"Makam aracı” davası | İmamoğlu: Bu davalar hukuki değil, sadece işini yapanlar hapiste ama vurguncular serbest!

"Makam aracı” davası | İmamoğlu: Bu davalar hukuki değil, sadece işini yapanlar hapiste ama vurguncular serbest!

Duruşma savcısının yeni bilirkişi heyeti oluşturulma talebi kabul edildi ve bir sonraki duruşma 12 Şubat 2027 tarihine ertelendi.

imamoğlu*

T24 Haber Merkezi

Tutuklu cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Beylikdüzü Belediye Başkanlığı dönemine ilişkin Silivri’de görülen “makam aracı” davasındaki savunmasında, "Bu davaların hiçbirisi hukuki bir zeminde hazırlanmış davalar değildir; tümüyle hukuksuz düzenek içerisinde, aşama aşama muhalifleri gözaltına almak, mahkemelere taşımak, tutuklamak, hapse atmak" dedi. Savunmasında, geçtiğimiz günlerde AKP'ye geçen Cemil Tugay'a da yer veren İmamoğlu, CHP kurultay davasında Tugay hakkında beraat talep edildiğini hatırlatarak, "7 Ekim'de yakasına başka bir rozet takıldı, 21 Ekim'de beraat istedi. Ne tesadüf?" dedi. "Kendi aracımı kamunun parasını korumak için kullanmışım. Bugün ise o arabanın mazotunun hesabını veriyorum. Kaldı ki, ifade edeyim ki, tekrar üstüne basa basa anlatayım ki; parayı da faiziyle birlikte ödemişim" ifadelerini kullanan İmamoğlu, dekontların dosyada olduğunu belirterek, "Yanılmıyorsam tam bir yıl önce, bu mahkeme açılmadan ödemişim. Bu hikayenin Allah aşkına neresinde kamu zararı var? Ben bulamadım" dedi.

Beylikdüzü Belediye Başkanlığı döneminde kişisel aracını makam aracı olarak kullanmasıyla ilgili İmamoğlu hakkında açılan davanın görülmesine devam edildi. İmamoğlu’nun kullandığı makam aracının İmamoğlu İnşaat’tan belediyeye bedelsiz tahsis edildiği, özel bir şirkete ait aracın belediye başkanının makam aracı olarak kullanıldığı, aracın yakıt, lastik, bakım ve onarım giderlerinin belediye bütçesinden karşılandığı gerekçesiyle “görevi kötüye kullanma” iddiasıyla İmamoğlu hakkında 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası isteniyor.

ABONE OL

Büyükçekmece 21. Asliye Ceza Mahkemesi’nce açılan 12 sanıklı davanın ikinci duruşması, Marmara Kapalı Cezaevi’ndeki 2 No’lu salonda yapıldı. Duruşmada, İmamoğlu ile Yeni Parti Beylikdüzü İlçe Başkanı Mülayim Demirtaş ve İBB davasında tutuklu yargılanan İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş hazır bulundu.

Duruşmada ilk olarak İmamoğlu’nun savunması alındı. İmamoğlu, "Bu makam aracı işini çok sade bir dille anlatayım, sayın hâkim. Bir komşunuzun evi yok. Sıkıntıda. Kapıya atılacak, evsiz kalacak. Çoluğuyla, çocuğuyla sokakta yatmak zorunda kalacak. Siz de benim bir boş dairem var, size burayı vereyim, kira da istemem, sen otur diyorsunuz. Bir iyilik yapıyorsunuz. Komşunuz yıllarca orada oturuyor. Elektriğini ve suyunu da kendisi ödüyor. Sonra bir gün bir akıllı evvel, size bir mahkeme kuruyor ve mahkeme size dönüp komşun senin evinin elektriğini ödemiş, sana menfaat sağlanmış, sen suçlusun diyor. İşin çok basit özeti budur. Başka hiçbir özeti olmaz, olamaz" dedi. İmamoğlu, "Özet; kendi aracımı kamunun parasını korumak için kullanmışım. Bugün ise o arabanın mazotunun hesabını veriyorum. Kaldı ki, ifade edeyim ki, tekrar üstüne basa basa anlatayım ki; parayı da faiziyle birlikte ödemişim. Faiziyle birlikte. Dekontları da sizin dosyanızda var. Yanılmıyorsam tam bir yıl önce, bu mahkeme açılmadan ödemişim. Bu hikayenin Allah aşkına neresinde kamu zararı var? Ben bulamadım" diye konuştu. 

İmamoğlu, şunları söyledi:

"Sayın hâkim, sizlerin huzurunda kıymetli halkımızı sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Geçen celse burada bir saatten biraz fazla açıklamalarda bulundum. Bugün de kısa bir beyanda bulunacağım. Bugün buradayım; açıkçası böylesine hiçbir anlam ifade etmeyen ve bana göre hukuksuz bir mahkeme ile Türk yargısının meşgul edilmesini, sizlerin meşgul edilmesini Ekrem İmamoğlu olarak, bir vatandaş olarak asla kabul etmiyorum.

Buradayım; çünkü, muhatabı olduğum 20'ye yakın davanın son 2 yılda açılmasının yegane sebebinin ülkemizin başındaki otoriter zihniyetin makamını korumak için yargıyı araçsallaştırdığını, kanuna, hukuka aykırı işlemler yaptığını, rakibini devre dışı bırakmak, muhalifleri hapse atmak adına araçsallaştırılmış yargı düzeninin varlığını tekrar tekrar halkımıza buradan hatırlatıyorum.

Bu davaların hiçbirisi hukuki bir zeminde hazırlanmış davalar değildir; tümüyle hukuksuz düzenek içerisinde, aşama aşama muhalifleri gözaltına almak, mahkemelere taşımak, tutuklamak, hapse atmak… Bunun adı Cumhurbaşkanı adayı olabilir, bunun adı muhalif belediye başkanı olabilir, bunun adı muhalif gazeteci olabilir, bunun adı muhalif düşünceye sahip insan olabilir… Yani bana göre 87 milyonun büyük bir kısmı bu kavramın içine girebilir. Dolayısıyla benim buradaki durumum açık ve net olarak ifade ediyorum ki milletimizin çok büyük bir bölümünü, en az yüzde 75'ini, 80'ini temsil ettiğimi düşünüyorum.

Ancak hatırlatırım ki kaybeden milletimiz oluyor. Yani kaybeden, esas zarara uğrayan, zararın bedelini maddi manevi ödeyen 87 milyon yurttaşımız oluyor. Kişisel makam, mevki, menfaat için, yargıyı da kullanarak yürütülen bu operasyonların, yapılan vurgunların sadece son 5-6 yıldaki maliyetinin maddi olarak 600 milyar dolar olduğunu belirtmek isterim. Şurada gözümüzün önünde eriyen İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'ndaki Türkiye'nin gerçek tüzel kişileri, gerçek şirketlerinin kaybı bile haftalar içerisinde trilyonları bulmuştur. Bu kadar açık ve net bir vurgunla milletçe karşı karşıyayız.

Net olarak ifade ederim ki yoksullaştık. Açlık sınırının altında hane sayısı neredeyse artık toplumun yarısından fazladır.

Ben buradayım; çünkü, evet buradan haykırıyorum: Uyan ey halkım, ayağa kalk ey halkım diye haykırıyorum. Haykırmaya da devam edeceğim. Hatta ekliyorum; korkma ey halkım diye de ifade ediyorum. Bu benim sorumluluğum çünkü ben, 16 milyon, dünyanın en güzel şehri İstanbul'un iradesini temsil ediyorum. Çünkü ben, 15,5 milyon yurttaşımızın sel olup akarak oy kullanan, kullanıp ön seçimle cumhurbaşkanı adayı ilan ettiği kişiyim. Tarihte bir benzeri yoktur böylesi bir tercih sürecinin.

Dolayısıyla sorumluluğumu biliyorum ve bu sorumluluğun yükünü taşımaktan da onur duyuyorum. İfade ediyorum ki sorumluluğum çok büyüktür. Kurulmak istenen rejimin, kara düzenin, vurguncu sistemin ve Türkiye tarihinde asla kabul edilmeyecek mekanizmaların bizim bu tarihimizde ne bir yeri vardır ne de Türkiye'nin geleceğinde bir yeri olacaktır. Mücadelemin adı tam olarak da budur.

Bakınız, ben 5 yaşından beri sayın hâkim esnaflığı öğrenerek büyüdüm. Esnaflığı öğrenmek çok kutsaldır. Hiçbir fakülteye, hiçbir eğitim sahasına benzemez. Bu kadar uygulamalı, eğer alabilecek kapasiteniz varsa, eğer iyi bir eğiticiniz varsa, eğer çevrenizdeki insanların o esnaflık ruhuyla besleniyorsanız, hayatınızı en ulvi şekilde destekleyen bir süreçle hayata katılır ve yetişirsiniz. İşte tam da böyle ticareti, esnaflığı, tacir olmayı kar zarar nedir iyi bilirim. Her esnafın, tacirin bir defteri vardır. O defterin iki sütunu vardır. Bir yanda gelir, diğer yanda gider. T cetveli. Yani her esnaf gelene de bakar, gidene de bakar. Sonra hesabı kapatır. Kar mı, zarar mı? İki tarafa da T cetvelinin iki sütununa da bakar ve öyle karar verir; kar mı, zarar mı diye.

Burada 20 mahkemede de olduğu gibi, 20'ye yakın mahkemede de olduğu gibi iddia makamının önünüze koyduğu defterin ise sadece tek bir sütunu vardır. Bu sütun, sadece giderler yazılan sütundur. Mazot, bakım, lastik, toplam 122.325 lira. Yani burada dünyanın en büyük zulmünü, en büyük mezalimini, işkencesini yaşayan bizlerin, bugün tam da burada, “ya mazot, bakım, lastik neden bahsediyorsun Ekrem” diye halkım düşünecektir.

Evet mazot, bakım, lastik, yani toplam 122.305 lira gider sütununu yazmış olan bir iddianameyle karşı karşıyayız. Açıkçası net ifade edelim; bir başka iftiranameyle karşı karşıyayız. Her mahkemede ifade ettiğim gibi burada da ifade ediyorum ki benim için iddia makamı yok hükmündedir. İddia makamı Türkiye yargısını temsil edemeyecek seviyesizliktedir.

Kazanç sütunu yine boş bırakılmış. Yani eğer bir sanık buraya çıkıyorsa, lehine olan ne varsa yine yok sayılmış ve gider sütunu üzerinden, 122.305 liralık, tekrar ifade ediyorum, gülünç kısmını tekrar ifade etmekten de açıkçası biraz yüzüm kızarıyor ama yapacak bir şey yok milletim adına, Türk yargısı adına mazot, bakım, lastik, toplam 122.305 lira.

Yine 12 yıl öncesine dönelim. Hatırlatayım; o dönem Beylikdüzü Belediyesi için belediye başkanı seçildiğimden aylarca sonra, birkaç ay sonra aylık 7.200 lira bedeli ile araç kiralanmak üzereydi. Yani bir belediye başkanına hizmet aracı olarak tasarlanan bir aracın aylık 7.200 lira bedeli ile kiralanması söz konusuydu. Bunu ben hem o dönem evrakta gördüm hem de bana araç gösterilerek aylık kirası ifade edildi, daha önce size söylediğim gibi.

Bugüne geldiğimizde daha iyi anlaşılması için hatırlatayım. Aylık 250 bin - 300 bin lira arası bir kiraya tekabül ediyor. Yani o gün için 7.200 lira dediğimiz şey dövize de vursanız, bugün o aracımın, yani bir minibüs, makam aracı diye bugün çokça kullanılan, o zaman bu kadar fazla yoktu ama benim 2012'den beri, yani belediye başkanı olmandan önce kullandığım bir aracım var olduğu için biliyorum, bugün bedeli, aylık kirası 250.000 - 300.000 lira. Yani bu kötü duruma düşürülen Türkiye'mizde neredeyse 10 tane asgari ücret kadar bir aylık bedeli olan araç kiralamadan bahsediyoruz.

Bunu kabullenemedim. Bir esnaf çocuğu, esnaf olarak ama daha da ötesi vatansever, kamucu bir belediye başkanı olarak bunu kabullenemedim ve kabul etmedim. “Benim aracım var, milletin parasını harcamaya gerek yok” dedim. Olayın özü bu kadar basit. Araç 4 yıl 2 ay, yani 50 ay boyunca belediyenin hizmetinde kaldı, neyle? 0 liralık kira bedeliyle, yani ücretsiz tahsisle. Yani bugünün parasıyla yaklaşık 15 milyon lira o dönem Beylikdüzü Belediyesi'nin cebinde kaldı, tekrar ediyorum, bugünün parasıyla 15 milyon lira belediyenin cebinde kaldı, kamunun kasasında kaldı.

Kamunun lehine, çok özenli, çok güçlü, çok gerekli bir adım atıldı. Araç kiralansaydı, bilgisi olmayanlar öğrensin diye ifade edeyim, araç kiralansaydı mazotunu yine belediye ödeyecekti. Yani mazot her halükarda ödenecekti. Bakım ve lastik giderini dahi kira tutarından düşseniz, yine milyonlarca lira kamunun kasasında kalmış oldu.

Sayın hâkim, bu hesabın bir de görünmeyen bir tarafı var. Aracımın yıpranması, yani bunun hesabını yapmıyoruz ama 4 yılı aşkın sürede yapılan kilometre, ki binlerce kilometre, hatta on binlerce kilometre de diyebiliriz, düşen değer, aşınan motor, bu da hiç hesaplanmadı mesela. Yani bu iftiranameyi hazırlayan benim için yok hükmündeki, beni hiç şaşırtmayan, bu iftiracı iddia makamları, her mahkemede yaptıkları gibi bunu yine hesaplamadılar, hiç bu işe bakmadılar.

Yapanı da dikkate almadılar. Biraz sonra değineceğim. Biz zaten böyle bir hesap içinde olmadık. Olsaydık baştan teklif etmezdik, ücretsiz arabayı tahsis ediyoruz demezdik. Sormadık, böyle bir şeyi düşünmedik. Çünkü ben mutluydum, kamuya hizmet ediyordum, kamuya fayda sağlıyordum. Bu şekilde bir aracı tahsis etmenin de onurunu yaşadım.

Çünkü benim için siyaset; kamuya fayda sağlamak, hizmet etmek, halkına, hemşerilerine, beldene, ülkene hizmet etmek anlamına gelir. Benim siyaset tanımım bu. Vurgun, yağma, rant, talan için siyaset yapanlar ve onlarla iş birliği yaparak, bu ve benzeri iddianamelerin, uydurulmuş bilirkişi raporlarını dahi yazma cihetine kapılanlardan beni ve siyaset tarzımı anlamalarını da açık ve net beklemiyorum. Onları ben bu dönemde çok iyi tanıdım. Allah'tan ki bir avuçlar. Yani bütün Türkiye'de toplasanız ben diyorum ki 1000 kişiyi geçmezler. Türkiye'yi gasp edeceklerini, yağmalayacaklarını, vurguna tabi tutacaklarını düşünen 1000 kişiyi geçmez.

Beni dinleyenlerin içinde, “ben de o 1000 kişiden 1'iyim “diyen olabilir, ya ben asla değilim diyen olabilir. Kendini ayıklasın ya da içine dahil etsin, takdir kendisine aittir. Açıkçası ben onları anlamak dahi istemiyorum. Onlarla benim ne ilişkim var, ne işim olur. Benim işim halkımızla; halkımızın, milletimizin evlatlarıyla, çocuklarıyla, gençleriyle.

Yazlık evlerinin, yayla evlerinin kapısını kırıp kasalarını aramalarını; tarlalarını kazıp kuyularının dibinden altın bulmak için çabalarını; evleri kiralayıp kasa evlerde milyonlarca dolar, milyonlarca euro, ziynet, altın, saatlerle para kuleleri kurmalarını, vallahi de billahi de anlayamıyorum. Çünkü bu zihniyetin, o dediğim insanların içine girdiği bu zihniyetin bize gösterdiği bu manzara, toplumun tamamen dışında bir manzara. Zaten şükürler olsun ki bize iftira attıkları hiçbir şey ne üzerimize yapıştı, ne milletimiz bize yakıştırdı, ne de ellerinde tek bir delil, tek bir belge bugüne kadar olmadı, çünkü olmayacak. Çünkü biz abdestimizden de her şeyimizden de eminiz.

Sülale boyu kamuda her türlü makamı işgal edip, bir bakanın 4 ayda 2 milyar TL'lik vurgun yapma hayallerini, benim ve bizim gibi kamucu, halkçı, milletine hesap veren insanların anlaması da mümkün değil. Bunu biz kavrayamayız yani. Yani biz şuraya 100 lira koyalım, kamudan bir 2 milyar vurgun yapalım, ya o yapmış ben de onun amcasının oğluyum bir de ben vurgun yapayım, teyzesinin oğluyum bir de ben vurgun yapayım, akrabasıyım, bakan yardımcısıyım veya öbürünün damadı bilmem nerenin yönetim kurulu başkanı, öbürünün kızı bilmem nerenin yönetim kurulu üyesi.... Yani bir nepotizm dalgasına dönmüş olan sistemin içindeki bütün bu vurguncuların tarzını anlamam mümkün değil.

Ne ilgisi var mazotla, ne ilgisi var bakımla, ne ilgisi var bir ücretsiz tahsis edilen makam arabasıyla. Vallahi bunu ne yazık ki ağır bir yükünüz var, size kalıyor takdiri ve kıyaslamayı yapmak.

Umarım yanılmayacaksınız…

Ben, dediğim gibi kamucu, halkçı, milletine hesap veren, insanların hizmetine koşan bir siyaset anlayışının temsilcisi oldum, olmaya da devam edeceğim. Allah, böyle hani gizlenen, saklanan, ben görünmeyeyim, kafamı kuma sokayım değil, her yeri açıkta duran insanlardan eylemesin. Bu benim duamdır. Ama bu salonunda var, ama yok.

Çünkü onlar şöyle bir düzene bağlılar. Ben diyorum ki milletime hesap veririm ve milletime bağlıyım. Tabii ki Yaradan'a sığınırım her zaman. Onlar diyor ki biz bir kişiye bağlıyız. O ne derse onu yaparız. Ona tabi oluruz. O bize tövbe et derse tövbe ederiz. Yahu helaldir yapın derse yaparız. Biz o bir kişiye bağlılardan değiliz. Aramızdaki fark bu kadar basit. Halkımıza bunu anlatmaya, tane tane anlatmaya devam edeceğim.

İşte tam da bu insanlar bize yaftalamaya çalıştıkları tırnak içinde sistem de örgüt, suç örgütü dedikleri tam da işte böyle bir düzen ve o düzenin parçası olan kişilerdir, bu kişiler. İşte bu iddianamede kamu adına hesap tutmak yerine muhalifi cumhurbaşkanı adayına bir davada ben açayım buradan nasıl menfaat elde ederim diyen anlayışın kötü niyetiyle karşı karşıyayım bugün, Sayın hâkim. Sizin bu mahkemenizde ve önünüzde duran dosyada.

Bu zihniyet, ülkenin hesabını da böyle tutuyor. Bugün ekonomide yaşadıklarımızda bu zihniyetin sonucudur. Milletin acı kayıplarını, trilyonlarca liralık kayıplarını görmeyen, görmezden gelen ekonomik sisteme gidişi yaşıyoruz. Batıyoruz ey halkım. Batıyoruz. Göz göre göre milletin cebinden her gün paralar çalınıyor, vurgun yapılıyor ve eksiliyor.

Bu makam aracı işini çok sade bir dille anlatayım, sayın hâkim. Bir komşunuzun evi yok. Sıkıntıda. Kapıya atılacak, evsiz kalacak. Çoluğuyla, çocuğuyla sokakta yatmak zorunda kalacak. Siz de benim bir boş dairem var, size burayı vereyim, kira da istemem, sen otur diyorsunuz. Bir iyilik yapıyorsunuz. Komşunuz yıllarca orada oturuyor. Elektriğini ve suyunu da kendisi ödüyor. Sonra bir gün bir akıllı evvel, size bir mahkeme kuruyor ve mahkeme size dönüp komşun senin evinin elektriğini ödemiş, sana menfaat sağlanmış, sen suçlusun diyor. İşin çok basit özeti budur. Başka hiçbir özeti olmaz, olamaz.

Özet; kendi aracımı kamunun parasını korumak için kullanmışım. Bugün ise o arabanın mazotunun hesabını veriyorum. Kaldı ki, ifade edeyim ki, tekrar üstüne basa basa anlatayım ki; parayı da faiziyle birlikte ödemişim. Faiziyle birlikte. Dekontları da sizin dosyanızda var. Yanılmıyorsam tam bir yıl önce, bu mahkeme açılmadan ödemişim. Bu hikayenin Allah aşkına neresinde kamu zararı var? Ben bulamadım.

Hatta bilirkişilerden birisi de zaten öyle düşündüklerini hiç saklanmıyorlar, hemen kovalıyorlar. Bilirkişilerden birisi de 2021’de dosyaya giren raporda yazıyor. “Kamu zararına ilişkin yeterli delil yoktur.” Buna rağmen sırf tartışma uzamasın, kamuoyu meşgul edilmesin diye şirketin, yani ortak olduğum şirketimiz, babamla beraber ortak olduğumuz şirketimiz, o 122 bin lirayı faiziyle 216 bin 612 lira olarak belediyenin veznesine gidip yatırıyor, tartışma olmasın diye.

Yani bir tarafta 15 milyon liralık kamuya fayda sağlayan bir aracın tahsisi var. Diğer tarafta da kullandığım mazotun, yapılan bakımın ve 6 tane lastiğin parasını, yine de faiziyle ödeyip sıfırlayan, ki bana göre o da kamu zararı değil, sıfırlayan bir durum var. Çok net. 15 milyona, sıfır.

Görevim bittikten sonra, bakın bunu da ilave edeyim. Sehven yapılmış olan, tam 2019 31 Mart’ından hemen sonra, o biraz da zor günlerde, seçimin iptal edildiği günlerde, sehven yapılmış 21 bin liralık onarım bedeli var. Onu da yine o dönemde, 2019'da fark ediyor arkadaşlarım. Kısa bir süre sonra hemen gidip faiziyle onu kapatıyor. Bakın bununla da yetinmiyor, hani olur ki yine bir şey çıkarırlar diyor arkadaşlarım. 2019'da ödeyip kapattığımız o 21 bin lirayı bu iki yüz on bir bin liranın içinde yine faizini hesaplayıp onu bir daha ödüyoruz. Yani mükerrer bir şekilde belediyenin kasasına onun da parasını bir daha ödüyoruz. Bu kadar da titiziz yani.

İddianame ise ısrarla, kasıtlı şekilde ödeme suçunu ortadan kaldırmaz, diyor. Ben soruyorum bu kötülere, bu kötü insanlara; Allah aşkına suç nerede?

Yahu kaldı ki biraz da esprili şekilde söyleyeyim. Sözün mimarı da burada. Tövbe hesabına, tövbe hesabına para yatırıp bugün milyarlarca lira kazandıktan sonra tövbe hesabı kurulup para yatırıp affedilenlerin bu pozisyonunu da bu iddianameyi yazan akla havale ediyorum. Bakayım onlara suç duyurusunda bulunabilecek mi bu iddia makamı? Diğer mahkemede de söylemiştim. Tövbe istiğfar makamı Yaradan’la kul arasındadır, onu da söyleyeyim yani. Memleketin mahkemesinde ya da memleketin kanununda “tövbe hesabı” diye bir şey olmaz.

O araç 4 yıl 2 ay Beylikdüzü sokaklarında dolaştı. Pazara, okula, taziye evine gitti, sokak sokak ilçeyi arşınladı. Hatta daha sonra 6 yıl daha, burada da ifade edeyim ki, o aracım eskidi, yenilemek zorunda kaldık çünkü yüzbinlerce kilometre oldu. Şirketim ikinci arabayı aldı. O ikinci arabayla da 6 yıl daha, yine kendi aracımla İstanbul'da hizmet etmeye devam etti. Yani ben İstanbul döneminde de mazotunu da bilmem neyini de ödeyerek kendi aracımla görevimi yaptım. Bunu da ben hiçbir yerde anlatmadım, mecbur kaldım açtığınız dava yüzünden anlatmak zorunda kaldım, anlatıyorum. Hiçbir yerde anlatmadım yani, bundan da böbürlenmedim yani.

Dolayısıyla İstanbul'un her kilometresine hizmet mücadelesinde kamu yararına hizmet etme amaçlı bir uygulamayı kendimce felsefe edindim. Çok basit yani. Hani bazı şeyler yapılır söylenmez ya ahlaki olarak; ya bu tam da öyle bir şeydir. Ama bir sivri zekalı çıktı dedi ki sen bunu illa halka anlatacaksın, bu mahkeme kuruldu ne yazık ki sayın hâkim huzurunuzda anlatmak zorunda kaldım. Bu dosya ise, bakın bu kadar kilometre ve yıllar içinde, bu dosya ise 11 yılı da çok daha uzun bir yol yaptı onu söyleyeyim.

Bu rejim için mevzu Ekrem İmamoğlu olunca trajikomik bir tarih de burada yazıldı. Bu dosyanın kapağı, 2020'de sırf İmamoğlu için özel görevli bir müfettişle, daha önce AK Parti'den milletvekili adaylığı yapmış kasıtlı birçok dosyamda bulunan, hatta Beylikdüzü'ne gittiğinde geçmişte 20-25 sene, 30 sene önceki şantiyelerimizin dosyalarını bile isteyen bir müfettiş tarafından kapak açıldı. Oradan bakanlığa, oradan Danıştay’a. Danıştay, benimle ilgili bu 4 iddiadan üçünü kaldırdı, geriye bir tek imzam kaldı, yani havale imzası var ya, o kaldı. Havale imzası.

Encümene havale imzası.

Sonra dosya, İstanbul'a tekrar getirildi. 2 savcılık arasında, Büyükçekmece ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı arasında mekik dokudu. Gitti geldi, gitti geldi, turladı. Sonra bir bilirkişi raporu, kamu zararı yok, dedi. O rapor beğenilmedi her zamanki gibi. Sen nasıl İmamoğlu hakkında beğenilmedi dersin! Başka bir heyet, kotası dolduğu için sistem dışından atanarak bulundu. Bunları tek tek inceledim, buldum, yazdım yani.

Ve fırsatçı, bu son 2 yıllık dönemin gereği, dosya 2026'da Silivri'de bu salona kadar geldi ve bizi buluşturdu Sayın hâkim. Nasıl takip değil mi? Büyük iş buldular. Vay anasını derler ya, büyük bir şey buldular.

2 yılda, bakın aynı 2 yılda bütün bu hamlelerin yapıldığı aynı 2 yılda, bu takiplerin yapıldığı aynı 2 yılda diplomamın peşine düşen, işte ahmak davasının peşine düşen, makam aracının peşine düşen aynı 2 yılda konu İstanbul Menkul Kıymetler Borsası olunca, SPK olunca sus pus olan, hatta uyarı mesajları yayınlayan, uyarı mektupları yazan insanların gözaltına dahi İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, o dönemin başsavcısı, şimdiki Adalet Bakanı'nın olduğu dönemde Adalet Bakanlığı mekanizmaları dahil, 100 milyarlarca vurgun yapılırken kimsenin kılı kıpırdamadı ama İmamoğlu'nun makam aracı takip edildi. Buradan ne çıkarırız diye. Buradan yani bir sivrisinek mi diyeyim, bir bit tanesi mi diyeyim, buradan nasıl yağ çıkarabilirizin peşine düştüler. Meselenin özü aslında bu. Çok manidar bir çaba.

Kısacası Sayın hâkim bu dosyanın deposunu mazot değil, siyaset doldurmuştur. Yoksa 11 yıl önce verilmiş 1 kuruş kazanç sağlamamış, tersine belediyeye tasarruf ettirmiş bir olur, bu kadar yol yapması mümkün değildi. Çoktan mazotu biterdi yani. Ama siyasetle dolunca maşallah gidiyor yani.

Tekrar hatırlatayım. Devletin bütün gücü 12 yıl önceki bir arabanın lastiğiyle bu kadar dikkatle bakarken 500 bin insanın soyulurken, vurgun yapılırken o terazi neredeydi? Ben teraziyi iyi bilirim. Terazinin kefesinde ürün satmayı iyi bilirim. O terazide adaleti sağlamayı şükürler olsun büyüklerimden iyi öğrendim. Terazinin eşit olmasını, zarar edeceksek işletme etsin ama müşteri etmesin diyen akıldan esnaflık terbiyesini aldım ben. Teraziyi iyi bilirim. Ama ne yazık ki o terazi hep aleyhte, kamunun lehine değil, aleyhine çalışan bir düzenle karşı karşıyayız.

O bakımdan ben hep soruyorum işte. Orada, o büyük kamu zararlarının olduğu yerde müfettişler neredeydi, SPK neredeydi, başkanı, üyeleri, Maliye Bakanı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Adalet Bakanı neredeydi?

Bir terazi, bir kefede bir araba lastiğini tartıyor, öbür kefede 100 milyarları görmüyorsa o terazi bozuk değildir, o terazi, siyasi erk tarafından gayet titiz bir şekilde… Hani diyor ya Sayın Cumhurbaşkanı, cerrah titizliğince ayarlanmış demektir. Zaten cerrah titizliğinde yapıyorlar işi. Bir de kuyumcu titizliğinde yapıyorlar işi. Kuyumculuktan da iyi anlıyorlar terazi ayarlarken.

Araba lastiğine de bir çift laf edeyim. Bu dosyada 6 tane lastik var. Biraz uzatıyorum kusura bakmayın ironi yaparak sayın hâkim, yani çok önemli bir konu bu yani anlatmamız lazım milletimize. Bu dosyada 6 tane lastik var. 4 kışlık 2 yazlık lastik. Ama bu davada asıl esneyen lastik değil, ifade edeyim ki kamu aleyhine hukuktur, adalettir.

Bazı örnekler de vereyim. Arkadaşlarımdan avukatlarımdan edindiğim bilgilere göre, mesela Gelibolu’da seçilen bir belediye başkanı, kendi aracını kullanacağını açıklamış yakın zamanlarda. Toplum tarafından takdir edilmiş, AK Partili olunca da yandaş medya bayağı alkışlayan haberler yapmış ne güzel ya kendi aracını kullanıyor falan filan diye ama giderlerini belediye harcıyor!

Akçaabat’ta, yine bir arkadaşımız, benim doğum yerimde, bazen orada yanlış insanlar da doğuyor. Akçaabat’ta bir belediye başkanı, bir bankaya ait aracı ücretsiz tahsisle kullanıyor, mazotunu belediye karşılıyor. Ülkenin dört bir yanında benzer durumlar mutlaka vardır Sayın hâkim, mutlaka vardır bakın. Bakın onların hiçbirisi soruşturulmadı ama ilave edeyim; ya soruşturulmasın zaten, kamu yararına çünkü.

Biz bu soruşturulsun, soruşturulmasın işini çok yaşadık. Mesela 2019'dan önce gibi bir dosyayı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na götürdüğüm zaman aman aman aman vermeyin diyordu, hemen geri yolluyorlardı, açmaya bile korkuyorlar.

Mesela bir örnek daha vereceğim, yani yargı nasıl işliyor? Geçen gün Ankara'da Kurultay davası diye tanımlanan mahkemede bir mütalaa okundu. Aynı kurultay, aynı iddianame, aynı suçlama bana ve arkadaşlarıma hapis istendi. Aynı dosyada yargılanan bir başka kişi için ise beraat istendi. Ne değişti biliyor musunuz? Delil mi? Hayır. Hatta çok yakın zamanda o arkadaşla biz böyle şey mektuplaştık gibi yani. O bir şeyler söyledi, ben bir şeyler söyledim, aynı şeyleri söyledik. Yani böyle suçlama mı olur, böyle delilsiz suçlama mı olur vesaire. Ne oldu biliyor musunuz? Tek şey, rozet değişmişti rozet. Rozet. Yani 7 Ekim'de yakasına başka bir rozet takıldı, 21 Ekim'de beraat istedi. Ne tesadüf? Yani 7 Ekim'de rozeti tak, 21 Ekim'de beraat et.

CHP kurultayı davası: İmamoğlu, Özgür Çelik ve Rıza Akpolat'a dahil 9 kişiye ceza; Cemil Tugay'a beraat talebi

Arada 14 gün var!

Bu davada da mazot konuşuyoruz. Oysa bu ülkede insanı taşıyan asıl makam aracı, sistem değişti, yeni bir sistem kurdular, bilmiyorsanız duyurayım; rozettir. Araba taşımıyor. Artık yeni makam aracı var, rozet. Türkiye'de yeni bir makam aracı var, rozet. O rozetin ne olduğunu herkes biliyor.

Ama bilmiyorlar ki o rozetle bir adım gidemezler yani. Cumburlop düşecekler yere. Gidiyor zannediyorlar. Var ya bazı filmlerde böyle sahneler çekilir, arabanın içinde sallanırsın, gidiyor zannedersin. Bayağı da yakışıklı bir arabadır ama aslında gitmezsin. Öyle bir halüsinasyon içindedirler yani. Öyle bir yansıma içerisindedirler. Aslında gitmiyorlar. O kadar milletten koptular. Şimdi gidelim İzmir'e, muhtemelen sokakta gezemiyordur bu arkadaş.

Ben size iddiayla söylüyorum, bu kapıdan çıkayım, İstanbul'a yürümeye başlayayım, 6 saat içinde İstanbul'da 10 milyonla buluşurum ben, 10 milyon. Bak 10 milyon diyorum ha! Abartmıyorum yani. Az söylemişsin de diyebilirler yani. Aradaki fark bu. Rozet aracı mı? Yoksa böyle bir hayali bir yaşam mı? Valla şükürler olsun halimden memnunum.

O araca binen, yani rozet aracına binen, ilk önce yapılan işlem hızla aklanıyor. Püri pak oluyor, tertemiz. Niye? 1 kişinin kararıyla çünkü. Gerçekte mi aklanıyor? Asla. Bilmeyene de diyorlar ki sen Silivri’ye git. Bu adalet midir? Değildir.

Bu milleti bilmez, anlamaz, nasılsa aldatırız diyen küçük beyinlere sesleniyorum: Halkı küçümseyenler hak ettiği cevabı mutlaka alacaktır. Hukuku kendine göre ayarlayanlar, gazetelere, televizyon kanallarına, haber sitelerine saldıranlar, çökenler, gazetecileri özgür habercilik yapıyor diye tutuklayanlar bu kötülüklerinin de boğulacaklar.

Düşünün; sadece gazetecilik faaliyeti yaptıkları için birkaç gün içinde 2 kişi daha tutuklandı. Birisi Murat Ağel, öbürü İsmail Arı. Dünyanın her alanında dibine vurduk ey halkım, dibe vurduk. Dünyanın her alanında; basın özgürlüğünde, adalette, ekonomide, geçimde, her şeyde dibine vurduk. Eğitimde. Mesleğini yapan gazeteciler tutuklu. İşini yapan belediye başkanları tutuklu. Sadece işini yapanlar hapiste, ama vurguncular serbest. Ama sokağa çıkamıyorlar, fark orada."

Fatih Keleş sanık kürsüsünde

İmamoğlu’nun ve avukatlarının beyanlarından sonra sanık kürsüsüne İBB davasında tutuklu yargılanan İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş geldi. Beylikdüzü Belediyesi’nde encümen üyesi olmanın dışında herhangi bir görevi bulunmadığını belirten Keleş, iddianamede belirtilen hususların hiçbirinden haberdar olmadığını vurguladı. Araç kiralamayacağını ve kira yükünden kurtularak kamu yararı oluştuğunu ifade eden Keleş, “Kiralansa da giderleri belediyeden karşılanacaktı” dedi.

Duruşma savcısı, yeni bir bilirkişi raporu alınmasını talep etti

Keleş’in avukatı Baran Kaya, iddianamenin kabul edilmemesi gerektiğini ifade ederken duruşmanın görüldüğü mahkemenin hâkimi araya girdi ve “Kabul eden ben değilim. İddianame şubat ayında kabul edildi” dedi. Avukat Kaya, müvekkilinin derhal beraatini karar verilmesini talep etti.

Daha sonra sanık kürsüsüne tutuksuz sanıklardan Üzeyir Çöl geldi. Çöl, daha önceki beyanlarını tekrar etti ve duruşmalardan vareste tutulmayı talep etti. Çöl’ün ardından avukatının beyanlarına geçildi. Daha sonra tutuksuz sanıklardan İlyas Yılmaz söz aldı. Yılmaz, kamunun yararına yapılan bir tahsis işlemine imza attığını belirtti. Beraatini talep eden Yılmaz’dan sonra diğer tutuksuz sanıklara söz verildi ve duruşma savcısından mütalaası soruldu. Duruşma savcısı, yeni bir bilirkişi raporu alınmasını talep etti ve mahkemeye ara verildi.

Yeni bilirkişi heyeti oluşturulma talebi kabul edildi

Ara sona erdi. Duruşmadan vareste tutulma talepleri kabul edildi. Yeni bir bilirkişi heyeti oluşturuldu ve bir sonraki duruşma 12 Şubat 2027’ye ertelendi.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler