Avrupa Obezite Kongresi’nin bu yıl ilk kez İstanbul’da düzenlenmesi, Türkiye’de giderek büyüyen obezite sorununu ve tedaviye erişimdeki eksikleri yeniden gündeme taşıdı. Kanada’da Obesity Canada’nın kurucusu, Almanya’da obezite alanındaki çalışmalarıyla tanınan Dr. Arya Sharma, T24’e yaptığı açıklamada obezitenin Türkiye dâhil pek çok ülkede hâlâ yeterli bir şekilde “tıbbi bir hastalık” olarak ele alınmadığını; bu nedenle hem hekimlerin obezite yönetimi konusunda sınırlı eğitim aldığını hem de hastaların çoğu zaman etkili tedaviye ulaşamadığını söyledi.
GLP-1 grubu ilaçların obezite tedavisinde “oyunun kurallarını değiştiren” bir gelişme olduğunu belirten Sharma, bu ilaçların sosyal medyada yaygınlaştığı gibi “birkaç kilo vermek” ya da “yazın bikini giymek için” kullanılabilecek ürünler olmadığını vurguladı. GLP-1’in güçlü bir hormon tedavisi olduğunu söyleyen Sharma, “Bu, internetten alınarak kişinin kendi kendine kullanabileceği bir ilaç değil. Doğru hastada, doktor reçetesiyle ve tıbbi takip altında kullanılmalı” uyarısında bulundu.
BU HABERİ, T24 ABONELERİNİN DE
SAĞLADIĞI KATKIYLA OKUYORSUNUZ.
T24'E ABONE OL,
BAĞIMSIZ GAZETECİLİĞİ DESTEKLE!
Zaten abone misiniz? Üye girişi yapın
“Biyoloji o kadar güçlü ki ne kadar uğraşırsanız uğraşın iradenizle değiştiremezsiniz” diyen Sharma, obezitenin biyoloji ile çevrenin etkileşiminden doğan kronik bir hastalık olarak ele alınması gerektiğini söyledi.
Türkiye'de obeziteObesity Atlas’ın 2025 verilerine göre, Türkiye’de yetişkin nüfusun yüzde 71’i yüksek beden kitle indeksiyle yaşıyor. Aynı verilere göre, 2025 itibarıyla yetişkinlerin yüzde 36’sı obeziteyle yaşıyor. Türkiye’de yüksek beden kitle indeksine sahip yetişkin sayısının 2030’da 47,44 milyona ulaşması öngörülürken, yüksek beden kitle indeksine bağlı bulaşıcı olmayan hastalıklar nedeniyle 2021’de 26 bin 350 erken ölüm yaşandığı tahmin ediliyor. Türkiye Obezite Araştırma Derneği verileri ise Avrupa’da obezite oranında birinci sıraya yerleşen Türkiye’de 2030 yılına aynı hızla gelindiği taktirde kadınların yarısı, erkeklerin ise üçte birinin obezite hastası olacağını öngörüyor. Ipsos’un obezite algılarına ilişkin 2026 tarihli araştırması ise Türkiye’de obeziteyle yaşayanların yüzde 71’inin bu durumu diyet ve egzersizle çözebileceğini düşündüğünü, yalnızca yüzde 35’in bu konuyla ilgili son bir yıl içinde doktora başvurduğunu ortaya koyuyor. |
T24’ün sorularını yanıtlayan Dr. Sharma, GLP-1 ilaçlarının obezite tedavisinde “dönüm noktası” olduğunu söylerken doktor reçetesi olmadan fazla kilolarını vermek için ilaca başvuranları da ayrıca uyardı.
Prof. Dr. Arya Sharma
Dr. Sharma’nın T24’ün sorularına verdiği yanıtlar şöyle:
“Biyoloji o kadar güçlü ki ne kadar uğraşırsanız uğraşın iradenizle değiştiremezsiniz”
-Katıldığınız programlarda obezitenin bir irade meselesi olarak görülmesine karşı görüşünüzü sıkça paylaşıyorsunuz. Tanımı değiştirmek sizce tedavide neden önemli?
Obeziteyi tetikleyen şey nedir? İki unsur var. Bunlardan biri biyoloji. Her birimizin biyolojisi farklı; bir de çevre var. Obeziteyi ortaya çıkaran şey de biyoloji ile çevrenin etkileşimi. Aynı çevrede bulunan farklı insanlara baktığımda, bir kişi kilo alıyor, bir kişi kilo veriyor, bir kişinin kilosu ise aynı kalıyor. Yani değişkenliği yaratan şey aslında çevre değil. Hepimiz aynı çevrede yaşıyoruz. Hepimizin zamanının büyük bölümünü oturarak geçirdiği işleri var. Çoğumuz yeterince uyumuyoruz. Çoğumuz istediğimiz tüm yiyeceklere erişebiliyoruz. Aynı reklamlara maruz kalıyoruz. Dolayısıyla çevre herkes için aynı. Ancak biyoloji farklı.
Bu nedenle bunun biyolojik temelli bir hastalık olduğunu söylemek, irademin biyolojimi değiştirmeye yetmeyeceği anlamına da geliyor. Bana bir şeyler öğretebilirsiniz, ben de irademi kullanmaya çalışabilirim; ama hayır, iradem bedenimin nasıl çalıştığını, beynimin nasıl işlediğini değiştirmez. Bu yüzden de sorun gerçekten çözülmüş olmaz. Tam da bu nedenle, çoğu insanın diyet, egzersiz ve yaşam tarzı değişiklikleriyle çok çabalasa, kilo verse ve bunu başarsa bile uzun vadeli başarıyı neredeyse hiç sürdüremediğini görüyoruz. Çünkü biyolojinizi kontrol etmek için iradenizi kullanmaya çalışıyorsunuz. Bu son derece zor; çünkü o biyoloji o kadar güçlü ki ne kadar uğraşırsanız uğraşın onu gerçekten değiştirmeye yetecek kadar iradeye sahip olmanız mümkün değil.
Tedavi için gelen obezite hastalarının bu irade bakış açısından etkilendiğini görüyor musunuz?
Gördüğüm her hasta daha önce kilo vermiştir, çünkü diyet denemiştir, egzersiz yapmıştır, kilo vermiştir. Sonra kiloyu geri almıştır. Çünkü bunların hiçbiri biyolojiyi değiştirmez.
Obezite hastaları hem içerden hem dışardan önyargıyla yaşıyor
Bu noktada hem toplumsal hem de kişisel önyargılar devreye giriyor. Hatta bazı insanlar doktora gittiklerinde obezite nedeniyle doktor tarafından dahi önyargıyla karşılaştıklarını anlatıyor. Bu durum süreci nasıl etkiliyor?
Kilo önyargısı çok önemli bir konu, bunun iki nedeni var. Birincisi, obeziteyle yaşıyorsanız ve kilo önyargısının yaygın olduğu bir ortamdaysanız, bu size kendinizi iyi hissettirmez. Bu durum yüksek düzeyde strese yol açar, kişiyi mutsuz eder, depresyona neden olabilir, bazı şeylerden kaçınmaya yol açabilir. Bazı yerlere gitmezsiniz, bazı insanlarla görüşmezsiniz, hayatınızı yaşamazsınız. Çünkü doktorunuz da dahil olmak üzere herkesten kilo önyargısı görürsünüz. Bu streslidir; buna dışsal kilo önyargısı denir.
Sorunu daha da karmaşık hale getiren şey ise içselleştirilmiş kilo önyargısı dediğimiz durumdur. Bu, kişinin kendisine karşı önyargı geliştirmesidir. “Bu benim suçum”, “Bunu başaramıyorum”, “Yeterince iradem yok”, “Başarısız oluyorum ve temelde bu benim hatam” diye düşünürsünüz.
Obezitede her ikisi de vardır: Dışsal kilo önyargısı da vardır, içselleştirilmiş kilo önyargısı da. Yani hasta kendini suçlar. Dolayısıyla hem dışarıdan gelen ayrımcılık hem de kişinin kendi içinde kendisine yönelttiği ayrımcılık, yani içselleştirilmiş kilo önyargısı, bu meseleyi çok karmaşık bir sorun haline getirir.
Bu nedenle çevrenizdeki insanları eğitmemiz gerekir: Bunun bir suç, utanç ya da suçlama meselesi olmadığını; üzerinde çok az kontrolünüz olan biyolojik süreçlerin bu duruma yol açtığını anlatmamız gerekir. Ancak hastayı da eğitmemiz gerekir: Bu sizin suçunuz değil, bu sizin biyolojiniz.
Sizin obeziteyle yaşarken kız kardeşinizin yaşamamasının nedeni, onun sizden daha iyi bir insan olması ya da daha motive olması değildir. Hayır; bunun nedeni biyolojinizin farklı olmasıdır.
Obeziteyle yaşayanların sayısı fazla ancak tedavi sınırlı; neden?
Türkiye’de aşırı kilo ve obezite sorunuyla yaşayanların sayısı Avrupa’nın en yükseği hâline geldi. Ancak buna rağmen araştırmalar bu konuda tıbbi destek alanların oranının çok düşük olduğunu gösteriyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?
İlk sorun şu: Obezite, Türkiye dahil pek çok sağlık sisteminde hastalık olarak kabul edilmiş değil. Bu da tıp doktorlarının obezite yönetimi konusunda eğitim almadığı anlamına geliyor. Diyabet için doktora gittiğimde doktorum diyabeti tedavi edebilir. Çünkü tıp fakültesinde diyabeti öğrenmiştir. Tansiyon sorunumla gittiğimde tansiyonumu tedavi edebilir. Bunu nasıl yapacağını öğrenmiştir. Ancak obeziteyle gittiğimde, bunu hiç öğrenmemiştir.
Bu nedenle obeziteyle yaşayan kişilerin sık karşılaştığı durum şudur: Doktora giderler ve doktorlarından aldıkları tavsiye aslında pek de yardımcı olmaz. Çünkü doktor obeziteyi öğrenmemiştir.
Diğer sorun ise tıp camiasının dışında, kilo verme konusunda size bir şey satmaya çalışan çok büyük bir sektörün bulunmasıdır. Bu sektör size, “Spor salonuma üye olursan”, “Kişisel antrenör tutarsan”, “Takviye alırsan”, “İnternetten bir ürün satın alırsan bu sana yardımcı olur” der. Yeni çıkan çok satan bir diyet kitabı vardır. Ortada o kadar çok para ve o kadar çok reklam vardır ki tıbbın dışında çözümler olduğu yanılsaması yaratılır. Oysa gerçek şu ki bu çözümlerin hiçbiri, tek biri bile uzun vadede gerçekten işe yaramaz. Çok para kazanılır, çok reklam yapılır, çok tanıtım yapılır; ancak bunlar gereken sonucu sağlamaz.
“GLP-1 ilaçları oyunun kurallarını değiştiriyor”
Bugün artık zayıflama iğneleri olarak bildiğimiz GLP-1 hormonu ilaçları ana akımda da geniş yer bulan, hemen hemen herkesin haberdar olduğu bir gelişme. Yeni ilaçların varlığının obezite tedavisindeki yerini nasıl yorumluyorsunuz?
GLP-1 ilaçları olarak bilinen bu yeni ilaçlar, oyunun kurallarını değiştiren bir gelişme. Bugüne kadar obezite yönetiminde elimizde diyet, egzersiz ve bariatrik cerrahi vardı. Bariatrik cerrahi işe yarar; etkilidir, güvenlidir, iyidir. Ancak sonuçta ameliyat.
Diyet ve egzersiz ise 5 kilo vermek istiyorsanız belki işe yarayabilir. Ancak hedef 10, 15, 20 kilo vermekse işe yaramaz.
Şimdi ilaçlar devreye girdiği için bir anda insanların bu ilaçlarla 15 kilo, 20 kilo, 25 kilo, hatta belki daha fazlasını kaybettiğini görmeye başladık. Üstelik yalnızca kilo vermiyoruz; tansiyon düşüyor, uyku apnesi iyileşiyor, ağrılar azalıyor, karaciğer daha iyi hale geliyor, her şey daha iyiye gidiyor. Artık bu yeni ilaçlarla obezitenin tıbbi tedavisinin oyunun kurallarını değiştiren bir gelişme olduğunu fark ediyoruz.
Buradaki heyecan yalnızca biraz kilo verip kıyafet bedenimi değiştirebilmem değil. Bu güzel bir şey. Ancak obezite tıbbını yapmamızın nedeni bu değil.
“Bikini için 5 kilo vermek amacıyla kullanılmamalı”
Bahsettiğiniz gibi ilaçların yaygınlaşması yalnızca birkaç kilo vermek isteyenlerin de bu ilaçlara başvurmasına neden oluyor. Obezite uzmanı olarak biraz kilo vermek için bu ilaçları kullanmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
GLP-1’den söz ettiğimizde aslında bir hormondan söz ediyoruz. Bu çok güçlü bir hormon. Dolayısıyla bu, internetten bir yerden satın alıp kendi kendinize kullanabileceğiniz ve kendi başınıza yönetebileceğiniz bir ilaç değil. Bunlar güçlü ilaçlar. Bir doktor tarafından reçete edilmeleri gerekir; tercihen de bu ilaçların nasıl kullanılacağı konusunda bilgi sahibi bir doktor tarafından. Doğru hastalarda kullanılmaları gerekir. Hastalarda yan etkiler ortaya çıktığında, bu etkilerin yönetilmesi gerekir.
Yani bu bir tıbbi tedavidir ve tıbbi tedavi olarak uygulanması gerekir. Bu, “kendin yap” işi değildir; ciddi bir tıbbi tedavidir. Dolayısıyla yazın bikini giymek için 5 kilo vermek isteyenlere yönelik bir ilaç değildir. Zaten bu şekilde de işe yaramaz. İlacı bırakırsanız, verdiğiniz 5 kilo geri gelir.
Bu ilaçlar ona ihtiyaç duyan hastalar tarafından kullanılmalı; obeziteyi nasıl yöneteceğini ve bu ilacı nasıl kullanacağını bilen doktorlar tarafından reçete edilmelidir.
Bu ilaçların kullanım yaygınlığıyla ilgili cinsiyet bazlı veriler var mı? Kimler daha çok ilgi gösteriyor?
Genel olarak konuşursak, kadınlar geleneksel olarak kilo vermeye her zaman daha fazla ilgi göstermiştir. Bu yalnızca ilaçlar için değil, her şey için geçerli. Erkekler de artık bu konuda endişelenmeye başlıyor. Ancak geleneksel olarak bu mesele daha çok kadınlarla ilişkilendirilen bir konu oldu.
Bu nedenle obezite yönetimi için başvuranlar arasında her zaman daha fazla kadın gördük. Aynı durum bariatrik cerrahi için de geçerli. Erkeklere kıyasla daha fazla kadın bariatrik cerrahi geçiriyor
Ülkeler arası karşılaştırma yapabilecek veriler var mı?
Ülkeler açısından bakıldığında ise elbette meselenin büyük bölümü erişimle ilgili. Bu ilaçlar ucuz değil, pahalı. Dolayısıyla bunları karşılayabilmek için belirli bir gelir düzeyine sahip olmak gerekiyor. Bu da doğal olarak büyük bir fark yaratıyor. Eğer bu ilaçların ücretini ödeyebilecek kişi sayısının az olduğu bir ülkedeyseniz, kullanım oranı da maliyetin daha düşük olduğu bir ülkeye kıyasla daha düşük olur.
Bunun iyi bir örneğini şimdi Hindistan’da göreceğiz. Çünkü Hindistan kısa süre önce çok sayıda jenerik formu kullanıma sundu. Bu, aynı molekülün daha ucuz versiyonları anlamına geliyor ve daha fazla insanın bu ilaçlara erişebilmesini sağlıyor. Ancak bu ilaçlara erişim ve fiyat bağımlılığı hâlâ ülkeden ülkeye büyük farklılık gösteren bir konu.


