Deniz Göktaş'ın en sessiz cümlesi

Deniz Göktaş'ın en sessiz cümlesi

Ben Ölü Deniz'i yalnızca bir stand-up gösterisi olarak izlemedim. Bir sanatçının kahkahayı yalnızca güldürmek için değil; düşündürmek, rahatsız etmek ve yüzleştirmek için nasıl kullandığını izledim. Sahnede sessizce duran o dev baş bana yalnızca bir heykeli değil, hepimizin yüzüne tutulan dev bir maskeyi hatırlattı. Deniz Göktaş'ın gösterisini beğenebilirsiniz ya da hiç beğenmeyebilirsiniz; söylediklerine katılabilirsiniz ya da şiddetle karşı çıkabilirsiniz. Ama sanatı yalnızca rahatsız etmediği sürece savunuyorsak, aslında savunduğumuz şey sanat değil, kendi konforumuzdur. Çünkü ifade özgürlüğü yalnızca konuşma hakkı değildir; sanatın rahatsız etme hakkıdır

Deniz Göktaş'ın en sessiz cümlesi
Deniz Göktaş ‘Ölü Deniz’ (Sahne tasarımı Aslı Dadak ve Barış Yıkılmaz)

Deniz Göktaş'ın Ölü Deniz gösterisi önce milyonlarca kişi tarafından izlendi. Ardından hakkında soruşturma açıldı ve sonucunda tutuklandı. Bense bütün bu gelişmelerin ortasında, Deniz Göktaş’ın adeta bize emanet bırakıp gittiği sahnenin ortasında duran dev heykeli düşünüp duruyorum.

Çünkü bazen bir sanatçıyı anlamak için söylediklerine değil, seçtiği imgelere bakmak gerekir.

Minimal bir stand-up sahnesinde hiçbir nesne tesadüfen orada değildir. Hele ki sahnenin tam ortasında duran, gözleri kapalı dev bir baş... Bana kalırsa o baş, Ölü Deniz'in en sessiz ama en güçlü cümlesiydi.

Sahneyi görür görmez aklıma çağdaş heykel sanatının en önemli isimlerinden Ron Mueck geldi. Özellikle de Mask II. Elbette Deniz Göktaş'ın bu eserden bilinçli olarak esinlendiğini düşünüyorum. Sanat tam da böyle çalışır; imgeler birbirini çağırır, farklı disiplinler arasında görünmez köprüler kurar ve yeni anlamlar üretir.

Ron Mueck'in heykelleri ilk bakışta hipergerçekçi teknikleriyle dikkat çeker. Oysa onu önemli yapan yalnızca gerçeği kusursuz biçimde yeniden üretmesi değildir. Mueck, ölçekle oynar, insan bedenini büyütür ya da küçültür; izleyiciyi alışık olduğu gerçeklikten koparır. Özellikle Mask II'de gözleri kapalı dev bir maske ile bizi baş başa bırakır. Bu artık yalnızca bir yüz değildir; insanın iç dünyasına açılan bir kapıdır. Mueck'in heykellerine baktığınızda hayran olmaktan çok huzursuz olursunuz. Çünkü o, insanı rahatlatmayı değil, kendi kırılganlığıyla yüzleştirmeyi amaçlar.

Ron Mueck Mask II.

Ben Deniz Göktaş'ın mizahında da aynı tavrı görüyorum.

İyi politik mizahın amacı herkesi güldürmek değildir. Asıl görevi, toplumun konuşmaktan çekindiği alanlara ışık tutmaktır. Kahkaha çoğu zaman yalnızca bir araçtır; asıl mesele, o kahkahanın ardından gelen sessizliktir. Çünkü insan bazen en çok, güldükten sonra düşünmeye başlar.

Gösterinin adının Ölü Deniz olması da bu yüzden bana anlamlı geliyor. Ron Mueck'in bir diğer eseri olan Dead Dad ile ‘Ölü Deniz’ arasında anlamsal bir bağ kuruyorum. Her iki eser de bana göre ölümü değil, yaşayanların hâlini anlatıyor. Burada "ölü" sözcüğünü biyolojik bir ölümden çok toplumsal bir metafor olarak okumayı tercih ediyorum. Belki düşünmeyen zihinler, belki suskunluk, belki de konuşmaktan korkan bir toplum... Sahnedeki o dev baş bana bütün bunları düşündürdü. Bazen tek bir imge, yüzlerce cümleden daha fazlasını anlatabilir.

Ron Mueck 'Dead Dad’

İşte tam da bu yüzden sanatın rahatsız etme hakkını savunuyorum. Politik mizah doğası gereği huzursuz eder. Herkesin aynı anda alkışlayacağı bir politik mizah zaten mümkün değildir. Sanatın görevi onay almak değil, soru sormaktır. Bugün geldiğimiz noktada artık yalnızca gösteri değil, gösteriyi yapan sanatçı da yargılanıp tutuklanıyor. Bu durum, politik mizahın neden tarih boyunca en kırılgan sanat dallarından biri olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Tarih boyunca sanatın dönüştürücü gücü de tam buradan doğmuştur.

Ben Ölü Deniz'i yalnızca bir stand-up gösterisi olarak izlemedim. Bir sanatçının kahkahayı yalnızca güldürmek için değil; düşündürmek, rahatsız etmek ve yüzleştirmek için nasıl kullandığını izledim. Sahnede sessizce duran o dev baş bana yalnızca bir heykeli değil, hepimizin yüzüne tutulan dev bir maskeyi hatırlattı. Deniz Göktaş'ın gösterisini beğenebilirsiniz ya da hiç beğenmeyebilirsiniz; söylediklerine katılabilirsiniz ya da şiddetle karşı çıkabilirsiniz. Ama sanatı yalnızca rahatsız etmediği sürece savunuyorsak, aslında savunduğumuz şey sanat değil, kendi konforumuzdur. Çünkü ifade özgürlüğü yalnızca konuşma hakkı değildir; sanatın rahatsız etme hakkıdır.

İlgili İçerikler