Halk TV susturuldu. Darbeleri, muhtıraları yaşayan annem keşke bunu görmeseydi...

Halk TV susturuldu. Darbeleri, muhtıraları yaşayan annem keşke bunu görmeseydi...

Kararan ekranlar, erişimi engellenen haber platformları, tutuklanan gazeteciler... Bunlarla yorulan Türkiye, itirazını sokakta, mahallede, meydanlarda dile getirmek yerine sandıkta ifade etmek için sabırsızlanıyor…

Halk TV susturuldu. Darbeleri, muhtıraları yaşayan annem keşke bunu görmeseydi...

Gelen kısa mesajla sarsıldım. Gözümü yeni açmıştım. Halk TV’ye el konmuş, susturulmuş, kayyum içeri girmiş. Polis haber merkezinde arama yapıyormuş.

Son haftalarda kulaktan kulağa fısıldanıyordu. Demek ki ‘seçime doğru acil durum’ planına göre sırada bu hamle vardı. Takvim kusursuz işliyordu onlara göre. MHP’li İsmail Özdemir ve butlanla gelen Kılıçdaroğlu da Halk TV’ye parmak sallamıştı. Ama onlar ancak “örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme” suçunun muhatabı olabilirler. Asli fail değil, fer’i failler.

Türkan Anne ne yapacak şimdi, TV’si gitti?

Annem 91’ine girmeye hazırlanırken sonunda bunu da gördü. Ekran karşısına geçip altyazılardan olup biteni anlamaya çalışan Türkan Hanım, TV’sini kaybetti.

Yani her anı Serhan Asker oldu. Günleri şaştı anacığımın. Sadece hafta sonları gördüğü o ekran yüzünü, sazıyla, şiiri ve kitabıyla şimdi her an izlemek zorunda…

Kayyum yönetimi Serhan Asker’in köşe bucak Anadolu gezilerini tekrar tekrar vermeyi uygun bulmuş. Mudurnu’dan Osmangazi’ye… Bu arada İonna Kuçuradi’nin cenaze töreni de ekrana geliyor. Kuçuradi görse mahkemeye verirdi TMSF’yi.

Darbeleri, muhtıraları görmüş, Yassıada muhakemelerini radyodan dinlemiş, idamları üzülerek öğrenmiş, Ses ve Hayat dergilerinin 1960’lardaki sayılarını arşivine almış, çocuklarının bilimsel kitaplarını bile ‘ara dönemler ’de kömürlüğe indirmiş anneme reva mı bu?

Elinde tesbih, dudaklarında dua ile daha iyi bir memleket temennisini dile getire getire geldiği yer burası mı olmalıydı?

Daha önce Tele 1’i de izliyordu o da uçup gitti.

Cumhuriyeti, inişli çıkışlı da olsa demokratik yaşamı çok sevmişti annem. Oğlunun mesleği olduğu için gazeteciliği önemsiyor, haber alma hakkına AYM ve AİHM kararlarından bağımsız olarak çok kıymet veriyordu.

Alışmak zor olacak onun için…

Kartal’daki halk, Halk TV’nin susturulmasına ne diyor?

Çifte ağrıya maruz kaldığımı fark ettim; midem ve başım ağrıyordu. Tansiyon ilacımı aldım. Birkaç yerden haber alma derdindeyim. Durum vahimdi. Darbe dönemlerinde de benzerlerini yaşamıştık. Şaşkınım. Dayanamadım, karşıya attım kendimi. İlk motorla Kartal’a geçtim.

Gecekondularıyla hatırladığım ilçenin gelir düzeyi en düşük mahallesi Kurfalı’ya çıkmak istedim.

İşçi ve emekçi mahallesi, ne haldedir şu saatlerde merak ettim. Niyetim, Cumhuriyet ve Hürriyet mahalleri olarak ikiye bölünmüş bu coğrafyada halkın nabzını tutmak.

Hızla E-5’in üst tarafına çıktım. İsmini Avrupa’dan alan bu yol ilçeyi bıçak gibi kestiğinde, yolun üst tarafı Anadolu kasabası olarak şekillenmiş.

Cafe yerini çiğ köftecilere, Beauty salonları yerini berber-kuaförlere ve yapı marketleri yerini nalburlara bırakmış. Adnan Kahveci Caddesi’nden Abdi İpekçi Caddesi’ne doğru kıvrılıyor yol.

Nişantaşı’ndaki başka, burası bambaşka. Börekçi, perdeci, mobilyacı çok, banka yok, katılım eklentili finans kurumları yok. Belli ki tasarruf az, ancak geçime yetiyor.

Suskun bir kasaba buldum.

Koşturan az, telaş sıfır, dingin bir bölge.

Sessizliğin orta yerinde bir TV sesi duyunca o mekana girdim. Esnaf Sözcü TV’den gelişmeleri öğrenme çabası içindeydi. Güvenini kazanmak kolay olmadı, basın kartımı gösterdim, kısa künyemi aktardım. Şu kadarını alabildim:

"Halkın sesiydi bu kanal. İyice daraltıyorlar çemberi. Allah akıl fikir versin…"

Halk TV ile gönül bağı kuran, son seçimde adında ‘halk’ olan partiye oy verenler, kırgın, üzgün, öfkeli.

Yolun sonunda Uğur Mumcu Caddesi’ne de ulaştım. İpekçi ve Mumcu; iki suikast kurbanı gazetecinin adını yaşatan mahallede yeni nesil ‘susturma’ yöntemlerini sorgulamak için yürüyorum.

Kahvehanelerde TV’ler kapalı. “Arada açarız” diyorlar. Pek konuya dahil olmak istenmiyor.

Önündeki küçük kâğıt paraları istiflerken yanına sokulduğum Sivas ya da Malatya’dan göç etmiş, gün görmüş bir esnaf parçaları birleştirerek açıkladı mütalaasını:

“Nereye gidecek bu memleket böyle? Ankara öfkeyi çoğaltıyor. Nasıl çıkacağız buradan? PKK silah bıraksa da huzur gelmeyecek galiba “

Otobüs durağında daha diri, hareketli, yaşını göstermeyen, ikinci el olması muhtemel popüler spor ayakkabısı ve vücudunu saran slim beden montuyla şık görünen emekli bir vatandaş; “Bütün muhalefet birleşmeli, ülke genelinde her şeyi durdurmalı.5-10 milyon kişi Ankara’ya yürümeli. Başka yolu yok” deyiverdi.

El örgüsü hırkası ve şık fularıyla fark yaratan 75 yaş üstü beyefendi “Sandık gelmeyecek, bitti o işler’ diye hüküm kurunca onu ‘temsili demokrasiye’ döndürme görevi bana düştü.

Orta yaşları yeni aşmış hanımefendi, ait olduğu kültürel çevreyi gizlemek istercesine mahcup, zarif bir edayla:

“Güven de saygı da kalmadı zaten…Ailede bile kimse kimseyle konuşmuyor. Cep telefonuna bakıyor hepsi. TV kapansa duymazlar"

Lise yılarının başındaki iki genç delikanlıyı gözüme kestirdim. Barcelona’nın Yamal ile çizgi üzerinden gol vuruşu yapmasını konuşuyorlardı. Sordum, habere ilgileri var mıydı, habere erişim için hangi yolu izliyorlardı acaba?

“-Haber izlemeyiz abi. Cepten bakarız arada.”

“-Halk TV kapatıldı duydunuz mu?”

“-Yok abi bilmiyoruz onu…”

Baskı arttı, korku iklimi çepeçevre sardı memleketi.

Kararan ekranlar, erişimi engellenen haber platformları, tutuklanan gazeteciler, bağlayıcı yargı kararlarına rağmen tahliye edilmeyen vekiller/siyasiler, vurguna rağmen gözaltına alınmayan politikacılar…

Bunlarla yorulan Türkiye, itirazını sokakta, mahallede, meydanlarda dile getirmek yerine sandıkta ifade etmek için sabırsızlanıyor…

Sokak dilinden anladığım bu…

İlgili İçerikler