1968 yazı. Babam İzmir NATO’dan Napoli NATO’ya tayin oldu, biz de onunla birlikte 3 yıl kalacağımız yeni evimize taşındık. Tabii öyle kolay olmadı, 11 yaşındayım ve dilini bilmediğim bir ülkeye gelmişim, en sevdiğim şehri, arkadaşlarımı arkamda bırakmışım, sıkılıyorum.
Ev denize yakın , çinde küçük bir korusu da olan bir sitede, sitenin içi çocuk kaynıyor. Ben ve abim evden çıkmıyoruz.
Birkaç hafta sonraydı, çocuklar toplanıp ilk kattaki evimizin balkonunun altına geldiler bağırıyorlar, ‘uscendi giu.’ Babam elinde İngilizce-İtalyanca sözlük ne demek istediklerini anlamaya çalışıyor ama o sözcükler yok. Nihayet çocukların el kol hareketlerinden bize “Aşağıya inin” demek istediklerini anlıyoruz. İnmek ‘scendere’ ama Napoli lehçesi bambaşka bir dil gibi, hiçbir sözlükte olmayan sözlüklerle dolu. İniyoruz ve yıllarca (Ben İstanbul’a döndükten sonra da) devam edecek arkadaşlıkların tohumları atılıyor. Meğer ne renkli, ne eğlenceli bir dünyaya gelmişiz. …
Geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz Napoli’nin yerel sesini dünyaya ulaştıran Peppino di Capri’nin şarkılarının çoğu da bu lehçedeydi, ‘Nun e’ peccato’ mesela.
“Benim müziğimi dinlemeniz günah değil” diyordu. Çünkü Peppino di Capri, adını aldığı Capri’nin gece kulüplerinde doğmuştu ve gece kulüplerinin karanlık köşelerinde yaşanan romantik yaramazlıklar o yılların İtaly’‘sı için günah sayılıyordu. 1960’lı yıllarda Güney İtalya’da yerel kadınlar hâlâ İsa’nın matemini tutuyor, siyah giyiniyorlardı. Değil öpüşmek, el ele tutuşmak , boşanmak, kürtaj hep günah kapsamındaydı.
Peppino di Capri, doğduğu ve öldüğü Capri’den İtalya’ya geleneksel müziklerini güncelleştirerek sesleniyordu. Geleneğin cam fanus içinde saklanan bir şey değil, kimliğini kaybetmeden dünya ile iletişim kurabileceğin canlı bir madde de olabileceğini anlatmaya çalışıyordu, ‘Malatia’, ‘Nessuno al Mondo’, ‘Estate’. Bunlar aslında klasik Napoli şarkılarıydı, onları yeniden hayata döndürüyordu.
Bu yüzden ünlendikten sonra bile gece kulüplerinde söylemeye devam etti, dansı, özgürlüğü temsil ediyordu kulüp onun için.
Napoli’ye bir tür sadakat ile bağlıydı Peppino di Capri, bunda Napoli’de NATO üstünün olmasının da payı vardı kuşkusuz. NATO Amerika demekti ve o yerel müziğini harmanlayarak dünyaya duyurmaya çalışıyordu, “Lets twist again”i yapmıştı mesela, kendi twist dansını icat etmişti...
Bu yoldaki bir şansı da Beatles’ın İtalya konserinde sahne alması oldu, solist altı olmak çok önemliydi, çünkü Beatles sahnede sadece yarım saat kalıyordu.

Ama onu dünya ile buluşturan, star yapan parçası ‘Champagne’ oldu. Bu parça gençliğini 70-80’li yıllarda yaşayanlar için hayatlarının, aşklarının fon müziği oldu, özellikle de kızların yüreğine dokundu.
Peppino di Capri, çarpık gülümsemesi, kalın gözlükleri ile İtalyan gençliği üzerinde öylesine etkili oldu ki miyop olmayan delikanlılar bile o kalın gözlüklerden takmaya başlamıştı.
Bu arada kendisinden yaşça büyük sevgilisini anlattığı ‘Roberta’ şarkısı dünyayı kasıp kavurmuş o da şarkıya konu olan büyük aşkı Roberta Stoppa ile evlenmişti. Ne var ki bu evlilik ancak 8 yıl sürecek, çift 1969 ‘da boşanacaktı. Olsun ,onlar mutlu olamasalar da biz çok mutlu olmuştuk…
1973 yılında ‘Un Granda Amore e Niente Piu’ ile Sanremo’yu kazanan Peppino di Capri, Maradona’nın Napoli zaferinde söylediği “Tu si na cattivia” ile de unutulmazlar arasına girdi.

Şarkıcının İstanbul konserinde çevirmenliğine Lise ‘den sınıf arkadaşım Eren Yücesan Cendey gönüllü olmuştu. Dün Instagram’da okudum onunla İstiklal Caddesi’nde yürürken hissettiği mutluluğu. Eren’in ondan bir ricası olmuş, “Benim için bir şey söyleyin” demiş, kırmamış konserinde bir şarkıyı ona ithaf etmiş.
Evet, kırmamak da özelliklerinden biriymiş, konuşmak, fotoğraf çektirmek isteyen kimseyi kırdığına şahit olunmamış.
Yaşlılığını Capri’deki villasında, ikinci eşi ve üç çocuğunun annesi ile geçiren, tekne tasarımları çizen Peppino di Capri hayatımıza bir fon müziği gibi girdi ama çıkmayacak..


