Kayıplar yıkılan belleğe karşılık gelir!

Kayıplar yıkılan belleğe karşılık gelir!

Görülüyor ki, asırları bulan mücadeleyle elde edilen haklar gümbürtüye gitmiş. İşçi artık daha iyi bir yaşam için değil, alamadığı maaşı için eylem yapıyor. Yani karnını doyurmak için...

Kayıplar yıkılan belleğe karşılık gelir!

Yıkım olayına yönelik çeşitli betimlemeler yapılmıştır. Herkes bilir ki yanlış giden şey sonunda bir yere çarpacaktır. Dikkat edilirse, varmak yerine çarpmaktadır. Böylelikle de -hızın ivmesine göre- bir yıkım olacaktır.

Bir hikayenin yıkımı.

Yaşamların, süreçlerin, umutların, beklentilerin yıkımı.

Dolayısıyla da belleğin.

Alzheimer hastalarının yakınları iyi bilirler; bir zamanlar iletişimde oldukları kişi gitmiş, onun yerine başka birisi gelmiştir. Özyaşamlarının ortaklığını paylaşanlardan biri, diğerlerini tanımamaktadır artık. Gittikçe büyüyen belirsizlik aleminden  etrafına seslenmektedir.

Konuyu biraz daha genişletirsek, mekan ve zaman kayıplarıyla ilişkilenen kodları silinmiş bellekler, akıl hastanelerine kadar uzanırken, garip bir hal içinde unutmayla şekillenerek bir alzheimer tablosu oluştururlar.

Bu duruma psikososyal bir boyut katarak genelleştirdiğimizde ise,  hakikate giden yollarla birlikte, gerçeğin geçmişten şimdiye uzanan yapısal boyutunun nasıl bozulduğu (saldırıya uğradığı da diyebiliriz) sonucuna varırız.

Tabii bir de, “O sarı öküzü vermeyecektik” yazıklanmalarına.

Misal, Doruk Madencilik işçileri. Bilindiği gibi, geçtiğimiz haftalarda Bağımsız Maden İş Sendikası öncülüğünde, Ankara’ya yürüyerek Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde uzun süreli (8 gün) bir eylem yaptı. Neyse ki, 28 Nisan itibarıyla eylem, işçilerin lehine sonuçlandı.

Talepleri neydi peki?

Aylardır ödenmeyen maaşlarını almak ve bu süreçte doğan kayıpların karşılanması…

Başardılar mı?

Evet.

Sonunda direnişleri sonuç verdi ve biz de buna sevindik.  

Ama sadece sevinmekle kalmayıp, işçilerin -neredeyse canlarını ortaya koyarak- verilmeyen maaşlarını zorla elde etmelerini “zafer”le nitelendirdik.

Üstelik İLO (Uluslararası Çalışma Örgütü) mevzuatında işçinin maaşını ödemeyen işverenler “suçlu” olarak ilan edildiği halde.  

Evrensel anlamda işçi eylemlerine gelince, daha iyi yaşam koşullarının peşinde olmaya dayanmakta. Buna bağlı olarak da ücret artışı, çalışma şartlarının iyileştirilmesi, iş güvencesi veya sendikal hakların korunmasına yönelik grev/eylemlerle daha iyiyi elde etmeye; Marksist yaklaşımla söylersek de, artı-değerden pay almaya…

Oysa şimdi, farklı durumla karşı karşıyayız.

Görülüyor ki, asırları bulan mücadeleyle elde edilen haklar gümbürtüye gitmiş. İşçi artık daha iyi bir yaşam için değil, alamadığı maaşı için eylem yapıyor. Yani karnını doyurmak için.

Ve biz de, -mücadele gerektirmediği halde- maaşlarını aldılar diye zafer naraları atıyoruz.

Üstelik işçileri mağdur ve aç bırakan işyeri sahiplerine bir yaptırım uygulanıp uygulanmadığını da umursamayarak.

Bu yaptırım işinin üstünde duruldu mu?

Bilmiyoruz.

Ama böylesi durumlarda batı ülkelerinde neler yapıldığını biliyoruz. Yani işçi maaşlarının ödenmemesi veya geciktirilmesi durumunda işverenlerin ciddi anlamda hukuki ve finansal sonuçlarla nasıl karşı karşıya kaldıklarını.

Fakat oralardaki işçilerle buradaki işçilerin yaşadıklarını karşılaştırmasak daha iyi olur -Zira yine “sarı öküz” konusuna girmek zorunda kalabiliriz- Buralardaki işçilerin de tıpkı oralardaki işçiler gibi çok sıkı iş kanunları ve işçi hakları koruma mekanizmalarıyla sarmalanmasını çok isterdik oysa.

Tabii buradaki işçilerin de hak mücadelesi karşılığını uluslararası standartlar ölçüsünde alabildikleri zamanları (1980’ler) unutmadan.

Oralardan buralara nasıl geldik? 

Dikta yönetimleriyle yok edilen demokratik hak ve kazanımlar, sarı sendikacılığın yapılandırılması gibi uygulamalar başlıca nedenleri oluşturuyor elbette. Ama tüm bunların tam gaz yürümesine de çökertilen toplumsal bellek eşlik ediyor.

“Mücadele ettiler kazandılar… İşçiler günlerce direnerek aylardır ödenmeyen maaşlarını aldılar…”

Nasıl yani?

Sevinmeli miyiz şimdi!

Yüzyıllar öncesinin çıplak kölelik sistemine döndük de haberimiz mi yok!

 

 

 

 

İlgili İçerikler