İran savaşı genişletilmeye çalışılırken

İran savaşı genişletilmeye çalışılırken

Netanyahu’nun ABD ziyareti sonrası İran Savaşı’nın “çözemediğin sorunu genişlet” anlayışıyla yeni bir evreye taşınmak istendiği görüldü. Bağdat, Ankara ve Kahire’yi tedirgin eden silahlı gelişmeler temelindeki savaşı genişletme gayretleri, neyse ki şimdilik ertelendi

İran savaşı genişletilmeye çalışılırken
ABD Başkanı Donald Trump, resmî temaslarda bulunmak üzere başkent Washington'u ziyaret eden İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Beyaz Saray'da bir araya geldi / 28 Temmuz

Netanyahu’nun Washington ziyaretleri, hayırlara vesile olmuyor epeydir. Temmuz ayının sonlarında gerçekleştirdiği Beyaz Saray ziyaretinin hemen ardından, İran Savaşı’nı daha geniş bir coğrafyaya taşımayı hedefleyen yeni bir evreye geçeceğimizin sinyallerini veren yeni gerilim dalgalarına tanık olduk, oluyoruz. Şu an yine bir frenaj yapılmış gibi görülse de bunun ardının nasıl olacağını tam bilmiyoruz.

Neler oldu, neler oluyor; farklı bir “okumayla” aktarmaya çalışayım.

Epstein rejimi ile Tahran yönetimi arasında son aylarda tırmanan gerilim dalgaları, 29 Temmuz günü, çok ilginç bir şekilde, beklenmeyen bir noktayı, Mısır’ın sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ihraç tesislerinden birini vurdu. Onlarca yıldır kendisini bölgedeki doğrudan askeri kutuplaşmaların dışında tutmaya çalışıp “tarafsız” kalmaya dikkat eden Mısır’ı hedefleyen saldırı, küresel enerji piyasalarında tedirginliği artırırken, savaşın genişlemesini daha yakın bir ihtimal haline de getiriverdi.

Saldırı, Akdeniz'i Kızıldeniz'e bağlayan ve Suudi petrolü için son gelişmelerden ötürü güvenli bir nakliye rotası haline gelen Süveyş Kanalı’na yakın bir bölgede meydana geldiği için endişe de büyük oldu.

O gün Mısır’ın Akdeniz kıyısındaki Dimyat Limanı’nda demirli bulunan, bir Amerikan şirketine ait, Marshall Adaları bandıralı yüzer LNG depolama ünitesi Energos Winter öğlen saatlerinde en az bir insansız hava aracının (İHA) hedefi olmuş, çarpmanın etkisiyle başlayan yangın, hemen yakındaki GasLog Salem adlı bir diğer LNG taşıyıcı gemiye sıçramıştı.

Tek başına Mısır’ın ulusal şebekesine günde yaklaşık 12,7 milyon metreküp sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) sağlayan Energos Winter depolama ünitesine yönelik İHA saldırısının sorumluluğunu üstlenen çıkmadıysa da, başta, Wall Street Journal olmak üzere pek çok Batılı mecra olayı hemen “İran saldırısı” olarak kodlamaya çalıştı. ABD Başkanı Trump ise Oval Ofis'te düzenlediği basın toplantısının ardından, LNG tankerine yapılan dron saldırısının İran kaynaklı olup olmadığı sorusuna karşılık olarak “Konuyla ilgili bilgilendirildim. Durum şimdilik öyle görünüyor, ancak netleşecek,” yanıtını verdi.

Sahte bayrak operasyonu

Gelgelelim, İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, “İran'ın, Mısır'ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne yönelik saygılı politikası herkesçe açıktır. Dimyat saldırılarıyla herhangi bir ilgimiz olduğunu kesinlikle reddediyoruz. İran’ın Mısır'a yönelik İHA saldırısıyla bir ilgisi bulunmuyor,” ifadelerini kullandı.

Saldırının kendileriyle hiçbir ilgisinin olmadığını vurgulayan İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de olayın bir "sahte bayrak" (false flag) operasyonu olduğunu savundu. Arakçi, Mısır'ın güvenliğinin İran açısından en üst düzeyde önem taşıdığını belirterek, İsrail'in bölgedeki provokasyonları konusunda uyardı.

Tesnim Haber Ajansı da, ABD ve İsrail’in, İran'a karşı hedeflerini gerçekleştirmede, özellikle de Hürmüz Boğazı'nı İran'ın denetiminden çıkarmada aciz kaldığını, ayrıca birçok ülkeyi İran'a karşı yürüttükleri saldırgan kampanyaya dahil etmeyi başaramadıklarını yazarak, ABD ve İsrail'in savaşta "Çözemediğin sorunu genişlet!" olarak özetlenecek bir strateji takip etmeye çalıştıklarını ileri sürdü.

Tabii, asıl önemli olan olaya Mısır yönetiminin nasıl karşılık vereceğiydi. Kahire, saldırı olayına temkinli yaklaştı ve ortada bir delil yok iken herhangi bir devleti ya da örgütü suçlamaktan kaçındı. Mısır Enformasyon Bakanı “herhangi bir tarafı suçlamakta acele edilmemesi” hususunda uyarıda bulunurken, Mısır Bakanlar Kurulu tarafından yapılan açıklamada ise, Dimyat Limanı'nda iki gemide yaşanan yangına ilişkin ilk incelemenin ardından olayın kamikaze İHA saldırısı sonucu meydana geldiği, saldırıyı üstlenen olmadığı ve olaya ilişkin soruşturmaların sürdüğü aktarıldı.

Savaşın çapını genişletme

Bu arada, Mısır eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Salah Halime, Katar merkezli Al Jazeera televizyonuna yaptığı açıklamada, saldırıda kullanılan İHA’ların İran yapımı olabileceği yönünde işaretler olmasına rağmen, bu eylemin Orta Doğu'da savaşın çapını genişletme amacı taşıdığını savundu ve “dolaylı da olsa bu saldırının arkasında İsrail olabilir,” dedi.

Aslında saldırının öyle ortada hiçbir şey yokken gerçekleştiğini söylemek mümkün değil.  Zira, saldırı, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın (CENTCOM), Suudi petrol tesislerine yönelik İHA saldırıları düzenlemekle suçladığı Irak’taki silahlı gruplara yönelik Suudi kuvvetleriyle ortak şekilde hava harekâtı icra ettiğini duyurmasından, sadece birkaç saat sonra gerçekleşmişti. Yani ateş ilkin Irak’a sıçratılmaya çalışılmıştı. Tahran’ın “yanlış hesap” yapılmaması yönündeki uyarısına rağmen, Mısır’a da bir kıvılcım üflenivermişti.

Netanyahu ziyareti sonrası

Tabii, olayları münferit ve birbirinden bağımsız gelişmeler olarak okumak Orta Doğu’da pek mümkün olmuyor. Savaşı genişletme emaresi taşıyan saldırıların, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun 27-28 Temmuz 2026 tarihli Washington ziyaretinin hemen ardından meydana geldiğini gözden kaçırmamamız lazım. Suudilerin artık saldırılara dahil olması, bu bağlamda düşünülebilecek ve İran Savaşı’nda yeni bir evreye işaret eden önemli bir gelişme olarak da değerlendirilebilir. Irak’taki Şii milisler hedef alınarak vuruluyor.

Kürt grupları “hareketlendirme” çabası

Bu arada, El Meyadin'in Süleymaniye muhabirinin iddiasına göre, PKK örgütü ile İran merkezli bazı ayrılıkçı Kürt grupları, İran sınırında hendek ve tüneller kazmaya başlıyor. Hendek ve tünel kazma çalışmalarının İran hududuna yakın üç ayrı eksen üzerinde sürdüğü iddia ediliyor. El Meyadin muhabirine bakılırsa, savaşçılar Duhok dağlarından ve Suriye'nin kuzeydoğusundan getirilerek İran sınırına konuşlandırılırken yol yapımı ve tünel kazısı için kullanılan ağır mühendislik ekipmanları sınır bölgesine taşınıyor. 

El-Meyadin muhabirinin belirttiğine göre, bu eksenlerin ilki Kandil bölgesinden başlayıp İran sınırına uzanıyor. İkinci eksen Kandil’den Asos Dağları’na doğru ilerlerken, üçüncü kazı hattı ise Kandil’den Bradost Dağları ile Erbil’in kuzeydoğusunda bulunan Çoman ve Sidakan kasabalarına doğru devam ediyor.

El-Meyadin muhabirinin aktardığı ve Hürseda Haber’e yansıyan bir diğer bilgiye göre, Türkiye ile varılan mutabakatlar doğrultusunda Duhok’taki Gara ve Matin dağları PKK’lı savaşçılardan temizlendi.

İran’ın da bu gelişmeler karşısında, 27 Temmuz’u 28 Temmuz’a bağlayan gece saatlerinde Erbil'in kuzeyindeki Baharka ve Halifen bölgelerinde bulunan İran merkezli iki Kürt ayrılıkçı partisinin karargahlarına üç İHA ile saldırdığı ileri sürülüyor. İran Kürdistan Demokrat Partisi üyesi Kerim Pervezi, Shafaq News'e yaptığı açıklamada, partinin Baharka'daki Ciznikan kampına bir İHA'nın saldırdığını söylüyor. Kürdistan İşçi Partisi (KOMALA) siyasi büro üyesi Emced Hüseyin ise ayrı bir saldırıda, Erbil'in kuzeydoğusundaki Halifen'de bulunan partisinin kamplarından birine iki İHA'nın saldırdığını kaydediyor.

Aslında Kürt grupların bölgedeki hareketliliğine yönelik iddialar, NATO zirvesinin ardından dillendirilmeye başlandı. Hatta bu hareketliliğe işaret eden İran, 17 Temmuz 2026 tarihinde Irak Kürdistan Bölgesi'ndeki (IKBY) Erbil ve Süleymaniye çevrelerinde yer alan İranlı muhalif Kürt gruplara ait kamp ve merkezleri füzelerle vurdu. Bu kampların kendi güvenliğini tehdit ettiğini savunan İran’ın Komala ve Sazmani Xebat gibi grupları hedef alan söz konusu saldırılarında 8-9 kişi de yaşamını yitirmişti.

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi yetkililerine bakılırsa, bölge 17 Temmuz'dan bu yana ABD tesislerini ve İran Kürt ayrılıkçı gruplarına ait karargahları hedef alan yaklaşık 20 füze ve insansız hava aracı saldırısına maruz kaldı.

Özetle, NATO zirvesi akabinde Irak’taki Kürt grupların hareketlendiği ya da hareketlendirildiği görülüyor. Türkiye’yi de tedirgin edip zora sokacak bir ateş sıçraması yaşanıyor.

Aslında, ABD Ordusu, Donald Trump'ın tam da Türkiye’de gerçekleştirilen NATO Zirvesi sırasında “ateşkesin bittiğini” ilan etmesinin ardından Hürmüz Boğazı yakınlarındaki askeri hedeflerine yönelik hava saldırıları başlatarak Ankara’ya tatsız bir “sürpriz” yapmıştı. İran da Körfez'deki bazı müttefik ülkelerde bulunan ABD üslerini hedef alarak misillemede bulunmuştu.

Mısır saldırısı

Son olarak, Mısır’a da ateş sıçratılmaya çalışıldığına tanık olduk. Böyle bir saldırı karşısında Mısır, Akdeniz kıyısındaki stratejik enerji tesislerinin kısa menzilli hava savunma kabiliyetleri ve İHA-savar sistemlerle güçlendirilmesini ciddi ciddi düşüneceği mutlaktır. (Malum, Ankara’yı da “bak, İran’dan sana füze atıldı” şeklindeki sahte bayrak operasyonlarıyla düşündürmüşlerdi.)

Tabii, gerek ABD gerekse de Mısır’ın Doğu Akdeniz enerji bahsinde giderek daha yakın ilişki içinde olduğu İsrail, bu tedbirlere, İHA’ları kritik altyapı tesislerine ulaşmadan etkisiz hale getirebilecek gelişmiş erken uyarı radarlarıyla desteklenen önleyici sistemler konuşlandırılmasını katmayı isteyecektir. Her durumda, Mısır’ı Orta Doğu’daki kutupsallığın bir parçası yapma çabası alttan alta sürecektir.

Bakalım, Kahire bu sınavı nasıl atlatacak?

Geçici rahatlama

Neticede hem Irak, hem Türkiye hem de Mısır tedirgin edilmiş oldu. Son olarak Trump, geçen hafta sonunu kastederek, İran’ı (bir kez daha) “çok sert vuracağım” mesajı verdi. İran da ABD ve İsrail'den gelecek saldırılara verilecek karşılığın sadece İsrail veya bölgedeki doğrudan Amerikan askeri üsleriyle sınırlı kalmayacağını, çatışmanın ve hedeflerin bölgedeki müttefik ülkeleri, enerji altyapılarını, deniz yollarını (Hürmüz Boğazı) ve destekçi aktörleri de içine alacak şekilde genişleyeceği mesajını verdi.

Derken Türkiye ve Pakistan gerek İran gerekse ABD ile yoğun bir telefon diplomasisine başladı.

Nihayet ABD Başkanı Trump, sosyal medya hesabından yaptığı bir paylaşımda, geçen hafta sonu için planladığı İran'a yönelik olası saldırıları askıya aldığını açıkladı. Trump, İran ve bu ülkeyle görüşen diğer Orta Doğu ülkelerinin “bir anlaşmanın ana hatları üzerinde” mutabakata vardıklarını ve bu nedenle ABD'nin yeni bir saldırı yapmamasını talep ettiklerini söyledi.

Trump, söz konusu anlaşmanın “Hürmüz Boğazı'nın tamamen açılması” ve “İran'ın nükleer tehdidinin tamamen sona ermesini” içerdiğini savundu, “bu talebi dikkate alarak dünyanın yararı ve İran’ın hayatta kalması için, hızlı bir şekilde bir anlaşma yapılması şartıyla saldırıları durdurmayı kabul ettim,” dedi.

ABD Başkanı, İsrail'in de bu noktada kendisiyle aynı çizgide olduğunu ifade etti.

Görüldüğü gibi, sanki birileri, “düşmanımı yakarken bölgeyi de yakarım, sizi de yakarım, ona göre ayağınızı denk alın, bana yaklaşın, düşmanımı ikna edin,” demek istedi.

Mesajı alanlar bir gayretle kırılgan ateşkese yeniden dönülmesi için uğraştılar. Sonunda bölge bir kez daha geçici bir nefes aldı.

Tabii, bombalar sıradaki hedeflerine düşene kadar!

 


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler