Yerlerde sürüklendiler, açlık grevi yaparak günlerce aç kaldılar, yağmurda ıslandılar, üşüdüler, biber gazı yediler, ağladılar, güldüler…
Peki, bütün bunlar ne içindi?
Aylardır alamadıkları maaşlarının ödenmesi için.
Sonunda kazanmışlardı.
Yani öyle duyduk.
Karşılıklı imzalar atılmış, üç bakan/bakanlık garantörlüğünde paralarının Nisan ayı sonunda hesaplarına yatırılacağına dair söz verilmiş(ti).
Öyle duyduk.
Hemen ardından büyük bir zaferin kazanılması duygusuna eşlik eden coşkulu kutlamalara tanık olduk.
Evlerine, memleketlerine dönüşlerini izledik sonra. Söz verilen tarihte alacakları parayla biriken borçlarını ödeyecek, ailelerinin giderilmesi gereken ihtiyaçlarını karşılayacaklardı.
Sevinçliydiler.
Hem güzeldir uğruna epeyce çaba gösterilen şeyi sonunda elde etmenin sevinci.
Zira dünyanın hiçbir sakinleştiricisi, hiçbir okşayıcı dokunuş kişinin canını öne sürme pahasına elde ettiği şeyin yarattığı huzuru sağlayamaz.
Paralarının tam da belirtilen tarihte yatacağından emin olmalıydılar. Birkaç gün gecikebilirdi ama olsun.
Nisan’ın sonu mu denilmişti?
Şimdi Hazirandayız.
Aaa, bir de ne duyalım!
Paraları hiç ödenmemiş ki!
Onlara yalan söylenmiş yani… Öyle mi?
Hadi canım, daha da neler!
Hem Yıldızlar Holding’in (iktidara çok yakın olduğu söyleniyor) işlettiği Doruk Madencilik şirketi şaka yapmış olamaz mı?
İnsan yapısı işte. Şok etkisi yaratacak beklenmedik durumlar karşısında olayın failine bile toz konduramıyor.
Yeraltından kömür, altın ve her türden madeni kazıp çıkarma ekonomisine Ekstraktivist kapitalizm deniyormuş.
Duymuş muydunuz?
Bu sistemin ana işlev olarak doğayı hedef aldığını, ekolojik sistemi atom bombası etkisiyle yavaş yavaş parçaladığını, görülmemiş bir talan yaptığını duymuşsunuzdur ama.
Emeğin karşılığı şöyle dursun, bu sistem; ağaçlar, bitkiler, böcekler, kuşlar vb. tüm canlıların yaşamlarının ana maddesi olan doğayı, yeraltı kaynaklarını uluslararası şirketlere meta olarak sunmakta. Bu yağmalama sonucunda da bir avuç kesim ultra zenginlik elde etmekte.
Böyle bir yağmada verilen sözlerin hükmü mü olur?
“Nisan sonu paranız hesabınıza yatacak…” Yangın yerlerinde cak’lar, cek’ler nasıl da kurt imgesini çağrıştırıyor.
Bir de kandırılmışlık duygusu var tabii. Hiçlenmeyle birlikte alaya alınmışlık hissini de beraberinde getiriyor. Benliği parçalıyor. Bunu anlamak için derin psikolojik tahliller, öğretiler ise hiç gerekmiyor.
Kaldı ki bu duyguyu yaşayan kişilerden değil, aileleriyle birlikte yüzlerce maden işçisinden bahsediyoruz.
Hepsi de ketenpereye getirilmekten öfkeli olmalılar.
Giderilemeyen açlıklarından, karşılanamayan ihtiyaçlarından, ertelenen umutlarından vazgeçmiş de olabilirler.
Ama bir yalana inanmak, kandırılmak… Bu başka bir boyut, başka bir evreye geçmek artık.
Bağımsız Maden-İş’e bağlı Doruk Madencilik işçileri şimdi yine sil baştan Ankara’da, sıcağın altında o sözün yerine getirilmesi için bedenlerini öne sürecekler, öyle mi!
Bir kez daha biber gazı yiyip, bir kez daha dayakla hırpalanacak, bir kez daha günlerce aç mı kalacaklar?


