Kübizm Anadolu’ya geldiğinde…

Kübizm Anadolu’ya geldiğinde…

Batı’nın modern sanat dilini öğrenen genç cumhuriyetin sanatçılarının, bu dili Anadolu’nun kendine özgü kimliği, kadim kültürü, insanı ve görsel hafızasıyla buluşturarak kendi sanat anlayışlarını yeniden kurmayı başarmışlardır

Kübizm Anadolu’ya geldiğinde…

Bir resmi neden parçalara ayırırsınız?

Bir nesnenin aynı anda hem önden hem yandan görünmesini neden istersiniz? Bir insan bedenini birkaç geometrik yüzeye dönüştürmek, gerçeği bozmak mıdır; yoksa onu daha farklı bir biçimde görmenin yolu mu?

20. yüzyılın başında Avrupa’da ortaya çıkan Kübizm, tam da bu soruların peşinden gitti. Picasso ve Braque’ın öncülüğündeki bu yeni sanat anlayışı, nesneleri tek bir bakış açısından göstermeyi reddetti. Üç boyutlu gerçekliği iki boyutlu yüzey üzerinde yeniden kurdu; farklı bakış açılarını aynı kompozisyonda bir araya getirdi.

Fakat Kübizm Türkiye’ye geldiğinde yalnızca yeni bir resim tekniği olarak kalmadı. Genç Cumhuriyet’in modern sanat arayışları içinde yeni bir görme biçiminin aracı haline geldi.

Bedri Rahmi Eyüpoğlu – Aşık Veysel

Kübizm Türkiye’ye nasıl geldi?

1920’li yılların sonlarından itibaren Avrupa’da eğitim gören genç Türk sanatçıları, ülkelerine yalnızca yeni tekniklerle dönmüyorlardı. Avrupa sanatında yaşanan dönüşümü ve değişen sanat düşüncesini de beraberlerinde getiriyorlardı.

Bu isimlerin başında Zeki Kocamemi ve Ali Çelebi gelir. Münih’te Hans Hofmann’ın atölyesinde çalışan sanatçılar, Türkiye’ye döndüklerinde akademik ve natüralist resim anlayışından farklı, biçim ve yapıya ağırlık veren bir anlayışı savundular. Kübizm ve konstrüktif eğilimlerle ilişkili bu yaklaşım, dönemin Türk resminde önemli bir kırılma yarattı.

Maide Arel

Bu yeni dil kısa sürede farklı sanatçılar tarafından da benimsendi. Paris’te eğitim gören Hale Asaf ve Eren Eyüboğlu, Kübist ve geometrik anlayışları kendi resimlerinde farklı biçimlerde yorumladılar. Maide Arel de figüratif resimlerinde geometrik kuruluş ve modernist biçim arayışlarını öne çıkaran sanatçılar arasında yer aldı. Böylece Kübizm, Türkiye’de tek bir sanatçı grubunun üslubu olmaktan çıkıp farklı sanatçıların kendi arayışları içinde yeniden yorumladığı bir dile dönüşmeye başladı.

Eren Eyüpoğlu
Eren Eyüpoğlu otoportre

D Grubu ve yeni bir resim dili

1933 yılı Türk resim tarihi açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Nurullah Berk, Zeki Faik İzer, Cemal Tollu, Abidin Dino, Elif Naci ve Zühtü Müridoğlu tarafından kurulan D Grubu, Türkiye’de modern sanat tartışmalarının en önemli merkezlerinden biri oldu.

Grup içinde Ekspresyonizm, Fovizm, Empresyonizm ve Gerçekçilik gibi farklı eğilimler de bulunuyordu. Ancak Kübizm, özellikle biçimin geometrik olarak yeniden kurulması ve kompozisyon sorunları açısından güçlü bir referans noktasıydı.

Bu dönemde Nurullah Berk, Kübizmin geometrik biçim anlayışını geleneksel yaşam, gündelik hayat ve yerel motiflerle buluşturdu.

Böylece Kübizm Türkiye’de yerel olanı modern bir gözle yeniden kurmanın araçlarından biri haline geldi.

Nurullah Berk
Nurullah Berk

Cemal Tollu: Kübizm ile Anadolu arasında

Bu dönüşümün en dikkat çekici örneklerinden biri Cemal Tolludur.

Tollu, 1929–1932 yılları arasında André Lhote, Fernand Léger ve Hans Hofmann gibi isimlerin yanında çalıştı. Türkiye’ye döndükten sonra Avrupa’da edindiği geometrik ve kütlesel biçim anlayışını Anadolu’ya ilişkin konularla birleştirdi. 1930’lu yıllarda Ankara Arkeoloji Müzesi’nde görev yapması da onun Anadolu’nun arkeolojik mirasıyla doğrudan temas kurmasını sağladı.

Tollu’nun işlerinde özellikle Hitit sanatına yöneldiği çalışmalarında anıtsal figürler, güçlü konturlar ve sadeleştirilmiş kütleler öne çıkar.

Cemal Tollu

Kübizmden Anadolu’ya uzanan farklı yollar

Kübizmin etkisi D Grubu ile de sınırlı kalmadı.

Zeki Faik İzer ve Sabri Berkel gibi sanatçılar farklı dönemlerinde geometrik ve yapısal anlayışlardan yararlanırken, Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Turgut Zaim gibi sanatçılarda modern sanat arayışlarının Anadolu’nun insanına, gündelik yaşamına ve yerel görsel kaynaklarına yöneldiği görülür.

Bedri Rahmi’nin Anadolu folkloruna, nakış motiflerine ve yerel kültüre yönelmesi; Turgut Zaim’in ise Yörük yaşamını yalın ve yüzeysel bir anlatımla yorumlaması, modern Türk resminin Batı’dan gelen etkileri kendi coğrafyasıyla buluşturmasının farklı örnekleridir.

Bu sanatçıların çalışmaları, Cumhuriyet döneminde Batı kaynaklı modern sanat anlayışlarının Türkiye’de nasıl farklı biçimlere dönüştüğünü anlamak açısından önemlidir.

Cemal Tollu

Kübizm Türkiye’de neye dönüştü?

Türkiye’de Kübizm, Avrupa’daki tarihsel akımın birebir devamı olmadı. Bu nedenle Türkiye’de Kübizmin hikâyesine yalnızca “Batı’dan gelen bir sanat akımı” olarak bakmak eksik kalır.

Çünkü burada başka bir hikâye daha vardır:

Batı’nın modern sanat dilini öğrenen genç cumhuriyetin sanatçılarının, bu dili Anadolu’nun kendine özgü kimliği, kadim kültürü, insanı ve görsel hafızasıyla buluşturarak kendi sanat anlayışlarını yeniden kurmayı başarmışlardır.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler