Tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, yine İBB davasından tutuklu olan İmamoğlu’nun siyasi danışmanı Necati Özkan ile eski TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ ve "etkin pişmanlık" ifadesi veren Hüseyin Gün, tutuklu yargılandıkları "siyasal casusluk" davasında üçüncü kez hâkim karşısına çıktı. Duruşmada savunma yapan İmamoğlu, "İddianın ağırlığı ile hukuki bir ciddiyet olsun. Hadi oradan! Hangi talimatı vermişim? Hangi bilgiyi kime aktarmışım? Mahkeme heyeti böyle bir soru sormadı. Ama bununla yargılanıyoruz. Hangi eylemle devletin güvenliğini tehdit ediyormuşum? Hangi ülkeye casusluk yapmışım? Elimizde bir şey yok. NATO buradaydı, 'İmamoğlu casus mu?' diye sorup öğrenip öyle gelseydiniz. Bu ülkede bir emekli polis canına kıyarken fon soygunun failleri korunuyor" dedi.
Mahkeme heyeti İmamoğlu, Yanardağ, Özkan ve Gün'ün tutukluluklarının devamına karar verdi. Yanardağ, kararın açıklanmasının ardından "Bu bir yargılama değil, bu iktidar yargısı" dedi. Duruşma 23 Aralık'a ertelendi.
BU HABERİ, T24 ABONELERİNİN DE
SAĞLADIĞI KATKIYLA OKUYORSUNUZ.
T24'E ABONE OL,
BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞİ DESTEKLE!
Zaten abone misiniz? Üye girişi yapın
Savunmasında, Milli İstihbarat Teşkilatı'ndan (MİT) beklenen raporun aylardır mahkemeye sunulmadığını belirten İmamoğlu, "Hüseyin Gün'le fotoğraf çektiren İbrahim Kalın, bizi yabancı casuslardan korumakla görevli MİT'in başına getirilirken, ben Gün'le fotoğraf çektirdiğim için nasıl casus ilan ediliyorum? MİT Başkanı'na bunu sordum. Benim ve diğer yargılananların casusluk faaliyetinde bulunduğumuza ilişkin MİT elinde bir rapor veya tespit var mıdır? 4 aydır cevap vermeyen MİT'e, başındaki İbrahim Kalın'a tekrar soruyorum. Öyle uydurup suçlamaları ortaya atıp şerefimize, namusumuza, onurumuza saldırıp ondan sonra kimse kulağının üzerine yatamaz. Bu sorulara MİT'in cevabı olmak zorunda. Koskoca MİT 4 ay boyunca gerçeği niçin söylemez Allah aşkına ya?" ifadelerini kullandı.
Fon krizinde gündeme oturan eski bakan ve görevinden afla ayrılan AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya'ya da tepki gösteren İmamoğlu, "Babamla 35 yıldır ticaret yapıyoruz. 35 yılda biriktiremediğimi, karı-koca 4 ayda almış ya! Rezalete bakar mısınız. Ve biz aile boyu hesapları, hayatı blokaj altında, tecrit altındayız! Ali Şekeroğlu, artık emeklik maaşıyla geçinemediği için Anayasa Mahkemesi önünde canına kıyarken, birilerinin fon soygununun faillerini koruduğu bir Türkiye'deyiz" dedi. İmamoğlu, savunmasını tamamlamasınına ardından İBB duruşmasına katılmak üzere duruşma salonundan ayrıldı.
Necati Özkan da savunmasında, "Bu dava sürreal, tamamen hukuk dışı! İddianame 17 e-posta ve şifrelerine dayandırılıyor. Bu iddialarla ben, CHP ve İmamoğlu seçimleri manipüle ediyormuşuz. Bu da casusluk! Koskoca devleti ve yargıyı işgal eden absürt davanın yegâne dayanağı, 17 İBB çalışanına ait olduğu iddia edilen e-posta ve şifrelerinin elde edilip seçimlerin manipüle edildiği… 'Sızıntıların kaynağı İBB veri tabanı değildir. Bu verilerde devlet sırrı, bilgi, belge yoktur" diyor bilirkişi raporu. İBB’de çalışan bu 17 kişinin başka sitelere üye olmasından ve o sitelerin hacklenmesinden kaynaklanmıştır bu veri sızıntısı" dedi.
Merdan Yanardağ ise savunmasında, mutlak butlan kararının ardından CHP Genel Başkanlığı'na getirilen Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşmeyeceğini söyledikten sonra Kılıçdaroğlu'nun ziyaret etmekten vazgeçtiğini savunarak, "Kemal Kılıçdaroğlu’na buradan selamlarımı, sevgilerimi iletiyorum. Bu davanın adı siyasal casusluk davası. 'Görüşmeyeceğim' deyince Nasrettin Hoca eşek hikâyesine benziyor. 'Ben zaten gitmeyecektim' demiş. Doğru söylemiyor. Sezen Aksu benimle ilgili davayı geri çekmiş. Ben yetmez ama evetçi olduğu için eleştirmiştim. Herhalde utandı Sezen Aksu" ifadelerini kullandı. TELE 1 olarak sahiplendikleri Güneş isimli köpeğin kayyım tarafından barınağa verildiğini söyleyen Yanardağ, "Güneş'e bakmamış kayyım… Barınağa gitmiş. Yemek yememiş. Açlık grevi yapmış. Köpeğimize bakmamışlar. Oğlum kurtarmış onu… Rüyalarıma girdi"' dedi.
Etkin pişmanlıktan ifade veren Hüseyin Gün de savunmasında, "Bu davada casusluğun c’si yok. Ben casus değilim. Jön Türk felsefesini şiar edinmiş bir iş insanıyım. Necati Özkan ile yazışmaların hiçbirinde casusluk iddiasıyla ilgili hiçbir şey yok. Suçlu isem tek yaptığım şey, ‘mamy’ dediğim manevi annem Seher Alaçam’ın ricası ve isteği üzerine 10 günlüğüne sosyal medya analizi yaptırmam. Dönemin Başbakanlık Müsteşarı Fuat Oktay tarafından imzalanan yetki belgesi ile FETÖ/PDY ile mücadele için ben devletin talebiyle görev aldım. Devlet terbiyesinin, ciddiyetinin çerçevesinde kalmaya çabalıyorum" ifadelerini kullandı.
Mahkemenin MİT, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) ile emniyetten talep ettiği ek dijital delil inceleme raporları üçüncü celsede de gönderilmedi. Duruşma savcısı, ara mütalaasında, “kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delil bulunduğu” gerekçesiyle İmamoğlu, Özkan, Yanardağ ve Gün’ün tutukluluklarının devamını talep etti.

Casusluk davası
"Siyasal casusluk" davasına ilişkin savcılığın hazırladığı 162 sayfalık iddianamede, Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan, Merdan Yanardağ ve Hüseyin Gün hakkında "siyasal casusluk" suçlamasıyla 15 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası talep ediliyor.
İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülen davada ilk duruşma 11 Mayıs 2026'da yapıldı. Üç gün süren duruşmada mahkeme, Milli İstihbarat Teşkilatı’na (MİT) müzekkere yazarak sanıkların "casusluk faaliyetinde bulunduğuna" ilişkin herhangi bir rapor veya tespit bulunup bulunmadığının sorulmasına ve sanıkların tutukluluklarının devamına karar verdi.
Davanın 6 Temmuz 2026’da görülen ikinci duruşmasında ise mahkeme, MİT'ten yazının ulaşmadığını bildirerek dört ismin de tutukluluklarının devamına karar verdi.
Üçüncü duruşmadan notlar
Bugün Silivri Cezaevi'ndeki duruşma salonunda görülen üçüncü duruşmada da tutuklu sanıklar hazır bulundu. Mahkemenin MİT, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) ile emniyetten talep ettiği ek dijital delil inceleme raporlarının dosyaya girmesi bekleniyor.
Duruşmayı, Yeni Parti Genel Başkan Yardımcıları Sezgin Tanrıkulu ve Evrim Rızvanoğlu, İstanbul Milletvekili Türkan Elçi, İBB Başkan Vekili Nuri Aslan, Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi, yerine kayyım atanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Gökhan Durmuş, eski Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu ve sanatçı Orhan Alkaya ile tutuklu aileleri de izledi.
Duruşma salonuna giren Ekrem İmamoğlu, oğlunu ayakta alkışlayan babası Hasan İmamoğlu'na dönerek, "Baba hoşgeldin" derken, kendisine seslenenlere de "Kötüler kötü, biz iyiyiz" karşılığı verdi. İmamoğlu, seyircilerin "Millet sizi bekliyor" diye seslenmesi üzerine, "Beni beklemeden siz harekete geçin ben bir yerden katılırım. Partinin içini doldurun" dedi.
İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülen duruşmada Merdan Yanardağ da meslektaşlarını "Hoş geldiniz" diyerek selamladı. Sanıklar, avukatları, gazeteciler, izleyiciler ve mahkeme heyeti yerini aldı, duruşma başladı.
İmamoğlu'nun savunması: Hadi oradan, hangi talimatı vermişim?
Duruşmada ilk olarak söz alan İmamoğlu, "İBB davasında savunma yapan herkesi dinlemem gerekiyor, kaçıramam" dedi ve ilk savunma sırası kendisine verildi. Savunmasına "Hangi bilgiyi temin ettim, kime aktardım, hangi talimatı verdim? Mahkeme heyeti de böyle bir soru sormadı. Buradaki arkadaşlara da sorulmadı" diyerek başlayan İmamoğlu, savunmasını tamamlamasınına ardından İBB duruşmasına katılmak üzere duruşma salonundan ayrıldı. İmamoğlu'nun "casusluk" davasındaki savunması şöyle devam etti:
"19 Mart'tan bu yana hakkımda yürütülen yargı süreçlerinin her birinde, farklı bir suçlamayla karşı karşıya bulunmaktayım. Bu salonlarda, çok duruşmaya giriyorum. Bir gün diplomamı savunmak zorunda kalıyorum. Neyini savunacaksam? Bir gün belediyecilik faaliyetlerini, bir gün makam arabamın açıklanması benden isteniyor. Yani bu günün parasıyla 200.000 lira aylık kirası olduğunu gördüğüm kiralık, belediye kiralanma üzere olan arabayı reddediyorum, kendi arabamı bilâbedel kamuda kullanma üzere belediye tahsis ediyorum, bununla yargılanıyorum!
Hesapladım, kamuya benim bıraktığım zararı sağladığım fayda 30-35 milyon lira. Çünkü 12 sene ben kendi aracımı kullandım. Niye? Belediyenin 200.000 liraya araba kiralaması ağırıma gittiği için. Kendi arabamı kullandığım için bununla bile yargılanıyorum. Bir gün diplomamı, bir gün makam arabamı savunuyorum. Belediyecilik faaliyetlerimi savunmaya çalışıyorum. Bu şekilde bir süreç ilerlerken, bir absürt dava tarihe geçecek. Yani gerçekten bunu yazan iddia makamına diyorum ki: "Allah size akıl fikir versin." Çok net dua ediyorum. Yaradan beni duyar inşallah, onlara faydası olsun diye bunu söylüyorum. Bugün ise casusluk isnadıyla yeniden sanık kürsüsündeyim. Bazen aynı günde 3 duruşmaya girdim. Bazen aynı günde, 1 haftada 5 günde 5 duruşmaya girdim. Bütün bunların tamamı, tamamı iddiayla söylüyorum, ben yargılanmaktan kaçmam. Tamamı "Allah akıl fikir versin" diyecek iddia makamının temsilcileri tarafından kaleme alınmıştır. Bunlara mahkeme heyetleri iştirak edecek mi, etmeyecek mi? Bunları da göreceğiz. Görürsem, iştirak ederlerse, aynı duayı onlar için de yapacağım. Etmezlerse “ne güzel” diyeceğim. Diyecek başka bir lafım yok.
Onun için yine casusluk isnadıyla karşı karşıyayım. Bugün de aynı günde 2 duruşmayla yine tarihe not düşmeye devam ediyoruz. Casusluk… Yani arkaya dönüp baktığımda çok yakinen tanıdığım, dostluk yaptığım ya da yoldaşlık yaptığım Necati Özkan'dan casus çıkartmak, yani bu ülkenin silahlı kuvvetlerinde görev yapmış bir insandan, kendini memleketine adamış bir insandan casus çıkarmak… Uzaktan izlediğim, okuduğum, takip ettiğim, fikirlerine hayranlıkla baktığım Merdan Yanardağ'dan casus çıkarmak ya da televizyonuna çökmek, adı her neyse.
"Allah akıl versin diye dua ettim"
Yani ülkesine ihanet eden, yabancı güçlerle çalışan… Bize bu deniyor. Devletin güvenliğine karşı hareket eden bir insan olduğumuz bize söyleniyor. Kim tarafından? O Allah akıl versin diye dua ettiğim iddia makamında bunu yazan kimse onlar tarafından. Haydi oradan! Haydi oradan! Böylesine ağır bir suçlama karşısında iddianın ağırlığıyla orantılı bir hukuki ciddiyet yaşamak isteriz biz. Yani hukuki ciddiyeti olsun bu işin, öyle değil mi? Burada hukuki bir ciddiyet üzerinden bir süreç işletilsin, sorular sorulsun, cevaplar alınsın. Yazıklar olsun. Bu mahkemeyi, mahkemeye dönüşmesine bile imza atanlara yazıklar olsun.
Ya ben hangi bilgiyi temin etmişim? Yani kime aktarmışım? Hangi talimatı vermişim de böyle bir işlem yürümüş? Tek bir konusu dahi geçmedi yani, ne mahkeme heyeti bana soru sordu bugüne kadar, ne de bir arkadaşıma sordu yani buraya gelenlere de böyle sorular sorulmadı ama biz bununla yargılanıyoruz. Yani hangi eylemle devletin güvenliğine karşı hareket etmişiz biz? Hangi eylemle? Hangi ispatla? Hangi ispatla? Hangi akılla bunu yazdınız? Hangi akılla bunu mahkemeye getirdiniz? Neyi savunuyorsunuz? Elinizde hangi delil var?
Ya ben onlarca mahkemeye geldim. 105. 107. duruşmaya giriyorum, 107, 108 duruşma. 15 tane mahkeme, ya bir tane delil yansıtılmaz mı şuraya? Bak şu davada şu delil, şu ses kaydı, şu şunu söyledi, bu bunu yazdı, bu bunu çizdi demez mi? Diyemiyorsunuz, yazıklar olsun size. Bu kadar net. Utanç verici bir durum, utanın yerin dibine girin. Bak bu kadar söylüyorum.
Hangi ülke? NATO'nun bütün devletleri buraya geldi. Bekledim ki zat-ı muhterem sorsun onlara "Ya bu Ekrem casusmuş. Tanıyan var mı?" "Ey CIA! Ey MI6! Veya diğer ülkeler ya da onların faaliyet gösteren şeyleri, istihbarat teşkilatları." Yani sorsun, diyordu ya "Ey Amerika! Ey Amerika, ya Ekrem İmamoğlu casus mu, anlat bakalım, dostum" diyor ya. Yani 20 senedir F-35 alacağı var ya mesela, hani onu alamadı bari bunu öğrenip gelseydi New York'tan. Onu alamadın, bari bunu öğrenip gelseydin, işine yarasaydı. Bunu bile, bunu bile bekledim biliyor musunuz, NATO'da sorarlar diye. Veya New York'tan sorarlar diye bekledim. Bunu yapamadı. Yapamaz, çünkü yok! Ekrem İmamoğlu öyle bir insan değil.
Allah aşkına! Bunların cevaplarını somut delillerle görmek istiyorum ben. Yeter! 3. duruşma... 4 mü, 5 mi, 6 mı, 7 mi? Hangi kaç tane daha duruşmaya gelecek bu insanlar? O bakımdan, huzurdaki davada beni casuslukla suçluyorlar. Seçmen analizi yapıyormuşum, dijital strateji kuruyormuşum, veri topluyormuşum ve bu milli güvenliği tehdit ediyormuş! Yani saçmalığa bakar mısınız? Ya 2019'da, 2019'da 13 bin 600 oyla kazandığımız bir seçimi iptal edenler belli. İptal edenlere karşı bu milletin tavrı, tepkisi belli. Buradan casus çıkarmaya çalışıyorlar ya! Oradaki muhteşem 7 aylık halkın demokrasi direnişinde casusluk çıkarmaya çalışıyorlar.
Fon vurguncuları hakkında daha önce gerekli yerlere de uyarı yapılmış bu arada. Hatta bu uyarıyı yapan insanları, birkaç insanı alıp hemen gözaltına atmışlar. Aynı gün, aynı gün! Hatta utanmadan, gözaltına aldıktan sonra bir kısım bu işin, bu vurgunun önde giden insanları "İyi ki tutuklatmadım" diye de laf etmişler. Yani tutuklatma yetkisini bile kendinde gören insanlar bunlar. Çünkü niye? Bu işin içinde olan herkes bu iktidarın fertlerinin insanları. Eşi, dostu, akrabası... Akrabası, damadı, gelini; hepsi bu işin içinde! Bu işin içinde, çünkü üst düzey bürokrasi ve saray siyasetinin parmakları bu fonların içinde. Bunu bilelim ya! Bu kadar ayan beyan. Düzenlenecek olanlar da onlar, denetleyecek olanlar da onlar, düzenleyecek düzenleyen de onlar ya! Böyle bir durumdayız ya.
Okuyunca şok oldum, düşünsenize: Devlet Denetleme Kurulu—yeni Cumhurbaşkanlığı sistemindeki en önemli Devlet Denetleme Kurulu'nun başkanı—aynı zamanda Borsa İstanbul yönetim kurulu üyesi! Haydi bakalım! Buna ne deriz, bunu nasıl anlatırız? Buradan soru çıkacak. Eşler, dostlar, akrabalar, nepotizm böyle yani zirve yapmış!
Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan ve Merdan Yanardağ
Fatma Betül Sayan Kaya tepkisi
Ha, ben akrabamı olduğum yere sokmadım ya! Akrabamı olduğum yere sokmadım. Kural getirdik; bir yönetici varsa onun akrabası yönetici olamaz. Bir yöneticinin akrabası işe alınamaz. Bak bu kadar ileri taşıdık meseleleri, arkadaşlarım şahittir. Ayıptır ya! Biz bu kurallarla devlette görev yaptık 11-12 senedir. Niye? Milletin evlatları olsun diye. Niye? Milletin evlatlarına burs verilsin diye. Bir kadına, genç bir kadına 110 bin dolar İBB burs vermiş, 110 bin dolar! Ekrem İmamoğlu ne yapmış? 5,5-6 senede bugünün parasıyla 12,5 milyar lirayı 600 bin çocuğa dağıtmış. 12,5 milyar lirayı... Onun için ben buradayım.
Burada bulunanların belki farkında değildir; yeğenidir, komşusudur, tanıdığı bir çocuktur burs aldıysa İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden. Niye? Kendi parası çünkü. "Milletin parası millete verilecek" dedik biz, onun için. Ama bir kadın 110 bin dolar... Aynı kadın defalarca "Hadi burs aldın gittin yurt dışına, yaptın mı yapmadın mı o da belli değil, hadi geri dön hizmetini yap" diye kuruma çağrılıyor, cevap bile vermiyor; kuruma bile gelip kuruma hizmet bile etmiyor. Kayıtlı, tespitli! Bunu yaşattılar bize ya! Bu mektuplar kendisine yazılırken Sayın Cumhurbaşkanı o zaman Başbakan, aynı anda Başbakan'a da danışmanlık yapıyor. Benim yanımda öyle biri gezecek, kovarım onu biliyor musunuz, kovarım! Bedelini ödettiririm ona.
İddia makamı duyun bu sesi. Sorumlusunuz, sonuna kadar. 5 günde 7 emniyet mensubumuzun intihar ettiğinden bahsedildi geçen hafta. Kimse bunları duymadı. Bu ülkede bir boş yazar kasa iktidar değiştirmişti. Nereden nereye geldik değil mi? İşte bunlar baskının sonucu. İsteyen istediği kadar umarsızca dinlesin, isteyen istediği kadar umursamasın. Bu millet günü geldiğinde hesap soracak. Bugün bir emekli Anayasa Mahkemesi'nin önünde canına kıyıyor ya. İktidar medyası bu haberi görmüyor bile, irdelemiyor bile. Çünkü görmek zorlarına gidiyor. Çünkü bu tablo onların tercihlerinin sonucudur.
Benim babam burada, biz 35 yıldır ticaret yapıyoruz. 35 yıldır ticaret yapıyoruz. Benden önce bir 30 yılı daha var. Ben, 35 yılda biriktiremediğimi, 3 bin 300 tane daire, villa, iş yeri yapan bir insan olarak, bir tacir olarak biriktiremediğimi vatandaş karı-koca 4 ayda almış ya! 4 ayda almış ya! Rezalete bakar mısınız, binlerce insan çalışsın... Ve biz aile boyu, aile boyu hesapları blokaj altında, hesapları blokaj altında, hayatı blokaj altında, tecrit altındayız.
Anlatıyorlar ya bize sistem sistem diye; kişi kendinden bilir işi misali onların zihniyeti, yarattıkları sistem denetleyeni denetlenenle aynı koltuğa oturtur. Soyanı korur, sorgulayanı hapseder. Konuşanın hesabını kapatır, susanı ödüllendirir. Casusluk diye seçmen analizini mahkemeye taşır, milyarlarca dolarlık soygunu ise 'soruşturuyoruz' diye rafta tutar.
Ben bu salonda dün seçim kampanyasının dijital stratejisinden yararlanıyordum ama bu ülkenin gerçek davası bu salonun dışında. Ali Şekeroğlu, rahmetli, bu ülkede artık emeklik maaşıyla geçinemediği için Anayasa Mahkemesi önünde canına kıyarken, birilerinin fon soygununun faillerini koruduğu bir Türkiye'deyiz. Ey halkım bunu duyun! Anayasa Mahkemesi önünde canına kıyan bir emekli polis bu ülkede yaşandı. Allah rahmet eylesin, öldü gitti; yoksulluğunu, açlığını bile yaşayamadı. Ama aynı anda bu ülkede birilerinin fon soygununun failleri ko-ru-nu-yor! Bir kişiye bakmamızı istiyorlar. Yüzlerce kişi var orada. Aldanmayın! Aldanırsanız yokuz, aldanmazsanız varız ey halkım!
"Hüseyin Gün'le fotoğraf çektiren İbrahim Kalın"
Sayın başkan, sayın heyet; dosyadaki duruşma tutanakları ve müzakkerelerin gösterdiği üzere bir hatırlatmayı çok önemsiyorum. Mahkemeleri, son derece keyfi biçimde casuslukla suçlanan ve daha da keyfi biçimde tutuklanan bizler üzerinden hiçbir gerekçe olmadan tutukluluğu sürdürülen ve bu zalimliği yaşatılan insanlar haline dönüştürdünüz.
Casusluk faaliyeti var mı, yok mu? Bunu doğrudan Milli İstihbarat Teşkilatı’na bu mahkeme sordu. Bir değil, 2 kez sordu. Mayıstan bu yana 4 aydır MİT'in çok basit 2 soruya yanıt vermesini bekliyoruz. 1: Benim ve diğer yargılanan arkadaşlarımın casusluk faaliyetinde bulunduğumuza ilişkin MİT'in elinde bir rapor veya tespit var mıdır?
Sorunun bir tanesi bu. 2: Sayın Hüseyin Gün'e ait olduğu söylenen veriler ve ibb.gov.tr'ye ait olduğu söylenen veriler, TCK'nın 328'e 1 maddesi kapsamında, devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgilerden midir?

"MİT Başkanı'na sordum, şimdi de MİT işini yapmıyor"
Artı bu soruyu ben sordum. Sayın Hüseyin Gün'le fotoğraf çektiren İbrahim Kalın bizi yabancı casuslardan korumakla görevli Milli İstihbarat Teşkilatının başına getirilirken, ben Hüseyin Bey'le fotoğraf çektirdiğim için nasıl casus ilan ediliyorum diye sordum. MİT'in başkanına bunu sordum.
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlığı adına Sayın Fuat Oktay tarafından kendisine verilen yetkilendirme yazısını gündeme getirdim ve bunun anlamını sordum. 4 soru soruldu, 0 yanıt. Milli İstihbarat Teşkilatı, 4 aydır bu sorulara cevap vermiyor ya. Milli İstihbarat Teşkilatının bunlara bu cevapları vermesi bir gün bile değil. Kutsal, hepimizin kıymetli teşkilatı Milli İstihbarat Teşkilatının bunlara cevabı bir gün bile değil. 0 yanıt.
Öte yandan, dosyamız heyetinizin, yani 25. Ağır Ceza Mahkemesinin ve sizin verdiğiniz kararlara yaptığımız itirazları değerlendiren 26. Ağır Ceza Mahkemesinin tutukluluğun devamı kararıyla şiştikçe şişiyor. Yazık ediyorsunuz. Kaç karar tebliğ ettiniz artık sayamıyorum ama 10-15 karar oldu. Sonuncu kararınızı aynen okuyacağım: "Tutuklu sanıklar Ekrem İmamoğlu, Hüseyin Gün, Merdan Yanardağ ve Necati Özkan üzerine atılı siyasal veya askeri casusluk suçuna ilişkin kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillerin bulunması".
Hangi somut deliller? Bir senedir hapiste ya bu insanlar, hangi somut deliller? Aşamalardaki beyanlar, dijital veri inceleme raporlarında yer alan tespitler, ilgili araştırma tutanakları; hangi tutanaklar? Neye karar veriyorsunuz siz? Hangi tutanaklar? Allah aşkına! Hapse giriyoruz ama 12 metrekare yerde yatıyoruz, çocuk oyuncak değil bu.
Atılı suçun vasıf ve mahiyeti… Atılı suç için kanunda öngörülen cezanın alt ve üst sınırları, tutuklu kalınan süreyle atılı suç için kanunda öngörülen ceza miktarına göre tutukluluk süresinin ölçülü olduğu, ayrıca delillerin tam olarak toplanamadığı, adli kontrol hükümlerinin bu aşamada yeterli olamayacağı kanaatine varılmakla 5271 sayılı CMK 100 ve devam maddeleri uyarınca sanıkların tutukluluk hallerinin ayrı ayrı devamına. Yahu ne suçum var? Hangi suç? Ne vasfı? Ne mahiyeti? Ne alt sınırı? Ne üst sınırı? Allah aşkına ya! Bu bir oyun mu? Biz hapisteyiz, hapis, hapis! Bu şey değil, çocuk oyuncağı değil, tutsaklık. 12 metrekare hapisteyiz. Çocuk oyuncağı değil bu. Oyun oynamıyoruz. Merdan Yanardağ hapiste. Necati Özkan hapiste. Hüseyin Gün hapiste. Bu kadar kolay mı ya gerçekten insanların özgürlükleriyle, onurlarıyla oynamak?
Dünyanın en uyduruk iddiasıyla, en büyük yalanıyla bizleri tutukladınız. Sizden önceki heyet tensip tutanağıyla bilirkişi raporu istedi. Tümüyle lehimize bir rapor geldi, dosyada var. Sizden önceki mahkeme istedi bunu. Tümüyle lehimize gelen dosya önünüzde. Sizden önceki heyetin tensip tutanağıyla istediği bu raporu siz yok sayıyorsunuz. Şimdi de MİT işini yapmıyor. Olmayan şeyin olmadığını, yani bizim bir casusluk faaliyetimizin bulunmadığını, böyle bir tespit rapor olmadığını söylemekten kaçıyorlar, korkuyorlar! Siz, olmayan kanıtlarla, olmayan gerçeklerle bizi tutuklu tutmaya devam ediyorsunuz.
"MİT 4 ay boyunca gerçeği niçin söylemez Allah aşkına ya?"
O yüzden sizden benim şahsi bir talebim yok. Ama buradan herkese, kamuoyuna seslenmek istiyorum. Özellikle özgür iradesiyle bu ülkeye kutsal hizmet veren gazeteciler vasıtasıyla seslenmek istiyorum. Casusluk suçlaması ağır bir iftiradır. Burada yargılanan üç dava arkadaşımın da bu mahkemede tanıştığım Hüseyin Gün dahil, öyle düşündüğünü kendi seslerinden duyacaksınız. Benim ve diğer yargılananların casusluk faaliyetinde bulunduğumuza ilişkin MİT elinde bir rapor veya tespit var mıdır? 4 aydır cevap vermeyen MİT'e, başındaki İbrahim Kalın'a tekrar soruyorum.
Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken hangi bilgileri kime vermişiz? Bu soruya ya somut bir cevap vereceksiniz veya veremiyorsanız bunun deli saçması bir iddiadan ibaret olduğunu kabul edeceksiniz. Ortası yok. Öyle uydurup suçlamaları ortaya atıp şerefimize, namusumuza, onurumuza saldırıp ondan sonra kimse kulağının üzerine yatamaz. Bu sorulara MİT'in cevabı olmak zorunda. Hadi davayı MİT'e sormadan tamamen uydurup gerekçelerle hiçbir beyanınız olmadan açtınız. Şimdi geç de olsa soruyorsunuz. Koskoca MİT 4 ay boyunca gerçeği niçin söylemez Allah aşkına ya? Peki diyelim ki cevap vermedi, siz kaç ay daha bekleyeceksiniz? Kaç ay daha bu insanların hakkını gasp edeceksiniz, kul hakkı yiyeceksiniz?
MİT'ten yazı gelmedi, savcı tutukluluğun devamını istedi
Tanıkların dinlenmesinin ardından duruşma savcısı ara mütalaa verdi. Savcı, üçüncü celsede de mahkemeye gelmeyen ve MİT Başkanlığı’na yazılan müzekkerenin akıbetinin sorulmasını istedi. Savcı ayrıca, “Kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delil bulunduğu” gerekçesiyle adli kontrol tedbirlerinin yetersiz olacağını savunarak İmamoğlu, Özkan, Yanardağ ve Gün’ün tutukluluklarının devamını talep etti.
Mahkeme Başkanı duruşmaya 1 saat ara verdi.
Necati Özkan ve Ekrem İmamoğlu
Necati Özkan: Bu dava sürreal, tamamen hukuk dışı
Aradan sonra duruşma savunmalarla devam etti. İBB davasından ve "casusluk" davasından tutuklu olan İmamoğlu’nun siyasi danışmanı Necati Özkan ise savunmasında şunları söyledi:
"Yargı sistemimiz ne yazık ki bir süredir hasta. Bu da adaletimizde, demokrasimizde ve devletimizde bir hastalığa neden oluyor, sirayet ediyor. Devletin milletiyle varlığı için bir risk oluşturuyor. Bu yargı sistemi böyle devam edemez. Mahkemeler açık ve net suçsuzluğun olduğu dosyada karar vermeyi erteleyemezler. Herhangi bir kurumdan belge gelmedi diye sarih olan bir dosyada erteleme yapamazlar. Bu dava sürreal. Tamamen hukuk dışı bir dava. Siyasi ve askeri casuslukla ilgili bizim için 15’ten 20 yıla kadar ceza isteniyor. İddianame 17 e-posta ve şifrelerine dayandırılıyor. Bu iddialarla ben, CHP ve İmamoğlu seçimleri manipüle ediyormuşuz. Bu da casusluk! Koskoca devleti ve yargıyı işgal eden absürt davanın yegâne dayanağı, 17 İBB çalışanına ait olduğu iddia edilen e-posta ve şifrelerinin elde edilip seçimlerin manipüle edildiği…
Bilirkişi raporuna göre 17 e-posta İBB veri tabanından sızdırılmamıştır. Bu 17 e-postaya ait veriler 2019’dan önce farklı platformlardan sızdırılmış. Sizin bilirkişinizin tespiti: 23 Haziran 2019’dan 11 yıl önce herkese açık hâle gelmiş. "Sızıntıların kaynağı İBB veri tabanı değildir" diyor bilirkişi raporu. İBB’de çalışan bu 17 kişinin başka sitelere üye olmasından ve o sitelerin hacklenmesinden kaynaklanmıştır bu veri sızıntısı. "Bu verilerde devlet sırrı, bilgi, belge yoktur" diyor bilirkişi raporu.
İBB Bilgi İşlem Daire Başkanlığının mahkemeye gönderdiği cevap ne diyor? 17 e-postadan sadece ikisi gerçektir. Bunlardan biri de Çözüm Masası’na aittir. Hacklenmiş e-postalara ait şifrelerin de İBB sistemiyle alakası olmadığını söylüyor Daire Başkanı. Son 20 yılda minimum 12 karakter kullanılıyormuş. Yani bir İBB çalışanı iseniz, İBB size "ibb.gov.tr" uzantılı e-posta açmışsa bunun 12 karakterden oluşması lazım. Ama iddianamede sözü edilen şifreler 12 karakterden oluşmuyor.
İBB İnsan Kaynakları, e-postaları ve şifreleri izinsiz elde edilmiş gösterilen tek bir kişinin İBB çalışanı olduğunu, diğerlerinin çoktan 2019’dan önce İBB’den ayrıldığını gösteriyor. İBB ve iştiraklerinin veri tabanına erişim izni olanların listesini istedik ve geldi. Ne benim adım var ne de buradakilerin adı var. İBB verilerine ulaşabilecek yetkide değilim. Bu insanları hayatımda görmedim. Dijital yoldan bir temasım da yok. Türkiye’yi, medyayı, yargı sistemimizi gereksiz şekilde meşgul eden ‘izinsiz veri temini’ isnadı hakikat dışıdır ve hukuk dışıdır. Keyfîdir.
"Seçimleri manipüle eden varsa iktidardır"
Seçimleri manipüle eden varsa iktidardır. Seçimde bütün kamu gücünü kullanmıştır. Benim Türkiye Cumhuriyeti aleyhine bir eylemim yoktur. Benim hayatıma, inançlarıma, değerlerime aykırıdır bu iddia… Siz bana "vatan haini" diyorsunuz iddia makamı. Bunun ahlâki, cezai ve vicdani sorumluluğu var. Lütfen dikkat!
Bir kişinin e-postasından "Seçimleri kazanacağız!"… Dosya bomboş. Tek bir delil olmadan 20 yıla kadar cezalandırılmamızı istiyor. Sayın Savcım, size, annenize, babanıza böyle bir şey isnat edilse, hâlâ o koltukta oturup tutukluluğun devamını ister misiniz? Bunu nasıl yapabiliyorsunuz? Hukuk insanlığı bu mu… Gençsiniz. Daha uzun bir hayatınız var. Beraatle sonuçlanacak bu dava, sizler… Şaka gibi… Bu hukuk, adalet, devlet değil. Bu adalet sistemi hasta. Bu demokrasi hasta. Daha uzun süre böyle devam edemez. Sizler bağımsız, vicdanlı, özgür ve hukuka dayalı yargıçlar olarak bu hakikat dışı davaya "dur" diyebilirsiniz. Bu duruşmada tahliye kararı vermeniz için MİT’ten yazı beklemenize gerek yok. Her şey bu kadar açıkken… Bana itibarımı ve özgürlüğümü iade etmenizi talep ediyorum."
Merdan Yanardağ: Atadığınız kayyım bir medya kuruluşunu yok etti
Daha sonra savunma yapan Merdan Yanardağ, "11 aydır tutukluyuz. Kişi hürriyetinin ihlalidir bu. Biz neden tutuklu olduğumuzu neden yargılandığımızı biliyoruz" dedi ve şöyle devam etti:
"Birisi 2019 ve 2024 seçimlerini lekelemek ve Ekrem Bey’in etrafındaki ablukayı yükseltmek. Diğeri TELE1’e el koymak, beni ve arkadaşlarımızı susturmaktı. Böyle bir casusluk kumpası kurulmasının nedeni o. Biz hep Hüseyin (Gün) Bey’e kızdık. Önce itirafçıydı. Hayır, itirafçı yok bu davada. Hukuken yanıltılmış. Ne bizi casuslukta suçluyor ne kendisi hiçbir suçlamayı kabul etmiyor. Ben buradan bütün medyayı ve gazetecileri, gazeteci arkadaşlarımızı uyarmak istiyorum. Bu davanın itirafçısı yok. İtiraf edilen bir suç yok bu davada. Hüseyin Gün’ün bize yüklediği bir suçlama yok. Tam tersine ne bizi suçluyor ne kendisi suçlamayı kabul ediyor. Biz onun yüzünden burada yattığımızı, tutuklandığımızı düşünüyorduk belki başlangıçta. Sonra ben baktım, dikkat ettim ki Hüseyin Bey bizim yüzümüzden tutuklanmış. Asıl amaç bize ulaşmak. Asıl amaç TELE1’i kapatmak, Merdan Yanardağ’ı ve arkadaşlarını susturmak, Ekrem Bey’i bir casusluk davasıyla lekelemeye çalışmak.
"İmamoğlu’nun kazanmasını sağlamışız, suç mu? Bu ülke Binali Yıldırım’ı seçmeye mecbur mu?"
Necati Bey, Türkiye’nin en önemli siyasal kampanyacılarından biridir. Önemli bir ajansın başındadır. Sadece Türkiye’de değil, dünya çapındaki birisinden söz ediyoruz. Onu işini yapamaz hale getirmektir. İntikam almak, 'sen bu başarılı seçim kampanyasını nasıl yürütürsün' diye. Herhangi bir maddi kanıt koyamadılar. Peki, ne koydular? TELE1’de bir canlı yayın, Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuk olduğu canlı yayın. Yayının dökümünü birebir yayınlamışlar. Siz bir canlı yayında casusluk yapıldığını gördünüz mü? Biz Ekrem İmamoğlu lehine algı oluşturmuşuz. Algı oluşturmak casuslukmuş. Niye? Ekrem İmamoğlu’nun kazanmasını sağlamışız. Suç mu? Bu ülke Binali Yıldırım’ı seçmeye mecbur mu? Halkın iradesine böyle bir ipotek konulabilir mi? Bu dava çok açık bir biçimde siyasaldır. Kemal Kılıçdaroğlu’na buradan selamlarımı, sevgilerimi iletiyorum. Bu davanın adı siyasal casusluk davası."
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik eleştirilerini de dile getiren Yanardağ, şunları anlattı:
"Bir televizyon yayınında bir gazeteci arkadaşımız, beni ziyaret edip etmeyeceğini, başvurup başvurmadığını sordu. ‘Hayır, böyle bir başvurumuz yok’ dedi. Doğru söylemiyor. 25 Haziran 2026 Türkiye gazetesinde özel haber. Haberde imza da var. Diyor ki ‘Genel merkezden alınan bilgide Kılıçdaroğlu’nun Selahattin Demirtaş’la görüştükten sonra Osman Kavala, Merdan Yanardağ, Can Atalay ve Tayfun Kahraman’ı da ziyaret edeceği belirtildi.' Haber burada, adresler burada. Sonra Cumhuriyet gazetesi ve başka gazeteler yapmış. Ben Cumhuriyet ve diğer gazetelerden okudum. Burada da arkadaşlar sorduğu zaman mutlak butlan kararından sonra 'hayır, görüşmeyeceğim' dedim. 'Görüşmeyeceğim' deyince Nasrettin Hoca eşek hikayesine benziyor. 'Ben zaten gitmeyecektim' demiş. Doğru söylemiyor. Bu davaların tabii bazı faydaları da var. Sezen Aksu benimle ilgili davayı geri çekmiş. İçinde bulunduğum durumu gerekçe göstermiş. Sezen Aksu’yu ben yetmez ama evetçi olduğu için eleştirmiştim. Herhalde utandı Sezen Aksu."
Hüseyin Gün
Hüseyin Gün: Ben casus değilim, Jön Türk felsefesini şiar edinmiş bir iş insanıyım.
Etkin pişmanlıktan ifade veren Hüseyin Gün de şu savunmayı yaptı:
"Aydınlatmak istediğim bazı konular var. Bu davada casusluğun c’si yok. Ben casus değilim. Kimseye de bu iğrenç lekeyi atmadım, atmayacağım. Atatürk’ümüzün dediği gibi: "İftira atan insan kendi insanlığından vazgeçer. İftiraya uğrayan benim. Ben gözaltına alınınca tüm şifrelerimi ve dijital materyallerimi kendi rızamla emniyet görevlilerine verdim. Benim günlüklerimde de dijitallerimde de iddianameye dayanak olan hiçbir delil yok. Çünkü ben casus değilim. Jön Türk felsefesini şiar edinmiş bir iş insanıyım.
Şu net ve çıplak şekilde ortada: Casus yok, casusluk faaliyeti yok. Olmayan bir şeyin kanıtını arıyoruz. Gerçekleşmemiş bir şey için kanıt olamaz zaten. Necati Özkan ile yazışmaların hiçbirinde casusluk iddiasıyla ilgili hiçbir şey yok. Suçlu isem tek yaptığım şey, ‘mamy’ dediğim manevi annem Seher Alaçam’ın ricası ve isteği üzerine 10 günlüğüne sosyal medya analizi yaptırmam. Sosyal medya açık kaynak… Sosyal medya analizi yapmam için başka veri setine ihtiyacım yok. 15 aydır hücredeyim casusluk suçlamasıyla… Ve iğrenç bir leke sürülmeye çalışılıyor burada. Onur kırıcı ve hayli düşündürücü.
Sosyal medya analizi yaptırmak suç değil. Bunu yaptığımız için ceza alırsak cehennemin kapısını açmış olursunuz. Günde 56 milyon sosyal medya kullanıcısı var. Bundan ceza verilirse Türk vatandaşları casusluk suçlamasıyla içeri alınabilir.
23 Ekim 2025’te benim etkin pişmanlık başvurum olmamıştır. Bu iddianameye göre Google arama motorunu kullanan da suç işlemiş oluyor. Çünkü bu veriler depolanıyor. Nerede? Bulutta… Yüce devletimiz geçen yıl 4,6 milyar dolar bulut hizmetinden faydalanmak için kira ödemiştir. Devletimiz maalesef bulut sistemine sahip değildir. Bulutun sahibi de ecnebi, Türk değil. Bu davanın ve mesnetsiz iddianamenin anatomisi kanıtsız, hukuksuz. Tamamen tahmine dayalı bir yargılama yapılıyor. 455 gündür tutukluyum.
Neden tutukluyum, nedenini bilmek istiyorum. Hakkımda aylarca kara propaganda yapıldı. Neden? Telefonumda üç dört tane emekli istihbaratçı varmış. Ama Jön Türk hareketinin kurucusu İshak Sükûti’nin dediği gibi: "Doğru duvar yıkılmaz." Devletçi, milliyetçi bir insandan casus çıkaramazsınız.
Er ya da geç adaletin yerini bulacağına inancım tam. Sabrediyorum. Hücremde tevekküldeyim. Kızgın değilim ama çok üzgünüm. Uyuşturucu müptelasının yüzünden dört kişi tutuklu burada. Benim devletim o müptelayı ciddiye alıyor ama benim bilgisayarımda olanı görmüyor ya da ciddiye almıyor.
Neden tutukluyum, nedenini bilmek istiyorum. Hakkımda aylarca kara propaganda yapıldı. Neden? Telefonumda üç dört tane emekli istihbaratçı varmış. Ama Jön Türk hareketinin kurucusu İshak Sükûti’nin dediği gibi: "Doğru duvar yıkılmaz." Devletçi, milliyetçi bir insandan casus çıkaramazsınız. Er ya da geç adaletin yerini bulacağına inancım tam. Sabrediyorum. Hücremde tevekküldeyim. Kızgın değilim ama çok üzgünüm. Uyuşturucu müptelasının yüzünden dört kişi tutuklu burada. Benim devletim o müptelayı ciddiye alıyor ama benim bilgisayarımda olanı görmüyor ya da ciddiye almıyor.
Hüseyin Gün casus algısı yaratmak için bu özel çaba niye… Ben bir iş insanıyım. Risk sermayesi yönetiyorum. Yüksek riskli, yüksek teknoloji yatırımları yapıyorum. Ben zaten varlıklı bir insanım. "Onun okul parasını ödemiş..." Manevi annemin duruşuna saygımdan ötürü bir şey söyleyeceğim: MASAK raporu ortada. Paranın sahibi belli. Para vermeyince beni 25 yıldır tanıyan meczubun aklına casus olduğum geçen yıl gelmiş.
Şöyle bir casus düşünüyor musunuz; ihanet ettiğim ülkeye yapay zekâ fabrikası kurmak için 30 Haziran 2025’te ülkesine dönüyor. Bunun çalışmaları bilgisayarımda var. Yapay zekâ altyapısında dünyada bilinen şirketin hem ortağı hem de yönetim kurulundaydım. Devletim bu şirketi biliyor. Bilgisayarımda bulunuyor. Kim bana casus diyor! Ben ülkeme katkı yapmayı planlarken bu çirkin ve uydurma iftiraya dayalı casusluk suçuyla tutuklandım.
Telefonumdaki emekli istihbaratçılardan zaman zaman ücret karşılığı hizmet alıyordum. Bunlar üst düzey. Başkanlarını tanıyorum. Onları çalıştırdım. Ben değil, onlar bana çalışıyordu. Dijital dünyada ne geliştiriliyor, ne pişiriliyor öğrenmek için. Çünkü yüksek risk yatırımları yapıyorum. 18’in üzerinde yatırımım var, hepsi de yurt dışında. Üzerimize gelen tsunaminin haddi hesabı yok. Nedir bu? Yapay zekâ ekonomisi. Biz eğer yapay zekâda oyuncu olamazsak gelecekte 7 sülalemiz prangada…
Dönemin Başbakanlık Müsteşarı Fuat Oktay tarafından imzalanan yetki belgesi ile FETÖ/PDY ile mücadele için ben devletin talebiyle görev aldım. Devlet terbiyesinin, ciddiyetinin çerçevesinde kalmaya çabalıyorum. Ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmaktan onur duyan biri olarak Atatürk ilke ve inkılaplarından asla vazgeçmeyen gururlu bir Türk vatandaşıyım. Casus değilim.
Tutukluluklarına devam kararı verildi
Mahkeme heyeti İmamoğlu, Yanardağ, Özkan ve Gün'ün tutukluluklarının devamına karar verdi. Yanardağ, kararın açıklanmasının ardından "Bu bir yargılama değil, bu iktidar yargısı" dedi. Duruşma 23 Aralık'a ertelendi.
İddianamede neler var?İddianamede Hüseyin Gün'ün telefonundan elde edilen yazışmalar "casusluk" faaliyetinin ana delili olarak sunuldu. İddianamede Gün İngiliz, ABD ve İsrail gizli servislerinin üst düzey isimleriyle temasta olmakla suçlandı. Savcılık, İBB'ye ait, ve vatandaşların kişisel verileri gibi hassas bilgilerin bir veri tabanına aktararak dış istihbarat servislerine sunulduğunu iddia etti. Savcılık, Gün'ün İmamoğlu'nun kampanya direktörü Necati Özkan ile iletişimde olduğunu ve bu şekilde elde edilen analizleri Özkan'a ilettiğini savundu. Ayrıca, 2019 yerel seçimlerinde "algı oluşturmak suretiyle seçimin şüpheli Ekrem İmamoğlu lehine manipüle edildiği" iddia edildi. İddianamede ayrıca "hiçbir ticari faaliyeti bulunmayan Hüseyin Gün'ün hesaplarından 85 milyon TL para çekildiğinin" MASAK raporunca tespit edildiği belirtildi. Türk Ceza Kanunu'nun 328. Maddesi ile düzenlenen siyasi casusluk "devletin güvenliği veya siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla temin etmek" olarak tanımlanıyor. Necati Özkan: Casusluk davası çok kötü bir kurgudur; iki davadan cezalandırılmam isteniyor, seçim kazanmak suç değildir!İmamoğlu’nun kampanya danışmanı Necati Özkan, Kandıra 2 Nolu F Tipi Cezaevi’nden T24 yazarı Hasan Cemal'e gönderdiği mektupta, casusluk soruşturmasına tepki göstererek, "Casusluk davası, baştan sona hakikat ters yüz edilerek hazırlanmış, etkin pişmanlık koşullarında iftira atan bir şahsın ifadesiyle kotarılmaya çalışılmış, çok kötü bir kurgudur. Üstelik aynı sözüm ona eylemden dolayı benim hem İBB ana davasında hem de casusluk davasında cezalandırılmam isteniyor. Kanunların ruhuna ihanet ediliyor, siyasi amaçlarla, olmayan bir koyundan birkaç post birden çıkarılmaya çalışılıyor. Suç ve suçlu yaratmak amacıyla yazılmış, hukukla izah edilemeyecek bu iddianamenin şu yalın hakikatin karşısında maşeri vicdanda hiçbir hükmü yoktur: Profesyonelce seçim kampanyası yönetmek ve seçim kazanmak suç değildir." diye yazdı. Özkan, "İddianame, 23 Haziran 2019 İstanbul tekrar seçimlerinden 12 gün önce benimle tanışmaya gelen ve asıl amacı seçim sonrası İBB'ye hizmet satmak olan bir iş adamıyla seçim gününden önce yaptığım tek görüşmeden seçim manipülasyonu ve casusluk çıkarmayı hedefliyor. Bunu da kamuoyunun ve bizzat benim yabancısı olduğumuz birtakım bilişim ve teknoloji kavramlarını kullanarak ortada yasa dışı, gizemli, karanlık işler varmış izlenimi yaratmak suretiyle yapıyor. Aslı, hakikati olmayan şeylerden casusluk icat ediyor." ifadelerini kullandı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik operasyon kapsamında tutuklanan Ekrem İmamoğlu’nun eski danışmanı Necati Özkan, Hasan Cemal'e gönderdiği “Hakikat Mektupları” başlıklı mektubunda, hakkında hazırlanan “siyasal casusluk” iddianamesini eleştirdi. "Bu mektubumda size, hakkımda yürütülmekte olan "casusluk" soruşturmasının ve hazırlanan iddianamenin temel vatandaşlık haklarımı nasıl gasp ettiğini, hukuku ve hakikati çarpıtarak nasıl vicdansızca hüküm kurmaya çalıştığını anlatacağım." ifadeleriyle mektubuna başlayan Özkan, şöyle devam etti: "Başsavcılığın talebiyle "siyasal casusluk" gerekçesiyle tutuklanınca, soruşturma evrakında bahsedilen teknolojik kavramları, sözüm ona suç ihtiva eden dijital eylemleri anlayabilmek için avukatlarımdan, muteber uzmanlardan mütalaa alınmasını talep etmiştim. Uzman mütalaası, bu davayla tertip edilmeye çalışılan kurguyu tüm çıplaklığıyla ifşa ediyor, iddianameyi temelden kadük hale getiriyor. İddianame, 23 Haziran 2019 İstanbul tekrar seçimlerinden 12 gün önce benimle tanışmaya gelen ve asıl amacı seçim sonrası İBB'ye hizmet satmak olan bir iş adamıyla seçim gününden önce yaptığım tek görüşmeden seçim manipülasyonu ve casusluk çıkarmayı hedefliyor. Bunu da kamuoyunun ve bizzat benim yabancısı olduğumuz birtakım bilişim ve teknoloji kavramlarını kullanarak ortada yasa dışı, gizemli, karanlık işler varmış izlenimi yaratmak suretiyle yapıyor. Aslı, hakikati olmayan şeylerden casusluk icat ediyor. 1. Casusluğun adı var kendi yok! |



