Yağmurlu, gri bir İstanbul gününde, kahvemi koyup koltuğa kuruluyor ve Deniz Göktaş’ın 88 gün sonra tahliyesiyle sonuçlanan hukuk fakültelerinde ders olacak nitelikteki savunmasını okuyorum. Hakimin "Stand-upların bile 1,5 saat sürüyor, topla bitir artık." dediği o meşhur konuşma.. Sevinçliyim elbette, ancak baştan neden içeriye alındığını anlayamadığımız bir insanın tahliyesine sevinirken bile hayatından çalınan 88 günü sorguluyorum. Bir de geçen ay tahliye olmuşken, başka bir suçtan tekrar tutuklanması tam bir kara komedi! “Ancak Aziz Nesin romanlarında olur,” diyeceğimiz şeyler oldu ve olmaya devam ediyor.
Savunmanın şu bölümüne geldiğimde gülümsüyorum: “Bana Türkçeyi ve mizahı sevdiren Ferhan Şensoy başta olmak üzere, Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz, Aziz Nesin; mizah dergileri Markopaşa, Diyojen, Akbaba, Gırgır, Leman, Penguen, Uykusuz, çoğu siyasetçiden daha kalıcı olarak bu toplumun hafızasında ve kültüründe yer edinmiştir. Ferhan Şensoy’un eleştirdiği ve onu sansürlemeye çalışan isimler çoktan unutulmuşken, en genç kuşaklardan bile Ferhan Şensoy’un oyunlarını ezbere bilenler var.”
Bir Deniz’in savunmasını okuyor, bir koltuktan bana yan bakan Sabahattin Ali’ye bakıyorum
Koltuğun üzerinde Ayşe Sıtkı İlhan ve T24 yayın yönetmenim Doğan Akın tarafından titiz bir çalışma ile derlenip, günümüz Türkçe’sine çevrilen, sunuş yazısını 1993’te bombalı bir saldırı sonucu kaybettiğimiz Uğur Mumcu’nun yazdığı “İki Gözüm Ayşe: Sabahattin Ali’nin Özel Mektupları” duruyor. Sabahattin Ali yan duran kitapta, sanki kelleyi koltuğa almış gibi (-ki aldığını hepimiz biliyoruz) bakıyor bana. Bir Deniz’in savunmasını okuyorum, bir koltuktan bana yan bakan Sabahattin Ali’ye bakıyorum. İçim acıyor.
Deniz üstüne ekliyor: “Çünkü 25 yıldır ülkeyi yöneten iktidar partisinin başkanı olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın isminin geçmediği politik mizah gösterisinin bir samimiyeti de, gerçeklikle bir bağı da yoktur. Pertev Naili Boratav’ın derlemesinden bildiğimiz gibi otoriteden lafını sakınmayan Nasreddin Hoca bugün stand-up yapsa gösterinin yarısı Recep Tayyip Erdoğan hakkında olurdu.”
Güzel memleketimin her devirde çile çeken aydınları
Pertev Naili Boratav Sabahattin Ali’nin yakın dostu. Sadece çocukluk arkadaşları değil, Türk entelektüel tarihinin, toplumcu gerçekçi edebiyatın en önemli yol arkadaşlıklarından birini paylaşmış iki dev isim. Türkiye'nin çalkantılı siyasi dönemlerinde sansüre, hapis cezalarına ve sürgünlere karşı dimdik ayakta duran aydınlar. Kitapta defalarca Pertev Naili Boratav’ın ismi geçiyor, hatta kitabın sonlarına doğru Boratav’ın Ayşe Sıtkı’ya Sabahattin Ali’nin Konya’da yargılanışını anlatan mektubu da yer alıyor. Kitaba dönüp, “Pertev Bey, Deniz sizlere de selam eder,” diyorum, sinir bozukluğuyla. Güzel memleketimin güzel insanlarının, aydınlarının her devirde çektikleri çileler böğrüme sert bir yumruk gibi iniyor.
Zulüm aynı be!
Deniz savunmasında “Bütün yakın arkadaşlarım Türkiye’de bir gelecek görmedikleri için göçtüler. “Yurt dışına kaçtı” haberlerini Türkiye’ye dönmeye ikna etmeye çalıştığım arkadaşlarımla okumak trajikomik oldu.” diyor. Sabahattin Ali, 2 Nisan 1948'de, Bulgaristan üzerinden Avrupa'ya geçmek amacıyla Edirne yönüne giderken öldürülüyor. Ve bu ölümün ardındaki esrar perdesi aradan geçen yaklaşık 80 yıla rağmen aydınlanmış değil.
Kitabı elime alıp, bir altını çizdiğim yerleri tekrar tekrar okuyor, bir Deniz’in savunmasına bakıyorum. “Konular farklı, yönetenler farklı. Zulüm aynı be! Ne talihsiz bir memleketimiz var.” diye geçiriyorum içimden. Ortaya aşağıdaki okuyacağınız yazı çıkıyor.
Not: D.G: Deniz Göktaş, S.A: Sabahattin Ali, P.N.B: Pertev Naili Boratav
“Sabahattin Ali’nin Özel Mektupları / İki Gözüm Ayşe”
Güneş almayan hücre, Deniz gibidir gökyüzü
D.G, 28.9.2026, Çağlayan Adliyesi: “3 Temmuz’dan bu duruşma gününe kadar günlerim güneş almayan, hiçbir tutuklu/hükümlü ile iletişim kuramadığım bir hücrede geçti. Ailemle de bu süreçte, yüksek güvenlik gerekçesiyle, diğer cezaevlerinden farklı olarak, haftada yalnızca 10 dakika telefonda konuşabiliyorum. stand-up gösterimde bir komedyen olarak, komedyen kimliğimle söylediğim 4 cümle sebebiyle 88 gündür tutukluyum. Cümle başına 22 gündür yüksek güvenlikli bu hücrede tutuldum. “
S.A, 8.1.1933, Konya: “365 gün hapishanede yaşamak, arkadaşların yardımıyla karnını doyurmak ve çıktıktan sonra ne olacağımı bilmemek... İşin asıl feci tarafı: Annem ile kız kardeşimi buraya getirtmiştim, dört gün kadar bir otelde beraber kaldık ve beşinci günü ben tevkif edildim. Onları şimdi tekrar Edremit’e, geldikleri yere gönderiyorlar. Dün yanıma geldiler, ikisi de ağlarlar... Beni bile ağlattılar, hele kardeşim, daha 10 yaşında olduğu halde her şeyi anlıyor, “Beni gönderme, ben senin yanında kalayım, isterse hapishane olsun, ben senden ayrılmam!” diye tutturdu, susturuncaya kadar çektiğimi Allah bilir.”
S.A, 23.5.1933, Sinop: “Görmesen bile denizi, Yukarıya çevir gözü: Deniz gibidir gökyüzü; Aldırma gönül, aldırma!” Hapishane Şarkısı V’den bir dörtlük...
Cümlelerin gücü, korkaklar ve zayıflar...
D.G, 28.9.2026, Çağlayan Adliyesi: “Bir komedyen olarak cümlelerin etki gücünün bu kadar yüksek olduğunu görmek gururlandırıyor ama bir vatandaş olarak ülkemin ifade özgürlüğü sicili adına üzülüyorum”.
S.A, 10.8.1933, Sinop: “Yazılarında kendinden bahsetmeyenler, kendilerine emniyet ve itimatları olmayan korkaklar ve zayıflardır. Veya içlerinde bahsedecek bir şeyleri olmayan boşlar.” “Ne tecrübe ne malumat insanın fikri hayatında esaslı bir rol oynamıyor. Dimağımız bazen yükselip bazen alçalan grafikler yaparak ve etraftan bazı şeyler alıp bazı şeyler bırakarak kendi yoluna gidiyor. Başı ve sonu belli olmayan bir yola...”
Yazan, çizen, üreten herkes elbet bardağın dolu tarafına odaklanır
D.G, 28.9.2026, Çağlayan Adliyesi: “Başıma gelenler işime olan inancımı arttırdı. Özgürlüğüme kavuştuktan sonra daha büyük bir heves ve özgüvenle yapmaya devam edeceğim. Tek kaygım, bu dava yüzünden sahneye çıkan insanların cesaretinin kırılması, daha fazla otosansüre yönelmeleridir. Umarım yazan, çizen, üreten herkes bardağın dolu tarafına odaklanır; her cümlemiz sandığımızdan daha büyük bir potansiyel taşıyor.”
S.A, 14.7.1933, Sinop: “Dünyada irademi bütün şiddetiyle kullandığım bir tek saha vardır: Yazı yazmak... Bu hususta benden daha şiddetli hareket eden adam azdır. Nerede olursa olsun, ne zaman olursa olsun yazı yazabilirim. Ne soğuk, ne sıcak, ne rahat, ne sıkıntı, ne keder, ne sevinç, ne sükûnet, ne gürültü, hiçbir şey benim yazı yazmama tesir etmez. Yazı yazarken tamamen yazdığım şeyle beraber yaşarım”
Bir adamın şahsiyeti hakkında kati hükümler
D.G, 28.9.2026, Çağlayan Adliyesi: “Aynı troll ekibinden olduğu anlaşılan kullanıcılar, ekip arkadaşlarına yalvarıyordu: “Dinle ilgili kısımlardan gidelim!” ve üçüncü gün soruşturmaya konu olan şakamın başını sonunu kesip, cımbızlayıp, bağlamından koparıp “Dinî Değerleri Aşağılayan Komedyen” olarak eş zamanlı yüzlerce hesaptan paylaştılar ve CİMER’e şikâyet kampanyası başlattılar.”
S.A, 29.7.34, Ankara: “Stratfordlu Shakespeare’in bu dramları yazmış olmasını mümkün görmeyerek onu bir sahtekâr, ismini vermek istemeyen birisinin eserlerine imza atmak küçüklüğünde bulunan bir zavallı addetmek isteyenler var. Geçen gün bir Amerikalının bu yolda bir iddiasını okudum. Dramların muharriri olarak bir lordu gösteriyor ve zavallı Shakespeare’in ne cahilliğini, ne ahlaksızlığını bırakıyor. İnsanların eşekliği pek hudutsuz vesselam. Burada ve alelumum Türkiye’de Shakespeare’in ismi meşhurcadır ve birkaç ukalanın malumatfuruşluğu yüzünden, bu adamın şahsiyeti hakkında kati hükümler teessüs edemediği görülüyor.”
Bir müddet sonra çocuk gelip teslim oluyor
D.G, 28.9.2026, Çağlayan Adliyesi: “Uçaktan indikten sonra havaalanı pasaport polisine gidip “Benim hakkımda yakalama kararı olabilir” dedim. Beraber kontrol ettik, bekledik. Bir polis beni almaya geldi, onunla beraber havalimanı karakoluna yürüdük. O sırada havalimanında beni tanıyan insanlarla selamlaştım, iyi yolculuklar diledim. Ne koluma girildi ne de kelepçe takıldı. Karakoldaki memurlar şaşırdı: “Deniz niye döndün, deli misin? Ben olsam hayatta dönmem.” dediler. Güle oynaya komiseri bekledik. Polislerin bile ülkeden gitmek istemesine şaşırmıştım. Komiser geldi ve söylediği ilk şey “Kelepçe yapın” oldu. “Kendim teslim oldum, kelepçe yapılacak bir durum yok” dedim. Zorunlu prosedürün bu olduğunu söyledi. Ben de “Rızam yok, zorla yapacaksınız o zaman” dedim. Bunun üzerine komiser vazgeçti, beni nezarete aldılar.”
S.A,16.8.33, Sinop: “Bir müddet sonra çocuk gelip teslim oluyor. Gıyaben ağır hapis kararı verilmesi kanuna muhaliftir. Bu karar yalnız bu noktadan temyiz edilirse nakzı icap eder. Delikanlı bunların farkında değil, hapse gelmiş, bekliyor... Mahkemeye çağrılmasını, ifadesi alınmasını, hülasa ne için hapse atıldığının olsun kendisine söylenmesini bekliyor. Fakat arayıp soran yok. Nihayet bana geldi, derdini anlattı. Kaleme gittim. Evrakını arattım. Baktım ki zamanında itiraz edilmediği için on sene hapis kararı katiyet kesp etmiş. “Bu adam hakkında karar gıyaben verilmiştir, katileşemez,” dedim, “kararın kendisine tebliğinden itibaren muayyen müddet zarfında itiraz ve temyiz etmesi icap ederdi” dediler. “Karar kendisine tebliğ edildi mi?” dedim, “Herhalde edilmiştir” dediler. Hüküm kâğıdında olsun, başka bir yerde olsun maznunun kararı tebellüğ ettiğine [aldığına] dair bir işaret bulamadık, ne bir imza, ne bir mühür, ne de bir parmak izi... “Yahu,” dedim. “Bu adama tebliğ edilmemiş.” “Ne yapalım, hüküm kesb-i katiyet etmiş artık, yapacak bir şey yok” dediler.” (Hikayenin devamında Sabahattin Ali, mahkuma avukat parası bulmasını öneriyor. Mahkum karısına öküzlerini satmasını söylüyor. 25 liralık öküze 11 liradan fazla veren çıkmayınca, mahkum karısı ve çocuğu aç kalmasın diye 10 sene hapis yatmaya gidiyor.)
Ve insanlar arasında bahtiyar adam ne kadar enderdir
D.G, 28.9.2026, Çağlayan Adliyesi: “Bütün polis memurları Türkiye’ye neden döndüğümü soruyordu. Bendeki imkânlar onlarda olsa 1 dakika durmazlarmış. Çocukken ebeveynler “Devlet memuru ol, hayatın kurtulur” derdi, şu an onlar bile Türkiye’den gitmenin hayalini kuruyor. Harbiye’de insanları güldürdüm diye niye ömür boyu sürgün yaşayayım, insanların ülkeden bu kadar bıkmış olmasına üzüldüm.”
S.A, 1.7.34, Ankara: “Niçin ruhumuzun asla ısınamadığı kalıplarda kalmaya mecburuz? Bir insana bundan daha büyük işkence olur mu? Hilkat her insanı yeryüzüne bir iş için gönderir. Memur doğanın eşkıya olmasına, şair doğanın kunduracı olmasına sebep olan “nizam-ı içtimai” [toplumsal düzen] dedikleri nesnedir ki, bunun, mecbur ederek yaratıldıklarından başka işlere sürüklediği adamlar ömürlerinin sonuna kadar işlerine, hatta hayata alışamamak bedbahtlığına uğrarlar. Yaratıldığı işi “kendi işi”ni bulabilen adam yeryüzünde ne kadar nadirdir. Ve insanlar arasında bahtiyar adam ne kadar enderdir... Çünkü bedbahtlıklarımızın en mühim sebebi budur.”
Bu psikopat gece uyurken seni öldürse...
D.G, 28.9.2026, Çağlayan Adliyesi: “Nezarette bizi korumakla görevli polisin yanımdaki adamı göstererek “Bu psikopat gece uyurken seni öldürse, başımıza iş olursun” demesiyle ülkenin hâlinden kendi hâlime geçtim.”
S.A, 27.7.33, Sinop: “Etraflarında beli tabancalı ve bıçaklı adamlar bulunan ve bizzat kendileri de müsellah [silahlı] olan ağalara sokulmak imkânını bulamayınca, şerefini herhangi bir şekilde kurtarmak için eline su tenekesini alarak hapishane çeşmesinin başına gidiyor. Kendisinin kafasını yaran hizmetçi Şaban da koğuşun tenekeleriyle çeşme başındadır. Recep etrafına bir göz gezdirdikten sonra cebinden ufak bir bıçak çıkarıyor, mangal ayağını taşta sürterek imal edilen bir bıçak. Eğilerek tenekeleri çeşmeye tutan Şaban’a sol tarafından birkaç yara açıyor. Öteki doğrulunca karnına ve göğsüne, öteki kaçmak isteyince sırtına da birkaç bıçak vuruyor. Şaban beş on adım gittikten sonra duvarın dibine düşüp ölüyor. Recep bir köşeye kaçıp kendisinde de birkaç yara açıyor ve böylece ölenin de elinde bir bıçak olduğunu ispata kalkışıyor.”
Komedyen Deniz Göktaş'ın tutuklanması ve ceza almasına gerekçe olarak gösterilen "Ölü Deniz" gösterisi
30 saniyelik özgürlük, lafların içinde boğulan mantık ve edebiyat
D.G, 28.9.2026, Çağlayan Adliyesi: “88 gün boyunca bu duruşmaya çıkmayı bekledim. 4 cümlelik iddianamenin hazırlanması 64 gün sürdü. Bu belirsiz bekleyiş psikolojik olarak yeterince yorucuyken, bir de tahliye edilip tekrar tutuklandım. 57. günde bir cuma günü apar topar SEGBİS’e götürüldüm. Tutukluluk incelemelerinde olduğu gibi yine avukatlarım çağrılmamıştı. Beni tutuklayan hâkim tekrar karşımdaydı. İtiraz sonucu iki suçlamadan da tahliye olduğumu söyledi. Es verdi. Kısa bir sessizlikten sonra yeni bir suçlamadan tutuklama istemi olduğunu belirtti. Tam tahliye olduğum anda yeni bir suç tespit edildiği için SEGBİS odasında yaşadığım 30 saniyelik özgürlüğün ardından Daltonlar çetesini övmekten tekrar tutuklandım.”
P.N.B, 9.1.1933, Konya: “Yalnız muhakemesinin pek heyecanlı geçtiğini söyleyeyim... Sabahattin, oldukça güzel numaralar yaptı; o kadar ki, kendisi bile heyecana düştü. İlk celse tam 5.5 saat sürdü. O gün, muhbirlerle şahitler dinlendi. Sabahattin onların şehadetlerine itirazlarda bulundu. İkinci celsede, müddeiumumi iddianamesini okudu ve Sabahattin müdafaasını yaptı. O celsede bütün belagatini; şiirlerini falan okudu. Bir seneye mahkûm oldu ama, hiç olmazsa, birkaç yüz kişiye şiirlerini dinletti; kitap halinde çıkarsaydı, bu kadar kari [okur] bulacağı meşkûktü; böyle felaketlerin, hiç olmazsa buna benzer faydaları oluyor... Velhasıl, bu vesile ile, bizim deli oğlan epey meşhur oldu. Ama ne fayda ki, müddeiumumi vatan, millet, Cumhuriyet, Ulu Gazi gibi büyük laflar söyledi ve bu lafların içinde Sabahattin’in edebiyatı ve mantığı boğuldu gitti. Şimdi ümidimiz temyizde. İnşallah oradan cevap bir sene bitmeden gelir...”
Hepsi incir çekirdeğini doldurmayan, istediğin yere çekilen birtakım mücerret sözler...
D.G, 28.9.2026, Çağlayan Adliyesi: “Eğer politik mizah bugünün Türkiye’sinde doğrudan yasak değilse, bu şakada bir suç unsuru yoktur. Çünkü 25 yıldır ülkeyi yöneten iktidar partisinin başkanı olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın isminin geçmediği politik mizah gösterisinin bir samimiyeti de, gerçeklikle bir bağı da yoktur. Pertev Naili Boratav’ın derlemesinden bildiğimiz gibi otoriteden lafını sakınmayan Nasreddin Hoca bugün stand-up yapsa gösterinin yarısı gösterinin yarısı Recep Tayyip Erdoğan hakkında olurdu.”
P.N.B, 9.1.1933, Konya: “Adalet, mahkeme, hukuk gibi zırıltıların ne boş şeyler olduğunu bu mesele vesilesiyle iyice öğrendim. Hepsi incir çekirdeğini doldurmayan, istediğin yere çekilen birtakım mücerret sözler üzerine müstenit... İkide bir şu sözler tekrar edilip durdu: “Mahkeme adaletin tecelli ettiği, hakikatin meydana çıktığı yerdir... Burada devletin manevi nüfuzu mevzubahistir...” vesaire... Lakin bu lafları söyleyenler, hususi meclislerde hep bizim gibi, senin benim gibi konuşuyorlar; ve kanun denilen şeyin ne kadar saçma olduğunu itiraf ediyorlar.”
Bir iki namussuz başıma bu işi getirdiler
D.G, 28.9.2026, Çağlayan Adliyesi: “Kin ve düşmanlığa tahrik ettiğim halkın bir kesiminden iki kişi idam edilmemi istemiş. Dava dosyasında mevcut. "Ben sınır dışı edilmesini ya da bu konuyla ilgilenirseniz idam edilmesini en kısa zamanda istiyorum." Bir başkası "İdam olan bir ülkede infaz edilsin, teşekkür ederim" demiş.Öncelikle bu vatandaşı, beni geçtim, hiç kimse kin ve düşmanlığa tahrik edemez. Ondaki kin tüm Orta Doğu'ya yeter.”
S.A, Tarihsiz: “Benim mesele senin zannettiğin gibi fiyakalı bir zamanımda ağzımdan kaçırdığım sözlerin neticesi değildir. Aramın açıldığı bir iki namussuz başıma bu işi getirdiler. Geçen sene mayısında falanca yerde Gazi’yi imaen ve telmihen [işaret ederek] tahkiri [hakareti] tazammun eden [içeren] bir şiiri falan yerde okumuştu dediler. Adli safahat [evreler] lehimde olduğu halde müddeiumumi yaranmak için mahkûmiyetimi talep etti, hâkim de korktuğu için mahkûm etti. Temyiz davayı aleyhimde nakzetti [bozdu], cezama iki ay daha ilave edildi. Şimdi on dört aya mahkûmum ve aşağı yukarı üç ayını yattım. On bir ayım kaldı demektir. Elbet biz de çıkarız.”
Kederli ve neşeli günler ve saatler burada da var
D.G.( 29 Ağustos 2026, Karatepe Cezaevi): “Adli yılın açılışını burada kutlayacağım, başarılı bir sezon olsun. 90 dakikalık gösteriden iki ayda bir yeni suçlama çıkıyor. Reels yerine tam gösteri YouTube kanalımda, odaklanma problemi olan varsa da telefon detoksu öneririm. Bana iyi geldi. Ben iyiyim; moralim, sağlığım yerinde. Bu ay çocukkenki ağustoslar gibi hızlı geçti. Allah’tan okul yok Eylül’de. Bu mektubu yazarken cezaevinde 10 saniyeliğine elektrik gitti. Karanlıkta bütün mahkumlar hücrelerde ıslık çalıp bağırdılar. İlkokulda pikniğe giderken gezi otobüsü tünele girmiş gibi hissettim. Karatepe 2026, efsane tayfa. Unutulmayacaksın."
S.A, 28.4.1933, Konya: “Asıl meselenin mühimi bu sekiz ayı geçirebilmek... Bak, kışı burada yaptım, bahar geçip gitmek üzere... Yaz da geçecek, sonbahar ve sonra tekrar kış gelecek ve ben 22 Kânunuevvel cuma günü tahliye edileceğim... Geçer mi bu günler... Burası herkesin tahmin ettiği kadar sıkıcı ve yeknesak değil, yevmi [günlük] hayatı daima dalgalandıran dedikodular ve münasebetsizlikler dışarıdan daha çok. Kederli ve neşeli günler ve saatler burada da var. Bazı sabahlar kalkınca göğsümü geniş ve içimi hafif buluyorum. Bazen de bunun aksi oluyor... Yani aynen dışarıdaki hayat...”
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


