Elif Eralp’in adımlarına Luxemburg eşlik ediyor

Elif Eralp’in adımlarına Luxemburg eşlik ediyor

Almanya’nın Münih kentinde doğan ve Berlin’de yaşayan Eralp ile Luxsemburg arasında bir bağlantı var. Eralp’in Almanya’da doğma hikayesinin arkasında ise 12 Eylül 1980 darbesi ve ailesinin sosyalist kimliği nedeniyle iltica etmek zorunda kalması var. Ama aynı zamanda da insanca yaşamanın mümkün olmasına yönelik gereken koşullar için verilen mücadele

Elif Eralp’in adımlarına Luxemburg eşlik ediyor

Bundan böyle artık Almanya bizi değil, biz Almanya’yı kıskanacağız. 

Zira bizden biri olan Elif Eralp, Almanya’nın başkenti Berlin’de belediye başkanı seçilerek ertelenmiş toplumsal arzularımıza rehber olurken, engellenerek arda kalmaktan kaynaklı duygularımızı da kışkırtacak gibi gözüküyor.  

Ama zaten Almanya’nın, Almanya Sosyal Demokrat Partisi’yle (SDP-1875) başlayan güçlü bir sosyal demokrasi tarihi var. Tabii onun etkili üyelerinden biri olarak da Rosa Luxemburg  (1870-1919).  

Asıl olarak Luxsemburg, bir Alman değil. Bir Polonyalı. 1899’dan itibaren yerleşmiş Almanya’ya ve oranın vatandaşı olmuş. Bir Marksist devrimci kendisi.  Dönemin mücadele anlayışının önde gelen portrelerinden biri.  

Öyle ki on dokuzuncu yüzyıl ve yirminci yüzyıl ortalarının üretim ilişkileri bağlamında, emek sermaye çelişkisinin daha net bir görünürlülüğe sahip olduğu zamanın yarattığı bir portre.  

Ama bugün…  

Luxsemburg, bugünün dünyasında yaşasaydı mesela, dünün kapitalizmiyle bugünün küresel sermayesi arasında bocalar mıydı?  

Daha da önemlisi, bugün altı oyularak bulanıklaştırılmış emek, mücadele ve başka bir dünya hayaline yönelik tez ve kavramları nasıl yapılandırırdı? 

Fakat bunun yanıtını sadece Luxsemburg’da aramak yerine, çevresel örüntüleriyle onun durduğu yere zamansal geçiş yaparak bakmak daha doğru olur.  

Zira şimdi o yerde - aynı tarzda, içerikte ve erimde olmasa da - sosyal adaletin temsilciliğini üstlenmiş Elif Eralp yer almakta. 

Dolayısıyla Almanya’nın Münih kentinde (1981) doğan ve Berlin’de yaşayan Eralp ile Luxsemburg arasında bir bağlantı var. Eralp’in Almanya’da doğma hikayesinin arkasında ise 12 Eylül 1980 darbesi ve ailesinin sosyalist kimliği nedeniyle iltica etmek zorunda kalması var.  

Ama aynı zamanda da insanca yaşamanın mümkün olmasına yönelik gereken koşullar için verilen mücadele.  

Öyle ki bu koşulların oluşturulmasıyla ilgili gösterilen çaba, dün olduğu gibi bugün de siyaseti, çatışmaları, göç hareketlerini, neye karşı olup, neyin yanında durulması gerektiğini belirlemek gibi önemli bir işlev görüyor.   

Böylelikle başka bir yerde yabancı olmanın tüm risklerini göze alarak o yerde yaşama tutunmaya çalışanları, nasıl bir ülkede yaşadıklarından çok iş güvencesi, barınma, sağlık, hukuk/ adalet ve gelecek garantisi daha çok ilgilendiriyor.  

Abraham Maslow’un (1908-1970), İhtiyaçlar Hiyerarşisi’nde sıraladığı gibi, “Nefes alma, beslenme ve su tüketimi, uyku ve dinlenme, barınma ve giyinme, kişinin duygusal ve fiziksel olarak kendini güvende hissetme arzusu, can ve mal güvenliği, sağlık ve iş güvencesi (finansal istikrar), düzen, hukuk ve toplumsal istikrar…” garantisi yani  

Ama bunlar sadece yaşamın en temel başlangıç gereksinimleri.  

İkinci temeli oluşturan değer görmek, tanınmak, saygı duyulmak, kendini gerçekleştirmek gibi ihtiyaçlar ise, ilkinin elde edilmesine bağlı olarak gelişiyor. 

Öte yandan yaşadıkları ülkenin anti-demokrasisinden kaçanlar, yaşamlarının garantisi olmayanlar ve yoksullar çoğalarak genişlerken, psikolojik ihtiyaçların karşılanması da bir gereklilik olmaktan çıkarak uzaklara çekiliyor.   

Peki, ne yapmalı? 

Öncelikle insanca yaşamanın gerektirdiği koşulların sağlanmasına yönelik gereken neyse o elbette.   

Bu bağlamda küresel sermayenin saldırılarına karşı sosyal adalet için atakta bulunanlar her türlü övgüyü hak ediyorlar.  

Tabii, 2021’de Berlin Eyalet Meclis’nde milletvekili olup, 2024’ten beri Sol Parti meclis grubunun, 2025’ten beri de partinin Berlin teşkilatının başkan yardımcılığı görevini yürüten Elif Eralp’e de.  

Ama zaten Eralp’in yürüyüşü, kırk altı yıl önce ülkelerini terk etmek zorunda kalanların adımlarının devamı niteliğinde.  

Bu adımlar, 12 Eylül’le birlikte tuz buz edilen demokratik kurumlar, sendikal haklar ve özgürlüklerin yeniden elde edilmesi gerektiğini fısıldarken, Luxemburg da bu adımlara eşlik ediyor.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

 

İlgili İçerikler