DEM Parti Ağrı Milletvekili Nejla Demir; artan üretim maliyetleri, çiftçinin emeğinin karşılığını alamaması, tarladan markete uzanan fiyat uçurumu ve hayvancılıkta ithalata dayalı politikaların sonuçlarının araştırılması için Meclis araştırması açılmasını istedi. Demir, üretim artışının çiftçinin gelirine yansımadığına dikkat çekerek tarım politikalarının üreticiyi ve halkın gıdaya erişim hakkını esas alması gerektiğini vurguladı.
Üretici ürününü düşük fiyata satarken tüketici aynı ürünü katbekat yüksek fiyatlarla almak zorunda kalıyor. Mazot, gübre, yem ve işçilik maliyetleri altında ezilen çiftçiler borçlanırken, temel gıdaya erişim de giderek zorlaşıyor. DEM Partili Nejla Demir, sunduğu araştırma önergesinde tarım sektöründeki yapısal sorunların, üretici ile tüketici arasındaki fiyat farklarının ve ithalata dayalı politikaların bütünlüklü biçimde incelenmesini talep etti.
BU HABERİ, T24 ABONELERİNİN DE
SAĞLADIĞI KATKIYLA OKUYORSUNUZ.
T24'E ABONE OL,
BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞİ DESTEKLE!
Zaten abone misiniz? Üye girişi yapın
Tarladan markete fiyat uçurumu
Türkiye Ziraat Odaları Birliğinin (TZOB) 1 Ekim 2026 tarihli verileri, üretici ile market fiyatları arasındaki farkın boyutunu ortaya koydu. Eylül ayı verilerine göre limonun kilogramı üreticide 7 TL iken markette 51,34 TL'ye, havuç 11 TL'den 48,16 TL'ye, elma 21,66 TL'den 73,20 TL'ye, domates 19,10 TL'den 54,44 TL'ye, patates ise 14 TL'den 34,40 TL'ye satıldı. Kuru incirin kilogram fiyatı da üreticide 130 TL iken markette 570,77 TL'ye ulaştı.
Nakliye, depolama, fire ve satış giderlerinin fiyat oluşumunda etkili olduğuna dikkat çeken Demir, buna rağmen üreticinin eline geçen fiyatla tüketicinin ödediği bedel arasındaki farkın hangi aşamalarda büyüdüğünün araştırılması gerektiğini belirtti.
Yaş meyve ve sebze sektörüne yönelik soruşturma kapsamında 41 büyük dağıtıcı firmanın yöneticisi hakkında gözaltı kararı verilmesi, 22 ilde 109 adreste arama yapılması ve Vergi Denetim Kurulunun 207 firmayı incelemeye alması da önergenin dikkat çektiği başlıklar arasında yer aldı. Bazı firmaların maliyetleri yüksek, ürün arzını ise düşük göstererek fiyatları manipüle ettiği yönündeki iddiaların da araştırılması istendi.
Demir, Hal Yasası'ndan tanzim satış uygulamalarına ve Tarım Kredi marketlerine kadar farklı yöntemlerin kalıcı çözüm sağlayamadığını savunarak aracıların rolünün, kooperatiflerin pazarlama olanaklarının ve denetim mekanizmalarının birlikte ele alınması gerektiğini belirtti.
Mazot ve gübre fiyatları çiftçinin gelirini eritiyor
Araştırma önergesinde tarımsal girdi maliyetlerindeki artış ile üreticinin gelirindeki değişim arasındaki makasa da dikkat çekildi. TÜİK verilerine göre tarımsal girdi fiyatları Temmuz 2026'da yıllık yüzde 27,62 artarken, tarımsal ürün üretici fiyatlarındaki yıllık artış Ağustos ayında yüzde 21,91'de kaldı. Eylül ayında Tüketici enflasyonu yüzde 29,73, gıda ve alkolsüz içeceklerdeki enflasyon ise yüzde 27,62 olarak gerçekleşti.
TZOB verilerine göre mazot fiyatı bir yılda yüzde 70,7, amonyum nitrat gübresi yüzde 69,2, amonyum sülfat gübresi yüzde 55,6 ve DAP gübresi yüzde 35,9 arttı. Süt ve besi yemlerindeki yıllık artış da yüzde 31,8'e ulaştı.
Önergede, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarıyla büyüyen savaşın enerji, gübre ve taşımacılık piyasalarındaki belirsizlikleri artırdığı, tarımsal girdilerde dışa bağımlılığın da bu gelişmelerin maliyetini doğrudan çiftçiye yüklediği ifade edildi. Demir, üreticiyi korumak için yalnızca fiyat artışlarının ardından destek açıklamak yerine temel girdilerde dışa bağımlılığı azaltan ve kriz dönemlerinde devreye girecek mekanizmaların oluşturulması gerektiğini savundu.
Destek artışı, maliyetlerin gerisinde kaldı
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 10 Haziran 2026'da tarımsal desteklerin artırılacağını duyurmasının ardından Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, dekar başına 310 TL olan temel desteğin güncelleneceğini açıklamıştı. Ancak destek tutarı 8 Eylül'de 367 TL'ye çıkarıldı. Böylece artış yüzde 18,4'te kaldı.
Aynı dönemde mazotun litre fiyatı haziran ayındaki yaklaşık 67 TL düzeyinden eylülde 94,60 TL'ye yükseldi. Üstelik güncellenen desteğin 2027 yılında ödenmesinin öngörülmesi, çiftçinin ihtiyaç duyduğu dönemde bu kaynağa ulaşamaması anlamına geliyor.
Araştırma önergesinde, desteklerin yalnızca nominal tutarının değil, ne zaman ödendiğinin ve çiftçinin bu parayla ne kadar girdi alabildiğinin de değerlendirilmesi gerektiği belirtildi. Üreticinin ekim döneminde ihtiyaç duyduğu desteğe erişememesinin borçlanmayı artırdığı ve üretimi sürdürmesini güçleştirdiği vurgulandı.
Üretim artıyor, çiftçinin kazancı neden artmıyor?
Tarım ve Orman Bakanlığının 3 Haziran 2026 tarihli ilk tahmininde toplam bitkisel üretimin 139,65 milyon tona ulaşması ve bir önceki yıla göre yüzde 16,5 artması bekleniyordu. Ancak önergeye göre üretim miktarındaki artış, çiftçinin gelirinin de arttığı anlamına gelmiyor.
Meyve üretimindeki yükseliş beklentisinin 2025'te zirai don ve olumsuz hava koşullarının yol açtığı kayıpların ardından gelmesi de değerlendirmede öne çıkarıldı. Üreticinin artan maliyetleri, ürününü hangi fiyattan satabildiği ve üretimden ne kadar gelir elde ettiği sorularının yanıtsız kaldığı belirtildi.
Şeker pancarının ton başına alım fiyatının 3 bin 720 TL olarak açıklanması da üreticilerin tepkisine yol açtı. Vanlı bir pancar üreticisinin, “Bu fiyatı önceden açıklamış olsalardı pancar ekmezdik!” sözlerine yer verilen önergeye göre zeytin ve elmanın dalında kalması, toplama maliyetinin satış fiyatını aşması ve kuru üzüm gibi ürünlerde üretici fiyatlarının gerilemesi de gelir kaybını derinleştiriyor.
Demir, tarım politikalarının başarısının yalnızca üretim miktarıyla ölçülemeyeceğini belirterek çiftçinin geçimini sağlayabilmesi ve halkın üretilen gıdaya erişebilmesinin esas alınması gerektiğini savundu.
Hayvancılıkta 480 bin baş sığır ithalatı planı
Araştırma önergesinin bir diğer önemli başlığı hayvancılıkta ithalata dayalı politikalar oldu. Et arzını artırmak ve fiyatları düşürmek amacıyla sürdürülen canlı hayvan ithalatına rağmen yerli üreticinin maliyet sorunlarının çözülemediği, damızlık hayvan varlığını koruyacak kalıcı politikaların oluşturulamadığı ifade edildi.
Tarım ve Orman Bakanlığı Hayvancılık Genel Müdürlüğünün 26 Eylül 2026 tarihli duyurusuna göre 2027 yılı için 480 bin baş besilik erkek sığır ithalatı planlandı. Bunun 380 bin başının 200 ve üzeri, 100 bin başının ise 200 başın altındaki kapasiteye sahip işletmelere ayrılması öngörüldü.
Süt üretimindeki maliyet-fiyat makası da sektördeki sorunları ortaya koydu. Ulusal Süt Konseyine göre bir litre çiğ süt üretim maliyeti Ağustos 2026'da 21,48 TL iken eylülde 23,18 TL'ye yükseldi. Buna karşılık çiğ süt tavsiye satış fiyatı 1 Mayıs'tan bu yana litre başına net 24,30 TL olarak kaldı. TÜSEDAD'ın eylül ayı için açıkladığı sıcak çiğ süt üretim maliyeti ise litre başına 29,34 TL oldu.
Önergede, yem, enerji, veterinerlik, ilaç ve işçilik giderlerindeki artışın üreticiyi borçlanmaya ve sürülerini küçültmeye zorladığı belirtildi. Süt ineklerinin kesime gönderilmesinin yalnızca mevcut üretimi değil, gelecekteki damızlık hayvan varlığını ve kırsal istihdamı da tehdit ettiği kaydedildi.
Demir, ithalata ayrılan kaynakların yerli hayvan varlığını geliştirmek, yem maliyetlerini düşürmek ve küçük üreticileri desteklemek için kullanılması gerektiğini savundu.
Meclis araştırmasıyla yapısal sorunlar incelenecek
DEM Partili Nejla Demir'in araştırma önergesi, tarımsal üretimdeki sorunların yalnızca fiyat artışları ve dönemsel hasat kayıplarıyla sınırlı olmadığına dikkat çekiyor. Önergede; üretim maliyetleri, çiftçilerin borçları, desteklerin yeterliliği ve zamanlaması, üreticiden tüketiciye uzanan fiyat farkları, savaşların tarımsal girdilere etkisi ve hayvancılıkta ithalat politikalarının sonuçlarının birlikte araştırılması talep ediliyor.
Öneride ayrıca tarım arazilerinin, meraların ve su varlıklarının korunması, küçük ölçekli üreticilerin üretimde kalması, kooperatiflerin güçlendirilmesi ve tarımsal üretimin toplumun ihtiyaçları doğrultusunda planlanması gerektiği vurgulanıyor.
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


