5 Ocak tarihinde bu köşede yayımlanan yazımda, “2026’nın Türkiye ve İsrail’in rotalarının Suriye’de kesiştiği, ‘çarpıştığı’ bir yıl olmaması çok düşük bir ihtimal gibi duruyor,” demiştim. İsrail’in Suriye'nin İdlib şehri kırsalında yer alan Ebu El Zuhur Askerî Hava Üssü'ne yönelik 18 Ağustos tarihinde düzenlediği hava saldırıları her ne kadar bu ülkenin altyapısını ve kapasitesini hedef alır gibi görünse de hemen herkes Tel Aviv’in bölgesel istikrarı tehdit eden bu “hamleyle” Ankara’yı da, özellikle Suriye’deki Ankara’yı hedef aldığını biliyor. Saldırının ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Türkiye'yi hedef alan açıklamaları da bu durumun bir teyidi olarak değerlendirilebilir.
Bunlar biliniyor. Bilinmeyen ya da üzerinde mutabık olunmayan husus, Netanyahu’nun bu saldırıyla tam olarak hangi sonuçları hedeflediği.
Pek çok gazeteci ve yorumcu saldırının İsrail’de 27 Ekim’de yapılacak genel seçimlerle alakalı olduğunu öne sürdü. Orta Doğu konusunda epey deneyimli gazeteci Hüsnü Mahalli, saldırının önceden haber verilerek yapılmasını, konunun seçim sonuçlarını etkilemek amacı taşıdığına bir işaret sayıyor. Diyor ki, “Mossad Başkanı saldırıdan önce Suriye Dışişleri Bakanı’nı aramış, ‘uyarı niteliğinde burayı vuracağız,’ demiş. Türkiye biliyor, Suriye biliyor, ABD biliyor.”
Evet, gerçi saldırıyı “bilmeyen” yok belki ama ben bu saldırıların İsrail’deki seçimlerle sınırlı olmadığını düşünüyorum. Tel Aviv, bu saldırıyla hem Şam yönetimine hem Ankara’ya hem de Washington’a çok ciddi mesajlar verdi. Ve beklentileri hiç de sandık sonuçlarıyla sınırlı değil.
Şimdi bunları açalım.
ŞAM’A MESAJ: İsrail bu saldırıyla, Suriye’ye “Sana Türkiye’nin bazı askeri varlıklarını Suriye’deki üsse kaydırdığına dair istihbaratımız olduğunu söyledim. Dışişleri Bakanın ile MOSSAD şefi iki saat bu konuyu görüştü. Yapmayın, dedim. Yok dediniz, dinlemediniz. Şam’ın Türkiye ile nerede, nasıl ve hangi ölçüde askerî işbirliği yapacağına Ankara ve Şam değil, Tel Aviv karar verir; ayağını denk al. Doğru dürüst askeri altyapın yok. Entegrasyon sürecini de bozar, ayaklarının üstüne kalkmana müsaade etmem,” demiş oldu.
TÜRKİYE’YE MESAJ: İsrail bu saldırıyla, Ankara’ya “sınırından 70 km ötede ne uçak uçurabilirsin ne de Suriye’de hava savunma sistemleri kurup Suriyeli pilotlara eğitim verebilirsin. Hele ki Kürtlerle kırılgan bir çözüm ‘süreci’ yürütmeye çalışırken! Her an her şeyi yapabilirim. Akıllı ol,” mesajı verdi.
SURİYE KÜRTLERİNE MESAJ: İsrail bu saldırıyla Suriye Kürtlerine de “Şam ile entegrasyonu aceleye getirip Türkiye’nin kuyruğuna katılmayın. Suriye benden sorulur. Şam zayıf. Ondan hiçbir kazanım elde edemezsiniz,” mesajını vermiş oldu.
WASHINGTON’A MESAJ: İsrail bu saldırıyla ABD yönetimine de, “Ben Golan Tepeleri’nden İran’a olan hava sahasını binbir müşkülatla temizleyecek askeri sistemlerden arındıracağım; on yıllar sonra Tahran’ı rahatça vuracak bir konuma geleceğim. Benim İran Savaşı partnerim herhalde Ankara’nın yoluma taş koyacak şekilde Suriye’nin askeri havaalanlarını ayağa kaldırmasına itiraz edecektir,” mesajı iletmiş oldu.
Tüm bu hedefler ve mesajlar arasında ise Türkiye ve Suriye’de aynı sürecin birbirine bağlı bileşenleri olarak paralel yürüyen “entegrasyon” çabalarını zaafa uğratmanın öne çıktığını düşünüyorum. Ankara bölgesel tahayyülüne gem vurmazsa, İsrail’in bu süreçleri zaafa uğratmak yolunda yarın daha sert provokasyonlar yapabilme ihtimali bulunduğunu düşünüyorum.
Tel Aviv’in ısrarlı yaklaşımını bölgedeki diğer gelişmeler üzerinden de okumak mümkün. Memleketteki neredeyse hemen herkes gelişmeye, “istese Ankara Tel Aviv’e çok fena çarpar ama istikrarın bozulmasını istemediği için soğukkanlı ve itidalli davranıyor” şeklinde yaklaşırken, saldırı o kadar ülke gündeminin merkezine oturdu ve o kadar çok “Türkiye-İsrail fay hattı savaşa dönüşür mü” haber ve yorumları yapıldı ki, takip eden günlerde meydana gelen ve olayı bütünlük içinde görmemize olanak tanıyacak gelişmeler gözden kaçtı.
Oysa bu gözden kaçan gelişmeler çok önemli. Olayları tarih sırasına göre aktardığımızda olayın bağlamı daha net görülecektir sanıyorum:
- 10 AĞUSTOS: Kamuoyunda “çerçeve yasa” olarak bilinen “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”, 10 Ağustos 2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu'nda kabul edildi.
- 15 AĞUSTOS: Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum Abdi, 15 Ağustos’ta Rûdaw’a verdiği özel mülakatta, SDG’nin Suriye ordusuna katılımına ilişkin, “Planımıza göre bu ay (Ağustos) içerisinde orduya katılım süreci tamamen sona erecektir," dedi.
- 16 AĞUSTOS: Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Kobani sorumlusu Mahmut Berhudan da, 16 Ağustos 2026 tarihinde Türkiye gazetesine verdiği röportajda, YPG-SDG’nin feshini birkaç gün içinde duyuracaklarını açıkladı.
- 18 AĞUSTOS: İsrail, bu açıklamadan iki gün sonra Suriye'nin İdlib kırsalında bulunan Ebu el Zuhur Askeri Havalimanı'na arka arkaya 8 hava saldırısı gerçekleştirdi.
- 20 AĞUSTOS: İsrail’de sağcı Yisrael Hayom gazetesi, “son aylarda Türkiye'de İsrail'i son derece rahatsız eden süreçlerin yaşandığını” yazdı. Saldırının İsrail tarafından Türkiye ve Suriye'ye yönelik bir “kırmızı çizgi belirleme girişimi” olduğu ileri sürülen habere göre, İsrail Türkiye'ye güçlerini havaalanına göndermeden önce “Suriye'de konuşlanmaya çalışmaması” mesajı verdi.
- 21 AĞUSTOS: YPG ve SDG yapılarının tasfiye ve entegrasyon süreci 21-22 Ağustos 2026 tarihlerinde yapılan bir resmî törenle ilan edildi. YPG/SDG'nin genel sorumlusu Ferhat Abdi Şahin (Mazlum Kobani), Kamışlı’da Şam yönetimi temsilcilerinin de katıldığı törende, askeri, güvenlik ve idari unsurların Suriye Savunma ile İçişleri Bakanlıklarına entegrasyon sürecinin tamamen sona erdiğini açıkladı. Süreci izlemekle görevli Suriye Cumhurbaşkanlığı Heyeti Sözcüsü Ahmed el-Hilali de, ilan edilen entegrasyonun "SDG'nin resmen feshini ve YPG'nin tasfiyesini" içerdiğini ve artık mutabakattan uygulamaya geçildiğini onayladı. Yapılan anlaşma gereği bölgedeki özerk yapılar yerini Suriye devlet kurumlarına bırakırken, silahlı unsurların Şam ordusuna katılımı sağlandı. Örgüt liderliği bundan sonraki sürecin tamamen anayasal haklar ve siyasi müzakereler üzerinden yürütüleceğini belirtti.
- 22 AĞUSTOS: Suriye Savunma Bakan Yardımcılığı görevine getirilen eski YPG Komutanı, Sipan Hamo, İsrail saldırısıyla alakalı olarak, 22 Ağustos’ta yaptığı açıklamada, “İsrail, entegrasyon sürecini rahatsız edici buldu ve onu engellemeye çalıştı. (…) Şam ortak başkentimiz, ortak vatanımız. Suriye böyle daha güçlü hale geldi. (…) Şam ve Ankara yönetimleri birleşme sürecinde cesaret ve samimiyetle hareket etti. (…) İş birliği ve güven inşası, dış güçlerin elde edilen kazanımları baltalamasını engelleyecek,” şeklinde bir açıklama yaptı.
- 22 AĞUSTOS: ABD Kongresi'nin Suriye'nin “terörizmi destekleyen devlet” olarak nitelendirilmesinin kaldırılmasına yönelik kararın askıya çıkarılmasının ardından soru ya da itiraz için tanınan 45 günlük süre 22 Ağustos’ta doldu.
Bu süre zarfında karara yönelik herhangi bir sorun veya itirazda bulunulmadığı için ABD yürütme organının söz konusu “terör destekçisi” nitelendirmesini kaldırmasının yolu açılmış oldu. ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Suriye'yi Terörizmi Destekleyen Devletler (SST) listesinden çıkarması, hem Silah İhracat Kontrol Yasası kapsamındaki silah ambargosunu ve dış askeri satış yasağını kaldıracak hem de ülkenin ekonomik yeniden entegrasyonuna olanak sağlayacak birçok değişikliği beraberinde getirecek.
Sonuç: Suriye'deki geçici yönetimin lideri (Cumhurbaşkanı) Ahmed eş-Şara (Ebu Muhammed el-Cevlani) ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum Abdi arasında imzalanan 8 maddelik 10 Mart Mutabakatı’nın yolunu açtığı ve Askeri ve Kurumsal Entegrasyon, Kürtlerin Haklarının Tanınması ve Siyasi ve Toplumsal Temsil gibi bacakları olan entegrasyon süreci, İsrail’in tüm taş koyma girişimlerine rağmen, Türkiye’deki “süreç” ile paralel bir şekilde zor da olsa, kritik eşikler aşılmış şekilde yürüyor. İşler belki ağır gitti ama ne Ankara, ne Şam, ne Washington, ne İmralı ne de Kamışlı şu ana kadar sürece ters bir irade sergilemedi. Ama özellikle eylül ve ekim ayları kritik. Kimi güçlerin olası sert provokasyonlarla süreci rayından çıkarmayı hedefleyecek çabalara yönelme ihtimalini her zaman hatırda tutmak gerekiyor.
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


