“Yaşadığımız olağanüstülüğün farkında değiliz… İyileşeceğiz, sakinleşeceğiz… Bu toplum daha iyileşerek, daha nazik, sosyal ilişkilerinde daha iyi tavırlar göstererek, daha iyi bir toplum olma yoluna doğru gidiyor. Ben ufak bir çocukken bana kimsenin özendiğini falan hatırlamıyorum. Kendi çocuğuma gösterdiğim özen bizim medeniyetimizin bir işareti - çünkü sadece ben göstermiyorum, … herkes çocuğuna daha fazla özen gösteriyor. Herkes yanında çalışan insana kabalık yapmayacağını anlıyor. Bunlar herhangi şeyler değil, eşit, düzgün bir toplumda … bunlar büyük enerjiler.”
Mahir Polat- Nilay Örnek ile ‘Nasıl Olunur?’ Söyleşisi, 14.5.2024
Kütüphane (Moda İskelesi - GazeteKadıköy, 7.9.2022)
Saraçhane-Şehzade Camii (Ali Alpar, 19.3.2025)
Hukuka aykırı bir şekilde tutuklanan birçok vatandaşımız arasında, Ekrem İmamoğlu’nun - İBB ekibi içinde Mahir Polat da tutuklandı. Öncelikle bu haksızlığın sağlık durumunu ciddi olarak tehlikeye atmasıyla gündemde. Yargının bağımsız ve tarafsız olduğu yalanını tekrarlayanlar ‘madem hastaydı o zaman bu tehlikeli(!) işlerden uzak dursaydı.’ ve ‘hastalığı sahte’ gibi yalanları pompalıyorlar. Bütün vatandaşların hakları aynıdır; sağlık durumu riskli olanların da vatandaşlık hakları herkesle aynıdır - bu basit gerçek, ve her türlü güç durumların haksız yere zorlanmaması kaygısı masumiyet karinesinin temelidir. Spesifik olarak da tutuklamanın özel haller dışında yapılmaması gereğinin altındaki gerekçelerden biri de gereksiz mağduriyetlerin önlenmesidir. Bu örnekte de çok çarpıcı olarak görüldüğü gibi bariz bir kasıt, hınç, öç alma tavrı var. Kamuoyu bunların farkında ve isyan ediyor. Hukukçular da ayrıntısıyla anlatıyorlar.
* * *
Türkiye’de muhalefetin özellikle CHP üzerinden canlanma girişimi vatandaşların beklentileri ile karşılıklı bir rezonansa geçerek siyasi gelişmeleri hızlandırdı, vatandaş katılımına açtı. Siyasette yenilenmenin liderlik, siyasi organizasyon, siyasi hırs ve hesaplar yanında bir de yapılmış ve yapılacak projelerle hizmet ve inandırıcılık kısmı var. Bu bağlamda yerel yönetimlerin, özellikle büyük şehirlerde yaptıkları hizmetler, yarattıkları imkânlar doğrudan büyükşehir halkının ve dolaylı olarak onlarla iletişimde olan küçük yerleşim yerlerinin, medyadaki kısıtlamalar ve sansüre rağmen gelişmeleri takip etmesini sağladı. Başarılı projelerle nelerin mümkün olabileceğinin görülmesi önemli bir siyasî etken. Mahir Polat da bu bağlamda çok önemli bir örnek. Kültürel varlıklarla şehre hizmet gibi günlük hayattan uzak gibi görünen bir alanda, fikir, bilgi, eğitim ve tecrübeye dayanan liyakatin verimli projelere dönüşmesinin bir örneği. Bu yüzden popülist ve otoriter rejimlerin ortak özelliği olan yetişmiş insan, aydın, entelektüel ve özellikle başarılı uygulayıcı düşmanlığının şimşeklerini üzerine çekiyor.
* * *
Eğitimden ve kültürden dışlanmak maddî imkânlardan yoksun kalmakla iç içe, alt sınıfların yoksunluğunun önemli bir parçası değil mi? Maddî yoksunluk ve eğitimsizlik, cehalet, fakir ailelerin çocuklarına bıraktıkları ağır yükün birbirini tamamlayan ve destekleyen unsurları. İnsanların çoğunun içine doğdukları bu cendereye ömür boyu mahkûm olmaları insanlık durumunun büyük haksızlıklarından biri. Bütün toplumun iyiliğini hedefleyen demokratik akımlar kamu kaynaklarını ve devlet politikalarını kullanarak sosyal ve ekonomik araçlarla ve eğitimle fırsat eşitliğini sağlamaya ve yine de geride kalanlara saygın ve eşit vatandaşlık statüsü hissettirmeyi ideal olarak benimser ve bazan pratikte de büyük ölçüde sağlayabilirler. Demokrasi içinde sosyal demokrat politikalar sağ-liberal hükümetlere göre çok daha fazla bu ideale sahip çıkarlar. Sağ- liberal politikalar ise devlet müdahalesini azaltarak sosyal güvenlik, eğitim ve dolayısıyla hem maddî hem kültürel boyutta fırsat eşitliği konusunda pasif olmayı seçerler. Popülist, otoriter ve totaliter rejimler ise eşitsiz ekonomik, kültürel ve siyasî yapıları korumak, kendi yarattıkları yoksulluğu ve yoksunluğu biraz örtecek yardımlarla siyasî destek bulmak ve bu desteği ideolojik kılıflarla sürdürmek yoluna giderler. Burada gerçek durumla ilgili bilgilerin örtülmesiyle birlikte halkın katlandığı fedakârlıkların geçici olduğu propagandası veya öbür dünyada ödüllendirileceği gibi ideolojik araçlar kullanılır. Sol totaliter rejimler ise devrimin gerçekleşmesi öncülere- partiye özel görevler ve üstünlük tanımak iddiasıyla yine gerçek durumu karartma, geçici fedakârlıkları davet etme yoluna giderler. Liderler ve çevrelerinin yanlışları katlandıkça sansür ve baskı artar. Rejim gerçek durumu görmeye ve söylemeye çalışanlara, daha iyi yollar arayan projeleri olanlara, yetişmişlere, aydınlara düşman olur. Bunları önce kendi saflarından ayıklar. Bunun bedeli de bazen ayrıcalıklı sınıfların lehine ama toplumun aleyhine olan programların zorla uygulanması, bazen de cehalet yüzünden toplumun da lehine olacağı, en azından durumu idare edeceği sanılan politikaların yürütülmesi ile olur. Sonunda bu rejimler kendi aydınlarını tasfiye ederek bilgiyi, akil politikaları tasfiye eder ve sonuç olarak halkın esenliğini mahvederler. Liderliğin fahiş davranışları liderliği destekleyen halkın günlük menfaatlerini, işlerini güçlerini korumak etrafındaki sıradan (ama kötü) davranışıyla mümkün ve sürdürülebilir olur. Bir yere kadar. Kriz arttıkça kısmî demokrasi içinde kalınabilmişse, halkın tekrar mobilize olması mümkün olabilir. Bunun için elitlerin de kültürel yönde halkı küçümsememeleri ve somut projelerle ümit sunmaları gerekir.
* * *
Türkiye’de Cumhuriyet döneminde özellikle eğitimli kadrolar yetiştirmek ve toplumun tümüne ulaşmaya çalışmak, dolayısıyla fırsat eşitliği yaratmak için geliştirilen kamu eğitim politikaları on yıllardır cemaatler eliyle özelleştirilerek siyasal İslâm’ın aracı haline getirildi. Önce ağırlıklı olarak FETÖ, sonra başka cemaatlere ve iktidara diyet borcu karşılığında, o da öncelikle erkek çocukların sınavlarda başarılı olanlarına sunuldu.
* * *
Mahir Polat nereden geliyor?
Mahir Polat Erzincanlı bir büyük ailenin, Anadolu kültürünün şimdi kaybolmaya yüz tutan yerel sıcaklığı ve olumlu-olumsuz yönleriyle giriftliğinin içinde büyümüş. Sendikacı-işçi ve sonra İstanbul’da esnaf bir babanın ve öğretmen okullarından yetişip üniversiteye giden abilerinin kitaplarıyla, biri hemşirelik eğitimi gören iki ablanın yanında, beş çocuğun en küçüğü olarak yetişmiş. Birkaç iyi öğretmene denk gelmiş. Cumhuriyetin laik eğitiminin ulaşabildiği bir ortamda, ayrıca kitap okuyarak, edebiyat ve kültüre ilgi duyarak gelişmiş. İstanbul’un kenar mahallelerinde lise eğitimini (ara vererek) tamamlamış. Folklor okumak isterken Ankara Dil-Tarih’e gidecek maddî imkânı olmadığı için İstanbul Üniversitesinde sanat tarihi ve arkeoloji okumuş, mimarlık ve sanat tarihi ile birlikte her zaman konunun kültürel boyutlarıyla ilgilenmiş. Vakıflarda yetkisiz memuriyetten sonra Belediye'de yeteneklerini hizmete çevirecek imkânları ve lider yetkilerini bulmuş.
* * *
Mahir Polat ne yaptı?
Türkiye’nin son dönemdeki baskın rant ekonomisi, şehir ve çevre ve kültürün artan bir hızla tahribini getirdi. Muhalif bazı belediyeler de dahil kurumların ve halkın da taraf olduğu kötü yapılaşma ve imar afları ortamına karşı çevreyi ve şehirleri korumak için bir kısım teknik insanlar ve meslek örgütleri, bu arada şehir-bölge plancıları, mimarlar, depremle ilgili konularda bilim insanları ve mühendisler uğraştılar. Bazıları önemli siyasî mücadele öncüleri oldular. Gezi olayları da rant ağlarına karşı sadece simgesel olarak değil, politik anlamda ciddî bir mücadeleye dönüşürken bu meslek ve kültür insanları önemli rol oynadılar. Rejim onları cezalandırmak ve intikam almak için Silivri’de tutuyor.
İBB ve diğer belediyelerin geniş iş bölümleri içinde, politikanın propaganda, retorik, karizmatik liderlik gibi unsurlarının yanında halkın hayatını kolaylaştıracak ve şehirlerin tahribine karşı mücadele edecek teknik kadrolar, bunların ürettikleri ve uyguladıkları projeler önemli rol oynadı. Ekrem İmamoğlu’nun liderlik potansiyelini bu etkili kadroların çalışmaları destekliyor. Onun için de İmamoğlu ile birlikte yalnız siyasî ve ekonomik danışmanları değil teknik ve kültürel kadroları da hedefe kondu. Bunlar arasında şehrin kültürel alanda sahiplenilmesi açısından Mahir Polat özel bir hedef. Popülist rejimin kültür karşıtlığı ve aydın düşmanlığı yüzünden ayrıca hedefte. Üstelik rejimin kadroları ideolojik sebeplerle kendilerine mal etmek istedikleri Osmanlı mirası hakkında cahil oldukları ve şehri yönettikleri yıllar boyunca ve halâ da Kültür Bakanlığı ve Vakıflar kaynakları ile, Mahir Polat ve ekibinin kısa zamanda İBB imkânlarıyla yaptıklarıyla kıyaslanacak bir marifet gösteremedikleri için hınçlılar. Mahir Polat’ın İstanbul halkına kazandırdığı tarihi eserlerin bir listesini vikipediden aldım: “Müze Gazhane, Yerebatan Sarnıcı, Bulgur Palas, Kütüphane Troleybüs, Moda İskelesi, Gülhane Sarnıcı, Botter Apartmanı, Metrohan, Beşiktaş İskelesi, Kadıköy İskelesi, Yedikule Gazhanesi, Büyükada'daki Taş Mektep, Feshane, Beyoğlu Sineması'nı restore eden ekipleri yönetti.” İBB’nin bütün yaptıkları arasında insanların güzel şeyler göreceği, ucuza bir çay kahve içebildiğiniz mekânlar, iyi kitapların olduğu, öğrencilerin rahatça çalıştığı, tıklım tıklım dolu kütüphaneler önemli yer tutuyor. Şehrin kültürel mirasının korunmaya, arşivlenmeye çalışıldığı, değerli uzmanların envanter tuttuğu İBB Kültürel Miras çalışmalarını da yönetiyor. Bu sitede Süleymaniye külliyesinin, bütün o semtin ve bu arada Saraçhane toplantılarında Belediye binasının karşısında yer alan Sinan’ın Şehzade Camii ve külliyesinin kayıtlarını, takibini, envanterini de buluyorsunuz. Türkiye’nin tarihinden gelen sahici külliyeler.
* * *
Mahir Polat ne diyor?
Mahir Polat’ı ilk defa geçen yıl Fatih Belediye Başkanı adayı olduğunda izlemeye başladım. Seçimi az farkla kaybettikten hemen sonra YouTube’tan Nilay Örnek’in Nasıl Olunur serisindeki Mahir Polat söyleşisini büyük ilgi, keyif ve kıvançla dinlemiştim. Mahir Polat’a yapılanlar üzerine dün bu söyleşiyi tekrar izledim. Evet, bilgi, donanım, kültür ve çalışkanlığı için hedefe konduğu açık. İstiklâl Caddesinde bir heykelin önünü kapatan ATM'lerle ilgili vatandaşların şikayeti üzerine bir gün içinde ATM'lerin kaldırıldığını konuşurken kendi kurumu İBB'de iki şapka ile çalıştığını, kendini bir yandan içerden yetkili, diğer yandan da dışardan kent hakkı savunucusu olarak gördüğünü söylüyor. Aynı sorumluluğu belediyeler dahil tüm kamu ve özel kurumların yetkilileri duyabilsin isterdim. Bir diğer heykelin, Şadi Çalık’ın Cumhuriyetin 50. Yılı için yaptığı Galatasaray’daki eserin, Cumartesi Annelerinin toplanmaları dolayısıyla sürekli polis ablukası altında oluşunu Mahir Polat içinde bulunduğumuz durumu anlatan bir enstelasyon, bilhassa yapılmış bir sanatçı işi gibi okuyor.
Polat’ın Nilay Örnek’e söylediklerinden birkaç alıntıyla bitireyim:
“Türkiye toplumu yoksulluğundan ötürü yaralı bir toplumdur.”
“Kentte olmak bir hukuk hali, uzlaşı halidir.”
“Yaşadığımız olağanüstülüğün farkında değiliz… İyileşeceğiz, sakinleşeceğiz… Bu toplum daha iyileşerek, daha nazik, sosyal ilişkilerinde daha iyi tavırlar göstererek, daha iyi bir toplum olma yoluna doğru gidiyor. Ben ufak bir çocukken bana kimsenin özendiğini falan hatırlamıyorum. Kendi çocuğuma gösterdiğim özen bizim medeniyetimizin bir işareti - çünkü sadece ben göstermiyorum, siz gösteriyorsunuz, başkası gösteriyor, herkes çocuğuna daha fazla özen gösteriyor. Herkes yanında çalışan insana kabalık yapmayacağını anlıyor. Bunlar herhangi şeyler değil, eşit, düzgün bir toplumda … bunlar büyük enerjiler…. Eksiklerimiz bunlarsa bunları kapatacağız.”


