Mansur Yavaş’ın yol ayrımları ve yol haritası: Siyasi hayatını belirleyecek senaryolar neler, adaylığı hangi koşullarda olası?

Mansur Yavaş’ın yol ayrımları ve yol haritası: Siyasi hayatını belirleyecek senaryolar neler, adaylığı hangi koşullarda olası?

Yavaş, İmamoğlu ile aynı pozisyona düşmeyi elbette istemiyor. Partilerüstü, akil insan pozisyonunda kalmak, günü geldiğinde ortaya çıkmak, çıkmamayı da bir seçenek olarak tutmak… Yavaş, elbette seçim kazanabilecek bir alternatif olmayı istiyor ancak “ne pahasına olursa olsun” değil…

mansur yavaş gökçer tahincioğlu analiz

ANALİZ/GÖKÇER TAHİNCİOĞLU

Ankara’da siyasetçi transferleri eskiden bu yana normalleşmiştir.

ABONE OL

Yolun başında “etik”ten en çok söz edenlere, ranta dayalı siyaset düzenine son vereceklerini söyleyenlere bakın, manzarayı kolayca anlarsınız.

Her ne kadar transfer kavramı CHP ve Güneş Motel vakasıyla tarihe geçmiş olsa da CHP, sağ partilerin ve siyasetçilerin yanında oldukça masum da kalabilir.

Üç vekili bulunan partilere hazine yardımı yapıldığı dönemde, “Hazine yardımını Mehmetçik Vakfı’na bağışlayacağız” diyerek vekil transferi yapıp “unutanından”, açıktan adaylık ve maddi olanak vaadiyle transfer görüşmesi yaptığı ortaya çıkınca bunun siyasetin doğası olduğunu savunana kadar geçmişten bugüne Ankara’da her türlü manzarayı görmek aslında gayet olağan…

CHP ve bölünme sonrasında Yeni Parti, transfer söylentilerinin tam odağında yer alıyor. Operasyon ve soruşturma baskısı, iktidar partisinin parçası olmanın ferahlığı birçok ismin AKP’ye katılmasına, birçoğunun da bağımsız kalmasına yol açtı.

Hemen söylemek gerekir ki bu transferlerde CHP’nin uzun süredir uyguladığı, “hibrit” siyaset modelinin de etkisi var. AKP ile mesafelenen sağcıların partide etkin konuma gelmeleri hâlinde iktidarın kazanılabileceğini düşünen CHP yönetimlerinin, bununla da yetinmeyip beş ayrı sağ partiyle ittifak kurmasına dayalı bu modelin çökmesiyle garip bir manzara da ortaya çıktı. Vekillik kazanan, belediye başkanı seçilen sağcı isimler ne CHP’li olabiliyor ne de sağ siyasetle doğru bir temas zemini bulabiliyordu. Bu araf hâli, operasyon ve soruşturmalar da başlayınca, tabiatlarına uygun zemine hızla geçmelerine yol açtı. Siyaset ve bedel ödeme ilişkisi üzerine yaşamları boyunca kafa yormamış olanların bir bölümünde ise farklı sonuçlar üretti.

Şimdi bütün tartışmaların odağında Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş var.

Yeni Parti’ye geçmeyen ancak parti yönetimi ile ilişkisini sürdüren, CHP’den ayrılmayan ancak parti yönetimi ile neredeyse ilişkisi olmayan Yavaş’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’la görüşmesinin ardından türlü senaryolar ortaya atıldı.

Siyasetten uzaklaşacağı ve büyükşehir belediye başkanlığı ile yetineceği, AKP’ye geçeceği, CHP’de kalacağı, Yeni Parti ile sorun yaşadığı… Her türlü iddia dolaşımda.

Oysa Yavaş’ın siyaset tarzına ve söylemlerine alışık olanlar açısından çok da garip bir durum yok ortada.

Öncelikle Yavaş, CHP adayı olarak AKP’nin Ankara Büyükşehir Belediyesi’ndeki egemenliğini sonlandırmış olsa bile baştan bu yana sadece CHP seçmeninin oylarıyla seçilmediğini, aksine eski merkez sağ seçmenin neredeyse tamamının oylarını almasının sonuçta etkili olduğunu gayet iyi biliyor. Ülkücü ve muhafazakâr seçmen ağırlıklı olan Ankara ve çevresindeki ilçe ve köylerdeki oyların da kendisine aktığını biliyor. İkinci kez açık farkla seçimi kazanmasında da bu bilinci etkili oldu.

Yavaş, başkanlığı kazanır kazanmaz belediyede CHP’lilerle farklı partilere dağılmış ya da adressiz kalmış ülkücü isimlerin dengesini kurdu. Yönetici kadrolarını böyle oluşturdu. Eski çalışma arkadaşlarını da yanına aldı. Yatırımların büyük bölümünü çevre ilçe ve köylere ayırdı. Buralarla yakın temasını hiç kesmedi. CHP şemsiyesi ise kendisine kent merkezinde güvence sağlıyordu. Atatürkçü ve seküler çizgisi, bu kesimlerle olan ilişkisinin de sağlıklı yürümesini sağladı.

Yavaş, elbette altılı masa döneminde de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile birlikte potansiyel adaylardan biri olduğunu biliyordu.

Hatta kendisine yakın isimlerde; İmamoğlu’nun aday yapılmaması, Kılıçdaroğlu’nun adaylığının kabul görmemesi durumunda ibrenin Yavaş’a döneceği düşüncesi vardı. Kendisine en mesafeli kesim olan Kürtlerin oyunu da atmosferin ve CHP - DEM Parti örtülü işbirliğinin etkisiyle alabileceği kanısındalardı. Ancak öne çıkmak, görev istemek gibi bir formül hiç gündeme gelmedi. Doğru zamanı bekleme düşüncesi ağır bastı.

Yerel seçim çalışmalarına ağırlık veren Yavaş, kendisine çok yakın isimleri de Ankara’nın önemli ilçelerinde aday göstermeyi başardı. CHP de CHP’li olmayan bu isimleri yıllardır kaybettiği ilçeleri kazanmak uğruna aday göstermeyi uygun buldu.

İmamoğlu’nun İBB’ye yönelik operasyonlardan önce CHP’nin adayı olarak öne çıkması da Yavaş cephesindeki bu düşünceyi çok değiştirmedi. Zira o dönemde de anketler önemseniyordu. Yavaş, ‘CHP’li’ kimliğiyle anılan bir isim değildi. İmamoğlu aday olsa bile Yavaş’ın anketlerde yüzde 20-25’leri görmesi durumunda farklı partilerin adayı olarak yarışa girebileceği söyleniyordu.

İmamoğlu’nun tutuklanması, siyaset yasağı alması, diplomasının iptal edilmesi ise dengeleri bütünüyle değiştirdi. Ancak bununla birlikte Yavaş’a yönelik operasyon ve soruşturma baskısı da başladı. Hemen her gün kulislerde sıranın Ankara’ya geldiği konuşuluyordu. Söylentiler, önce Keçiören’e sonra Ankara’ya operasyon düzenleneceği yönündeydi. Bu iddialar doğrulanmıyordu ancak kimse yalanlamıyordu da. Hemen her CHP’li belediyenin bir soruşturmanın hedefi olduğu ortamda bu söylentiler de garip karşılanmıyordu.

Yavaş, bu uzun süre boyunca geçmişten bu yana izlediği siyaseti sürdürdü. Partilerüstü bir pozisyonda kalmaya dayalı politikası gereğince hemen her kesimle de ilişki kurdu.

CHP’nin o dönemki Genel Başkanı Özgür Özel’in ağır sözler söylediği, kendisine çok yakın olan Mesut Özarslan’ın istifa etmesi ve sonra kabul gördüğünde AKP’ye geçmesi, gözlerin yeniden Yavaş’a çevrilmesine yol açtı. Yavaş, bu geçişi ve istifayı doğru bulmadığını gösterdi ancak farklı çevrelerle olan temasını da sürdürdü. İyi Partililer başta olmak üzere sağ siyasette aktif birçok isim Yavaş’la tüm bu aşamalarda temastaydı. Hatta Yavaş’ın o dönem hak etmediği eleştirilere hedef olduğu gerekçesiyle CHP’den bir ölçüde uzaklaştığı da konuşuldu.

Mutlak butlan kararından sonra aldığı “etik” pozisyon, Yavaş’ın “partilerüstü” görüntüsü verme konusunda da elini güçlendirdi. Kılıçdaroğlu’nun dönüşüyle bölünen CHP’de tavan değil ama tabandaki birleşmeyi sağlayabilecek tek isim olduğu görüntüsü Yavaş’ın eskiden bu yana uyguladığı politikayla uyumluydu. Yeni Parti ve Özel’le ilişkisini sürdürüyordu ve “belediye başkanları hemen geçmese de olur” kararı işini kolaylaştırıyordu.

Ancak koşullar elbette Yavaş’ı da tartışmaların odağına yeniden taşıdı. Erdoğan’la yaptığı görüşmeden hareketle, “AKP’ye geçmesi sürpriz olmaz” yorumları yapıldı ancak görüşmenin bu anlama geldiği kuşkulu!

Yavaş, siyasi yaşamı boyunca Erdoğan’ı doğrudan hedef alan bir isim olmadı. Yerel siyaset ve eski tip cumhurbaşkanlarının olduğu gibi “Partilerüstü, denge sağlayan isim” görüntüsü temel çerçevesini oluşturdu.

AKP’ye geçmesinin en fazla bir dönem daha belediye başkanlığından öte bir anlam taşımayacağı da ortada. Belki soruşturma ve dava baskısı ortadan kalkacak ancak cumhurbaşkanlığı gibi bir ihtimal bir daha söz konusu olmayacak. Kaldı ki Yavaş’ın daha önce belediye başkanı seçilebilmek için de bu yolu izleme ihtimali vardı ancak bu yola girmedi. Erdemlerine göre bu yol ancak zorunluluklar, mecburiyetlerle söz konusu olabilir. Ankara’da yapılan yorum bu. Yavaş cephesine göre zaten böyle bir ihtimal yoktu ve yok.

Görüşmenin “Eski başkan Melih Gökçek hakkında soruşturma açıldı. Bu soruşturma Yavaş’a yönelik operasyona meşruiyet kazandırmak için yapıldı” söylentilerinden hemen sonraya gelmesi de görüşmeye önem kazandırdı. Ancak burada Yavaş’ın görüşmesinden çok Erdoğan’ın verdiği mesaj önem taşıyor. Erdoğan’ın verdiği mesajın önemi de belki ancak seçimde anlaşılabilecek. Hep birlikte bunu göreceğiz. Zira Erdoğan gibi bir ismin bu mesajı anlık, güncel siyaset için vermeyeceği ortada! Kulislerdeki konuşmalar da “seçim dönemine dikkat edin” şeklinde.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Mansur Yavaş'la görüştü

Yavaş’ın uzun süredir çevresine, “Artık yaşımı aldım, benim hırslarım yok, ülkeye faydalı olmaktan başka gayem yok. Belediye başkanlığından sonrası olmasa da olur” dediği biliniyor. Bu söylem yeni değil. Yavaş, bunu her zaman söylüyor. Belki son dönemde biraz daha yüksek sesle bunları dile getirdi…

Ancak yakın çevresinin anketleri düzenli takip ettiği de sır değil. Yavaş’ın, bir demokrasinin işlemesi için “İktidarın seçilme olasılığı bulunan alternatifi olması gerekir” düşüncesini taşıdığı da…

Tıpkı Yavaş’ın “CHP davasına gönül vermiş bir nefer” sayılamayacağının sır olmadığı gibi.

Yavaş, görev süresi bitince iddia edildiği gibi sessiz sedasız kenara çekilir mi, bir olasılık olarak mümkün. Ancak bu olasılığı değerlendirenler, bu ihtimalin ancak koşullara bağlı olacağını da söylüyor. Yavaş’ın “haksızlığa uğramak” endişesinin büyük olduğuna işaret ederek!

Ya da umduğu desteği bulamayacağını anladığında bu kararı verebileceğini söylüyorlar. Yavaş’ın çevresinin anketleri çok sıkı takip ettiğini yeniden anımsatalım…

Yavaş, CHP ya da Yeni Parti’nin adayı olur mu? Mümkün ancak bu iki partili yapı nedeniyle seçilemeyeceğini düşünürse uzak duracağı da söyleniyor. Ancak iki partinin de ortak adayı hâline geldiği ya da bu iki partili yapının ortadan kalktığı bir ortamda adaylığı düşünebileceğine işaret ediliyor. Parçalı yapı devam ederse, partilerin göreve davet ettiği, bağımsız, her kesime mesafeli ve yakın bir profille seçim kampanyası yürütebileceğini düşündüğü de biliniyor.

Yavaş, bir başka partinin adayı olur mu?

Kimse bu soruya “hayır” yanıtını vermiyor. Yavaş’ın anketlerde istediği desteği görmesi, birçok partinin ortak ve bağımsız adayı kimliğini benimsemesi durumunda bu ihtimali değerlendirebileceği söyleniyor. İyi Parti, Zafer Partisi, Anahtar Parti ve hatta Yeniden Refah Partisi bile Yavaş’a uzak değil. Yavaş’ın eskiden bu yana temaslarını sürdürdüğü kadrolar bu partilerde…

Yavaş, Özel ya da bir başka ismin Yeni Parti ya da CHP’nin adayı olması durumunda yine de aday olabilir mi?

En kritik sorulardan biri bu. Kimse bu soruya da doğrudan “hayır” yanıtı vermiyor. Hatta, “neden olmasın ki?” diye de ekliyor. Bu partiler Yavaş’a istediği ortamı sağlamaz, farklı partiler bu ortamı sağlarsa, istediği desteği bulursa aday olmaması için bir neden yok. Hatta kamuoyuna, “seçim ikinci tura kalır, oylar Yavaş’ta birleşir” mesajının verilebileceği de ifade ediliyor. Ancak siyasette iki kere iki her zaman dört etmiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın en iyi bildiği aritmetik bu… Yavaş ise tam da olası ikinci turdaki gibi bir adaylık istiyor. AKP’lilerin bile hoş karşılayacağı, makul, partilerüstü, parti kimliği taşımayan bir adaylık…

Elbette bu ihtimallerin yanına dava, soruşturma, operasyon, sarayın olası reaksiyonları gibi kavramları da eklemek ve hiç unutmamak şart! Her ihtimali bu kavramlarla düşünmek zorunlu… Aksi eksik bir akıl yürütme anlamına gelir.

Bu nedenle söylemek gerekir ki, “Yavaş aday olmayacak, pozisyonunu belli etti” yorumları da “Yeni Parti ya da CHP’nin adayı olacak” fikirleri de “AKP’ye geçecek” iddiaları da “DEM dışında muhalefetin ortak adayı olur” söylemleri de şimdilik eksik. O eksik parçanın yerli yerine konması da ancak zamanla mümkün. Kestirmeden şu söylenebilir belki, Yavaş, İmamoğlu ile aynı pozisyona düşmeyi elbette istemiyor. Partilerüstü, akil insan pozisyonunda kalmak, günü geldiğinde ortaya çıkmak, çıkmamayı da bir seçenek olarak tutmak… Yavaş, elbette seçim kazanabilecek bir alternatif olmayı istiyor ancak “ne pahasına olursa olsun” değil…

“Akla gelebilecek” her kesimle iletişimi diri tutma politikası bugüne kadar yol kazalarını önledi. Ancak yolun en virajlı, en zorlu kısmına gelindiği de ortada… O yolu nasıl geçtiğini birlikte göreceğiz.

 

 


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler