İktidarın üç hesabı: Erken seçim ihtimali zayıflıyor, Erdoğan’ın adaylığının formülü öne çıkıyor

İktidarın üç hesabı: Erken seçim ihtimali zayıflıyor, Erdoğan’ın adaylığının formülü öne çıkıyor

İktidar önümüzdeki sezon toplumsal desteğini artırmaya, Meclis’teki ittifak ve destek alanını genişletmeye, muhalefetin ortaklaşma ve toplumsal desteğini büyütme kapasitesini azaltmaya çalışacak. Ekonomi, ‘Terörsüz Türkiye’ süreci, anayasa ve siyasal mühendislik aynı seçim hesabında birleşiyor. 2027'de erken seçim ihtimali giderek zayıflarken Erdoğan’ın adaylığının önünü açacak 2028 formülü öne çıkıyor

İktidarın üç hesabı: Erken seçim ihtimali zayıflıyor, Erdoğan’ın adaylığının formülü öne çıkıyor

Meclis yeni yasama yılına, hayat pahalılığının, geçim sıkıntısının ve gelecek kaygısının ağırlaştırdığı bir toplumsal iklimde başladı. Önümüzdeki aylarda bütçeyi, anayasayı, “Terörsüz Türkiye” sürecini ve bölgesel gelişmeleri konuşacağız. Ancak bu gündemi, siyasetin hangi koşullarda yapılabildiğinden ayrı düşünemeyiz.

Yalnızca son üç ayın adli ve idari işlemlerini hatırlamak bile yeterli. Muhalefetin belediyelerine ve parti örgütlerine yönelik soruşturmalar, tutuklamalar ve görevden uzaklaştırmalara, başkanvekili seçimleri ve iktidar partisine geçişler eşlik ediyor. İktidar çevresindeki bazı isimlere uzanan soruşturmaların yanında dinî topluluklara, sivil örgütlenmelere ve şirketlere yönelik operasyonlar, kayyum atamaları var. Finansal fonlar ve foreks ağları hakkındaki dosyalar ekonomik alana, sanatçılara yönelik uyuşturucu operasyonları kültür alanına uzanıyor. Gazetecilerin gözaltına alınması ve tutuklanması, haber kuruluşlarıyla sosyal medya hesaplarına getirilen erişim engelleri de haberin ve fikirlerin dolaşımını daraltıyor.

Bu dosyaların hukuki dayanakları ve sonuçları ayrı ayrı değerlendirilmeli elbette. Hepsini tek bir merkezî planın kanıtı sayamayız. Fakat birlikte oluşturdukları siyasi ortamı ve üretecekleri siyasi sonuçları da yok sayamayız. Muhalefetin, sivil toplumun ve medyanın faaliyet alanları üzerindeki baskı, açılan siyasi sezonun başlangıç koşullarından biri. Muhalefetin dağınıklığı ve muhalif kesimlerdeki umutsuzluk da bu tablonun bir başka boyutu.

İktidarın gündemi belirleme, devlet kaynaklarını kullanma ve siyasi rekabetin koşullarına müdahale etme üstünlüğü sürüyor. Önümüzdeki yasama yılında iktidar bu üstünlüğünü üç amaç doğrultusunda kullanmaya çalışacak. Toplumsal desteğini artırmak veya kaybını durdurmak; siyasi aktörlerle ilişkiler ve mühendislik hamleleri üzerinden Meclis’teki ittifak ve destek alanını genişletmek; muhalefetin ortaklaşma ve toplumsal desteğini büyütme kapasitesini azaltmak ve baskılamak.

Bu üç hat aynı anda yürüyebilir. Birindeki başarısızlık, diğerine daha fazla ağırlık verilmesine yol açabilir. Dolayısıyla Meclis’in ve siyasetin 2026–27 gündemine bakarken yalnızca hangi konuların tartışılacağını değil, bunların birbirine nasıl bağlanacağını da izlemek gerekiyor. Bugünden görünen, siyasetin ve Meclis’in gündeminde beş başlıktaki gelişmelerin önemli olacağı.

Ekonomi ve fon dosyası: Geçim ve güven

İktidarın toplumsal desteğini artırabileceği iki önemli alan var: Gündelik hayatta hissedilir bir ekonomik iyileşme sağlamak ve fon dosyasında şeffaf, siyasi bağlantılardan bağımsız bir hesap verebilirlik süreci yürütmek. İkisi de geçim sıkıntısının yanında geleceğe ve kurumlara duyulan güvensizliğe cevap vermeyi gerektiriyor.

Ekonomik göstergelerdeki düzelme hanelere aynı hızla yansımıyor. Enflasyonun düşmesi fiyatların gerilemesi anlamına gelmiyor, birkaç ayda eriyen maaş zammı da kalıcı güven üretmiyor. Seçmen ekonomiyi kira, market, fatura ve borç taksitiyle, gelecek ayın daha iyi olacağına inanıp inanmadığıyla ölçüyor.

Bu nedenle iktidarın ekonomik hamleleri ve 2027 bütçesi, hangi kesimlerle bağını onarmaya ve seçim stratejisini hangi desteklere dayandırmaya çalıştığını gösterecek. Asgari ücret ve emekli maaşlarındaki artışlar, sosyal destekler, vergi ve prim borçlarının yapılandırılması, işletmelerin finansmana erişimi bu hesabın parçaları olabilir. Ancak geniş bir rahatlatma paketi enflasyonla mücadele ve bütçe dengesiyle gerilim yaratacağından, belirli kesimlerin kayıplarını azaltan seçici düzenlemeler daha olası görünüyor.

Bu hareket alanını dış finansman koşulları da sınırlayacak. Türkiye’nin borç bulması kadar borcun maliyeti ve vadesi önemli. Kısa vadeli sermaye girişleri rahatlama sağlayabilir, fakat hızla tersine dönebilir. İkili finansman ilişkileri zaman kazandırırken kalıcı yatırım öngörülebilirlik ve güven ister. Bölgesel gerilimlerin enerjiye ve finansmana maliyeti, diplomatik yakınlaşmaların sağlayabileceği imkânlar ve içerideki hukuki belirsizlikler birlikte değerlendirilmek zorunda.

Fon dosyası bu yüzden yalnızca bir ceza soruşturması değil, küresel piyasalara ve aktörlere de ekonomik ve siyasi bir güven sınavı. Dosyanın uluslararası yatırımcıların tutumuna etkisi henüz belirsiz; ortaya çıkabilecek ilişkiler ve sorumluluklar da bugünden kestirilemeyecek sonuçlar üretebilir. Güvenin onarılmasının ölçüsü gözaltı ve tutuklama sayısı olmayacak. Para hareketlerinin, yararlanıcıların ve denetim sorumluluklarının ne ölçüde açığa çıkarıldığı, siyasi bağlantılardan bağımsız hesap sorulup sorulmadığı belirleyici olacak. Şeffaf bir süreç güven kazanma imkânı sunarken seçici uygulama mevcut güvensizliği derinleştirebilir.

erdoğan akp 25. yıl miting

Terörsüz Türkiye sürecinde neredeyiz?

Önümüzdeki siyasi sezonun ikinci büyük başlığı “Terörsüz Türkiye” süreci. Burada belirleyici soru, sürecin neler getireceği ve demokratikleşmeye ne ölçüde alan açacağı.

PKK’nın kendini feshetmesi ve silahlı çatışmanın sona erdirilmesi elbette başlı başına büyük bir toplumsal kazanım. Fakat bunun bütün siyasi aktörlerin faaliyet alanını genişleten bir hukuk ve özgürlük düzenine dönüşmesi ayrıca bir siyasi irade ve tercih gerektiriyor.

İktidarın, süreci güvenlik politikalarının başarısı olarak yönetirken diğer alanlarda Kürt siyasetiyle ve muhalefetle sert siyasi rekabeti sürdürmesi mümkün. Meclis uygulama, izleme ve ek düzenlemeleri konuşurken belediyeler, protestolar, medya ve örgütlenme üzerindeki baskı devam edebilir.

Böyle bir durumda DEM Parti’yle süreç konusunda müzakere yürütülmesi, DEM’in ne diğer muhalefet aktörleriyle ortaklık kurmasının kolaylaşacağı ne de kategorik olarak iktidarla paralel davranacağı anlamına gelir. İktidar şimdiye kadar yapmaya çalıştığı gibi, belirli bir konuda muhatap aldığı aktörün başka konulardaki ilişkilerini sınırlamaya çalışabilir. DEM Parti de bu aşamada Öcalan’ın iktidar tarafından baş müzakereci olarak kabulünü, Öcalan’ın yönlendirdiği yeni örgütlenme ve siyaset yapma pratiklerine ağırlık vermeyi önceliklendirebilir. Öte yandan kimliğinden hareket eden, iktidara muhalif Kürt seçmenin desteğinin doğrudan iktidara yöneleceğini varsaymak doğru değil. Bu nedenle iktidar-İmralı-DEM Parti arasındaki ilişkiye karşılık Kürt seçmenin önemli bir kısmıyla iktidar arasındaki gerilim önümüzdeki sezonun da önemli siyasi gerilimlerinden biri olabilir.

Anayasa değişikliği mümkün mü?

Önümüzdeki siyasi sezonun üçüncü başlığı anayasa değişikliği. Bu başlığın ilk boyutunda, siyasi partiler ve seçim mevzuatı, siyasi etik düzenlemeleri gibi siyasi alanı düzenleyen kurallarda muhtemelen değişim hamlelerine tanıklık edeceğiz. Doğrudan ilgili yasa tekliflerinin yanı sıra torba yasalardaki dolaylı ve örtük değişikliklerin içeriğine de bakmak gerekiyor. Denetim güçleniyor mu yoksa eksiltiliyor mu? Siyasi faaliyet alanı genişliyor mu yoksa kısıtlanıyor mu? Yoksa merkezi yönetim kapasitesi artırılırken itiraz ve örgütlenme alanları mı daralıyor? Seçim süreçlerine dair kurallar ve Yüksek Seçim Kurulu kadrolarında, kurallarında, kapasitesinde neler değişiyor?

Başlığın altındaki ikinci boyut ise anayasa değişikliğine dair tartışmalar. Başkanlık sisteminin kurumsallaşmasında önemli adımlar gerçekleşmiş olsa da iktidar anayasa arayışında. Merkezileşmeyi çoğaltan, yürütmenin yasama ile yargı üzerindeki ağırlığını artıran, ülkeyi ve toplumsal yaşamı güvenlikçi ve ahlakçı bir çerçeveye alan değişikliklerin öne çıkması mümkün. Örtük olarak beklenen ise muhtemelen başkanlık seçimlerindeki seçilme şartlarını iktidar lehine değiştirmek olabilir. Ülkenin gerçek ihtiyacı olan kapsamlı değişim içeren demokratik bir anayasa için uzlaşma bulabilmek henüz mümkün görünmüyor. Anayasa tartışmaları, talepleri iktidar kanadında da muhalefet kanadında da dillendiriliyor. Kapsamlı değişikliklerin bu sezonda gündeme gelebilmesi niyetlerden çok aktörler bazındaki yeni ittifak biçimlenişlerine bağlı olacaktır.

Siyasal mühendislik sonuç üretir mi?

İktidarın ikinci hesabı, araştırmalarda hâlâ önde olsa da sayısal olarak oldukça gerilemiş olan toplumsal desteğini artırmanın yanında siyasi aktörler üzerinden Meclis’teki destek alanını genişletmek olabilir. Bunun için resmî bir ittifak gerekmez. Güçlü devlet, egemenlik, millî birlik, aile, ahlakçı bir kamu düzeni ve millî kalkınma etrafında ortak bir Türkiye tasavvurunda yakınlaşmak yeterli olabilir.

Milliyetçi ve muhafazakâr aktörler ayrı partilerde kalıp Erdoğan’ı eleştirmeyi sürdürebilir. Buna rağmen hangi taleplerin meşru sayılacağı, özgürlüklerin hangi gerekçelerle sınırlandırılabileceği ve kimlerle işbirliği yapılmayacağı konusunda benzer tutumlar alabilirler. Böyle bir zihnî koalisyon, iktidara açık destek vermeden de onun belirlediği siyasi çerçeveyi güçlendirebilir.

Bahçeli’nin yeni yasama yılının ilk grup konuşmasında yürütmede Erdoğan’ı, yasamada MHP’yi ve Cumhur İttifakı’nın devamını esas alan formülü, mevcut ittifakı korumanın yanı sıra güçlendirme hedefini de gösteriyor. Bu çerçevenin diğer milliyetçi ve muhafazakâr aktörlere ne ölçüde genişletilebileceği ise açık bir soru. Sınır ötesi operasyon tezkerelerinde ve güvenlik meselelerinde görülen ortak tutumlar, böyle bir yakınlaşmanın mümkün olduğuna işaret ediyor ama henüz kalıcı bir siyasi ortaklığı garanti etmiyor.

İktidar açısından kazanım, bütün milliyetçi ve muhafazakâr partilerin kendisini desteklemesiyle sınırlı değil. Muhalefetin farklı kesimleri arasında işbirliğini zorlaştırmak, ittifak olasılıklarını engellemek, muhalefetin iç gerilimlerinin yüksek seviyede sürmesini sağlamak da iktidarın siyasi planının bir parçası. Ama asıl önemlisi, Meclis’teki milliyetçi ve muhafazakâr aktörler belirli anayasa ve yasa düzenlemelerinde destek sağlayabilir; seçimlerin yenilenmesi için gereken Meclis çoğunluğunun oluşmasını kolaylaştırabilir.

“Modern milliyetçi cephe” ihtimalini bu nedenle, bütünlüklü bir ittifaktan çok belirli gündemlerde çalışan esnek bir yakınlaşma olarak düşünmek gerekiyor. “Terörsüz Türkiye” süreci, laiklik, adalet, ekonomik tercihler ve partilerin kendi siyasi alanlarını koruma ihtiyacı bu yakınlaşmanın sınırlarını belirleyecek.

İktidarın üçüncü hesabı ise muhalefetin kapasitesini azaltmak. Belediye, aday ve örgütlere yönelik baskı, muhalefetin kaynaklarını ve enerjisini savunmaya yöneltebilir. Böylece iktidar kendi oyunu artırmadan rakibinin ortaklaşmasını ve seçmene ulaşmasını zorlaştırabilir. Aktörler üzerinden yakınlaşma ile baskı bu noktada birbirini tamamlayabilir.

Ancak sonuç iktidarın istediği yönde olmak zorunda değil. Baskı örgütlenmeyi zorlaştırırken dayanışmayı da büyütebilir. Bu iki hesabın başarısını, kaç aktörün iktidara yaklaştığı veya kaç işlem yapıldığıyla değil, muhalefetin ortak alternatif oluşturma ve seçmeni değişime ikna etme kapasitesinin ne yönde değiştiğiyle değerlendirmek gerekecek.

erdoğan akp 25. yıl mitingi

Seçim 2028’e kalıyor görünüyor

Beşinci başlık ise erken seçim meselesi. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum daha önce 2027 sonbaharında seçim ihtimalini düşük gördüğünü, Meclis’in seçimleri yenileme kararı alması halinde 16 Nisan 2028’in uygun bir tarih olabileceğini söylemişti. Yeni siyasi sezonun ilk grup toplantısında Devlet Bahçeli de çok daha net bir pozisyon açıkladı.

Bahçeli, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir kez daha aday olmasını istedi ve bunun için TBMM’nin uygun zamanda seçimlerin yenilenmesi kararı alması gerektiğini söyledi. Seçimin ise 2028 yılı içinde yapılmasını önerdi.

Bütün bunların arkasında seçim hesabı duruyor. Erdoğan’ın yeniden adaylığına ilişkin tartışmanın yanında, Meclis’te seçimlerin yenilenmesi kararına yeterli sayısal desteğin sağlanması hâlâ bir mesele. Bu destek anayasa değişikliğine destekle aynı olmak zorunda değil. İktidar farklı kararlar için farklı çoğunluklar arayabilir.

Anlaşılıyor ki bir süredir konuşulan 2027 sonbaharında erken seçim ihtimali giderek zayıflıyor. Gündelik hayatın sorunları ve mevcut siyasi dinamikler iktidarı erken seçime zorlayacak bir baskı üretmiş görünmüyor. Küresel dinamikler veya ekonomik krizin seviye değiştirmesi dışında, iktidarı erken seçime zorlayacak koşullar henüz oluşmuş değil. Açıklamalar, iktidarın Erdoğan’ın adaylığına imkân verecek seçim yenileme kararını, seçimi mümkün olduğunca geç bir tarihte yapacak biçimde kullanmayı tercih ettiğine işaret ediyor. Ancak 2028 tercihini açıklamak, Meclis’te gerekli desteği bulmak anlamına gelmiyor.

Buradan dört senaryo çıkıyor. İlkinde kontrollü devam var: Seçici ekonomik rahatlatma, süreçte uygulama, anayasa görüşmeleri ve siyasi baskı birlikte yürür. Seçim kararı için şartların iktidar lehine olgunlaşması beklenir.

İkincisinde aktörler üzerinden destek genişletme öne çıkar. Güvenlik ve ahlak gündemi, iktidarın oluşturduğu zihnî koalisyonla yeni fikrî yakınlaşmalar üretir; siyasi kurallar ve seçim kararı için farklı Meclis çoğunlukları aranır.

Üçüncüsünde ekonomik iyileşme gerçekten hissedilir hale gelir. İktidar bunu süreçteki ilerlemeyle birleştirip seçim fırsatına çevirmek ister. 2027 sonbaharı ihtimali güçlenir.

Dördüncüsünde ekonomik veya bölgesel bir şok rahatlama alanını daraltır, meselelerimizi daha da ağırlaştırır. Güvenlik ve istikrar söylemi ağırlaşır, siyasi rekabet sertleşir. Seçim tarihi daha belirsiz hale gelir.

Bugünden görünen, ilk iki senaryonun birlikte yürütülmesinin daha mümkün olduğu yönünde. Üçüncü senaryo iç politikadaki tutarlılık kadar dış koşullara bağlı. Dördüncüsü ise iktidarın bütünüyle kontrol edemeyeceği gelişmelerden doğabilir.

Meclis’in açılışıyla başlayan siyasi sezonu değerlendirir, güncel siyasi gündemi izlerken açıklamaların sertliğinden veya gündem başlıklarının çokluğundan daha fazlasına bakmamız gerekiyor. Hangi düzenleme kimin hayatını iyileştiriyor? Hangi yakınlaşma kimleri dışarıda bırakıyor? Hangi güvenlik gerekçesi hangi siyasi sınırlamaya bağlanıyor? Hangi hamle iktidara seçim konusunda yeni bir seçenek kazandırıyor?

2026–27’nin siyasi yönünü bu soruların cevapları belirleyecek. Seçimin ne zaman yapılacağı kadar, o tarihe kadar toplumun önünde hangi siyasi seçeneklerin geliştiği ya da açık kaldığı da en önemli başlık olacak.


Oksijen'den alınmıştır.

T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

 

 

 

İlgili İçerikler