Vize danışmanlık şirketleri üzerinden alevlenen dolandırıcılık tartışmalarından hareketle; yurttaşların vize süreçlerinde yaşadığı mağduriyetler nasıl giderilebilir?
Vizenin tanımından aracı şirketlerin işlevine, Türkiye-AB ilişkilerinden son dönemde yapılan operasyonların arka planına değerlendirmelerde bulunan isimler, son dönemde gündeme gelen tartışmaların vize serbestisi ile aşılabileceğini belirterek bu konuda yapılan açıklamaların ve çalışmaların önemli olduğunu vurguladı.
BU HABERİ, T24 ABONELERİNİN DE
SAĞLADIĞI KATKIYLA OKUYORSUNUZ.
T24'E ABONE OL,
BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞİ DESTEKLE!
Zaten abone misiniz? Üye girişi yapın
Yurttaşların aylarca randevu alamadığı bir düzende ihlalin veya ihmalin, sistemin tamamında aranması gerektiğini savunan göç hukuku uzmanı Dr. Neva Övünç Öztürk , kademeli arttırma gibi kolaylaştırıcı uygulamaların da vize sorununu çözmediğini belirtirken AB’nin de operasyonlardan sonuçlar çıkarması gerektiğini söyledi.
Dolandırıcılık iddialarının bir sebepten çok sonuç olduğunu söyleyen isimler, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın vize serbestisinde kalan 6 kritere dair çalışma başlatmasını da olumlu bir gelişme olarak değerlendirse de kriterlerin tamamlanması için siyasi irade gösterilmesi gerektiğini belirtti.
Göç hukuku alanında çalışan Öztürk, önümüzdeki 12 ay içinde olumlu gelişmelerin yaşanmasını beklediğini ifade etti.
Ali Haydar Konca: Hukukun olmadığı ülkelerden gitme arzusu, vize gerçeğinin kendisi
Genel anlamda vizenin bir ülkeye seyahat edebilmek için o ülkenin yetkili makamlarından alınan izin belgesi olarak tanımlanabileceğini ve bu uygulamanın temelde serbest dolaşımın engellenmesine yönelik koruma amaçlı bir durum olarak karşımıza çıktığını söyleyen 25. Dönem Avrupa Birliği Bakanı Ali Haydar Konca, bu durumun arkasında sosyal, ekonomik ve kültürel nedenlerin olduğunu söyledi.
Tüm kurum ve organları ile hukuk devleti ilkesinin, yargı bağımsızlığının, hak ve özgürlüklerin hayat bulmadığı ülkelerden bu ilkeleri hayata geçirmiş ülkelere gitme arzusunun vize gerçeğinin kendisi olduğunu söyleyen Konca, son dönemde artan vize problemine dair düşüncelerini “AB ülkelerinin müesses nizamlarının korunması amacıyla ihtiyaç duydukları nitelikli emek gücü dışında, ülkelerine yönelik göçü önlemek için her yola başvurduğu açık.” diyerek ifade etti.

Son dönemde konsolosluklar tarafından yetkilendirilen aracı şirketlerin sunduğu vize randevularını kilitleyerek yurttaşlardan yüksek ücretler talep etmeleriyle eleştirilen vize danışmanlık şirketlerine düzenlenen operasyonlara dair de görüşlerini paylaşan Konca, bu durumun başkonsoloslukların yaşadığı yoğunluk ile açıklanması gerektiğini söyledi. Konca, bu yoğunluğa bağlı olarak kurulan aracı şirketlerin uygulamaları karşısında yolsuzluk girişimlerinin kaçınılmaz olduğunu belirtti.
Bu bağlamda Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın vize serbestisini engelleyen 6 temel kriter ile ilgili çalışma başlatmasını da önemli bir gelişme olarak değerlendiren Konca, vize sorununun bu kriterleri aşan boyutları ile de ele alınması gerektiğini vurguladı.
Avrupa Birliği bakanlığı görevinde bulunmuş bir siyasetçi ve hukukçu olarak yaşanan gelişmeleri ve vize serbestisi konusunda gördüğü temel problemlere karşı atılması gereken adımları sorduğumuz Konca, sözlerini hukukun egemenliğine işaret ederek noktaladı:
“Hak ve adaletin, eşitliğin, özgürlüğün olduğu, emeğin değerinin sayıldığı, sömürünün kalktığı, açlık ve sefaletin son bulduğu bir düzende vizeye ihtiyaç kalmayacağını düşünüyorum.”
Dr. Neva Övünç Öztürk: Avrupa Birliği de operasyonlardan sonuçlar çıkarmalı
T24’e konuşan Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi Dr. Neva Övünç Öztürk ise vize danışmanlık şirketlerine yönelik operasyona dair soruşturmanın sürdüğünü hatırlattı. Öztürk, aynı anda birçok ilde operasyon yapılarak iddiaların üstüne ciddi şekilde gidilmesinin meselenin ciddiyetini gösterdiğini söyledi:
“Burada şunu da belirtmek gerekir, Soruşturmadaki bot kullanımına ilişkin iddialar doğruysa bir bot yazılımının çalıştırılıp bir konsolosluk randevu sistemini kilitleyebilmesi, olağanüstü bir siber saldırı değildir. Hız sınırlaması, kimlik doğrulaması, tek başvuru–tek randevu kuralı, kuyruk veya kura sistemi gibi önlemler bilinen ve maliyeti düşük tekniklerdir. Bunların yıllarca uygulanmamış olması olası bir güvenlik açığının yanında, gözetim eksikliğinden kaynaklanır. Ve bu gözetimin hukuki sahibi de bellidir aslında. AB’nin Vize Kodu'nun 43. maddesine göre dış hizmet sağlayıcısıyla çalışan üye devlet, o sağlayıcı üzerindeki denetim ve izleme sorumluluğunu taşımaya devam etmektedir. Taşeronlaştırma uygulanması, asıl gözetim, denetim ve izleme sorumluluğunu devretmez.”
AB Vize Kodu’nun 9(2) maddesine de atıfta bulunan Öztürk, randevunun kural olarak talep tarihinden itibaren iki hafta içinde verilmesini öngördüğünü ve bu durumun bir tüzük hükmü olduğunu söyledi. Randevunun aylarca verilemediği bir düzende ihlalin ve/veya ihmalin, sistemi o hâle getiren zincirin tamamında aranması gerektiğini savunan Öztürk, AB’nin de kendi içinde bu durumdan sonuçlar çıkarıp bazı tedbirleri sıkılaştırması gerektiğini belirtti.

16 Aralık 2013'te, Türkiye-AB Geri Kabul Anlaşması ile eş zamanlı olarak başlatılan vize serbestisi diyaloğuna ve beş tematik başlıkta 72 kriterden geriye kalan 6 kritere dair çalışmaların sürmesine ilişkin görüşlerini de paylaşan Öztürk, 2016'da 65 kriterin karşılandığının tespit edildiğini ve 2018'de pasaport standartlarına ilişkin kriterin de tamamlandığını hatırlatarak geriye kalan kriterler için şunları söyledi:
“Geriye kalan 6 kriter kişisel verilerin korunması mevzuatının AB standartlarına uyumlaştırılması, terörle mücadele mevzuatının gözden geçirilmesi, Europol ile operasyonel iş birliği anlaşmasının imzalanması, GRECO tavsiyeleri doğrultusunda yolsuzlukla mücadele adımlarının atılması, tüm üye devletlerle cezai konularda adli iş birliğinin geliştirilmesi ve Geri Kabul Anlaşması'nın (GKA) tüm üye devletler bakımından tam olarak uygulanması.
Kriterlerin teknik olduğu kadar hukuki ve siyasi irade gerektiren boyutları var. Ben kendi alanımla asıl ilgili olan kriter üzerinden yorum yapayım. O da GKA’nın uygulanması. Anlaşmanın üçüncü ülke vatandaşlarına ilişkin hükümlerinin yürürlük tarihi 1 Ekim 2017'ydi; ancak bu hükümler fiilen uygulanmadı ve halen de uygulanmıyor. Türkiye, üçüncü ülke vatandaşlarına ilişkin hükümleri uygulamamasını, vize serbestisi sürecinde ilerleme sağlanmamasıyla ilişkilendiriyor; AB ise vize muafiyetinin bütün kriterlerin karşılanması koşuluna bağlı olduğunu savunuyor. Aslında baktığımızda, bir taraftan Türkiye’nin haklı bir yanı var. Zira AB’nin vize konusunda muafiyeti geçtim, kolaylaştırma bağlamında dahi net bir adım attığını görebilmek pek mümkün değil.”
Cascade uygulaması gibi kolaylaştırıcı uygulamaların da ilk vize başvurusu için geçerli bir uygulama olmadığını belirten Öztürk, AB tarafından herhangi bir yapıcı adım atılmadan Türkiye’nin de bu hususta ısrarcı olması anlaşılabilir olduğunu savundu. Öztürk, objektif olarak incelendiğinde, AB’nin zorunlu göç ve düzensiz göçün yönetimi bakımından Türkiye ile kapasite geliştirme ve mali kaynak konusunda sorumluluk paylaşımını etkin şekilde yaptığını, ancak sorumluluğun fiziksel ayağının aktarımdan ziyade paylaşma odaklı olmasının da beklendiğini söyledi.
Öztürk: Randevu kıt bir kaynağa dönüştükçe fiyatlanır, fiyatlandığı yerde rant doğar
Önümüzdeki 12 ay boyunca bazı gelişmelerin ortaya çıkmasının, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz’ın beyanını da teyit edeceğini söyleyen akademisyen, açıklanmış bir AB takvimi bulunmasa da en azından vize için harç muafiyetlerinin genişletilmesi, çoklu vize oranının yükseltilmesi, randevu ve karar sürelerinin etkin biçimde uygulanması ve sistematik ihlallere etkili başvuru/yaptırım mekanizmaları bağlanması gibi hukuki güvenceleri de güçlendiren bir vize kolaylaştırma paketinin oluşturulmasını beklediğini söyledi.
Öztürk, vize konusunda güncel olarak yaşanan sorunları talep ile idari kapasite arasındaki uçurumun hukuki güvence yerine piyasa mekanizmasıyla yönetilmesine bağlarken son dönemde artan dolandırıcılık tartışmalarının da sebep değil sonuç olduğunu vurguladı:
“Randevu kıt bir kaynağa dönüştüğünde, kıt kaynak fiyatlanır; fiyatlandığı yerde rant doğar; rant illegal aracıyı çağırır. Dolayısıyla, dolandırıcılık bu zincirin nedeni değil, sonucu olarak tezahür eder.“
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


