Hesaplı düşünce

Hesaplı düşünce

Hesaplı düşüncenin ötesinde, önceden kurulu olmayan bir düşünme imkanlarını bulmak için “bir çaba daha” mı demek lazım?

Hesaplı düşünce

“Savaş varolanın kontrol edilemez fabrikasyonu, barış ise bu kontrol eksikliğinin görünür bir şekilde askıya alınmasıdır.”

M. Heidegger, Meditasyon Üzerine, 1939

Postmodern lafı otuz beş seneyi geçen bir zamandan beri kullanılmaktaydı. Bugün hala oradayız sanıyorum. Neydi? Teknolojinin düşüncenin yerini tamamen kuşatmaya başladığı bir sırada kullanılmaktaydı. Lyotard buna “out put in put” sistemi adını vermişti. Yani en az enerjiyle en çok kar sağlama sistemiydi bu. Bilhassa Sermaye açısından bakıldığında neo-liberal ekonomi-politik fabrika sonrası bir yatırım dönemine girmeye başlamıştı. Yer değiştiren sermaye başka yerlerde ucuz emeğin olduğu ülkelerde yatırım yaparak kendisine yeni kar hadlerini güçlendirme imkanlarını aramaktaydı. “Büyük anlatıların” sonuna geldiğimiz öne sürülmekteydi.

Halbuki Sermaye Marx’ın analizinde ilerlemekteydi. Daha SSCB yok değildi ama sistemi yok olmaya yüz tutmuştu bile. 1979 yılında Lyotard, Postmodern Durum’da “entelektüel” ve “düşünceye ait” bir dünyadan uzaklaşarak teknoloji ağırlıklı bir yapıya doğru gittiğimizi vurgulamak istemekteydi. Bugün bu durumun içinde değil miyiz? Kim dinler entelektüelleri bugün? İnfluencer’ler ve sosyal medya veya medyada konuşan gazeteciler daha dikkat çekmekte değiller mi? Ara sıra da düşünceye ait konuşanlar da bir filozofu veya bir düşünürü tanıtmak için hızlı bir özet yapmaya çalışmaktalar. Dönem sosyal medyanın “sahte haberlerinin”, bilhassa Yapay Zekânın “sahte haberlerinin ve “komplo teorilerinin” zamanı olduğunda haber değeri nerde kalır? Millet nasıl ve nerden doğru haber alır? Nasıl dezenformasyona uğratılır? Millet ancak medyaya yabancılaşır veya Medya da milleti yabancılaştırır.

Lyotard

Derrida ise tekno-logos kelimesini tercih etmekteydi. Buna göre, çağdaş iletişim teknolojileri sadece logosu (sözü) kaydetmekle yetinmekteler ve bu şekilde de olayların yapısını, yani belleği ve hakikati şartlandırmaktalar. Böylece de hakikati yeniden kurmacaya yerleştirerek fabrikasyona sokmaktalar. Hakikat olan olay değil, ama kurulan ve fabrikasyonla biçimlendirilen gerçek olmaya başlamakta. Haberler bunun üzerinden şekillendirilmekte ve toplumsal alan formatlanmakta.

1980’lerin içinde Nokta dergisi öngörmüştü durumu: “Biz haberleri değil kendi haberlerimizi vereceğiz” şiarı uygulamaya sokulmuştu. Ercan Arıklı gündelik haberleri derlemekten ve vermekten vaz geçip, pasif anlayışı reddedip yeni bir habercilik anlayışını başlatmıştı (1983). Gündemin peşinden gitmek yerine “gündemi yaratmak” gazetecilik anlayışı haline gelmişti: Özel araştırma haberciliği. Olayları belirlemek ve olay yaratmak arasındaki fark buradan kaynaklanmaya başladı. Bazen bunlar bugün iç içe girmekteler. Ne de olsa yeni güç medyanın iletişim gücü olmaya başlamıştı. O günlerden bugünlere çok şey değişti. Özel habercilik ile sahte haber birbiri içine girmeye başladı.

Heidegger’in ereignis kavramı burada bir açıklık getirmekte olmakta olana. Eigen demek “kendine has” olmaktır. Kendine ait etme anlamındaki hareketi sahiplenme anlamına gelmekte. Kendine ait olanı sahiplenmek demek. Temellük etmeye hazırlık aşamasında olmaktır. Olmakta olan gerçeğin sahiplenmesidir.

Heidegger

Teknolojinin ağırlığında varlık sorununun unutulmaya başladığı bir modernleşme projesinin kurbanları olarak, Heidegger’in daha 1930’larda fark etmeye başladığını 21.yüzyılda pratik eden bir dünyanın içine girdik. Heidegger bu anlamda ilginç bir terim kullanmaktaydı: “Hesaplı düşünce”. Bu düşünce modern dönemde “hesap ve kitap” üzerinden ilerlemeye başlayan bir Kapitalizmin gidişatını işaret etmekteydi, her ne kadar Kapital olarak bakmasa bile. Ama elbette onun kafasında da bildiğimiz Marx’ın analizi vardı. Diğer yandan ise “kendi içinde düşünen düşünce”, öznenin kendi üzerine ve içindeki dünya üzerine düşünmesi anlamına gelmekteydi. Bu asıl düşünce biçimi için Heidegger “anlamı düşünen ve onun belleğini taşıyan” düşünceyi kastetmekteydi. Buna asıl düşünce olarak bakmanın nedeninde ise muhtemelen hakikat rejiminin bu düşüncede yer almasıydı. Hesaplayarak avantaj sağlamak değil de hakikatin me olduğunu düşünen ve bulmaya uğraşan bir düşünce ikincisine ait olarak işlemektedir.

Bugün gelmiş olunan vaziyette millet, son otuz kırk yıldır sürmekte olan bu Postmodern durum içinde formatlanarak, sadece görsel olarak bedenlerin biçimlendirilmesini değil ama aynı zamanda düşüncelerin de kodlanmasını hayat tecrübesi olarak yaşamakta. “Hesaplı düşünce” olaylara hâkim olmaya başladı. Her yapılan hareketin önceden kodlandığı bir toplumsalı yaşamaya başladık. Her hareket, her söz, her davranış biçimi ve her türlü giyim kuşam önceden hesaplanmak ve kurulmak zorunda kaldı. Düşünülmeden refleks hareketlerin tecrübesinin rizikoları yaşanmakta. Millet bu anlamda kendisine yabancılaşarak yaşamaya başladı.

Hesaplı düşüncenin ötesinde, önceden kurulu olmayan bir düşünme imkanlarını bulmak için “bir çaba daha” mı demek lazım?


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler