Yönetmen Murat Can Oğuz: İlkay Sivaslı ölerek bir çıkış arıyor, Tanju Doğan ise onu kurtarmaya çalışırken kendi hayatına tutunmaya başlıyor

Yönetmen Murat Can Oğuz: İlkay Sivaslı ölerek bir çıkış arıyor, Tanju Doğan ise onu kurtarmaya çalışırken kendi hayatına tutunmaya başlıyor

2019 yılında gerçekleşen ve maktulün katile “Beni öldürür müsün?” diye sorduğu İlkay Sivaslı cinayeti film oluyor. Yapımcı ve yönetmen Murat Can Oğuz ile bambaşka dünyalara ait iki insanın yollarının yalnızlık üzerinden nasıl kesiştiğini ve bu sıra dışı kadın cinayetinin romantize edilmeden nasıl filme çekileceğini konuştuk

Yönetmen Murat Can Oğuz: İlkay Sivaslı ölerek bir çıkış arıyor, Tanju Doğan ise onu kurtarmaya çalışırken kendi hayatına tutunmaya başlıyor
Yapımcı ve yönetmen Murat Can Oğuz / İlkay Sivaslı ve Tanju Doğan'ın görüntüsü

Bundan yedi yıl önce manşetlere düşen bir kadın cinayetini bugün gibi hatırlıyorum. Hatırlamamın nedeni kadınların “Yolda yürürken karşıdaki adama yan baktı”, “Pantolonumu ütülemedi” ya da “Akşam sofrayı hazırlamadı” diye erkekler tarafından öldürüldüğü bir ülkede, kadının bu cinayeti bizzat erkekten talep etmesi, ona “Katilim olur musun?” diye sormasıydı.

Kartal’da bir ilkokulda öğretmenlik yapan İlkay Sivaslı’nın ölümünün ardından okulunda yapılan anma töreninde, Sivaslı’nın ardında bıraktığı bir not paylaşılmıştı. Şöyle yazıyordu notta; “Ve şimdi perde kapanıyor. Ben bu materyalist dünyadan ayrılıyorum. Barışın, sevginin olduğu yeni ufuklara yelken açıyorum. Ve hayatta ne olursa olsun, sana şükranlarımı sunuyorum.”

“Ah!” diyorum içinden, “Cinayete kurban gideceğini biliyordu demek ki...” Ama sonra notu bir kez, bir kez daha okuyorum ve cinayete kurban gidecek olan bir insanın neden “materyalist dünya” kavramına vurgu yaptığını anlayamıyorum. Gözüme intihar notu gibi gözüküyor ama öldürülmüş işte...

Katilim olur musun?

Bir süre sonra dava görülmeye başlanıyor. Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, İlkay Sivaslı’nın depresyonda olduğu, birkaç kez intihara kalkıştığı ama gerçekleştiremediği, maktul Tanju Doğan’la Facebook üzerinden tanıştığı ve kendisini öldürmesi için anlaştığı, bunun için elinde kalan son 8000 TL’yi kendisine teklif ettiği, Doğan’ın Sivaslı’ya aşık olması üzerine onu bu cinayetten vazgeçirmeye çalışması, Sivaslı’nın bu aşka karşılık vermediği ve 21 Nisan 2019'da da Doğan tarafından İstanbul Pendik'te bir tabancayla vurularak öldürüldüğü yer alıyor. Yargılama sonucunda sanık Tanju Doğan "kasten öldürme" suçundan müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı.

O dönem haberleri okuduğumda bu ikili arasında neler yaşandığını çok merak etmiştim. Keşke anlatılsa da, İlkay Sivaslı gibi gözlerinin içi gülen bir kadının hayatta neler yaşamış olabileceğini ve hiç tanımadığı biri tarafından öldürülmek istenecek raddeye nasıl geldiğini anlayabilsek, demiştim.

İlkay Sivaslı'nın okulundaki pano

Hikâye, sinema filmine uyarlanıyor

Aradan 7 yıl geçti ve bu hikâye, Most Production tarafından sinemaya uyarlanıyor. Murat Can Oğuz’un yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlendiği, Elçin Poyrazlar’ın ise senaryosunu yazdığı sinema filmi için titiz bir hazırlık sürecinden geçiliyor. Binlerce sayfalık hukuki belge ve ikili arasındaki WhatsApp yazışmaları taranmış, özel izinler alınmış, terapistlerden danışmanlık alınmış, Sivaslı’nın ailesi ve çevresiyle söyleşiler yapılmış ve mahkûm Tanju Doğan’la cezaevinde görüşülmüş.

Bu hafta konuğum, fotoğrafla başlayıp sinemaya uzanan yolculuğunda yönetmenlik, senaristlik ve yapımcılığı bir araya getiren, Cezailer dizisinin yaratıcısı, Çağan Irmak’ın yazıp yönettiği Palamut Zamanı’nın  yapımcısı, Palamut Zamanı ile Direklerarası Tiyatro Ödülleri’nde En İyi Prodüksiyon, Üstün Akmen Tiyatro Ödülleri’nde ise En İyi Oyun ödüllerine layık görülen Murat Can Oğuz. Oğuz’la bir araya geldik ve İlkay Sivaslı cinayetinin filme dönüştürülme hikâyesini konuştuk.

“Ölmek isteyen bir kadınla, kendisini öldürmesi için para teklif ettiği adamın ilişkisi bu”

-Hikâye nasıl ve ne zaman karşına çıktı?

Hikâye 2022 yılında gazeteci bir tanıdığımın önerisiyle karşıma çıktı. İlk duyduğum andan itibaren beni çok etkiledi. Temelinde, ölmek isteyen bir kadınla, kendisini öldürmesi karşılığında para teklif ettiği bir adamın kısa sürede kurduğu sıra dışı bir ilişki var. Tanju Doğan onunla zaman geçirdikçe ona ilgi duymaya, ardından âşık olmaya başlıyor. 2023 yılının sonunda hikâyenin haklarını almak için başvuruda bulunduk. O noktadan sonra dosyanın içine daha derinlemesine girmeye, olayın taraflarıyla ve yakın çevresiyle temas kurmaya başladık. Olayın duygusal dinamiği, alışık olduğumuz kadın cinayeti örneklerinden farklı ve hikâyeyi bu kadar çarpıcı yapan şeylerden biri de bu.

“Hikâyenin sıra dışı olması, bunun bir kadın cinayeti olduğu gerçeğini değiştirmiyor”

-Bu ülkede kadınlar “şuna yan baktı, pantolonumu ütülemedi” diye öldürülürken, bu gerçekten çok sıra dışı bir hikâye.

Evet, ancak bu sıra dışılık, sonunda bir erkeğin bir kadının hayatına son verdiği gerçeğini değiştirmiyor. Filmi yaparken bizim için önemli olan bu karmaşıklığı dürüstçe anlatırken şiddeti hiçbir noktada romantize etmemek ya da meşrulaştırmamak.

Tanju Doğan da bu nedenle müebbet hapis cezasına mahkûm edildi. Mahkemenin, İlkay Sivaslı’nın kendi ölümünü istemiş olmasını suçu hafifleten bir unsur olarak değerlendirmemesi de çok önemli. Çünkü aksi, benzer vakalarda “Benden istedi” ya da “Ona âşık oldum” gibi savunmaların meşrulaştırıcı bir zemine dönüşmesi riskini taşır.

Hikâyenin sıradışı kısmı ise, dava dosyasında ve İlkay Sivaslı ile Tanju Doğan arasındaki yazılı iletişimlerde, İlkay Sivaslı’nın kendi ölümünü istediği ve Tanju Doğan’ı buna ikna etmeye çalıştığını gösteren bir tabloyla karşılaşmamız. Aynı yazışmalarda Tanju Doğan’ın onu bu kararından vazgeçirmeye çalıştığını görüyoruz.

“İki yalnız insanın kısa sürede kurduğu bağ beni çok etkiledi”

-Seni bu hikâyede en çok etkileyen kısım ne oldu?

Suç aksı ve polisiye geriliminden çok, iki yalnız insanın kısa sürede kurduğu bağ beni çok etkiledi. Büyük bir trajedinin ortasında çok saf ve insani bir ihtiyaç var: görülmek ve ait hissetmek. Bu nedenle film benim için öncelikli olarak bir suç hikâyesi değil; iki insanın birbirine tutunma biçimi, aralarında gelişen ilişki ve bunun taşıdığı trajedi üzerine kurulu.

“Sivaslı ve Doğan iki farklı dünyadan gelen, iki farklı insan”

-Akıl almaz bir öykü gerçekten… Bu iki insanın normalde yollarının kesişmesi pek de mümkün değil, değil mi?

Evet, sosyokültürel olarak birbirinden oldukça farklı iki insandan söz ediyoruz. İlkay Sivaslı bir ilkokul öğretmeni. Tanju Doğan ise geçmişinde çeşitli suç dosyaları olan, daha düzensiz bir hayat sürmüş biri. Aralarındaki farkı yazışmalarında da hissediyorsunuz. İlkay Sivaslı, Tanju Doğan’a hep “siz” diye hitap ediyor; dili daha ölçülü ve daha mesafeli. Tanju Doğan ise onunla “sen” diye konuşuyor; daha gündelik bir dil kullanıyor ve yazışmalarında sık sık imla hataları yapıyor. Yani gerçekten iki farklı dünyadan geliyorlar. İlkay Sivaslı’nın Tanju Doğan’ı Facebook’ta bulmasıyla başlayan bu tesadüfi karşılaşma olmasa, muhtemelen yolları hayatları boyunca hiç kesişmeyecekti.

Yapımcı ve yönetmen Murat Can Oğuz

“İlkay Sivaslı hep renkli giyiniyor, bu hikâyenin karanlığıyla çok güçlü bir tezat”

-İlkay Sivaslı nasıl biri, anlatır mısın?

İlkay Sivaslı’yı tanıyanların ortak olarak anlattığı şey, ailesi ve öğrencileri tarafından çok sevilen, neşeli ve iyi niyetli biri olduğu. İnsanların iyiliğini isteyen, çevresiyle güçlü bağlar kurabilen biri olarak tarif ediliyor. Araştırma sırasında öğrendiğimiz ve beni özellikle etkileyen küçük bir detay da şu: İlkay Sivaslı’nın hep çok renkli giyindiği söyleniyor. Bu, hikâyenin karanlığıyla çok güçlü bir tezat oluşturuyor ve onun yaşadığı içsel sürecin dışarıdan kolayca okunabilecek bir şey olmadığını da gösteriyor.

“Sivaslı’nın kendisini yıpratan ve borçlandıran eski erkek arkadaşı ile görüşemedik”

-Sanıyorum kendisini daha önce yaşama isteğinden koparan acı bir aşk deneyimi var. Anlatır mısın?

Evet, İlkay Sivaslı’nın geçmişinde onu ciddi biçimde yıpratan bir ilişki var. Bu ilişkide maddi olarak da zarar gördüğünü ve borçlandırıldığını biliyoruz. Ancak ilişkinin diğer tarafıyla temas kurmaya çalıştığımızda sağlıklı bir iletişim zemini oluşmadı. Bu nedenle doğrulayamadığımız ya da tek taraflı kalabileceğini düşündüğüm detayları dile getirmeyi tercih etmiyorum.

“Tanju Doğan suça karışmış, bir yere kök salamamış, toplumun dışında kalmış biri”

-Tanju Doğan nasıl biri?

Tanju Doğan’ın hayatına baktığımızda, uzun süre bir yere kök salamamış, düzenli bir hayat kuramamış ve çoğu zaman toplumun dışında kalmış bir profil görüyoruz. Geçmişinde de çeşitli suç dosyaları var. Bende bıraktığı izlenim, uzun süre hayatında güçlü ve kalıcı bağlar kurmakta zorlanmış biri olduğu yönünde. İlkay Sivaslı’yla karşılaşmasıyla birlikte ise daha önce alışık olmadığı yoğunlukta bir duygusal ilişkinin içine giriyor. Bu ilişki, bugün cezaevinde devam eden hayatında da hâlâ önemli bir anlam taşıyor.

-Sanki bir “Tutunamayanlar” hikâyesi…

Evet, hikâyenin özü tam olarak burada: İlkay Sivaslı ölerek bir çıkış arıyor. Tanju Doğan ise onu kurtarmaya çalışırken ilk kez kendi hayatına tutunmaya başlıyor.

“Bir taraftan birbirlerinin halini hatırını soruyorlar, bir taraftan da ölümü planlıyorlar”

- İkili arasındaki WhatsApp mesajlarında seni en çok etkileyen durum ne oldu?

Beni dava dosyasındaki WhatsApp konuşmalarında en çok etkileyen şey, konuşulan konunun ağırlığıyla gündelik hayatın sıradanlığının yan yana durmasıydı. Sonuçta bir ölüm konuşuluyor; İlkay Sivaslı’nın ölme isteği ve bunun nasıl gerçekleşeceği konuşuluyor.

Ama aynı mesajların arasında sürekli çok sıradan şeyler var: “Günaydın”, “Kahvaltı ettin mi?”, “Yemek yedin mi?”, “İyi geceler”, emojiler, gün içinde ne yaptıklarını anlatmaları… Bir taraftan birbirlerinin halini hatırını soruyorlar, bir taraftan da ölümü planlıyorlar. Beni en çok çarpan da buydu. Bizim dışarıdan bakınca kan dondurucu bulduğumuz şey, onların gündelik hayatının içine girmiş ve bir tür normale dönüşmüş.

Tanju Doğan

“Maktulün ailesinin güvenini kırmadan hikâyeyi kurmaya çalışıyoruz”

-Maktulün avukatı ve kardeşiyle görüştün sanıyorum. Onlar nasıl duygular içerisindeydi, neye inanıyorlardı ve film yapma isteğine nasıl karşılık verdiler?

Onların en büyük hassasiyeti hikâyenin olduğu gibi, çarpıtılmadan anlatılmasıydı. Olayın daha çarpıcı hale getirilmesi uğruna manipüle edilmesi ya da maktulün ailesini ve yakınlarını rencide edecek bir yere taşınması en çok kaçındıkları şeydi.

Bizim için de en önemli meselelerden biri buydu. Zaten bir kayıp yaşamış yakınlarının acısını yeniden hatırlatacak ya da onları zorlayacak bir anlatı kurmak istemiyoruz. Buna rağmen projeye karşı çıkmadılar; Most Production’a, bizim yaklaşımımıza ve Elçin Poyrazlar’la yürüttüğümüz çalışmaya güven duydular. Biz de bu güveni bozmadan, hikâyenin gerçekliğinden uzaklaşmadan ve kimseyi incitmeden filmi kurmaya çalıştık.

“Doğan bizi cezaevinde gördüğünde yanımızda Sivaslı’nın fotoğrafının olup olmadığını sordu”

-Katille de görüştün. Karşında nasıl biri buldun? Onu film çekmeye nasıl ikna ettin?

Tanju Doğan’la görüşebilmemiz oldukça uzun sürdü. Gerekli izinlerin alınması, görüşmenin ayarlanması ve kendisinin de bu sürece ikna olması bir yılı aşkın bir süre aldı. Onunla konuşmadan hikâyenin önemli bir kısmı eksik kalıyordu. Dava dosyası ve yazışmalar üzerinden bildiğimiz şeyler vardı ama ikisinin buluştukları günlerde ne yaptıklarını, nasıl beraber zaman geçirdiklerini ve tam olarak ne yaşandığını dinleme imkânımız olmamıştı. Kayseri T Tipi Ceza İnfaz Kurumu’nda kendisini ziyaret ettiğimizde bunu ilk kez ayrıntılı biçimde dinleyebildik. Görüşmeye giderken yanımızda İlkay Sivaslı’nın bir fotoğrafını getirmemizi istedi. Bizi görür görmez de fotoğrafı getirip getirmediğimizi sordu. Tabii ki götürmemiştik. Görüşmede hatırladıklarını ve yaşadıklarını açıkça anlatmaya çalıştı. Bende bıraktığı izlenim, yaşananların ağırlığını hâlâ taşıdığı yönündeydi.

“Telefonuna Sivaslı’yı ‘Sevgi’ olarak kaydetmiş”

-Toplamda 1,5 ay görüşüyorlar. Hâlâ âşık değil mi İlkay Sivaslı’ya? Sanırım telefonuna da kendisini “Sevgi” diye kaydetmiş.

Evet, İlkay Sivaslı’yı telefonuna “Sevgi” diye kaydetmiş. Yazışmalarında da ona sık sık “prenses” ve “sevgi” diye hitap ediyor. İlkay Sivaslı’ya âşık olduğunu o dönemde de açıkça söylüyor. Bizim cezaevindeki görüşmemizde de bu duygusunun hâlâ devam ettiğini dile getirdi.

“Psikoterapistten danışmanlık alıyoruz, toplumsal cinsiyet alanında çalışan bir uzmandan da alacağız”

-Dışarıdan son derece pozitif gözüken bir ilkokul öğretmeninin ölmeye karar vermesi ve bunun için kiralık katil tutmasını anlatmak psikolojik olarak zor bir hikâye. Senaryo yazım sürecinde bir psikologla çalışıyor musunuz?

Evet, bu süreçte iki karakterin psikolojisini daha doğru anlayabilmek için bir psikoterapistten danışmanlık alıyoruz. Elçin Poyrazlar ve benim için önemli olan, önce karakterleri ve duyguyu kendi içimizde anlamaya çalışmak, ardından uzman görüşüyle bunu sınamak. Ama bunu çok katı, psikanalitik bir şemaya dönüştürmek de istemiyoruz. Çünkü bir noktadan sonra “bu karakter burada kesin şöyle davranırdı” gibi fazla matematiksel bir yaklaşım, hikâyenin duygusunu ve yaratıcı alanını daraltabiliyor.

Senaryo nihai haline yaklaştığında psikolojik danışmanlığın yanında, bunun bir kadın cinayeti olması nedeniyle toplumsal cinsiyet alanında çalışan bir uzmandan da görüş alacağız. Bizim için önemli olan hem psikolojik olarak inandırıcı, hem de konunun hassasiyetlerinin farkında olan bir film kurmak.

İlkay Sivaslı ve Tanju Doğani'ın görüntüsü

“Doğan ‘Ben onu öldürmezsem başkası onu öldürecekti’ diye düşünüyor”

-Beni yine bu hikâyede en çok etkileyen “Ben onu öldürmezsem, başkasına gidecek” kıskançlığı oldu. Galiba her gün yaşadığımız kadın cinayetlerine en benzeyen yanı bu.

Bizim gözlemlediğimiz kadarıyla Tanju Doğan’ın aslında yaşadığı, “Ben onu öldürmezsem başkasına gidecekti” değil, “Ben onu öldürmezsem başkası onu öldürecekti” düşüncesiydi. O yüzden bunu yalnızca kıskançlık olarak okumak eksik kalabilir. Tabii ki günün sonunda değişmeyen bir gerçek, bir erkeğin bir kadının hayatına son vermesi. Bunun yanında Tanju Doğan’ın anlatısında İlkay Sivaslı’yı kaybetme korkusu, kontrol duygusu ve “Ben yanında kalırsam belki vazgeçirebilirim” düşüncesinin birbirine karıştığını görüyoruz.

-Bu filmi ne zaman vizyonda göreceğiz ve ismi belliyse bizimle paylaşabilir misiniz?

Filmin ismi henüz belli değil. Şu an kendi aramızda kullandığımız bir çalışma başlığı var ama onu da şimdilik paylaşmamayı tercih ediyoruz. Vizyon tarihi de henüz belli değil. Hâlâ senaryo ve geliştirme sürecindeyiz. Bizim için önemli olan filmin en doğru hâline ulaşması ve doğru zamanda yapılması.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler