“Kaldırım taşlarının altında kumsal var!” (Sous les pavés, la plage) 68’in en çarpıcı sloganlarındandı. İktidarın, devletin ve ataerkinin kat be kat döşediği nizama verdiği şiirsel cevaptı bu. Paris sokaklarından sökülen taşlarla birlikte, hayatın üstündeki ağır düzen duygusu da kalkıyor gibiydi. Sokak, iktidar ve kurallar alanı olmaktan çıkıp başka bir mümkünün provasına dönüşüyordu. Taşların altından da, denize çıkan sokaklardan da özgürlük fışkırıyordu…
Öncesi bir eylül 1966 sonbaharındaysa kadınlar özgürlük için birleşerek kaldırımlardan akıyordu. Beden tahakkümüne karşı çıkmak adına, seslerini Londra’dan dünyaya ulaştırdıkları ”Mini etek protestoları”nda sokaklar onlarındı. Tarih onları ”mini etek devrimcileri” olarak ansa da örgütlenen bu kadınlar –birbirinden ayrıştırılamayacağının bilincinde- özgürlük kadar barış da istiyordu.


Bedenin siyaseti makbulün çerçevesi
Gelin görün ki aradan yarım asırdan fazlası geçmesine karşın eteğimizdeki taşlar hâlâ yerinde. Bu eylülde de özgürlüğün en eski cephelerinden bir olan bedenlerimizle karşı karşıyayız. Kâh yerli ve Milli Eğitim Bakanı çıkıyor; öğretmenlerin kıyafetlerinde Lgbti+ çağrışımlı içerik de var, diyerek öğretmenlere beyaz önlük zorunluluğu getiriyor, kâh İtalya Dış İşleri bakanı Antonio Tajani çıkıyor; kadınların etek boyu üzerinden ahlaki norm dayatmasıyla bedeni kamuya ve denetime açıyor.
Tam olarak ne yumuş buyurmuş peki derseniz, bu eril bakışlı bakan: Oğlunun etek boyu uzun bir kadınla evlenmesini isteyeceğini belirterek, daha uzun etek giyen kadınların daha az gösterişli, daha ciddi, güvenilir eşler ve anneler olacağını söylemiş. Tıpkı siyasi ortak seçerken olduğu gibi, eş seçerken de gösterişli ama kendisini aldatabilecek olan seçilmemeliymiş. Artık ne boyutta bir kompleks sahibiyse kendisi…
Halihazırda bu cümleler, üzeri kuru bir özürle kapanacak cinsten “talihsiz bir açıklama” olmanın çok ötesinde ve tepki çekmişken emekli tuğgeneral Roberto Vannaci de: Uzun etekli bir kadınla kısa etekli bir kadın arasında, ben her zaman eteksiz kadını tercih ederim, diyerek cinsiyetçiliğe boyut atlatan başka bir skandal açıklamada bulundu. Kamuoyu ve muhalefetin sert eleştirileri karşısında ise: Eteksiz bir kadın pekâlâ pantolonlu olabilir, demekle yetindi. Kendi tabiriyle hafif bir soruya verilmiş hafif bir cevaptı bu; ’Eteksiz kadın’ kastından seksist çıkarım yapan bizlerdik sonuçta.
Tajani’ye ve Vannaci’ye eleştiri ve tepkiler yayılarak büyüdü. Kadın siyasetçiler mini etek giyerek karşılık verdi. Torino Belediye Başkanlığı yapmış Milletvekili Chiara Appendino, “Ben güvenilir bir kadın değil miyim?” diyerek sosyal medyada mini etekli fotoğrafını yayımladı; Senato’da kadın parlamenterler mini etek giyerek dayanışmaya destek verdi. Eril iktidar için kadın giyimi hâlâ siyaset konusuyken kadınlar, eteği yine-yeni-yeniden politikleştirerek eyleme dönüştürdü.

Cinsel istismarı meşrulaştırmada Jeansel tercih
İtalya’nın toplumsal hafızasında ve kadın hareketinde bundan daha çarpıcı bir kıyafet protestosu daha var. Çeyrek asır önce 99’da, İtalyan adaleti başka bir utanç vakasıyla gündeme gelmişti . 45 yaşındaki direksiyon hocası tarafından cinsel saldırıya uğrayan 18 yaşında gençbir kadının temyiz davasında, tamamı erkek üyelerden oluşan Yargıtay “Jean pantolonu çıkarmak zordur, kadın izin vermedikçe ya da yardımcı olmadıkça kolay çıkmaz, dolayısıyla erkeği suçlu bulmak doğru değildir” yönünde hüküm vermişti.


Kısaca İtalya yüksek mahkemesi ‘kadının giydiği jean pantolon için onu giyen kişinin etkin işbirliği olmadan çıkarılması mümkün değil’ diyerek genç kadının ‘rızası var’ demişti.
Pantolon delile, mağdurun giydiği kot rıza ölçütüne dönüştürülürken İtalya’daki kadın örgütleri kararı protesto etmiş, kadın milletvekilleri meclise jean giyerek gelmişlerdi. Ellerindeki pankartta ise şu yazılıydı: “Jean: Tecavüz için mazeret.” Bugün halen ‘Denim Day’ (jean günü) olarak protestonun yıl dönümü anılıyor.
22 Eylül 2026’ya gelince muhalif kadın senatörlerin mecliste etekli protestoları sürerken Dış işleri Bakanı Tajani ne düşünüyordu bilinmez. Ancak aynı gün İtalya’da sosyoekonomik ve uluslararası açıdan büyük önem taşıyan bir etkinlik başlıyordu: Milano Moda Haftası... şehrin ve ülkenin vitrini, geliri, turizmin arteri...
Milano, ülke ekonomisini sırtlayan moda başkenti, milyarlarla ölçülen global bir pazar, dünyaca ünlü markaların evi. Ve açılışında bir dünya devi, podyumda rengarenk mini, midi,deri, pileli transparan etekleriyle Prada…Markanın ilkbahar/yaz 2027 defilesinde tek bir pantolon yok, sergilediği toplam 63 yeni tasarımın tamamı etekti. Etek egemenliği geçidi; “Prada, pantolonu pas geçip, eteği başrole taşıyor”, “Prada’nın eteğe radikal adanmışlığı” başlıklarıyla dünya basınına yansıdı.

Milano Moda Haftası’nın açılışında, ülkesinde kadın bedeni ve tahakküm üzerinden büyüyen tüm bu tartışmalara sessiz kalan, İtalya’nın ilk kadın başbakanı Giorgia Meloni de vardı, pantolonlu.
Öyle ya ne iktidar, ne de patriyarka için kadın bedeni, milyonlarca euroluk koleksiyonların, kampanyaların parçası olduğunda, tasarıma, reklama ve nihayetinde ürünün kendisine dönüştüğünde sorun teşkil etmiyordu. Yeter ki etek boyunu ya da pantolon darlığını kendi belirlemesin, eril kabulün makbul sınırları içinde kalsın.
Bu konuya Türkiye’den de dünyadan da, şahsi almanaktan da eklenecek öyle çok şey var ki düşünmesi bile asfalt döküyor içime. O yüzden finali çelmelenip düştüğü yerde çiçek açan, açabilen kadınlardan yana kullanmak istiyorum. Haktan, eşitlikten, barıştan yana olan, dayanışmadan vazgeçmeyen, doğanın, canın, canlının mücadelesinde yan yana duran kadınlardan… İnanıyorum ki; eteğimizdeki taşları döktüğümüz gün bileceğiz, denize çıkan sokaklar da var, kaldırımların altında hâlâ kumsallar da…
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


