16 Temmuz tarihinde “The Economist” dergisinde ilginç ve korkunç bir makale yayımlandı. Başlığı “Would Europeans fight, if it came to that?” (Eğer durum o noktaya gelirse, Avrupalılar savaşır mı?”) olan makalenin yazarı, İtalyan bir siyaset bilimci ve uluslararası ilişkiler uzmanı olan Nathalie Tocci. Öyle sıradan bir isim değil Tocci; Johns Hopkins Üniversitesi'nin uluslararası ilişkiler, ekonomi ve kamu politikası alanlarında yüksek lisans programlarına sahip Avrupa kampüsü de diyebileceğimiz, İleri Uluslararası Çalışmalar Okulu'nda (SAIS Avrupa) öğretim görevlisi. Daha önce 2017-2026 yılları arasında Roma merkezli düşünce kuruluşu Istituto Affari Internazionali'nin (IAI), yani Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nün de direktörlüğünü yapmış bir Profesör!
Tocci, bu yazısında çok özetle, ABD bizim yanımızda saf tutacağa benzemiyor, Ukrayna Savaşı’nda olası bir ateşkes sonrasında birkaç bin Avrupalı askeri, üstelik de cephe hattından uzakta, orada barış gücü olarak konuşlandırmak bir işe yaramaz. En iyisi, ateşkesi beklemeyelim. Avrupa toplumları olarak Ukrayna'ya Ruslarla savaşmak üzere şimdi asker gönderelim. Bu şekilde Avrupa’yı güçlendirir, caydırıcı da oluruz, yoksa bu savaşsızlık, bizim savaşlara hazırlığımızı ve caydırıcılığımızı azaltıyor, diyor.
"Belki cesaret bulaşır"
Ayrıca caydırıcılığımızın kilit noktası, Ukrayna’ya asker göndermekten geçer, hem asker gönderirsek, Ukraynalı askerlerin cesareti bizimkilere de bulaşır, diyor. Aşağıdaki satırlar da bizzat onun ifadeleri:
“Bir Avrupa güvence gücü, Ukrayna için belki pek bir şey ifade etmez. Ama o askerlerin olası bir ateşkes öncesinde değil de, bugün konuşlandırılmaları Avrupa'ya fayda sağlayabilir ve vatandaşları savaşa daha iyi hazırlayacak bir zihniyet geliştirmeye teşvik edebilir. Evet, böyle bir şey Avrupa askerlerinin canını tehlikeye atar -böyle bir hareket Kremlin'i kızdırır da- ancak Avrupa kıtası, birçok kişi bunu kabul etmeyi reddetse de, hibrit bir çatışmanın zaten içinde. Avrupa askerlerinin Ukrayna'da konuşlandırılması, bu gerçeği daha net görmemizi sağlar. Ve belki de Ukrayna'nın cesaretinin, alçakgönüllülüğünün ve yaratıcılığının bir kısmı diğer Avrupa toplumlarına da bulaşabilir. Avrupalı birlikler sırf cömertlikten değil, savaşa hazırlanmaya ve savaşın kıtanın geri kalanına yayılmasını önlemeye yardımcı olmak için tehlikeye atılır.”
Yani, gençlerimiz gitsin, ölsün; cesetleriyle Avrupa'nın savaşacak cesareti bulmasına yardımcı olsunlar, bu şekilde mental olarak savaşa daha da hazır oluruz, diyor Tocci.
Nasıl?
İnsancıl yüzlü militarizm
Elbette Economist’teki makaleye eleştirel yaklaşanlar da oldu.
2009’da bir grup bağımsız İtalyan gazeteci tarafından bağımsız bir İtalyan ulusal gazetesi olarak yayın hayatına başlayan il Fatto Quotidiano'da araştırmacı gazeteci olarak çalışan, eski Repubblica ve Espresso muhabiri Stefania Maurizi, Tocci’nin en tehlikeli savaş yanlısı destekçi türünü temsil ettiğini savunuyor:
“Nazik, güzel, eğitimli, dürüst, insancıl yüzlü militarizm.”
İtalya’nın tanınmış savaş muhabirlerinden Andrea Lucidi ise, bir kıtayı "savaşa dayanacak cesareti bulmaya" davet etmenin somut olarak ne anlama geldiğini iyi düşünmekte fayda olduğunu savunuyor ve ekliyor:
“Bir toplumu savaşa hazırlamak, aynı zamanda sonuçlarını kabul etmeye de hazırlamak demektir: oğullarını kaybeden anneler, kocalarını kaybeden eşler, yıkılan aileler, sakatlıklar, ömür boyu süren travmalar.
Savaş; kan, korku, ölüm ve acı demektir. İşte tam da bu yüzden, en azından kamuoyuna açıklandığı kadarıyla, silahlı kuvvetlerde hiç görev yapmamış veya günlük ölüm riski altında yaşamanın ne anlama geldiğini bizzat deneyimlememiş insanlardan bu tür düşünceleri okumak çarpıcı. Bir kıtayı "savaşa dayanacak cesareti bulmaya" davet etmeden önce, savaşın gerçekte ne olduğunu hatırlamak iyi bir fikir olabilir.”
Maalesef, Tocci, son büyük harpte milyonlarca insanını kaybetmiş Avrupa’nın bugünlerde o hafızasına her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğu düşüncesinde değil.
Küresel ahmaklık pandemisi
Uluslararası ilişkiler, küresel güvenlik ve Amerikan dış politikası alanlarında dünya çapında tanınan kıdemli bir akademisyen olan, Amerikalı siyaset bilimci Emeritus Prof. Dr. Michael J. Brenner ise, Consortium News’ta kaleme aldığı “Reifying Stupidity” (Ahmaklığı Somutlaştırmak) başlıklı yazısında, siyasi elitleri orantısız bir şekilde etkileyen “küresel bir ahmaklık salgını” yaşadığımızı savunuyor.
Bu dalda altın madalyanın İran’a saldırısı öncesi İsrail’i ziyaret eden Hindistan Başbakanı Narendra Modi'ye gittiğini de öne süren Brenner, “ahmaklık salgınının liderlerden kamuoyunda tanınan kişilerin saflarına doğru yayıldığını ve bu pandemiden genel olarak politikacıların, medyanın, düşünce kuruluşlarının, akademi ve sayısız meslek birliğinin de payına düşeni aldığını” dile getiriyor.
İsim vermeden Tocci’nin Economist’teki yazısını da anan Pittsburgh Üniversitesi öğretim üyesi, “Eğer durum o noktaya gelirse, Avrupalılar savaşır mı?” başlıklı yazıyı, “bu yaygın ve sapkın enfeksiyonun mükemmel bir özeti” olarak nitelendiriyor.
Aslında 25 Mayıs 2026 tarihli “Avrupa’nın Budalalığı (II)” başlıklı T24 yazımda, Brenner’in “ahmaklık” dediği olgunun arkasında yatanları masaya yatırmış ve arkasında “Avrupa’yı doğuya yönlendirme” gibi eski bir misyonun olduğunu ayrıntılı bir şekilde irdelemiştim.
Orada söylemediğim bir şeyi bu makale üzerine burada ifade edeyim şimdi.
Zorunlu asker uygulamasının bile çok büyük ölçüde yeri olmayan Avrupa’da böylesi bir anlayışa sahip bir makale, bundan 10 yıl önce bırakın yayımlanmayı, herhangi bir gazetenin kapısından giremez, medya organının editörünün önüne bile düşemezdi. Yanlış anlamayın, gazetecilerin bundan 10 yıl önce işlerini layıkıyla yaptıklarını, bugün yapmadıklarını falan söylemiyorum. Hatta ondan 25 yıl önce bile yapabildiklerini düşünmüyorum. Bunu 31 Ekim 2016 tarihinde yine bu köşede kaleme aldığım, “Gazeteciler işlerini yapabilselerdi eğer” başlıklı yazıda ifade etmiştim zaten. Irak ve Suriye’yi kana boğan savaşın aslına bakılırsa, ondan çeyrek yüzyıl önce atılan kuyruklu bir yalan ve o yalanın karşısındaki suskunluğun neticesi olduğunu dile getirmiş, “gazeteciler işlerini layıkıyla yapabilselerdi o savaşların önüne geçilebileceğini” dile getirmiştim.
Topun ağzında bu kez Avrupalı
Ama ana akım Batı medyası 1990 yılında Irak’ın 2 bin kilometre menzilli, gerektiğinde uzaya bile mermi atabilecek, dev bir top yapma hazırlığı içinde olduğu şeklinde bir yalan fabrike etmiş, buna delil olarak da, İngiltere’nin kuzeydoğusundaki Middlesbrough Limanı’nda ele geçirilen, yüksek kaliteli çelikten yapılma, dokuz parçadan oluşan ve monte edildiğinde 40 metre uzunluğa oluşan bir boruyu göstermişti. Neticede, Ortadoğu’da milyonlarca insanın hayatına bir “Süper Top” yalanıyla kıyabildiler.
Bugünkü durumu o tarihtekinden ayıran şu: Avrupa’da birileri artık fabrike ettikleri yalanlarla ve “teşviklerle” bu kez kendi insanlarını, gençlerini topun ağzına koyabilecek noktaya gelmişler!
Avrupa’yı ‘tek devlet ve tek orduya’ doğru götüren sürecin hızlanmakta olduğuna dair sinyallerin arttığı uyarısını bu köşede daha 2017 yılında yapmış biri olarak, 10 yılda bu sürecin artık olgunlaşmaya başladığını söyleyebilirim. Nihayet, bir uluslararası ilişkiler profesörü, “Savaşsızlıktan pas tuttuk” demeye getirerek “insancıl yüzlü militarizmin” ideologluğuna soyundu.
Barışı vazetmek artık “out,” savaşı teşvik etmek “in!”
Haydi, hayırlısı!
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


