Merve Berkman ve Amir Nabizad, farklı disiplinlerden ve coğrafyalardan gelen iki sanatçı olarak yollarını İstanbul’da kesiştirdiler. Merve, görsel sanatlar ve sahne sanatları alanındaki üretimlerinin yanı sıra yıllardır Ortadoğu ve Anadolu ezgilerine ilgi duyan bir vokalist. Amir ise Urmiye’den İstanbul’a uzanan yolculuğunda piyano, bestecilik ve orkestra şefliğine odaklanmış genç bir müzisyen. “Piyano ve Vokal” başlığıyla hayata geçirdikleri ortak projeleri, yalnızca seslerin değil; dillerin, duyguların ve hafızaların da birbirine dokunduğu çok katmanlı bir müzikal anlatıya dönüşüyor.
Türkçe, Azerice, Farsça ve Arapça şarkılardan oluşan bir repertuvarla yola çıkan ikili, hem dijital platformlarda hem de sahnede dinleyicilerle buluşmaya başladı. Bu üretimin İstanbul’daki duraklarından biri de yeni açılmış olan SubPub. Root Hotel grubunun bünyesinde yer alan bu mekân, yalnızca bir sahne değil, aynı zamanda bir sanat mekânı olarak da kurgulandı. Dış cephesi grafiti sanatçısı Leo Lunatic tarafından tasarlanan SubPub’ta sanatçı Aaron Sharp-Goodstone’un grafitileri de yer alıyor.
BU HABERİ, T24 ABONELERİNİN DE
SAĞLADIĞI KATKIYLA OKUYORSUNUZ.
T24'E ABONE OL,
BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞİ DESTEKLE!
Zaten abone misiniz? Üye girişi yapın
SubPub’ın artistik direktörlüğünü yürüten Pınar Goodstone, bu özel buluşmanın ortaya çıkışını şöyle anlatıyor:
“Merve’yle 30 yıllık bir dostluğumuz var. Piyano ve Vokal projesini ilk Instagram’da gördüm, çok beğendim ve hemen yazdım: ‘Beraber bir şeyler yapalım.’ 31 Temmuz’daki dinleti bir ‘soft opening’ gibi olacak. Merve’yle Amir’in kurdukları diyaloğun enerjisine çok inanıyorum. Orada oluşan güzel bir yumuşak ama dik duran, kararlı bir ses var.”
İkilinin ortak müzikal dili, yalnızca kültürel yakınlıklara değil, birbirlerini anlama biçimlerine de dayanıyor. Sahnede kurdukları bağ ise izleyiciye sadece bir konser değil, derin bir dinleti, duyguya temas eden bir alan sunuyor.
31 Temmuz akşamı 21:00’da Karaköy SubPub’ta gerçekleşecek dinleti, bu diyaloğun fiziksel bir buluşması olacak. Hafızaya ve çok sesli bir duygu coğrafyasına davet niteliğindeki bu gece, İstanbul’dan sonra bir ABD turnesinin de öncüsü olabilir.
Bu söyleşide, Merve ve Amir’le hem yollarının nasıl kesiştiğini hem de sahnede beraber açtıkları duygusal ve kültürel alanı konuştuk.
- (Merve Berkman’a) Sahne sanatları ve görsel sanatlar alanında uzun yıllardır üretim yapan bir sanatçı olarak, görsel sanatlar alanındaki geçmişiniz müziğe yaklaşımınızı nasıl şekillendiriyor?
Merve Berkman: Görsel dilde kalabalık ya da sert ve keskin elementleri pek tercih etmedim şimdiye kadar, etsem de o elementleri tam tersi bir etkiyle kullanmaya çalıştım. Biraz daha bizi sessizliğe taşıyan görseller oluşturma refleksim oldu çoğu zaman. Bazen cevabının bulunmasına çok da gerek hissetmediğim bir "Burada ne oluyor?" sorusunun da yer yer eşlik ettiği bir sessizlik. O bilinmezliğin içine kendimizi bırakabilelim istedim, hem görseli oluşturan hem de izleyen taraflar olarak. Müzikte de aynı şekilde, ses yoluyla daha sukûnetli bir yere dokunmak belki yine en temel refleksim. Bu anlamda her iki alanda da benzer bir yaklaşım içindeyim diyebilirim.
- (Amir Nabizad’a) İran’ın Urmiye kentinden İstanbul’a uzanan yolculuğunuzu düşündüğünüzde, yaşadığınız bu coğrafi ve kültürel değişim müzikal repertuvarınızı nasıl etkiledi dersiniz? Piyanoyla kurduğunuz ilişki bu yolculukta nasıl evrildi?
Amir Nabizad: İki ülke tarih boyunca kültür, düşünce yapısı ve sanatta bir çok ortak noktalara sahipler. Bu özelikle müzikte yer yer yöresel farklılıklardaki ifadelerde , aksak ritimler ve makamsal olarak bazı çeşitlilikler olarak dikkatimi çekiyor. Bu çeşitliliği bestelerimde ve piyano repertuvarımda yer yer kulanmak ve eserlerimin içine yerleştirmek yolunda adımlarım oluyor ve bunu sürdürmeyi arzu ediyorum.
Piyano ve Vokal projesini hayata geçiren Amir Nabizad ve Merve Berkman
- Yollarınız nasıl kesişti? Birlikte müzik yapma fikri ilk ne zaman ve nasıl ortaya çıktı? “Piyano ve Vokal” projesinde birlikte başlama kararını nasıl aldınız?
A.N: 2018 yılında İran’dan İstanbul’a taşındım. 2020 yılında Maltepe Üniversitesi Konsevatuarı’nda "Bestecilik ve Orkestra Şefliği" bölümüne başladım. Üniversite dışındaki zamanlarda piyano pratiğim ve eğitim vermek için Cihangir’de "Canca Sanat Atölyesi"nde bulunuyordum.
M.B.: Ben de aynı atölyede mekanı paylaşan "Yustudio"da tiyatro çalışmalarına katılıyordum. Bir kaç defa atölyede Amir’in piyano çalışmaları sırasında bazı makamsal ezgiler duydum ve dikkatimi çekti. Birlikte bazı denemeler yapabileceğimizi düşündüm ama o zaman bu düşünceyi biraz beklettim. Anadolu ve Ortadoğu ezgilerinden oluşan bir repertuvar ve proje oluşturmak uzun zamandır aklımdaydı ve bir yol oluşturmak için çalışıyordum. Daha sonra bir ortak arkadaşımızın hatırlatması ve teşviki, birlikte çalışmak üzere bir araya gelmemiz için tetikleyici oldu. 2024’ün Mayıs ayında fikirlerimizi paylaşıp bir kaç deneme yaparak oldu başlangıcımız.
- Farklı kültürel geçmişlere sahip iki sanatçı olarak ortak bir müzikal dil yaratırken nelere dikkat ettiniz?
M.B.: Duygu ortaklığı haricindeki bir şeyin üzerinde çok fazla durmadık diyebilirim. Her ikimiz de şu ana kadar müziğe ve repertuvarımızdaki şarkılara olan yaklaşımımızı sürdürdük. Yorumlarımızı yan yana getirdik sadece. Kendiliğinden olan yorum benzerliklerimiz vardı, bunlar bizim için çalışırken çok avantajlı oldu çoğu zaman. Farklı kültürel geçmişlere sahip olduğumuz doğru ama bunlar Amir’in de söylediği gibi birbirlerine yakın kültürler. Şimdiye kadar farklılıklardan çok benzerlikler daha fazla öne çıktı. Kendi olduğumuz halimizle yorum ve ifademizi ortaya koyduk ve ortak müzikal dil de kendiliğinden oluştu diyebiliriz.
- Repertuvarınızda Türkçe, Azerice, Farsça ve Arapça şarkılar var. Bu diller arasında geçişler yaparken sizi en çok heyecanlandıranlar ya da zorlayanlar neler oluyor?
M.B: Bir dilden diğerine geçmekten çok, arka arkaya gelen iki şarkı arasındaki müzikal ve duygusal yakınlık, bazen de bunun tam tersi olarak, kontrastlar belirleyici oluyor şarkı sıralamasını yaparken. Bir coğrafyanın farklı noktalarına şarkılar yoluyla zıplamak heyecan verici gerçekten. Hayata yaklaşımları birbirine hem yakın, hem de farklılılar içeren bir kaç kültürün dili ve müziği yoluyla benzer duyguları aktarmak ifadeyi zenginleştirici ve çoğu zaman da dilin ötesine taşıyan bir deneyim.
Kendi açımdan şunu söyleyebilirim; farklı dillerdeki şarkıları söylerken bazen kaçınılmaz olarak yorumum ya da gırtlak hareketleri Türk müziğine doğru kayabiliyor. Bunu çok fazla bertaraf etme peşinde değilim ama biraz o alışkanlıkların dışında da gezmenin önemli olduğunu hatta o eserlere saygı gereği gerekli de olduğunu düşünüyorum.
Merve Berkman ve Amir Nabizad, müziği bir buluşma ve hatırlama alanına dönüştürüyor
- Farklı müzikal geçmişlerden geliyorsunuz. Bu farklılıklar birbirinizi nasıl besliyor ya da zorlayabiliyor?
A.N.: Aslında zorlayıcı tarafı yok, daha çok besleyici tarafı var. Bu besleyici taraf farklı ve kişisel dinleme tecrübemiz. Dinlediğimiz farkli kültürlerden müzikleri ve şarkıları paylaşarak ortaya çıkıyor bu en çok.
- Bu proje sizin için sadece müzikal bir deneyim mi yoksa aynı zamanda bir hafıza ve kimlik çalışması da diyebilir miyiz?
M.B.: Her ikisi de. Bir bölgenin duygusal hafızasında yer etmiş şarkıları söylüyor ve o hislere hitab ediyorsanız bir bellek, kimlik çalışmasının doğal olarak içinde oluyorsunuz. Müzik yoluyla bir temasa geçmek, insanlık olarak paylaştığımız duygu ortaklığımızda, duymak, dinlemek isteyenlerle bu yolla buluşabilmek için atılmış bir adım bizimki.
- “Piyano ve Vokal” projenizin repertuvarını oluştururken duygusal olarak sizin için en özel parça hangisiydi ve neden?
M.B.: Bunun cevabı olarak neredeyse hepsi diyebiliriz. Bizim için gerçekten özel yeri olan şarkıları seçtik. Arapça şarkılar biraz benim Arap müziğine olan ilgim ve yakınlığımdan dolayı repertuvarımızda. Ama bir şarkı seçmemiz gerekirse, repertuvara Amir’in eklediği, 1950’lerin İran’ında yazılmış, Farsça bir şarkı olan "Bahar-e Delneshin" hem müzikal yapısı, umuda dair köklü sözleri ve şiirselliği itibariyle özel bir yer taşıyor diyebiliriz.
- Birbirinizin hangi yönlerinden ilham alıyorsunuz?
A.N.: Aynı tür müziklere, şarkılara yakınlık duymak, beğenilerimizin aynı olması. Merve’nin ses rengi ve ifade biçimi hep dikkatimi çekti. Performans ifadesi ve tüm bunlar benim için ilham verici.
M.B.: Amir’in çağdaş bestecilik disiplininden geliyor olması ve bu alanda üreten bir besteci olması, birlikte yaptığımız çalışmada da müzikal alt yapıya yansıyor. Aynı zamanda İran ve Azeri kültürlerinin içinden gelen bir müzisyen. Türkiye sınırına çok yakın bir şehirde doğmuş olmasının da etkisiyle Anadolu kültürüne, seslerine de yakınlığı ve yatkınlığı çok fazla. Tüm bunlar dünya müziği anlayışıyla da bir araya gelince ortaya kendisine has bir yorum çıkıyor. Bu yorum bana çok yakın ve tanıdık geldiği kadar, her zaman içinde sürprizler de taşıyor. Bu şekilde oluşmuş bir çok katmanlılık benim için çok ilham verici.
Sesin ortak hafızasını sahneye taşıyan Merve Berkman ve Amir Nabizad
- Merve Berkman’ın görsel sanat geçmişi ile Amir Nabizad’ın bestecilik disiplini ortak projenize nasıl yansıyor?
A.N.: İkimizin de hikaye anlatmaya yönelik, kompozisyonel bir kafa yapımız olduğu için sadece ortak projemizde değil belki genel anlamda yaptığımız sanatta ve iletişimimizde bunun yansımasını görüyoruz. Merve’nin fotoğraf sanatında dikatimi en çok çeken, onun hikayeselleştirme yaklaşımı. Bu, benim de kendimce eserlerimde dikkat ettiğim ve ortaya koymak istediğim niyetimi yansıtma biçimimdir. Bunun görsel karşılığını görmek benim için ilham verici oluyor. Bunun örneğini ilk olarak müzik ve fotoğrafı bir arada kullandığımız "Portrait’’ adlı ortak eserimizde gerçekleştirdik.
M.B.: Projeye direkt olarak yansımasından çok birbirimizi anlamamıza ve ortak dilimize yansıyor sanırım. Amir’in bestelerini ilk duyduğum zamandan bu yana onun hikaye anlatıcılığını ve kendi kurguladığım fotoğraflardakine yakın bulduğum kompozisyonel yaklaşımı, kontrastları ve bazı ters köşe refleksleri farkettim. Bestelerin kurgularının zihnimde görsel dinamik olarak karşılığı vardı. Bu, çok soyut denilebilecek bir alanda birbirini neredeyse kelime kelime görüp anlamak gibi bir şey.
- Konserlerde en çok hangi anlarda "Evet, bunu bu yüzden yapıyoruz" diyorsunuz?
M.B.: Dinleyicilerin, hiç bilmedikleri, anlamadıkları bir dilde bir şarkıyı duyup dinlerken bazen gözlerinin dolduğunu, bazen yüzlerindeki içten tebessümü görmek çok bütünleştirici bir deneyim. Bu, yaptığınız şeyi sürdürme duygunuzu derinleştiriyor gerçekten.
- Dinleyicilerden gelen geri bildirimler sizi nasıl etkiliyor? Yaratım sürecinizi şekillendiriyor mu?
M.B.: Şu ana kadar çok duygu dolu geri bildirimler aldık. Hislerini, beğenilerini, isteklerini paylaşanların mutlaka yol haritanıza belli bir oranda etkisi ve katkısı oluyor.
A.N.: "Portrait"le başlayan, benim bestelerimi Merve’nin oluşturduğu görsellerle bir araya getirdiğimiz çalışmalarımız var. Bunların sunum ve paylaşımını biraz daha ileriki zamanlar için düşünüyoruz. Bazı geri bildirimler bunları sürdürmemiz ve güçlendirmemiz için gerçekten şevklendirici oldu.
Piyano ve Vokal dinletisi 31 Temmuz’da Karaköy SubPub’ta
- 31 Temmuz akşamı Karaköy SubPub’daki dinleti nasıl bir deneyim olacak? Bu dinleti için özel hazırlıklarınız oldu mu?
M.B. ve A.N. : O akşam için repertuvardaki bir kaç şarkının yerine yenilerini getirdik. Sevgili Pınar Goodstone, SubPub’daki akşamı "Bir derin dinleti gecesi" olarak adlandırmış. Bu anlayışın ve SubPub’ın atmosferinin de bizde yarattığı hisle, şu an için konserlerde repertuvara almayı aslında düşünmediğimiz, sözleri bir Halil Cibran şiiri olan, 1960’larda Fairuz’un sesiyle tanınmış Atıni al Nay / Bana Neyi Uzat şarkısını da söyleyeceğiz. Bu biraz uzun bir şarkı ve bizim yorumladığımız şekliyle yavaş bir akışı var. Böyle bir atmosferde, bir derin dinleti gecesinde Atıni al Nay’ı söylemek için doğru yer ve zamandayız diye düşündük.
“Çorum'un bir köyünden 13 balet çıktı, ben de onlardan biriyim” |



