Ana dili yok sayanlar Meisli Yorgo Amca’ya kulak versin

Ana dili yok sayanlar Meisli Yorgo Amca’ya kulak versin

Nerede ve hangi halka olursa olsun, ana dille konuşmayı engellemeye çalışanlar, acaba Yorgo Amca’yla buluşsalar mahcup olurlar mıydı?

Ana dili yok sayanlar Meisli Yorgo Amca’ya kulak versin

Kaş’tan Meis motoruna binerken, ilk kez bir çıkış kapısının berbat haline tanık oldum. Bakımsızdı, ilkel tel örgülerin üzerine yeşil püsküllü naylon çekilmişti. Foto çekmek yasaktı. Güvenlikten çok mahcubiyetten olsa gerek.

85 milyonluk kocaman bir ülkenin karşısındaki, uykuda gibi duran dağlık bir adaya varmak için 20 dakika yetiyor.

Mavi sularda sınır muhafızları, tel örgüler, nöbetçi kuleleri olmadığından ‘yabancı’ gibi durmuyor Meis…

İtiş kakış olmadan yaşayan ada

Yaklaştıkça, hani duvarlara asılan hediyelik, el işi Akdeniz evleri vardır ya, onların canlandığını ve tekmil adım yürüyüp itiş kakış yapmadan usulca koy çeperinde yerlerini alıp bize ‘Yasas’ dediğini sandım.

Üzerlerinde renklerin dans ettiği düzenli, ölçülü, minik evlerin görüntüsü ‘huzurlu bir adayı yaratma ve koruma’ duygusuyla eş anlamlı olmalı ama bende bu dingin görüntünün sözcüklere dökülmüş hali yok maalesef. Çünkü bizim adada yaşamadım bunu.

Tekneden inerken gümrüğün yanı başında irice bir hücumbot vardı. Adını merak edince, ne kolay ulaşılıyor artık arama motoru sayesinde. Gördüğünüz gemi kodunu (P70) yazınca buluyorsunuz. Hücumbot, 26 Eylül 1943'te Alman uçaklarının Leros Adası bombardımanında ölen Teğmen Michael Grigoropoulos adını taşıyor. Tıpkı şehit Caner Gönyeli’nin isminin bir gemide ve tatbikatta yaşatılması gibi. (Gönyeli’nin adını taşıyan karakol gemisi, 1974’te Kıbrıs Harekâtı sırasında ele geçirilen Yunan Deniz Kuvvetlerine ait bir gemiydi. Şimdi Mersin Deniz Müzesi’nde sergileniyor)

Eskiden bu tür askeri gemilerin fotoğrafını çekenler hapse atılırmış. Şimdi ülkeler savaş gücünü askeri Web sitelerinde paylaşıyor. Şeffaf gibi duruyor ama aslında daha acımasız daha yeraltındalar.

Ada dediğin nedir?

Minik adımlarla hilal şeklindeki koyda yürürken bazı dükkânların önünden Türkçe “merhabalar” duyuyorsunuz. Aksanı en düzgün olan bir “hoş geldiniz” karşılaması duyarsanız o Hurigül’den başkası değildir. Adanın Türk gelini. Çiko’nun eşi. İki erkek evladı sahibi çalışkan bir girişimci.

Ailenin işlettiği Aya Yorgi adasındaki plaj-cafeye gittik hızlıca. Tekne kişi başı 15 euro alıyor.

Çiko ve yardımcısı Mihail ışıldayan gözlerle buyur ediyor geleni. Böyle bir denizde epeydir yüzmemiştim. Deniz gözlüğümle su altındaki canlılığı yakından gördüm. Balıklar bile sakin, olgun, keyfini çıkarmak için turluyorlardı. Mavi ile yeşilin bu baş döndüren hemhal oluşu, belki de 2000 yıl önce salyangozları işleyerek Roma İmparatorluğu’nda soyluların kullandığı o muazzam rengi bulan Aperlae halkını minnetle anar gibiydi.

(Meraklısına not: Bu antik kent Kekova tekne yolculuğunda görülebilen, yağmalandıktan sonra öyle korumasız duruyor.)

Ne kadar da ortaklaşıyoruz?

Bizim masada güldüren sohbetler, harika mezeler, yamas ve pame gazlamalarıyla devrilen Barbayani’ler…

Telefonla dostları arama turunda unutulmaz anlar yaşandı. Çiko, Türkçe bilen İstanbullu Rum arkadaşını, biz de onun ana dilini konuşan Atina ve adadaki dostları arayıp masaya konuk aldık. Aman yarabbi, canlı yayına bağlanan konuklar dostluk kasırgası estirdi minik adacıkta.

Yorgo Amca’nın dost dili Türkçe

İki gece konaklamalı Meis çok iyi geldi. Son akşam Yorgo Amca ile vedalaşmaya gittik.

O 88 yaşında ve üç yıldır tekerlekli sandalyede. İlk gördüğümüzde Yunanca selamlaştık, kızı İrini “Türkçe söylemenizi istiyor, Türkçe konuşun, sevinir” dedi.

Bu talep, içsel bir yolculuğa çıkardı bizi.

Tarihimizde de var bu laf ama tersine bir anlamda. Yani gündelik hayatta Türkçe yerine kendi ana dilini kullananlara dönük bir baskıcı ifade. Merak ederseniz, manşet, afiş, pankart olarak arşivlerse bulursunuz. Her ülkede yaşandı ayrıca, Balkanlar’da isimleri bile değiştirilen Türkler oldu.

“Türkçe konuşun çocuklar…”

Konumuza dönersek, o tarihte, kampanyanın muhatabı İstanbul’daki azınlık nüfustu. Sezen’in dediği gibi, “Ermenisi, Yahudisi, Urum’u…”

Onların ana diline sınır koymak isteyenler siyasi bir proje olarak sürdürdü bu kampanyayı. Bizim ada vapurunda da yaşanmış bu tür müdahaleler.

Çok az duyan ve neredeyse konuşamayan Yorgo Amca’nın “Türkçe konuşun” daveti Meis ziyaretini unutulmaz kıldı.  İsteğini yerine getirdik, ana dilimizle hatır sorduk, Yorgo Papu’nun ağzından güçlükle çıkan “sağ ol” mırıldanması ve aynı anda gözlerinin birden ışıklanması bizi çok sevindirdi.

Yorgo Amca iyi ki “Vatandaş Türkçe konuş” kampanyalarının mağduru değildi. Çok üzülürdü.

Yaşasın dillerin özgürlüğü

Biz bu vedalaşma anında nerelere savrulduk tahmin etmeniz zor. Çok karmaşık duygular yaşadık. Ama şunu da not edemeden geçemezdik:

Nerede ve hangi halka olursa olsun, ana dille konuşmayı engellemeye çalışanlar, acaba Yorgo Amca’yla buluşsalar mahcup olurlar mıydı?

Hoşça kal Meis, Adiyo Yorgo Amca. Nase Kala.

İlgili İçerikler