kalmamıştır. Gün gelir, dokunulmaz haliyle millet huzurunda hesap verirler. Onun için bilsinler ki asla kimse dokunulmaz değildir, olamazlar.
"Anayasal düzeni ortadan kaldırma suçu işliyorlar!"
Bu süreçte İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'yla yürütülen bu hukuksuz işlemlerde tekrar ifade ediyorum ki; imza atanlar, talimat verenler, içinde olanlar her kimse, tamamı anayasal düzeni ortadan kaldırma suçu işlemişlerdir, nokta. Aynı eyleme, suçu işlemeye de devam etmektedirler. Yazdım. Şimdi de dinledim zaten; devam ediyorlar, edecekler.
Sayın Başkan, Sayın Heyet; milletimizin %80'inin artık inanmadığı ve "Allah beni mahkemeye düşürmesin" diye dua ettiği, bu duruma düşüren Yüce Türk yargısına siz seyirci mi kalacaksınız? Kalamazsınız. Mutlaka ve mutlaka bu durumu görmezden gelemezsiniz, gelmemelisiniz. Birileri tekme vuruyor olabilir, siz yapmamalısınız. Tekrar hatırlatıyorum ki ifade ettiğim suçları işleyen bu muhterisler, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurumlarını aşağılamışlardır. Yani bu ülkede Milli İstihbarat Teşkilatı yok, bu ülkede koca koca bakanlıklar yok, Cumhurbaşkanlığı yok; İstanbul Büyükşehir Belediyesi gibi kadim bir kurum çöp! Bunlar, bu bir avuç akıl, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurumlarını aşağılıyorlar. İtibarını yerle bir ediyorlar. Ulusal ve uluslararası düzeyde güvenilirliğimizi yok etme suçunu da tek tek işlediler, işlemeye devam ediyorlar.
"Ben o yazının kim tarafından, nasıl not edildiğini ve buraya gönderildiğini de çok iyi biliyorum"
Ben burada böyle anlatırken Savcı Bey'e dönüyorum ama kendisine asla bunları söylemiyorum. Ben o yazının kim tarafından, nasıl not edildiğini ve buraya gönderildiğini de çok iyi biliyorum; bunu yaşadım. Ben bir yönetim devralırken İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde insanların nasıl lal, suskun olduğunu gördüm. Ben herkese şunu söyledim bütün yöneticilerime: "Fikri hür, vicdanı hür olun. Bana karşı gelin, beni eleştirin, bana yanlışı gösterin. Hepiniz uzmansınız, ben sizin bildiğinizi bilemem." dedim. Ama başka bir zihniyet; "Benim talimatım dışına çıkamazsın, onun için benim olmadığım yerde susacaksınız, kafalarınızı öne eğeceksiniz" diyor. Ben görevimi devralırken bunu yaşadım. O az önce bahsettiğim yönetim şemasında, size burada ifade ettiğim şekliyle yaşadım. Konuşamazlar. Ne yapayım? Yapmasınlar. Hiçbir ana baba evlatlarını öyle olsunlar diye yetiştirmedi.
Onun için istihbarattan, bakanlıklardan birçok kurumunuzu aşağılayan bir dille sırf İmamoğlu'nu suçlamak için iddianame yazdılar, hala savunuyorlar. Savunsunlar…
"Bu ülkenin başındaki hiç kimsenin yaralanarak zedelenerek gitmesi beni mutlu etmez"
Durum sadece kötü bir davaya dönüşmemiş; aynı zamanda milletimizi hukuksuzluk ve adaletsizliğe mahkum ettiği gibi, aynı zamanda yurttaşlarımızı ekmeğinden de etmektedir. Sayın Başkan, Sayın Heyet; şu duruşmanın, yan taraftaki duruşmanın ve diğerlerinin ülkedeki enflasyonla direkt ilgisi var. Bu ülkenin ekmeğinin üretilmesiyle direkt ilgisi var. Ekmeğinin paylaşılmasında, üleşilmesinde de direkt bağlantısı var. 1 yılı aşkın süredir, 14 aydır bu ülkede yaşananların 250-300 milyar dolara yakın maliyeti olduğunu ben değil; dünya ve Türkiye’deki bütün üst düzey ekonomistler söylüyor. Bakın ekonomi düzenlemiyor. Niçin? Avrupa’da enflasyonda sonuncuyuz, dünyada 5.’yiz. Bununla ilgisi var. Onun için toplum sadece adaletsizliğe mahkum edilmiyor; ekmeği çalınıyor. Yurttaşlarımızın ekmeğinden, işinden, mutluluğundan, huzurundan ve geleceğinden mahrum edilen bir düzen inşa ediliyor.
Sayın Başkan, Sayın Heyet; siyasal iktidar gayrimeşru hale gelen mevcudiyetini korumak için harekete geçti ve bu kurgular, önümüze bir sürü silsile davalar yaratılmasına sebep oldu. Huzurdaki davanın amacı da Türkiye'yi demokrasiden tamamen koparmak pahasına bir kişinin koltuğunu korumaktan ibarettir. Ama olmaz ama olmaz zaten dünya fani bunu bilmeyen akıl ancak bunu yapabilir. Bakın zaten dünya fani yarınımızı bilemeyiz. Bunu bilmeyen akıl bunu yapabilir. Kaldı ki demokraside koltuğun da süresi var, sana ait değil. Bitecek. Böyle millet güle güle yapacak sana güle güle güle güle hep dedim inşallah inşallah millet arkasından kötü şeyler söylemeden, gülmeden gidersin diye yıllardır söyledim. Niye inşallah diyorum biliyor musun? Bu ülkenin başındaki hiç kimsenin yaralanarak zedelenerek gitmesi beni mutlu etmez. Tarihte bu tür kara lekeler vardır, alınlarından hiç silinmemiştir. Etmez ama oraya doğru gidiyor.
"Böyle bir suçlamanın düşünülmesi bile akıl dışıdır"
Onun için Türkiye'nin sormak lazım bir anayasası var mıdır? Türkiye demokratik laik sosyal bir hukuk devleti midir? Bunlar ülkesinden sorumlu her yurttaşın sorması gereken sorular olup ne yazık ki yakıcı bir şekilde gündemdedir. Bana tutuklamaya karşı beyanımı sordunuz. Bu koşullar altında böyle bir iddianameye, böyle uyduruk, tamamen siyasi bir suçlamayla neyin tutuklaması Allah aşkına? Neyin tutuklaması ya? Gülerler yani bu nedir ya? Böyle bir trajikomik durum olur mu ya? Yazık ya. Sayın başkan, sayın heyet yazık. Utanç verici, sizi niye yordu bu iş? Buraya niye gelindi? Böyle bir suçlamanın düşünülmesi bile akıl dışıdır. Tutuklama buradaki kişilerden önce yargı kurumuna kendisine, dolayısıyla toplumun adalet duygusuna, toplumsal barışa, huzura çok büyük zarar vermektedir. İnsanları dışlamış, insanları bölmüş, parçalamış, yapıldı bunlar ya. Mezhepler bölündü, inançla bölündü, yaşam tarzıyla bölündü.
"Sayın Necati Özkan ve Sayın Merdan Yanardağ'ı tahliye ediniz"
Ben bunu o kadar iyi biliyorum ki çocukluğumdan beri envaiçeşit insanla büyüdü böyle bir ailedeydim. Bunu yaşıyorum ve bunun acısını hissediyorum. Çünkü öyle bir bölünmenin benim ailemi bile nasıl parçalayacağını bilen bir insanım ama bunu göz göre göre partisiyle bile böldü bu insanlar ve bu akıl ve bu zihniyet. Onun için çok büyük zarar vermektedir. Hele ki ya 40 yıllık saygın bir gazeteciyi tutuklamak, 42 yıllık saygın bir iletişimciyi tutuklamak. Merdan Yanardağ ve Necati Özkan gibi bu ülkenin yetiştirdiği iki fikir adamını, iki aydını, iki entelektüel insanı tutuklamak. Tutuklu yargılama. Neden? Casusluktan ve vatan hainliğinden. Millet buna gülüyor içi yanıyor ama kahkahayla gülüyor yani. Evet ülkemizin yazarlarını, çizerlerini, akademisyenlerine, kısaca aydınlarını hapse yollamak gibi kötü bir alışkanlığı vardır bu tarihimizde ne yazık ki yaşanmıştır ama onların da buna en güzel en soylu biçimde direnme geleneği vardır.
Ama şunu söyleyeyim; direnmek kadar büyük bir mücadeleyi vermenin kararlılığı içerisindeyiz. Bu mücadelenin sonucu da milletin zaferiyle sonuçlanacaktır. Bu buradan bilinsin. Eğer bana tutuklamanın, tutuklamanın devamı talebine ilişkin bir mütalaaya karşı diyeceğimi soruyorsanız; cevabım çok yalındır: Sayın Necati Özkan ve Sayın Merdan Yanardağ'ı tahliye ediniz. Benim bu tutuklamaya karşı görüşüm ve talebim budur. Türk yargısının şerefli, namuslu fertleri olarak, bu yüz karası durumdan bu milleti bir an önce kurtarın. Kurtarın. Başınızı yastığa rahat koyamazsınız, çok net. Bu ülkenin rayından çıkmış bu yargı düzeninin düzelmesine katkı sunmak zorundasınız. Hukukun, adaletin namusunu koruyun. Bu salonda görülen bu dava, zannetmeyin basit, sıradan bir dava; uydurma casusluk ve vatana hainlik davası değil, gerçekten milletin bekası, geleceğiyle ilgili çok önemli bir davadır. Bu bağlamda lütfen bu ızdıraba, bu eziyete, bu rezilliğe son verin. Saygılarımla."


