İşkenceden değil ama ölümden resim sayesinde kurtulmayı başaran Bou Meng, Kamboçya 'nın ünlü işkence merkezi Toul Sieng Hapishanesinde Pol Pot'un portreye ihtiyacı olduğunu öğrenince 'ben yaparım' diye elini kaldırmıştı. İşkenceci hapishane sorumlusu Duch', 'Yapamazsan öldürüleceksin' demişti. Meng 'in ilk portreyi bitirmesi üç ay sürdü, resim beğenildi ve yenileri ısmarlandı: Mao, Lenin, Marks. Portreleri yeni Pol Pot resimleri izledi, böylece yaşama tutunabildi Meng ve hapishaneden kurtulabilen 7 kişiden biri oldu.
1941 yılında, Fransa sömürgeciliği döneminde köylü bir ailede dünyaya doğan Meng, çocukluğunu Budist manastırlarında geçirmiş ve 15 yaşında rahip olmuştu. Bu süreçte Çinli ve Kamboçyalı iki ressamdan ders almıştı. Bunu izleyen yıllarda resim, din eğitiminden daha çok ilgisini çekmeye başlamıştı ve 1963 yılında manastırı terk ederek kendisini tümüyle resme vermişti.
1970 yılında "Amerikan Kuklası" olarak bilinen Lon Nol önderliğindeki darbeden sonra Meng ve karısı Amerikan bombardımanlarının verdiği yıkıcı etki nedeniyle Kızıl Kmer Devrimi'ne katılmaya karar verdi, bir çok yoldaşları gibi. Ancak askerler şehir sakinlerini kırsala sürmeye ve hemen herkesi yerinden etmeye başlayınca yanıldıklarını anlarlar ama artık çok geçtir... Meng, biyografisinde "O zaman devrimin bizi kandırdığını anladım" diye yazdı o süreci.
Ağustos 1977'de ilk propaganda posterlerinden bazılarını çizen Bou Meng, Kızıl Katliamdan kurtuladı. Bir sabah karısı ile birlikte evlerinden alınarak ünlü Toul Sieng hapishanesine götürüldü. Tutuklanma nedeneni bilmiyorlardı ve karısını bir daha göremeyecekti.
Bou Meng'in kendisi ve eşinin esaret günlerini anlatan çizimi
Sieng bir işkence merkeziydi, Meng de nasibini bolca aldı işkenceden. Uzun bir süre direndi ama sonunda pes ederek CIA ajanı olduğunu iddia etti.
Sonrasında Meng lider portrelerini yaparak yaşama tutundu. ama karısı idam edildi. İki çocuğu ise açlıktan öldü.
Kızım Kmerler, 'yozlaşmış burjuva yaşamı' olarak gördükleri her türlü izi ortadan kaldırmaya çalışarak Kamboçya'nın sosyal kurumlarının çoğunu yok ettiler. Milyonlarca insanı kırsala sürdüler, kendilerinden olmayan neredeyse herkesi rejim düşmanı görerek öldürdüler ve kanlı bir deliliğe imza attılar.
1979'da Vietnam birlikleri tarafından kurtarıldıklarında hapishanede sadece7 kişi kalmışlardı. 14 bin kişi hapiste, milyonlarca kişi ise dışarıda öldürülmüştü.
Bugün hapishanenin yerinde Soykırım Müzesi bulunuyor.
2009 yılında Meng, baş işkenceci 'Yoldaş Duch'ın yargılandığı davada ifade vermeye çağrıldı. Bir yıl sonra Duch, insanlığa karşı suçlar, işkence ve cinayetten suçlu bulunarak ömür boyu hapis cezası aldı ve 2020 yılında hapishanede öldü.
Bu süreçte 2004 yılında Kamboçya Belgeme Merkezi, Meng'den hapishanedeki deneyimlerini belgelemesini ister, resim bir keze daha tarihe tanıklık görevinde önemli bir işlev görür.
Bou Meng, geçtiğimiz gün (14 Ağustos) felce bağlı sorunlardan dolayı 85 yaşında hayata veda etti. Yaşamının son yıllarını Müze'de geçirmişti, işkence resimlerini, biyografisini paylaşıyor ve ziyaretçilere gördüklerini, yaşadıklarını anlatıyordu.
Bou Meng'in ölüm haberine eşlik eden fotoğrafına bakıyorum. Muhtemelen müzede çekilmiş, gülümsüyor; gözleri, yüzü huzurlu, doğru tarafta olmanın, çektiren yerine çeken olmanın huzuru olsa gerek...
İnsalık arşivi insanın insana ettiği kötülüklerlerden geçilmiyor. Bu da şu soruyu beraberinde getiriyor: Toplum mühendisliği mi, yoksa insanlığın kendi iradesiyle evrimleşmesi mi?
Tarihten bugüne çok devrim oldu, çok şey yakıldı, yıkıldı, geriye bir tek şey sabit kaldı; insanın kendisi.
Hariri, "Antik Mısır'da yaşayanlarla aynı beden ve zihine sahibiz. Ama tarihte ilk defa insanın kendisi de radikal bir değişime girecek, sadece toplum ve ekonomi değil, bedenlerimiz ve zihinlerimiz değişecek" diyor.
21. Yüzyılın ana ürünleri zihinler ve bedenler olacak, Homo Sapiens'in kendisi değişecek yani. Değişmeli de zaten. Başka türlü insanın insana zulmü bitmeyecek.


