Kısa yazmam gerektiğini bilerek bilgisayarımın başına geçiyorum, çünkü yazımı teslim etmekte geç kaldım. Bu hafta hızlı geçti; günler de birbirine karıştı.
Buraya ne yazabileceğime dair notlar aldığım küçük bir defterim var. Defterim var dediysem, yazı fikirlerime özel bir defter sanılmasın. Kimi zaman market alışverişi, kimi zaman unutmamam gereken bir isim, mutlaka almam gereken bir kitap ya da dinlediğim bir şarkının adı... Aklıma ne gelirse hızla karaladığım bir defter.

Ama bu hafta bütün notlarımı bir kenara bırakacağım. Bunun yerine, kime sorsam benden başka neredeyse kimsenin izlediğini duymadığım bir diziden bahsetmek istiyorum. Uzundur izlediğim en düşündüren dizi, Waiting for the Out. Gerçekten çok beğendim.
Waiting for the Out, Andy West'in aynı adlı anı kitabından uyarlanan altı bölümlük bir BBC dizisi. Hikâye, yüksek güvenlikli bir cezaevinde mahkûmlara felsefe dersleri vermeye başlayan Dan'i anlatıyor. Geçmişimizin ve ailemizin ürünü olmaya mahkûm muyuz, yoksa kendi hikâyemizi yeniden yazabilir miyiz? Aslında hikâye biraz bu soruya cevap arıyor. Geçmiş bizi şekillendirir ama bizi bütünüyle belirlemez, değişmek için hiçbir zaman geç değildir diyebilir miyiz? Parmaklıkların ardındaki mahkûmlar tahliye günlerini beklerken, dışarıdaki Dan çocukluğunun, obsesif kompulsif bozukluğunun ve suçluluk duygusunun yarattığı görünmez bir hapishanede yaşıyor. Çünkü Dan'in babası, amcası ve ağabeyinin cezaevine geçmişi var. Ailesinin izinden gitmeyen tek kişi Dan ama zihnen bundan kurtulamıyor. Çocukluğundan taşıdığı utanç, ailesinin mirasının tekrarından korkması onda obsesif kompulsif bozukluğa sebep oluyor, parmaklıkların dışında yaşasa da kendi zihninin kurduğu görünmez bir hapishanede sıkışıp kalıyor.
Bu arada küçük bir hatırlatma ekleyeyim. Kitap bir hatıra bu sebeple yazar kendi adıyla metinde var, dizideyse ismi Dan olarak değiştirilmiş. Dolayısıyla ben Andy ve Dan derken hep aynı karakterden bahsediyorum.
Waiting for the Out, insanın kendi zihninden çıkmasının mümkün olup olmadığını sorgulayan felsefi bir metin.
Dizinin adı kelimesi kelimesine çevrildiğinde “Çıkışı Beklerken” anlamına geliyor. Dizinin büyük bir büyük oranda bir hapishanede geçtiğini düşününce “the out”ın mahkûmların tahliye gününü ifade ettiğini anlıyoruz. Ama aslında herkes bir out yani çıkış bekliyor. Kimi hapishaneden, kimi çocukluğundan, kimi babasından, kimi obsesyonlarından çıkmayı istiyor. Dan'in evden çıkmadan, hatta saatlerce çıkamadan gazı defalarca kontrol etmesi de bunun simgesi.

Ben kitabı da edinip bir çırpıda okudum. Dizide Dan'in neredeyse her bölümde gaz ocağını defalarca kontrol etmesi en belirgin görsel motiflerden biriyken, kitapta da Andy West benzer obsesyonlarından söz ediyor ama bu sahneler dizideki sık değil. Edebiyatta karakterin zihninin içine doğrudan girebiliriz, oysa dizide aynı ruh hâlini görünür kılmak için somut, tekrar eden imgelere ihtiyaç var. Gaz ocağı Dan'in zihninden çıkamadığı döngünün görsel karşılığı. Her geri dönüşünde biraz da kendi kaygısını kontrol ediyor.
Kitap 2022 yılında yayımlandığında yıl birçok eleştirmen tarafından yılın en dikkat çekici kurgu dışı eserlerinden biri olarak gösterilmiş. Hapishane dizilerinde genellikle kaçış planlarını, suçları ya da şiddeti izleriz. Burada felsefe var. Parmaklıkların ardındaki insanlar eylemlerini değil kim olduklarını konuşuyorlar. Felsefe dersleri düşünmek için güvenli bir alan açıyor. Andy West'in de söylediği gibi amaç kimseyi değiştirmek değil, ama. İki saatlik bir kafa tatili. Biz insanlar düşünmeyi severiz diyor Andy. Ama insan, hayatında belki de ilk kez yargılanmadan konuşabildiğinde zaten değişmeye de başlıyor galiba.

Her bölüm, cezaevinde gerçekleştirilen on haftalık felsefe programının bir dersiyle başlıyor. Her ders tek bir kavram, kimlik, özgürlük, utanç, umut, hakikat, zaman, mutluluk ya da sevgi gibi. Andy West bu kavramları mahkûmlarla birlikte tartışıyor ve her hafta düşünmeye alan açıyor. Tüm tartışmalar aslında Andy’nin zihninde kendi yaşamına bağlanıyor. Ve mahkumlar onu beklediğinden fazla etkiliyor. Hapisteki kişinin özgür olmadığını düşünüyoruz oysa geçmişinden kurtulamayan bir insan ne kadar özgür? Utancın suç işlemiş olmakla ilgisini kuruyoruz ama suçun gölgesinde büyümüş olmakla kurabilir miyiz?
Dizi bu yapıyı büyük ölçüde koruyor ancak altı bölüme sığdırabilmek için yoğunlaştırıyor. Kitaptaki uzun sınıf tartışmalarının bir kısmı kısalıyor, bazı karakterler ve olaylar birleştiriliyor. Ama yine de çok iyi bir uyarlama.

Dizinin başarısı hikâyesini nasıl anlattığında da yatıyor. Görsel kompozisyon, tekrar eden motifler ve mekân kullanımı, karakter psikolojisini sözcüklerden bağımsız olarak kuruyor. Böylece anlatı, gösterdiği kadar göstermedikleriyle de anlam üretiyor. Örneğin, Dan’in evinin kadrajına bakın. Yönetmen mekânı kapı çerçevesiyle ikiye ayırıyor. Böylece bu Dan'in ikiye bölünmüş zihnini görebiliyoruz. Bir tarafta dış dünyaya açılan pencere, diğer tarafta mutfak var; ikisi de ayrı bir kutunun içine hapsedilmiş gibi. İkisinde de özgür değil Dan. Geçmişi ile bugünü, suçluluk ile gündelik hayatı, hapishane ile özgürlüğü aynı anda düşünen Dan’in evi, Dan'in zihninin görsel bir uzantısı, bölünmüş, nefes almakta zorlanan odalar.
Yazıyı dizinin ilk felsefe dersinde sorulan soruyla bitireyim. Dan, mahkûmlara Homeros'un Sirenler hikâyesini anlatır. Odysseus, Sirenlerin şarkısını duymak ister ama peşlerinden giderse öleceğini de bilir. Bunun üzerine tayfasının kulaklarını balmumuyla kapattırır, kendisini de geminin direğine bağlatır ve onlara ne söylerse söylesin kendisini çözmemeyi emreder. Hatta Dan bununla yetinmez, bir ihtimal daha sorar: Ya tayfalardan biri balmumunu çıkarıp denize atlarsa? Bu üç kişiden hangisi gerçekten özgürdür? Hiç duymayan tayfa mı, kendini bağlatan Odysseus mu, yoksa her şeyi bilmesine rağmen denize atlayan denizci mi?

Mahkûmlar farklı cevaplar verir. Wallace'a göre en tutsak kişi Odysseus'tur; çünkü ne yaşarsa yaşasın daha fazlasını isteyecek, hiçbir deneyim ona yetmeyecektir. Junior tam tersini savunur. Ona göre gerçekten yaşamış olan tek kişi Odysseus'tur çünkü patron odur, kulaklarını kapatan tayfalar ise yalnızca kendilerine söyleneni yapan insanlardır. Bir başka mahkûm ise en özgür kişinin, balmumunu çıkarıp denize atlayan denizci olduğunu söyler. Çünkü özgürlük bazen sonucunu bilseniz bile kendi seçiminizi yapabilmektir. Dizi bittiğinde cevaplardan çok sorular kalıyor. Sanırım en iyi hikâyeler hala soru soran ve sorduranlar. Waiting fort he Out’ı kaçırmayın derim.


