Tarafsız değildi, uzlaşmacı değildi, kolay biri değildi, sigaranın kalınlaştırdığı sesi, pençesini geçirecekmiş gibi duran küt kırmızı tırnakları ile biraz ürkütücüydü hatta, bir gazetecinin önyargılı ve çelişkili olmaması gerektiğini de katarsanız yanlış biri bile diyebilirsiniz ama özgür gazeteciliğin simgelerindendi Orianna Fallaci…
Birkaç gündür Instagram ‘da önüme sürekli Humeyni’nin karşısında çarşafını pat diye çıkardığı fotoğrafı düşüyor. Humeyni sert sert bakıyor, arka plandaki erkekler kafalarını çeviriyor falan. Bayram değil seyran değil niye acaba derken baktım ölümünün 20. yılıymış. Bence hatırlanmayı, yeni nesiller nezdinde de tanınmayı hak ediyor.
Gazeteciliği seçme sebebimdi, 11 yaşımda Napoli’den İstanbul’daki teyzeme mektupta “Büyüyeceğim ve Orianna Fallaci olacağım.” diye yazmışım… Büyüdüm ama Fallaci olamadım. Oysa, 80’lerin başında Mehmet Ali Birand servisimi değiştirip Dış haberler’e verince sevinçten uçmuştum. Gençlik işte, değil savaşa yollanmak masadan kalkamamıştım. Çevir yapıştır durumu, neyse ki bu deneyim uzun sürmemişti...
Fallaci’nin bugün kulağa çok kötü gelen bir alışkanlığı vardı. Röportaj yaptığı kişileri korkutuyordu. Bunu onlardan daha yüksek sesle bağırdığı için değil, hazırlıklı geldiği, zamanı ve hafızası iyi olduğu için de değil, muhtemelen sanıldığı gibi egosundan da değil, korkusuz olduğu, popülerliği takmadığı için yapıyordu.
Fallaci bize bir röportajın haber kadar uzun ve önemli olabileceğini gösterdiği gibi, bir sonraki sorusunu riske atabilecek kadar cesur olunabileceğini de gösterdi.
Tam da bu yüzden röportajı yüz yüze çatışmaya, bazen de kişisel bir savaşa dönüştürebiliyordu. Bugün ünlü olmak için nasıl yırtınıldığını düşünürsek farklı bir dönemin, farklı bir figürüydü. O da bu yüzden farklı yönlere gidiyordu. Memleketi İtalya’da da epey bir siyasiyi paralamıştı ama Vietnam, Meksika, Lübnan, İran’a gitmeyi tercih ediyordu.
Meksika’da Tialteloiro Katliamı sırasında kurşunlara hedef oldu, ölüme terk edildi. Vietnam’da öldürülmesi durumunda cesedinin İtalyan Büyükelçisi’ne verilmesi için talimat verilmişti.
Yani arka planda kitaplık olan bir koltuktan görüş belirten gazetecilikten çok öte, gerçek bir şeydi yaptığı.
Fallaci’nin Eylül 2006’daki ölümünden 20 yıl sonra, onu yeniden okumak her şeyden önce gazeteciliğe dair gelinen mesafeyi ölçmek için bile önemli.
Kuşağının evcilleştirilmesi zor isimlerinden biriydi. İmzasının önemini narsisizme kadar götürebiliyordu. Van Thieu, Golda Meir, Yaser Arafat, Kral Hüseyin, Rıza Pehlevi, Haydar Camera, Makarios, Panagulis söyleşileri büyük ses getirmişti.
Söyleşiyi neredeyse fiziksel bir ilişki gibi görüyordu. Görüşmelere haftalarca hazırlanıyor, sonra muhatabının karşısına geçip sızabileceği bir çatlak arıyordu. Çoğunlukla buluyordu da. Henry Kissinger gibi diplomasi fırıldağı bile söyleşiden sonra “Benim açımdan bir felaket oldu” diyecekti.
Humeyni’nin karşısına 1979 yılında çarşaf ile çıkmış, onun siyasi idam, bağımsız gazeteciliğin durdurulması, İran’daki kadın haklarını hiçe sayması meselesine çullanmış, Humeyni de endişelerini reddederek “Çarşaf saygın kadınların haklarını korumak için giyiliyor. İslami giyinmek hoşunuza gitmezse giymek zorunda değilsiniz” diye köşeden kaçmak istemişti. Fallaci de “Teşekkür ederim bayım. İzin verdiğinize göre hemen şimdi çıkarıyorum” deyip çarşafı atıvermişti.
Tahmin edeceğiniz gibi Humeyni odayı terk etmişti. Ancak ertesi gün söyleşiye devam edilmiş, Fallaci odaya girdiğinde ayağa kalkanlar olmuştu. Bu, gazetecilik tarihinde yetkiye boyun eğmemek, korku ve gelenek tarafından susturulmamak gerektiğini gösteren bir cesaret örneği olmuştu.
Şimdilerde mesleğin büyük ölçüde stüdyoda, sosyal medyada sürdürüldüğüne bakılırsa kıymeti belki daha iyi anlaşılabilir.
Doğmamış Çocuğa Mektup
İtalya’nın bu en ünlü gazetecisi birçok kitap da yazdı. En yüreğe dokunanı “Doğmamış Çocuğa Mektup” oldu. Diğerleri daha çok siyasi belge niteliğindeydi. Ölümünden önce “İnşallah” diye bir kitabı vardı ama okumadım.
Fallaci ,70 yaşından sonra keskin bir dönüş yaptı. Vicdanın temsilcisi olarak kabul edilen onca haberden sonra 11 Eylül onu zıvanadan çıkardı, Müslümanlara nefret kusmaya başladı.
Bu anlamda da cesurdu. Birçoklarının ırkçı yaftalanmaktan dolayı söyleyemediğini lüksek sesle haykırmaya başladı.
İtalya’ya son gittiğimde henüz Fetö Darbesi olayı Avrupalılar nezdinde gündemden düşmemişti. Sardinya’nın halk plajında oturmuş zenginlerin mega yatlarına bakıyordum. Shakira‘nınki en büyüklerdendi. Derken örtü aldığım bir Afrikalı satıcıdan Türk olduğum bilgisi yayıldı. Haydaa! Bir soru yağmurudur ki başladı. Olay “Çocuğumuzu İslami terör yüzünden okula göndermeye korkuyoruz”a kadar vardı. Bu arada dış habercilikleri yanlı olduğu için Fetö‘nün din istismarcısı bir terör örgütü olduğunu da kabul etmiyorlardı.
“Bana ne düşündüğünüzden konformist korkaklar!” diyerek plajı terk etmişim. Birçok Batılının Orianna gibi düşündüğünü de görmüş oldum. O sadece bunu yüksek sesle söyleyecek cesarete sahipti. Bu cesaret O’nu haklı yapmıyordu ama onun derdi onanmak değildi zaten…
Çağdaş gazeteciliği düşünün. Neredeyse bir programın kuralı belli Oyuncususunuz, 20 dk’lık söyleşiler, önceden verilen sorular, ambargolar, 10 dk’lık sosyal medya yayınları…
Tabii ki bugün de çatışmalarda yaralanan, ölen gazeteciler var. Suçluları araştıran, yayınlayan, bedelini ödeyen gazeteciler olduğu gibi.
Ama ortalıkta daha çok “Diğer tipler” dolaşıyor: “Konuşmacı gazeteciler “
Orianna’nın muazzam bir egosu vardı. Bu ego onu sevimli yapmıyordu kuşkusuz.
Çalışma arkadaşları onu “Çok canlı ve çok kaba” olarak tanımlıyordu. Yani, aynı masayı paylaşmak isteyeceğiniz türden bir meslektaş değildi.
Floransa doğumluydu. “Bir İnsan” romanında hikayesini anlattığı, 1 Mayıs 1976 ‘da ölen Yunan devrimci Alekos Panagoulis ile büyük bir aşk yaşamıştı. Floransa’dan ziyade New York’taki evinde oturuyordu. Kanser ile mücadele ederken öfkesi katlanmıştı.
Fallaci’yi bugün kayıp gazeteciliğin bir azizesi olarak değil ama cesaretin simgesi olarak hatırlamalıyız diye düşünüyorum.
Orianna alinde teybi ile odaya giriyor ve birilerinin gününü mahvetmeden ayrılmaya niyetli görünmüyordu.
Yeni bir Fallaci’ye ihtiyaç var mı bilmiyorum ama güçlüleri yerinden zıplatacak sorulara kesinlikle ihtiyacımız var.
Rahmet dilemek isterim ama O’nu öfkeden yerinden zıplatmaktan korkuyorum.
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


