Akademisyenlere dijital içerik kısıtlaması mı, yoksa başka bir şey mi?

Akademisyenlere dijital içerik kısıtlaması mı, yoksa başka bir şey mi?

Yasakların, akademisyenlerin başının üzerinde demoklesin kılıcı gibi sallanmasına en çok akademisyenler karşı durmalıdırlar çünkü bugün böyle bir anlamda kullanılan uygulama, yarın başka bir anlamda farklı şekillerde sizlere de uygulanabilir.

Akademisyenlere dijital içerik kısıtlaması mı, yoksa başka bir şey mi?

Geleneksel medyanın yerini yeni medyanın devralması sonrasında teknolojinin yarattığı yeni olanaklardan herkes gibi akademisyenler de yararlanmaya başladı. Her alanda olduğu gibi burada da kendileri adına YouTube kanalı açan ve alanlarına ilişkin içerikleri paylaşmaya başlayan akademisyenlerin olduğunu gördük. Hatta bunların bir kısmı gerçekten de çok ama çok ilgi çekmeye başladılar. Öncelikle tam bu noktada sapla samanı karıştırmama adına bu yapılan işlerin sonucunda bu sürecin sonucunda birilerinin maddi kazanç sağladığını da söylememiz gerekiyor ancak olayın sadece maddi kazanç sağlamakla ilintili olmadığı gerçeğini de eklemek şartıyla. Bir başka ifadeyle burada yayın yapan akademisyenlerin bir taraftan bilginin dolaşıma sokulmasına tıpkı diğer bütün alanlarda olduğu gibi katkı verdikleri gerçeğini ve üstelik bunun yılların birikimlerinin yansıması olduğunu da ekleyerek söylemek durumundayız. Akademinin uzun yılların sonucunda oluşturulan birikimin öğrencilere aktarıldığı bir yer olmanın dışında bir yer haline dönüştürülmesi hususunda söz konusu teknolojinin büyük bir katkısı olduğu gerçeğini hepimiz gibi üniversitelerimizi yöneten kurumun da anlaması gerekiyor.

Her fırsatta üniversitelerin içinde bulunduğu toplumla, ülkeyle ve dünyayla olan bütünleşmesinden bahsedenlerin bunun sadece verilecek olan derslerle ve bilimsel etkinliklerle sınırlı olmayacağını bunun yanı sıra kitle ile buluşmayı sağlayacak ortamların çeşitlendirilmesi gerektiğini de es geçmemeyi atlamaması icap ediyor. İşte tam bu noktada dijital içeriklerin üretilmesi meselesinin tartışılmaya açılması hususunu iyi analiz etmek durumundayız çünkü burada meselenin özünü kaçırdığımız anda işler başka bir boyuta doğru kaymaya başlıyor.

Öncelikle yeni medyanın geleneksel medyaya oranla kontrol açısından daha sıkıntılı bir yer olduğu gerçeğini bilerek işe başlamak durumundayız. Yani bu mecrada muhalif sesler de yankılanmakta olup hatta çoğunlukla bu sesler daha fazla rağbet görebilmektedir. Şimdi konumuza tekrar döndüğümüzde bu tartışmanın arka planında akademisyenlerin dijital içerik üreticiliğinden gelir elde etme meselesinden daha çok meselenin başka bir boyutunun ön planda olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle de bazı akademik linklerin bu anlamda daha fazla talep görmesi ve buralarda yapılan yayınların zülfü yâre dokunması meselesini de göz ardı etmemeliyiz gibime geliyor. Yoksa tüm dünyanın yapay zekâ tartışmaları içerisinde bilginin sınırsız bir dolaşıma sokulması tartışmaları içerisinde Çin gibi bir ülkede dahi akademisyenlerin dijital içerik üretmeleri meselesi tartışılmazken burada tartışılıyor olması sadece akademisyenler ek gelir üretemezler maddesi ile ilişkili olamaz!

Zaten böyle düşündüğümüzde bile başta doktorlar ve hukukçular olmak üzere bu iki meslek grubuna yönelik ayrımların dolaşımda olduğu gerçeğini de unutmamalıyız. Şimdi bu iki gruptakilerin de vergi üzerinden bazı ayrıcalıklarının olması gerektiğini savunanlar olacaktır ancak eğer aynı isimle adlandırdığınız kesimlerin bir kısmını buraya sokarken bazılarına yönelik istisna yapıyorsanız bu da tartışmalı bir durumdur. Buradan bu iki kesime dönük olan istisnaların yanlış olduğunu savunmuyorum tam aksine geri kalanların gelir meselesi üzerine sıkıştırılmak suretiyle seslerinin bir anlamda kısılması meselesine dem vuruyorum.

Üstelik Yükseköğretim Kurulunun (YÖK) kamuoyu ile paylaştığı kararda devlet üniversiteleri ile vakıf üniversiteleri arasında da bir ayrım söz konusu. Devlet memuru olarak 657 sayılı yasaya tabi olan devlet üniversitelerindeki akademisyenler dijital içerik üreterek para kazanamazlar bunun karşısında vakıf üniversitelerindeki akademisyenler devlet memuru olmadıkları için dijital içerik üretebilirler ve para kazanabilirler. Bu yaklaşımın da son derece sıkıntılı olduğunu ve akademisyenlerin kendi içlerinde yapmadıkları ayrımı bizatihi bu kurumun asli tepe örgütünün yapmakta olduğunun da bu kararla bir kez daha ortaya konulduğunu söylemek durumundayız. Bu durum aslında devlet ve vakıf üniversiteleri olarak ayrıştırılan akademinin kendi içerisinde zaman zaman özellikle de vakıf üniversitelerinde gerçekleşen hem maaş sorunlarının hem de akademik kıyımların bir anlamda tamamen vakıf yönetimlerinin insaflarına terk edilmesine de kapı aralamaktadır.

Önce bu sürecin Haziran ayı içerisinde bir devlet üniversitesi rektörlüğünden YÖK’e gelen görüş talebiyle başladığını ve YÖK'ün 17 Haziran'da Cumhurbaşkanlığı'ndan akademisyenlerin dijital mecralardaki yayıncılık ve uygulama geliştirme faaliyetlerinin hukuki durumuna ilişkin görüş istemesiyle bir üst aşamaya geçildiğini belirtmeliyiz. Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı'nın 20 Ağustos'ta hazırladığı değerlendirme sonrasında Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğü, 2 Eylül'de YÖK'e görüşünü bildirdi. Yazıda, dijital platformlardan sağlanan gelirlerin 657 sayılı Kanun'un 28. maddesindeki ticari faaliyet yasağı kapsamında olduğu değerlendirildi. Görüşün üniversitelere ulaşmasının ardından disiplin yaptırımıyla karşılaşmak istemeyen bazı akademisyenler YouTube'daki ders ve bilimsel içeriklerini yayından kaldırdı ya da yayınlarına son verdi. Düzenlemenin kapsamına ilişkin tartışmanın önemli başlıklarından biri, gelir elde etmeyen dijital yayınların durumuna ilişkin belirsizlik oldu. Bazı yorumlara göre, reklam ve diğer gelir seçeneklerinin kapatılması halinde akademisyenlerin dijital mecralarda içerik üretmeye devam etmesinin önünde engel bulunmuyor. Buna karşılık, "kazanç sağlama potansiyeli" taşıyan faaliyetlerin de ticari faaliyet kapsamında değerlendirilebileceği yorumu kafa karışıklığını sürdürüyor. Yukarıdaki satırlar T24’ün Akademisyenlere dijital içerik kısıtlaması: YouTube ve sosyal medya gelirleri "ticari faaliyet" sayıldı başlıklı 9 Eylül 2026 tarihli haberinden alındı.

Bu haberin yankıları sürerken 12 Eylül tarihinde bu kez YÖK’ten yeni açıklama geldi. YÖK, akademisyenlerin sosyal medya ve dijital platformlardaki faaliyetlerine ilişkin yeni bir düzenleme olmadığını bildirdi. Kuruldan yapılan açıklamada, son günlerde bazı basın-yayın organları ve sosyal medya mecralarında akademisyenlerin dijital platformlardaki faaliyetlerine ilişkin haber ve değerlendirmelerin yer aldığı hatırlatıldı. Kamuoyuna yansıyan görüş yazısının, bir devlet üniversitesinin başvurusu üzerine Kurulun mevzuat gereği görüş vermeye yetkili makama ilettiği talebe verilen cevap olduğu belirtilen açıklamada, "Söz konusu görüş, devlet üniversitelerimizle bilgilendirme amacıyla paylaşılmıştır. Bu konuda Kurulumuz tarafından yapılan yeni bir düzenleme yoktur" ifadesine yer verildi.

Bu iki açıklamanın ardından bu platformlarda yayınlar yapan hocalardan da açıklamalar gelmeye başladı. Bazıları bu durumu sert bir şekilde eleştirirken bazıları yayınlarını durdurmak suretiyle üniversitedeki görevini yürütmeye devam edeceğini belirtti. Burada dijital içerik üreticilerinin hepsinin gelir elde etmediğini bir kez daha hatırlatmak durumundayım. Üstelik daha önce gelir elde edenlerin de bu gelirlerini vergilendirme yolunun farkında olduklarını da göz ardı etmemeliyiz. Asıl meselenin farklı seslere tahammül olup olmadığı tartışmasını açmanın tam sırasıdır gibime geliyor. Üniversite denilen kurumun tek tip bir ideolojinin veyahut basma kalıp görüşlerin tekrarlandığı bir alan olmadığı gerçeğini bir kez daha yüksek sesle haykırmalıyız.

Üniversitelerin sesinin çok daha gür çıkmasının koşullarını yaratmak durumundayız, aksi halde bundan hepimiz ağır bir şekilde etkileniriz. Bu açıdan dijital içerik üretme meselesi hakkında yapılması gerekenlerin yapılması yerine kısıtlamaların önünün açılması, arzu edilen bilginin özgürce dolaşıma sokulması talebinin önünün kesilmesi anlamına gelecektir. Yasakların, akademisyenlerin başının üzerinde demoklesin kılıcı gibi sallanmasına en çok akademisyenler karşı durmalıdırlar çünkü bugün böyle bir anlamda kullanılan uygulama, yarın başka bir anlamda farklı şekillerde sizlere de uygulanabilir. Benzer şekilde siyasilerin de ülke gündeminin sadece erken seçim ve hukuk tartışmalarından ibaret olmadığını artık hatırlamaları gerekiyor. Hem bizi idare edenlerin hem de idare etmeyi düşünenlerin biraz daha geniş açıdan olup bitenleri okuması elzem hale dönüşmüştür. Bu ülkenin daha iyi yerlere gitmesini istiyorsak enseyi karartmayacağız.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler