Çalınan aşk mektuplarının polisiye vakası

Çalınan aşk mektuplarının polisiye vakası

19. yüzyılın en romantik şairlerinden Keats'ın nişanlısına yazdığı mektuplar, Long Island'daki bir malikaneden çalındıktan sonra edebi ve polisiye bir takiple bulundu. Biz Deniz Göktaş'ın mektuplarını okurken polisin aşk mektuplarının peşinde olması ne yaman bir çelişki...

Çalınan aşk mektuplarının polisiye vakası
John Keats

1819 yılının temmuz başlarında John Keats, hayatının aşkı Fanny Brawne'ye yazdığı 40 tutkulu mektubun ilkini kaleme alır.

Mektup, romantik şairin kısa süre sonra nişanlısı olacak Fanny'ye yazdığı çoğu umutsuz yazışmalar gibi unutulmaz (meraklıları bilir, sinemaya da uyarlanmıştı) cümleler içeriyordu, henüz 23 yaşındaydı ve şöyle diyordu: "Keşke kelebek olsaydık, üç gün yaşasaydık, seninle geçirdiğim o üç gün, elli sıradan yılın asla içeremeyeceği kadar çok neşeyle dolu olsaydı."

Kelebek olmayı dileyen Yeats'ın ömrü kısa olur, iki yıl sonra tüberkülozdan ölür. 1818'de Londra'da yaşarken şair ile tanışan 19 yaşındaki Fanny, nişanlısının ölümünden o kadar etkilenir ki 12 yıl evlenmez ve mektupları saklar.

Keats'ın mektupları zamanla el değiştirir ve Long Island'ın saray yavrusu Whitney Malikanesi'nde özel deri ciltler içinde teşhir edilir.

Ancak polisin ifadesine göre mektuplar 1980'li yıllarda çalınır ve 40 yıl boyunca bulunamaz, ta ki 2025 yılında bir adam mektuplarla Manhattan'daki Nadir Kitapçı'ya gelene kadar...

Bundan sonrasında polis, araştırmacılar, antika kitap satıcıları ve Keats uzmanları işe koyulurlar, mektuplar gerçek mi, sahte mi ve bu süreçte başına ne geldi...

Nihayetinde geçtiğimiz ay Manhattan Bölge Savcılığında düzenlenen bir törenle iki milyon dolar değerindeki mektuplar Whitney'lerin torununa iade edildi. Törende mektupların orijinalliğini doğrulayan Princeton Üniversitesi İngilizce Profesörü Susan Wolfson, "Böyle bir keşfin dünyadaki tüm arşivcilerin rüyası olduğunu." söyledi.

"Parlak yıldız, keşke senin kadar sabit olsaydım." diye yazan şairin yeni dünya düzeninde pek karşılığı olduğu söylenemez. Yaşarken dehası anlaşılmayan, ölümünden çok sonra okul müfredatına giren "Gece Ne Kadar Narin" ifadesi Fitzgerald'ın romanının başlığı olan Keats'ın, 1819 ile 1820 arasında Fanny'ye 37 mektup yazdığı düşünülüyor. Mektupların çoğunun içeriği bilinmiyor ve bazıları ilk olarak 1878 yılında yayımlanıyor.

Keats, Fanny ile tanıştığında şair olarak kendini kabul ettirmeye çalışıyormuş ve akciğer hastalığının ilk evrelerindeymiş, 1819'da gizlice nişanlanıyorlar ancak 1820'de Keats o kadar hastalanır ki nemli İngiliz ikliminden kaçmak için Roma'ya gider ve mektuplaşmalar sona erer, orada ölür zaten, henüz 25 yaşındadır.

Ancak Fanny mektupları hep saklar ve 1885'te öldüğünde mektuplar, 1833'te evlendiği eşinden olma üç çocuğuna geçer. Çocuklar mektupların kitap olarak yayımlanmasına izin verirler, bazı eleştirmenler üslubunu edepsizce bulurken bazıları etkileyici ve zeki bulur.

1885'te Sotheby 37 orijinal mektubu satar ve mektuplar zengin koleksiyonerler arasında dağılır, söz konusu 18 mektup da 1915'te ABD'li Whitney ailesine geçer ve ciltlenerek koruma altına alınır. Deri ciltli kitap yıllarca New York'ta 400 dönümlük malikanenin kütüphanesinin rafında durur. Bu arada dipnot düşeyim, aile insan hakları ve doğayı destekleyen kâr amacı gütmeyen bir vakıf kurmuş ve malikane de bu bağlamda kullanılıyor.

Kitap ne zaman kaybolmuş tam olarak bilinmiyor, 1989 yılında aile mirasının envanteri yapılırken yok olduğu ortaya çıkıyor, hemen polise başvuruluyor ve değeri 5 bin dolar olarak belirtiliyor. Kitaptan 2025 yılına kadar bir daha haber alınamıyor. O yıl Madison Avenue'deki B&B Rare Books'a bir adam gelerek, Keats, Oscar Wilde ile Grimm Kardeşler'in kitaplarını satmak için yardım istiyor.

Ancak adamın anlattıkları Bay Mann'i endişelendiriyor ve orijinalliğini doğrulatmak için satıcıyı kitabı bırakmaya ikna ediyor, böylece kitabı kilitliyor ve araştırmaya başlıyor. Bu arada Prof. Wolfson'a ulaşıyor ve mektupları Keats'ın yazdığı doğrulanıyor.

Birkaç gün sonra satıcı geri geliyor ve kitabı istiyor ancak Bay Mann, "Sanırım bu kitap çalıntı, bu kitabın buradan çıkmasının tek yolu bana ona sahip olduğunu kanıtlamanız." diyor.

Satıcı böyle bir belge sunamıyor, Mann de Kayıp Sanat Eserleri'nin veri tabanını tutan kuruluşla bağlantıya geçiyor ve polis tutanağına ulaşıyor.

Aynı sırada Manhattan Bölge Savcısı resmî soruşturma başlatıyor ve kitaba el konulmasını emrediyor, satıcı mecbur kalıp emniyete teslim ediyor.

Geçtiğimiz günlerde yapılan basın toplantısında Komiser Bogdanos, bir yılı aşkın süren çabanın sona erdiğini söyleyerek kitabı sahiplerine teslim ediyor ve kitapçı Bay Mann'ı örnek araştırmasından dolayı övüyor.

Ailenin ağzı yanmış olacak, mektupları müzayede aracılığı ile satışa çıkaracaklarını duyurdular, Bay Mann'ın açıklaması ise tam bir kitap düşkünü naifliğinde: "Sekizini bir arada görmek akıl almaz bir olaydı."

Haberi N.Y. T.'da okudum, Allah'ım N.Y. polisi göçmen avlamanın dışında neler ile uğraşıyor, ne zarif hırsızlıklar yaşanıyor, Kayıp Sanat Eserleri'nin envanteri tutuluyor falan (devlete ait olanları kastetmiyorum tabii), kitapçı ne kadar namuslu çıkıyor (gel el altından satalım, kırıştırırız falan demiyor), satıcı Bay Hırsız ne kadar yumuşak çıkıyor, Mr. Mann'ı boğazlamadan kuzu kuzu milyonluk malı teslim ediyor, her şey bana sürreal bir film geldi.

Biz burada Deniz Göktaş'ın mektuplarını okurken, aşk mektuplarının hâlâ piyasa değerinin olduğunu bilmek ile mi teselli olalım, yoksa artık tesellisi olmayan bir aşamada mıyız?


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

 

İlgili İçerikler