Dünyaca ünlü Fransız şarkıcı Imany T24’e konuştu: Öfkelenmek kadınların hakkı, sessizlik beklentisine karşı meydan okuyoruz!

Dünyaca ünlü Fransız şarkıcı Imany T24’e konuştu: Öfkelenmek kadınların hakkı, sessizlik beklentisine karşı meydan okuyoruz!

Imany

Dünyaca ünlü Fransız şarkıcı Imany, Women Deserve Rage (Kadınlar Öfkelenmeyi Hak Ediyor) turnesi kapsamında Türkiye’de de sahne alıyor. You Will Never Know ve Don’t Be So Shy ile dünya çapında geniş bir dinleyici kitlesine ulaşan sanatçı, bu kez dinleyicisinin karşısına yalnızca güçlü sesiyle değil, kadınların öfkesini, kırılganlığını ve bastırılmış deneyimlerini merkeze alan yeni albümüyle çıktı. 2025’te yayımlanan Women Deserve Rage (Kadınlar Öfkeyi Hak Ediyor) kadınlardan beklenen sabır, uyum ve suskunluk hâline karşı doğrudan bir itiraz amacı taşıyor. 

Imany, T24’e verdiği söyleşide albümün “kişisel bir fırtınadan” doğduğunu söylüyor. Albümün adındaki “öfkeyi hak etmek” ifadesini açıklayan Imany, “Bana göre kadınların 'öfkelenmeyi hak etmesi', adaletsizliğe karşı tepki gösterme hakkını kazanmak için çaba göstermek zorunda olmadıkları anlamına geliyor. Bazı durumlar bizi öfkelendirmeli. Bunda utanılacak hiçbir şey yok.” diyor. Albümdeki şarkılar, yalnızca bireysel ilişkilerdeki öfkeye değil; duygusal şiddete, ev içi beklentilere, kadınlardan beklenen görünmez emeğe ve bu yükleri normalleştiren toplumsal yapılara da değiniyor. Şarkılarının kişisel deneyimlerden çıktığını ancak bununla sınırlı kalmamasını istediğini vurgulayan Imany “Şiddetin, eşitsizliğin, tükenmişliğin ve derin ayrışmaların damga vurduğu bir dünyada yaşıyoruz. Her yerde çok fazla öfke var. Asıl soru, kimin öfkesinin meşru kabul edildiği.” diyor.

ABONE OL

25 Haziran’da İstanbul’da verdiği Harbiye konserinin ardından 26 Haziran’da İzmir Kültürpark Açık Hava Tiyatrosu’nda, 27 Haziran Bursa Açık Hava Tiyatrosu’nda ve 29 Haziran’da ATO Congresium’da sahne alacak Imany’nin T24’ün sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

Women Deserve Rage’i kişisel bir fırtınadan doğan bir albüm olarak tanımladınız. Bu fırtınayı nasıl tarif edersiniz ve “öfke” duygusunu bunun neresine yerleştiriyorsunuz?

Fırtına birçok farklı yerden geldi. Bazıları çok kişiseldi, bazıları ise etrafımda gözlemlediğim şeylerdi. Hayal kırıklığı, yas, hüsran vardı; ama aynı zamanda, çok fazla şeyin sırf uzun zamandır var oldukları için kabul edildiğine dair büyüyen bir his de vardı. Bir noktada artık başka tarafa bakamaz hâle geldim.

Öfkeyi fırtınanın merkezi olarak görmüyorum. Benim için öfke daha sonra geldi. Her şey yolundaymış gibi davranmayı bıraktığım andı. “Hayır, bu kabul edilemez” demenin bir yoluydu. Ve bazen değişim de tam olarak orada başlar.

Kadınların öfkesi çoğu zaman histeri, aşırılık, hınç ya da kontrol kaybı olarak etiketleniyor. Kendi hayatınızda öfkenizi tehlikeli bir şey olarak değil, meşru bir duygu olarak görmeye ilk ne zaman başladınız?

Dürüst olmak gerekirse, oldukça geç. Uzun bir süre öfkenin yönetmem, yumuşatmam, biraz saklamam gereken bir şey olduğunu düşündüm. Biri bana bunu açıkça söylediği için değil; birçok kadının çok erken yaşta öğrendiği şey bu olduğu için. “Fazla” olmak istemezsiniz; “çok zor”, “çok duygusal” olmak istemezsiniz.

Zamanla, öfkemin çoğu zaman gerçek bir şeye işaret ettiğini fark ettim. Bir şeyleri yıkmak için orada değildi. Bana bir sınırın aşıldığını ya da artık benim için doğru olmayan bir şeyi kabul ettiğimi söylemek için oradaydı. Bunu anladığımda, öfkeyle kurduğum ilişki tamamen değişti.

“Öfkeden utanmaya gerek yok”

Albümünüzün adı, kadınların yalnızca öfke “hissettiğini” değil, öfkeyi “hak ettiğini” söylüyor. Bu kelime sizin için neden önemliydi? Bir duyguyu hak etmek ne anlama geliyor?

Çünkü kadınların öfke hissetmesine kimse şaşırmıyor. Asıl mesele, bunu ifade ettiklerinde ne olduğu.

“Hak etmek” kelimesini seçtim çünkü kadınlardan hâlâ çoğu zaman sabırlı, anlayışlı, affedici, dayanıklı olmaları bekleniyor... Bazen imkânsız bir noktaya kadar. Sanki onur yalnızca tahammül etmekle var olabilirmiş gibi. Bana göre kadınların “öfkelenmeyi hak etmesi”, adaletsizliğe karşı tepki gösterme hakkını kazanmak için çaba göstermek zorunda olmadıkları anlamına geliyor.  Bazı durumlar bizi öfkelendirmeli. Bunda utanılacak hiçbir şey yok.

Müzikal olarak albüm çok sinematik ve dramatik bir atmosfer taşıyor; ancak zaman zaman aynı zamanda mahrem ve neredeyse ham bir his de veriyor. Albümün ses dünyasının öfkeyi nasıl ifade etmesini istediniz? Bu hikâyeyi anlatırken vokal performansınız nasıl değişti?

Öfkeyi yalnızca gürültü ya da saldırganlık olarak temsil etmek istemedim. Öfkenin birçok yüzü var. Bazen yüksek seslidir, bazen tamamen sessiz. Bazen yüzleşmeyle ifade edilir, bazen de geri çekilmeyle.

Müziğin bu karmaşıklığı yansıtmasını istedim. Sinematik unsurlar daha geniş bir duygusal alan yaratırken, daha mahrem anlar sizi hikâyenin ardındaki kişiye yaklaştırıyor.

Women Deserve Rage’in ses dünyasına önceki projelerinizle, özellikle de Voodoo Cello’nun çok kendine özgü dilinden sonra, nasıl yaklaştınız?

Voodoo Cello dönüşüm ve yeniden yorumlama üzerineydi. İnsanların zaten bildiği şarkıları alıyor ve onların içinde farklı bir şeyi ortaya çıkarmaya çalışıyordum.

Women Deserve Rage’de ise süreç çok daha kişiseldi. Şarkılar farklı bir yerden geldi. Mevcut bir malzemenin etrafında bir konsept inşa etmeye çalışmıyordum. Hikâyeler anlatmaya ve çelişkilerin var olabileceği duygusal bir alan yaratmaya çalışıyordum.

Sesin de bu amaca hizmet etmesi gerekiyordu. Birçok açıdan, en direkt albümüm gibi hissettiriyor.

“İnsanlar konserden görüldüklerini hissederek ayrılırsa mutlu olurum”

Women Deserve Rage turnesini Türkiye’ye taşıdınız.. Kadına yönelik şiddetin gündelik kamusal tartışmanın parçası olduğu Türkiye’de bu albümü seslendirmek sizin için ne ifade ediyor? Bu konserin ardından dinleyicilerinizin ne hissetmesini istersiniz?

Bu albümde ele alınan temaların, dünyanın neresinde olduğunuza bağlı olarak farklı biçimlerde yankılandığının çok farkındayım.

Türkiye’de, pek çok ülkede olduğu gibi, kadına yönelik şiddet uzak bir tartışma değil. Aileleri, toplulukları ve gündelik hayatı etkileyen bir şey. Bir sanatçı olarak, çözümlere sahipmiş gibi davranmıyorum. Sunabileceğim şey, insanların hissedebileceği, düşünebileceği ve bağ kurabileceği bir alan.

İnsanlar konserden biraz daha az yalnız, biraz daha güçlü hissederek ya da yalnızca yaşadıklarının görüldüğünü hissederek ayrılırsa, bu beni mutlu eder.

Albüm aynı zamanda duygusal şiddete, ev içi beklentilere ve kadınlardan yerine getirmeleri istenen görünmez emeğe de değiniyor. Bu albümün ne kadarı kişisel acıyla, ne kadarı ise bu acıyı normalmiş gibi hissettiren sistemlerle ilgili?

Benim için ikisi birbiriyle bağlantılı.

Kişisel olarak deneyimlediğimiz pek çok şey aslında daha büyük toplumsal beklentiler tarafından şekillendiriliyor. Çoğu zaman bireysel bir sorunla uğraştığımızı düşünüyoruz; ancak milyonlarca başka kadının da aynı yükü taşıdığını fark ediyoruz.

Bu albümdeki öfkenin yalnızca yakın ilişkilerle değil, bugün dünyanın siyasi ve duygusal hâliyle de konuşmasını istediniz mi?

Kesinlikle.

Bu şarkıların birçoğu kişisel deneyimlerle başlıyor, ama hiçbir zaman orada kalmaları amaçlanmadı. Şiddetin, eşitsizliğin, tükenmişliğin ve derin ayrışmaların damga vurduğu bir dünyada yaşıyoruz. Her yerde çok fazla öfke var.

Asıl soru, kimin öfkesinin meşru kabul edildiği.

Kadınlardan hâlâ çoğu zaman, adaletsizlikle karşı karşıya kaldıklarında bile sakin, uyumlu ve sessiz kalmaları bekleniyor. Bu albüm, bu beklentiye meydan okunduğunda nelerin mümkün hâle geldiğini soruyor.

Ben öfkeyle yıkım olarak değil, berraklık olarak ilgileniyorum. Hissettiklerinizi küçümsemeyi bırakıp olan biteni olduğu gibi görmeye başladığınız bir an olarak.

İlgili İçerikler