T24 Yıllık Konferansı'nın beşincisi yapıldı | Birey, toplum, siyaset, ekonomi ve edebiyat merceğinden yapay zekâ: Hangi imkânlar ve riskler karşısındayız?

T24 Yıllık Konferansı'nın beşincisi yapıldı | Birey, toplum, siyaset, ekonomi ve edebiyat merceğinden yapay zekâ: Hangi imkânlar ve riskler karşısındayız?

“Algoritma Rejimi: Yapay Zekâ, Birey, Toplum, Siyaset, Ekonomi” başlığıyla düzenlenen T24 Yıllık Konferansı'nın beşincisi düzenlendi.

yıllık

T24 Haber Merkezi

T24 Yıllık Konferansı'nın beşincisi bugün (22 Ekim Perşembe) “Algoritma Rejimi: Yapay Zekâ, Birey, Toplum, Siyaset, Ekonomi” başlığıyla düzenlendi. Yapay zekânın hayatın farklı alanlarında yarattığı dönüşümün ele alındığı konferansta siber güvenlikten dezenformasyona, platform ekonomilerinden vergi rejimine, sağlıktan edebiyata uzanan geniş bir yelpazede sunumlar yapıldı. 

ABONE OL

Bir tam gün süren T24 Yıllık Konferansı; Şirin Payzın, Cansu Çamlıbel, Doç. Dr. Zeynep Ayata ve Murat Sabuncu moderatörlüğünde icra edildi. Konferansın programında siber güvenlik, Türkiye’de teknoloji ekseninde toplumsal değişim ve yeni çoklu milliyetçilik, algoritmalar çağında dezenformasyon ve propaganda, sosyal medyadan e-ticarete platform ekonomileri ile yapay zekânın ekonomi yönetimi ve vergi rejimine etkisi başlıkları yer aldı.

Günün kapanışında ise Microsoft'un ileri yapay zekâ araştırmalarını yapan AI Frontier Direktörlüğü'nün ardından Turing’in CTO’su üstlenen Dr. Ece Kamar, ABD’den canlı bağlantıyla “Yapay Zekâ Mutfağında Neler Oluyor, Dünya Nereye Gidiyor, Hangi Riskler ve İmkânlar Karşısındayız?” başlıklı sunumunu yaptı.

"Fırtınada birbirine sarılan ağaçlar"

T24 Yıllık Buluşmaları kapsamında gerçekleşen, altı panel ve üç sunumdan oluşan konferans T24 Genel Yayın Yönetmeni Doğan Akın'ın konuşmasıyla başladı. Akın, konuşmasında "Sıraselviler’de nohut oda, bakla sofa küçücük ofisimizde 1 Eylül 2009’da yayınına başladığımız; 17 yıldır hiçbir kişi, şirket, fon, devlet, belediye vs. dahil olmak üzere kimselerden tek kuruş dış kaynak kullandırmadığımız T24, bütün imkânsızlıklara rağmen evrensel bir derece kazanabildi," dedi.

Nobel ödüllü Japon yazar Kavabata'nın "fırtınada birbirine sarılan ağaçlar" benzetmesini hatırlatan Akın, konuşmasını şöyle sonlandırdı:  

"Bu salonu, bu salonları, bugünlerde gazetecileri ve gazetecilerin etrafındaki insanları, erişim engeli getirildiğinden beri T24’ü sarıp sarmalayan insanları, fırtınada birbirine sarılan ağaçlara benzetiyorum. Evet fırtınalar bizi zorlayacak, ama hikâyelerimizi yontup biçimlendirecek, güçlendirecek de!

Görevimiz: Bu fırtınada yaşamak, birbirimize sarılarak ayakta kalmak. Tarafımız: Gazeteciliğin evrensel ilkeleri, insan hakları, hukuk, adalet ve bu fırtınada kendisi de savrulan anayasamıza sadakat!

Neyi yapamıyorsak onu yapacağız. Ve evet; evrende her şey küçük doğar zamanla büyür, acılar büyük doğar zamanla küçülür! Fırtınada ilk denize düşürülen mesleğin mensupları olarak bunu unutmayacağız."


T24 Genel Yayın Yönetmeni Doğan Akın

"Yapay zekâ Raskolnikov, Don Kişot yaratabilir mi?"

Yazar Ahmet Ümit’in “Yapay Zekâ Yazarın Kâbusu mu Oluyor İmkânı mı?” başlığıyla yaptığı konuşmada konferansın açılış sunumunu gerçekleştirdi. "Son beş yıldır yapay zekâ bütün hayatımızı etkilemeye başladı. Herkes soruyor. Sanat ortadan kalkacak mı? Yapay zekâ ortaya çıktığına göre insanlık ortadan kalkacak mı? Olabilir mi? Olabilir tabii," diyen Ümit, şöyle devam etti:

"Yapay zekâ Raskolnikov, Don Kişot yaratabilir mi? Ahmet Ümit'in Başkomiser Nevzat'ını yaratabilir mi? Soru bu. Yapay zekâ bir edebi eser yaratırken ne yapacak? O güne kadar yaratılmış ne varsa ona bakacak. Dönecek, Gılgamış'tan, Homeros'tan, Goethe'den, Balzac'tan, Dostoyevski'den, Nazım Hikmet'ten, Orhan Kemal'den... Bunlara bakacak. Yarattığı şey, bunların vasatının en üst düzeyi olacak. Yapay zekanın yarattığı romanlar bir başyapıt asla olmayacak. Çünkü edebiyatta başyapıt iyi, güzel, doğruyu anlatan değildir; edebiyatta başyapıtı belirleyen şey ne yazdığımızdan çok nasıl yazdığımızdır. Daha önce yazılmış olanlardan farklı ve biricik olmasıdır. Kafka'yı Kafka yapan, James Joyce'u James Joyce yapan budur. İnsan ruhuna dair bir şey söyleyebilir mi yapay zekâ? Yapay zekâ rüya görebilir mi, acı çeker mi, aşık olabilir mi? Bunları yapamayan bir makine iyi roman yazabilir mi?"

Yazar Ahmet Ümit, T24 Yıllık Konferansı'nın açılış sunumunu yaptı. 

Yapay zekânın ve nükleer silahların denetimi neden farklı?

Konferansın "Yapay zekâ ve siber güvenlik" başlıklı ilk panelinde Doç. Dr. Zeynep Ayata'nın moderatörlüğünde Nişantaşı Üniversitesi'nden Prof. Dr. Salih Bıçakçı ve Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi (EDAM) Direktörü Dr. Sinan Ülgen konuştu.

Ülgen, yapay zekânın denetimi hakkında yaptığı konuşmada, insanlık için yaşamsal bir tehdit olarak nükleer silah teknolojisinin de görüldüğünü hatırlatarak, yapay zekâ denetimi ve nükleer silah denetimi arasında ciddi farklılıklar olduğunu vurguladı. Ülgen, nükleer silahların aksine yapay zekânın özel şirketler tarafından üretildiğini ve bunun da stratejik ve ticari bir yarışa yol açtığını belirterek, “’Yapay zekânın yaşamsal risklerini nasıl denetleriz, nasıl bir iş birliği ile yapabiliriz sorusu’ bugünün sıcak konusu. Bu soruya doğru düzgün üretilmiş bir yanıt da yok. Hem özel şirketler hem de devletler bakımından en iyisini yapmak stratejik bir avantaj ama bu yarış bizi ciddi risklerle karşı karşıya bırakacak” dedi.

"Yol ayrımındayız" diyen Ülgen, yapay zekâ risklerinden birinin “aptallaşma ve tembelleşme riski” olduğunu vurgularken, “Yapay zekânın nimetlerinden yararlanırken kendi benliğimizi nasıl koruyacağız, bunun çözümünü bulmamız lazım, daha orada değiliz, ve en büyük kamu yararı, devletin düşünmesi gereken en önemli hadise bu… “ diye konuştu.

Nişantaşı Üniversitesi'nden Prof. Dr. Salih Bıçakçı da'hibrit çağ' vurgusu yaparak, "Büyük problemler var ama insan bilinci çok önemli. 'Ben okumayayım, özetini okuyayım' dersek bir kitabın özetinden ne anlarız? Önce okuyun, sonra istiyorsanız yapay zekâya sorun... Hibrit bir çağdayız. Her şeyi yapay zekâya bırakamazsınız. Yapay zekâ insanlık odaklıdır, bunu düşünerek sistemi götürmemiz en önemlisi" ifadelerini kullandı. 

Araştırma: Türkiye'nin en güçlü milliyetçilik damarı "güvenlikçi milliyetçilik"

Şirin Payzın'ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen konferansın ikinci panelinde, Veri Enstitüsü Yönetim Kurulu Başkanı Bekir Ağırdır ile Boğaziçi Üniversitesi'nden Prof. Dr. Fikret Adaman "Beş Türkiye: Teknoloji ve Yeni Çoklu Milliyetçilik" araştırmanın ilk sonuçları ilk kez açıkladı. Çalışmanın devam ettiğini belirten Ağırdır, "Sınıfsal gerilim kadar milliyetçilik meselesi de geleceğimizin ne yöne doğru evrileceğini gösterecek meselelerden biri olacak" dedi. Türkiye genelinde yapılmış ilk kapsamlı çalışma olma özelliği taşıyan ve 3 bin 2992 kişi ile gerçekleştirilen araştırmada katılımcılara 34 soru yöneltildi.  Araştırmaya göre Türkiye'nin en güçlü milliyetçilik damarı "güvenlikçi milliyetçilik". Onu "cumhuriyetçi milliyetçilik", ardından" etnik milliyetçilik" takip etti.  

Bekir Ağırdır: Türkiye'de milliyetçilik bir fikir meselesi değil bir duygu meselesi 

Bekir Ağırdır, Türkiye’de farklı kimliklerin Türk kimliği için tehlike oluşturduğu görüşüne katılanların oranının yüzde 63 olduğunu belirterek milliyetçiliğin toplumsal boyutunu şu sözlerle değerlendirdi:

"Türkiye'de milliyetçilik insanlığın aslında bir yandan da bu karmaşa ve belirsizlik içinde kendilerini emniyette hissetmek istedikleri ordu, güçlü devlet gibi bir yerden, yani bizim teorideki anladığımız anlamda siyasi bir sovenliğe giden milliyetçilik değil. Nitekim sokak milliyetçiliği dediği hocanın (Fikret Adaman), benim lümpenlik dediğim eğilim de çok düşük. Çok düşük. Yani bir yandan duygu hali olarak şunu söyleyebiliriz; 'Türkiye'de farklı kimlikler Türk kimliği için tehlikelidir' fikrine evet diyenler %63. Bakarsak bu tehlikeli bir kanaat. Ama Suriyeliler diye bir meselemiz var. Son 10 yılın, 15 yılın. Terör ve Kürt masasında bir meselemiz var. 100 yılın ya da 40 yılın ya da 10 yılın, nereden bakarsanız bakın. Bu kendi başına alarm denebilir denmesi gereken bir şey duygu hali olarak. Peki den gündelik hayatında böyle bir şeye müdahale eder misin? Hayır. Onu devletten bekliyor. İşte o devlet diye tanımladığı kurum da cumhuriyettir, cumhuriyetin değerleridir.  

Burası kentleşme sürecini tamamlamış bir ülke. Bu sabit bir laf gibi geliyor, nüfusun şu kadarı şehirlerde yaşıyor olmaktan ibaret değil. Aynı zamanda monolotik kültürden etnik veya dini inanç olarak aynı kimlikten olan, sokakta ayıp denince herkesin aynı şeyi anladığı, kasabalardan çıkıp herkesin farklı olduğu apartman tarlalarında bir hayata gelmek demek. Benim 18 yaşında gördüğüm farklılığı, benim torumun daha 1 yaşında anaokuluna gitmeye başladığı andan  itibaren içselleştirilmiş bir biçimde yaşıyor. Fırsatı o. ama riski ne?  Bir yandan da ülkedeki bütün bu gerilim, anlatı, yerleşim modelleri nedeniyle de , yan yana ama teması olmayan, bir arada ama birlikte olunmayan tuhaf bir yaşam biçimi. Bu da riski. Dolayısıyla manipülatif bir duygu hali. Bu kadar belirsizlik, bu kadar umutsuzluk, hayat pahalılığı içinden bu fikriyatı arıyoruz, bu duygulara bakıyoruz. Onun için benim temel kanaatim şu; Türkiye'de milliyetçilik bir fikir meselesi değil, bir duygu meselesi ve insanlar onu belirsizlikten ve karmaşıklıktan kaçmanın referans noktalarına  ya da kendini güvende hissedecek, başımızın üstünde bir devlet olsun ama, araştırmanın bulgularından birisi o, teknofest ya da savunma sanayi için verdiğimiz parayı savunmaya, sağlığa eğitime harcayalım mı, evet diyor. Ya da çok güçlü bri ordumuz olsun ama özgürlükleri kısıtlayalım mı gerektiğinde, hayır diyor. Kendi içinde çelişki gibi görünen ama aslında toplumun kendine göre bir dengesi var ama özgürlüğüme de saygı duyan bir devlet olsun diyor." 

Prof. Dr. Fikret Adaman da şunları kaydetti:

"Hakikaten Türkiye'de ciddi fay hatları var bu fay hatları üzerinden bu milliyetçiliği kaşımak da mümkün. Öbür taraftan da sizin söylediğiniz özellikle genç kuşakta, hem elimizde bir iki çalışma var hem anektodal olarak bizim elimizden çok öğrenci geçiyor, ay hatları yeni nesilde o kadar derin değil. Başı kapalı mı açık mı meselesi üzerinden artık o fay hattı kalkmış durumda. Türkiye'de var olan diğer fay hatlarının da üzerinden en azından yeni jenerasyonun gitmeye çalıştığını hissediyoruz. Ama bütün bunlar biraz da bugünün konusu. Manipülasyona çok açık şeyler. Bunlar kaşındığı zaman bunu bir risk olarak görmek gerekiyor."

"Artık Türkiye piramit toplum değil, devrilmiş asimetrik bir kum saati"

Devamında sözlerine, "Bütün araştırmalarımız gösteriyor ki artık Türkiye öyle bir piramit toplum, zengin yoksula doğru giden bir piramit biçiminde, değil. Devrilmiş asimetrik bir kum saati" diyerek devam eden Ağırdır, şunları kaydetti:

"Yani bir tarafta 80 var, artık yoksul ve yoksullaşmış. Bir de 20 var. Ve bu ikisi arasında da geçişkenlik yok. Yani artık Türkiye'de sınıf atlama, alın terimimizden ahlaklı insan olarak kendi maharetiniz, çalışkanlığınızdan sınıf atlama imkanınız yok. Ya bir çeteye dahil olacaksınız ya işte bir fon vurgunundaki önceden haber alanlardan olacaksınız. Ya bir sokak çekiciliği ya da bir parkur şey olacaksınız vesaire. İşin bir katmanı bu. Ama bir başka katmanından baktığımız zaman da, hala kimlikler üzerinden ama Kürt meselesi diyelim ama dindarlık diyelim, evet, gündelik hayatta artık belki başörtüsü tartışmıyor gibi görmüyoruz ama hala zihnimizde arka planda kültürel kimlikler üzerinden dönen bir siyaset var. Onun için vatandaş ne kadar gündemlik hayatında eğer sınıfsal meseleyle meşgulse de siyaset kültürelden konuşmaya devam ediyor. Sınıfsal bir siyaset yok karşımızda bir yandan. Bir başka katmanına bakıyorsunuz. Orada da işte medyadaki yasaklar, tartışmaları, aile müdahale aileler ayrı vesaire. Bir başka katmanı da ne? İşte bu araştırmada da efendim güçlü devlet. Şimdi buralarda baktığımız zaman siyasetin işi bütün bu toplumun dertlerine ve gayelerine doğru cevap üretmek. Şimdi güçlü devlet denince deniyor ki  bir dakika özgürlüklerden feda etmeyelim diyor insanlar. Ya da bütün devlet bütçesine ya da devlet kaynaklarını savunma sanayiye vermeyelim eğitim ve sağlığa da harcayalım diyor. 

"Bizim güçlü devlet kadar güvenilir devleti tartışmamız lazım"

O zaman demek ki tezkere falan dediğiniz için de, benim şöyle bir tezim var bizim güçlü devlet kadar güvenilir devleti tartışmamız lazım. Yani ben vurduğu zaman oturtan devletten daha çok, söylediği zaman ama enflasyon oranı ama işsizlik oranı ama asgari ücret ama vergi ama fon kurulmasını takip edende söylediğini yapan devlet istiyorum. Yani güvenilir devlet olmak yani partiler arasında farklar buralarda oluşabilir. 

Şimdi bunlar yerine partiler şu anda sadece iktidarın çizdiği güncel Siyasi gündemin ve çerçevenin içinden davranıyorlar. Siyaset ve muhalefetteki aktörler bu ortadaki kurulan siyasi ve zihinli çerçeveyi aşamıyor."

Bekir Ağırdır, Fikret Adaman, Şirin Payzın

"Ekranda gördüğümüz yanlış bilgi sokakta bir insanın güvenliğine mâl oluyor"

Murat Sabuncu'nun moderatörlüğünde düzenlenen üçüncü panelde Özyeğin Üniversitesi'nden Prof. Dr. Deniz Ş. Sert ve Koç Üniversitesi'nden Doç. Dr. Suncem Koçer, "Algoritma Rejiminde Dezenformasyon, Mezenformasyon, Malenformasyon, Sahte Haber, Propaganda, Etik" başlıklı oturumu gerçekleştirdi.

Koç Üniversitesi'nden Suncem Koçer, oturuma "dezenformasyon", "malenformasyon" ve "dezenformasyon" kavramlarını açıklayarak başladı. Koçer, "Dezenformasyon "kasıtlı yayılan yanlış bilgi", mezenformasyon "kötü niyet kastı olmaksızın yayılabilecek yanlış bilgi", malenformasyon ise "bilginin kendisi doğru ancak kötü niyetle yayılıyor" anlamına geliyor. Bugüne baktığımızda bu ayrımın ne kadar yetersiz olduğunu görüyoruz. Bir done çok eksik. Bunların arasındaki farka kim karar verecek ve nasıl uygulanacak? Türkiye'de dezenformasyon yasasıyla, tabii ki daha öncesi de var bunun, halkı yanıltıcı bilgi diye bir ifade ortaya kondu. Ama bunun ne olduğunu bilmiyoruz. Son derece muğlak. İkinci bir boyutta da muğlaklığın çok elverişli bir yönetişim aracı olduğunu söylemek mümkün. Hata değil muğlak olması. Kasti olarak muğlak bırakılıyor ki yönetim fonksiyonu da olsun." dedi. 

Prof. Dr. Deniz Ş. Sert, "dezenformasyon, malenformasyon, mezenformasyon" kavramlarından herkesin eşit bir şekilde etkilenmediğini vurguladığı konuşmasında "Bu kavramlardan herkes eşit zarar görmüyor. Kendini savunacak kanallara erişemiyorsan ister istemez en fazla etkilenen oluyorsun. Göçmenler de hem dil engeli hem hukuki statü ile en fazla etkilenen gruplardan bir tanesi oldu. Ekranda gördüğümüz yanlış bilgi sokakta bir insanın güvenliğine mâl oluyor. Dezenformasyonun varlığı devletin yükümlülüklerini ortadan kaldırmıyor." ifadelerini kullandı.  

Prof. Dr. Deniz Ş. Sert, algoritmaların toplumsal etkisi üzerine yaptığı konuşmada siyasi liderlerin ve teknoloji liderlerinin niyetinden çok ellerinde tuttukları güce bakmak gerektiğini vurgulayarak "Neyi göreceğimizi, hangi konunun gündem olacağına kim karar veriyor? Burada kararı çoğu zaman algoritma veriyor ve bu da tamamen kâr amacı güden bir şey. Herhangi bir algoritma öfkeden besleniyor. Görmek istemediklerini de devamlı olarak önüne çıkarıyor. Dating app’ler bile size en uygun kişiyi çıkarmıyor. Önce birkaç date’e çıkmanız, uygulamada biraz daha kalmanız önemli. Bu kararları kim veriyor ve bu kararlar denetleniyor mu? Bu güçten biz hesap sorabiliyor muyuz? Bizler iradesiz miyiz? Hayır." dedi. 

Koçer, Fransa'daki öğrenci hareketlerini medya araştırmacısı olarak değerlendirdiği konuşmasında dünyada ve Türkiye'de gençlerin haberden kaçındığı, uzaklaştığı anlayışının aksine gençlerin kendilerini doğrudan ilgilendiren konularla ilgilendiğini vurgulayarak "Gençler haber okumuyorlar diyoruz ama aslında gençler kendileriyle konuşmayan gündemden kaçıyorlar. Kendilerini doğrudan ilgilendiren konularla ilgili sokağa da çıkıyorlar." dedi. 

Prof. Dr. Deniz Ş. Sert, Doç. Dr. Suncem Koçer, Murat Sabuncu

Dikkat ekonomisi ve 'platform kooperatifleri' modeli 

Konferansın öğle yemeğinden sonraki ilk oturumunda ODTÜ'den Prof. Dr. Erkan Erdil ve Galatasaray Üniversitesi'nden Doç. Dr. Zeynep Ayata, "Sosyal Medyadan E-Ticarete: Platform Ekonomileri Neleri Değiştiriyor?" başlıklı panelde sunumlarını yaptı. 

Prof. Dr. Erdil, platform ekonomisinin işleyişini şöyle açıkladı: 

"Platformlar iki temel şekilde değer yaratır: işlem platformları ve inovasyon platformları. Platformlar bir ağ etkisi yaratıyor. Biri platforma ne kadar çok kullanıcı katılırsa o platform o kadar çekici hale geliyor; buna doğrudan ağ etkisi deniyor. Dolaylı ağ etkisinde, bir taraftaki artış diğer tarafı besliyor,"

Platform ekonomilerinin tekno-oligarşik yapılar yarattığını belirten Prof. Dr. Erdil, "Artık geleneksel istihdam ilişkileri veya kurye gibi isimler altında esnek güvencesiz bir çalışma düzeni var. 80'li 90'lı yıllarda iletişim teknolojilerinde yetenek bazlı ayrışma yaşanırken burada görev bazlı bir ayrışma yaşanmaya başlandı. Tabii, her şeyden öte platform tekelleri kullanıcı verilerini metalaştırarak bir gözetim kapitalizmi yaratıyorlar. Peki, çözüm ne? 3-4 yıldır tartışılan bir mesele: dijital platform kooperatifleri. ABD'de ve Avrupa'nın bazı ülkelerinde yaygınlaşan bir model. Dijital platformların olumsuz etkilerine yanıt niteliğinde. Sahiplik temelli ve oligarşik platformların aksine toplumsal değerleri korumaya odaklanan bir hareket." diye konuştu. 

Prof. Dr. Erdil ve Doç. Dr. Ayata

Platform ekonomisini "dikkat ekonomisi" üzerinden açıklayan Ayata, "Giderek tartışma dikkatle ödeme yaptığımız yönüne doğru evrildi. Sabah gözünü açtığınız andan bu ana kadar ne kadar ekrana baktınız? Dikkatimizi verdiğimizde bir ödeme yapmış oluyoruz. Kime verdik dikkatimizi ve bunu kim ekonomiye çeviriyor?" diye sorarak sunumuna başladı. Ayata, sunumda şu noktaları vurguladı: 

"Sosyal medyayı kusurlu bir ürün olarak ele almak gibi bir temel strateji var. Sorun platformdaki içerik değil, kendisinin nasıl tasarlandığı anlayışı. Bu anlayış ilk kez Los Angeles'ta bir jüri önüne çıktı. Çok acıklı ve üzücü sonuçlar var. 

Kullanıcıları ekranda tutmak için ürünler ve bunun kırılgan kullanıcılar açısından ödettiği bedellerden söz etmek mümkün. En önemli dönüşüm, verinin kullanımından başladığımız tartışmanın platformların bağımlılık yarattığı iddiası ve dikkat ekonomisi. Sonuçta dava süreçlerine baktığımızda bu platformların çıkış noktası olan Amerika'da çok yüksek cezaların ödendiği bir dönemle karşı karşıyayız."

"İnsanlar aynı işi daha ucuza yapmak zorunda kalabilir"

Konferansın "Yapay Zekânın Ekonomi Yönetimine ve Vergi Rejimine Etkisi" başlıklı beşinci paneli, Murat Sabuncu'nun moderatörlüğünde TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi'nden Prof. Dr. A. Talha Yalta ve BDO Türkiye Şirket ortağı, vergi danışmanı Emrah Akın'ın konuşmalarıyla gerçekleşti. 

Yapay zekânın ekonomi yönetimine etkisi üzerine düzenlenen panelde Prof. Dr. Yalta, "Büyük bir değişimin içindeyiz" diyerek "İnsanlar sadece işini kaybetmeyecek, değersizleşebilir, pazarlık gücünü kaybedebilir ya da aynı işi daha ucuza yapmak zorunda kalabilir" ifadelerini kullandı. Yalta, "yapay zekânın başarısını 'bizim hayatımızda neyi iyileştiriyor?' sorusuna bakarak değerlendirebiliriz" dedi. 

Akın, Merkez Bankası'nın bugün açıkladığı faiz kararına ilişkin sıcak değerlendirmesinde "Yüz baz puanlı faiz indirimi önemli. Bunun dönemi miydi, o tartışılır. Yaşanan fon krizi dolayısıyla firmaların çok ciddi bir kaynak ihtiyacı var. MB'nin faiz indirmesi demek kredi faizlerinde de indirim beklentisini tetikleyen bir şey" ifadelerini kullandı.

Akın, "MB'nin kaygısını piyasanın fonlamasını rahatlatmak olarak değerlendiriyorum. Hem para politikası hem de maliye politikası açısından çok zor bir dönem. İkisini bir arada idare edebilmek çok kolay değil. Hazine yönetiminin işlerinin çok zor olduğu bir dönem olduğunu söyleyebilirim." dedi. 

"Maliye Bakanlığı devasa bir veri havuzu"

Prof. Dr. Yalta "Devlet aslında yapay zekâ dönüşümün içerisinde. Altyapı yatırımları yapıyor, vergi teşvikleri veriyor, eğitimler sağlıyor, kamu alımları yapıyor. Dolayısıyla bunun içinde. Devlet asıl daha önemli bir şey yapıyor. Devlet kuralları koyuyor. Devlet şu anda 'emeği vergilendir, sermayeyi güçlendir' diyor. Bu sanayi devrimi refleksidir. Bu refleksten önce kurtulan ülkeler öne geçecek.İyi bir sanayi toplumunu bilgi toplumuna geçirmemiz gerekiyor. Yeni eğitim sisteminin insanlara yaratıcılık ve girişimciliği öğretmesi gerekiyor."  ifadelerini kullandı. 

Emrah Akın, yapay zekânın kamu maliyesinde artan görünürlüğüne ilişkin yaptığı değerlendirmede "Hazine ve Maliye Bakanlığı, birçok farklı kuruma muazzam bir verinin aktığı bir yer. Devasa bir veri havuzu içinde çalışıyor. Son birkaç yıldır Maliye Bakanlığı veri madenciliği, yapay zekânın kullanımı gibi alanlarda çok büyük yatırımlar yaptı. Kamu maliyesi açısından bakarsak kamu harcamalarının denetiminde de yapay zekâ kullanımından bahsediliyor artık. Bu işin öncülerinden biri olduğunu söyleyebiliriz." ifadelerini kullandı. 

Emrah Akın, Prof. Dr. Talha Yalta, Murat Sabuncu

"Türkiye'nin 'Baklava Atlası' çıkarılıyor"

Günün "Baklavanın 40 Kat Algoritması" başlıklı altıncı panelinde Şirin Payzın moderatörlüğünde Nilhan Aras ve Prof. Dr. Burak Onaran'ın sunumlarıyla baklavanın tarihsel, sosyo-kültürel, ekonomil ve politik yolculuğunu anlattı. 

Prof. Dr. Onaran, "Gündelik hayatımıza eşlik eden pek çok üründe, özellikle gıdada görüyoruz ki bunlar kendi başına değişmeyen bir şeye sahip değil, bu bizimle beraber ekonomik ve politik dönüşümlerden etkilenerek şekilleniyor ve anlamlanıyor. Sadece baklava değil pek çok gıda için bunu söyleyebiliriz. Havyarı düşünün, çayı düşünün, ekmeği düşünün. Hepsinde bir anlam derinleştirebiliriz. Beğeni, tat üzerinden son 20 yıldır artan biçimde piyasa araştırması ve onlarla şekillenmesi, üretim sürecindeki değişiklikle ekonomik hikayemize de bağlanıyor," diyerek neden baklava konusunda araştırma yaptığı sorusuna şöyle yanıt verdi: 

"Bunun iki cevabı var. Ben siyasi tarih çalışan biriyim, bir yerden sonra kendi kariyerimde gastronomi tarihiyle de ilgilendim ve yemek kültürü ve ürünlerini politik tarihe oturttuğum bir durum oldu. Baklavayla ilgilenme fikri Murat Güllü'den geliyordu. Onlar baklavayı bir ürün olarak görmenin ötesinde kültürel yeriyle anlamlandırıyorlar. Onlar öyle bir ihtiyacı fark ederek bir çalışma hayal etmişler, benim bağlantım bu."

(soldan sağa) Nilhan Aras, Burak Onaran ve Şirin Payzın. 

Güllüoğlu Baklavaları'nın sahibi Murat Güllü'yle birlikte bir baklava atlası çalışması içerisinde yer alan Aras da yaptıkları çalışmanın basit bir 'envanter çıkarma' çalışması olmadığını ve nelere odaklandıklarını şöyle anlattı: 

"Atlas deyince envanter geliyor akla. Envanter de çok ezber olarak tarif listesi olarak algılanıyor. Envanter sayılar toplamı değil bizim için. Bugüne kadar yemek kültüründe ihtiyaç buymuş ama yaklaşık 20 yıldır dünya değişti, yemek kültürü de bundan nasibini alıyor. Atlası buna göre şekillendiriyoruz. Sadece sayı olduğunu düşünmek bu topraklara, bize haksızlık olur. O sayıların arkasındaki hikayeler nedir; birbiriyle ilişkisi nedir?

Baklava ekosisteminin zamana karşı kendisini nasıl tanımladığı, zaman içinde kendisini dönüştürüp yeniden nasıl inşa ettiğini anlatacak envanter. Kendimize bu yıl için 20 şehir ve birbirinden mesafe olarak uzak 5 rota seçtik. Bunları çalışırken 3 ana eksende hareket etmeye çalıştık. Gittiğimiz yerde üretime dayalı fiziki özellikleri nedir? Hamurunun malzemeleri, yufkasının katı, pişirme yöntemleri, şerbeti... O fiziki özelliklerin tüketicideki karşılığına da bakıyoruz. İkinci taraf tamamen sosyolojik olarak veri sağladığımız alan: O baklava ne zamandır orada yapılıyor, ilk kim yapmış, hangi ritüelleri gerektiriyor? Üçüncü olarak da baklavanın yapıldığı yerleşimdeki toplumsal çıkarımları nedir, ona bakıyoruz. Tarım ve hayvancılık tarihi nasıl, kır-kent ilişkisi, toplumsal cinsiyete, iş bölümüne bakıyoruz. Kadınlar yapıyor diyorsunuz ama Hakkari'de evinde baklava yapan bir erkek var! Son olarak da bir statü göstergesi baklava. O statü de kültürel ve ekonomik katmanlarını gösteriyor."

Gaziantep'le anılan baklavanın yolculuğu 

Aynı zamanda "Saraydan Çarşıya, Gaziantep'ten İstanbul'a Kırk Kat Baklava Tarihi" kitabının yazarı Prof. Dr. Onaran, bugün Türkiye'de Gaziantep'le birlikte anılan baklavanın yolculuğunu şöyle anlattı: 

"Osmanlı'da müstakil bir baklava dükkânı yok. Çarşıdaki, evdeki baklavanın izini sürmek çok zor ama saray mutfağındakinin izini sürmek kolay. Dolayısıyla Saray'dan bunun izini sürebilmek Saray'a özgü bir tatlı olduğunu göstermiyor. Şeker çok pahalı bir yerden ucuz bir ürüne doğru dönüşüyor. Şekerin önceki dönemlerde çok temel bir güç sembolü olduğunu görüyoruz. 19. yüzyıl öncesindeki kayıtlarda Saray'da yeniçerilere ramazandaki alaya gönderilen baklavalar var. O dönemde bunun için genelde Saray içinde yapılan baklavalarda şeker kullanmayı, dışarıya gönderilen baklavalarda bal kullanmayı tercih ediyorlar. 

Geç Osmanlı'da baklava daha ziyade Şam'la Ak Arap gibi tiplemelerle özdeşleştirildiğini görüyoruz. Hep Şam'la bağlantılı. Erken Cumhuriyet'le birlikte bir miktar problem haline gelmeye başlıyor. Dildeki sadeleşme eğilimine paralel olarak... Gündelik hayatın her tarafında bulunan bir tatlının mutfak kültürünün dışına çıkarılması da mümkün olmadığı için... Biz giderek bu dönemde baklavayı Antep'te yeniden iskân edildiğini görüyoruz." 

Konferansın "Yapay zekâ sağlıkta neler yapıyor" başlıklı altıncı panelin ikinci sunumunu, Cansu Çamlıbel'in moderatörlüğünde Prof. Dr. Çiğdem Gündüz Demir anlatımıyla gerçekleştirildi. 

"Uyarıcı, yardım eden yapay zekâ sistemleri çok faydalı olabilir" 

Kanser gibi hastalık tanılarında doktora yardımcı bir şekilde yapay zekânın kullanılabileceğinden bahseden Prof. Dr. Demir, örneklerle şöyle anlattı: 

"Örneğin beliniz ağrıyor, omurlarınız çekildi, teşhisinizi koydu gönderdi sizi. Aslında neler yapılabilir? Buna literatürde 'fırsatı tanı' deniyor. Sizin omurlarınız çekilirken kıyısına köşesine organlarınız da giriyor. Pankreasından ufak bir şey görüldü ama sizin şikâyetiniz olmadığı için doktorun da vakti yok diye bakmadı. Yapay zekaya denebilir ki bir de yapay zekâ baksın.  

Veya gitti acil servise, filmlere bakıyor filmlerin belki çok kritik olanında gidiyor radyoloğu uyandırıyor, belki yapay zekâ diyebilir ki sen bir git sor. Uyarıcı, yardım eden sistemler bence çok faydalı."

Çiğdem Gündüz Demir ve Cansu Çamlıbel

Dr. Ece Kamar: Yapay zekâda yavaşlama çağrıları yeterli değil, çalışma düzeni değişmeli

Turing CTO'su (Baş Teknoloji Yöneticisi) Kamar, T24 yazarı Cansu Çamlıbel'in moderatörlüğünde T24 Yıllık Konferansı'nın kapanış sunumunu gerçekleştirdi. 

ABD'den canlı bağlantıyla konferansa bağlanarak “Yapay Zekâ Mutfağında Neler Oluyor, Dünya Nereye Gidiyor, Hangi Riskler ve İmkânlar Karşısındayız?” başlıklı sunumunu yapan Kamar, son dönemde yapay zekâ yaratıcısı büyük şirketlerin teknolojiyi yavaşlatma çağrılarıyla ilgili olarak "Kişisel tahminim, bunu teknoloji şirketlerinin kendi tekellerini korumak üzerine yaptıkları bir çağrı olarak görüyorum. Çok büyük yatırımlar yapan şirketlerin önündeki en büyük risklerden bir tanesi açık kullanım olan, çok daha verimli ve ucuz modellerin özellikle şirketler alanında kullanımının artması. Bu bir risk anlamına geliyor. Bu üç büyük laboratuvarın kendi tekellerini kullanabilmeleri için kendi yarattıkları ve rahat bir şekilde uygulayabilecekleri ama açık kullanımda olanların uygulayamayacağı regülasyonu hayata geçirmeye çalıştıklarını düşünüyorum," dedi. 

Kamar, "Ben bir araştırmacı olarak bu alandaki akademik dünya ve üniversitelerle atılması gerektiğini düşünüyorum. Sadece yavaşlama yeterli değil, çalışma düzeni değişmeli. Bu olmadığı sürece bu alandaki her tartışmaya şüpheci yaklaşıyorum" ifadesini kullandı. 

Yapay zekânın gelişimindeki üç önemli risk

Yapay zekâ ve teknoloji şirketleri liderlerinin teknolojinin geliştirilmesinin yavaşlatılması çağrılarını da değerlendiren Kamar, yapay zekâ gelişimi konusundaki üç önemli sorunu şöyle özetledi: 

"Yapay zeka sistemleri hızlı bir şekilde gelişiyor. Şu anda bu hızlı gelişimle beraber hiçbir insan bu sistemlerin tamamen mükemmel şekilde nasıl kontrol edilebileceğini bilmiyor. Bu bir teknoloji probleminin üzerinde zaman ve yatırım gerekiyor. Şu anda hem yapay zeka sistemlerindeki güvenlik açıkları hem de hızlı gelişimi ve toplum üzerindeki etkisi nedeniyle akademik dünyanın, hükümetlerin, kar amacı gütmeyen kuruluşların beraber bir araya gelmesi gerektiği bir dönemden geçiyoruz. Teknolojilerin nasıl geliştiği akademik olarak da açık konuşulmuyor. Akademik dünyadan ve dünyanın geri kalanından kapalı şekilde geliştiriliyor. O nedenle tam olarak Anthropic'in elinde ne var, bilmeden fikir sahibi olmaya çalışıyoruz. Amerika bazında konuşursak üç teknoloji şirketi ve geri kalan şirketler bu alana o kadar büyük bir finansal yatırım yaptılar ki şu anda Amerika'daki ekonomik yapının ayakta kalmasını sağlayacak şey bu şirketlerin başarılı olması. Eğer bu şirketler yapay zekadan para kazanamazlarsa bu etki Amerikan ekonomisini bir darboğaza sürükleyebilecek bir seviyeye ulaştı." 


T24 Yıllık Konferansı programı | 22 Ekim 2026 Perşembe

09.30 | Açılış
Doğan Akın

09.45-10.15 | Açılış Sunumu: Yapay Zekâ Yazarın Kâbusu mu Oluyor İmkânı mı?
Konuşmacı: Ahmet Ümit

10.20-11.00 | Birinci Panel: Yapay Zekâ ve Siber Güvenlik
Moderatör: Doç. Dr. Zeynep Ayata

Konuşmacılar: Prof. Dr. Salih Bıçakçı (Nişantaşı Üniversitesi), Dr. Sinan Ülgen (EDAM Direktörü)

11.00-11.15 | Kahve Arası

11.20-12.00 | İkinci Panel: T24 Konferansı Araştırması - Beş Türkiye: Teknoloji ve Yeni Çoklu Milliyetçilik
Moderatör: Şirin Payzın

Konuşmacılar: Bekir Ağırdır (Veri Enstitüsü Yönetim Kurulu Başkanı), Prof. Dr. Fikret Adaman (Boğaziçi Üniversitesi)

12.05-12.45 | Üçüncü Panel: Algoritma Rejiminde Dezenformasyon, Mezenformasyon, Malenformasyon, Sahte Haber, Propaganda, Etik
Moderatör: Murat Sabuncu

Konuşmacılar: Prof. Dr. Deniz Ş. Sert (Özyeğin Üniversitesi), Doç. Dr. Suncem Koçer (Koç Üniversitesi)

12.45-14.00 | Öğle Arası

14.10-14.55 | Dördüncü Panel: Sosyal Medyadan E-Ticarete: Platform Ekonomileri Neleri Değiştiriyor?
Konuşmacılar: Prof. Dr. Erkan Erdil (ODTÜ), Doç. Dr. Zeynep Ayata (Galatasaray Üniversitesi)

15.00-15.45 | Beşinci Panel: Yapay Zekânın Ekonomi Yönetimine ve Vergi Rejimine Etkisi
Moderatör: Murat Sabuncu

Konuşmacılar: Prof. Dr. A. Talha Yalta (TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi), Emrah Akın (BDO Türkiye şirket ortağı, vergi danışmanı)

15.45-16.00 | Kahve Arası

16.05-16.35 | Altıncı Panel: Baklavanın 40 Kat Algoritması
Moderatör: Şirin Payzın

Konuşmacılar: Nilhan Aras, Prof. Dr. Burak Onaran

16.40-17.25 | İkinci Sunum: Yapay Zekâ Sağlıkta Neler Yapıyor?
Moderatör: Cansu Çamlıbel

Konuşmacı: Prof. Dr. Çiğdem Gündüz Demir (Koç Üniversitesi Yapay Zekâ Araştırma Merkezi Direktörü)

17.30-17.45 | Kahve Arası

17.45-18.30 | Kapanış Sunumu: Yapay Zekâ Mutfağında Neler Oluyor, Dünya Nereye Gidiyor, Hangi Riskler ve İmkânlar Karşısındayız?
Moderatör: Cansu Çamlıbel

Konuşmacı: Dr. Ece Kamar (Microsoft, Turing CTO), ABD’den canlı bağlantı

İlgili İçerikler