Kazı sahasından notlar: Arkeolojinin manşeti, emeğin dipnotu

Kazı sahasından notlar: Arkeolojinin manşeti, emeğin dipnotu

Arkeolojik sahada, buluntular kadar emek örgütlenmesi, sınıfsal karşılaşma, ekonomik model, siyasi tartışma ve kültürel diplomasi de var. Gün yüzüne çıkarılan o binlerce yıllık heykelin etrafında genç insanların bugünü ve geleceği de şekilleniyor

Kazı sahasından notlar: Arkeolojinin manşeti, emeğin dipnotu

Karahantepe, Göbeklitepe, Ani… Son günlerde tarihin gidişatını etkileyen ve tüm insanlığı ilgilendiren gurur verici arkeolojik buluntuları konuşuyoruz. Peki ya arkeoloji? Buluntuları günışığına çıkaran kazılar ardındaki görünmez emek? Her yıl yazla birlikte hızlanan sayısız kazıda, saha çalışanlarının ve öğrencilerin karşılık bulmayan alın teri?

Alın teri derken fiziki anlamı da kastım. Güneşin en yakıcı saatlerinde toz, kül ve toprak içinde, iş eldivenlerini yırtılana kadar kullanmak zorunda kalan kazma, kürek sallayan, araba çeken ağır işçi  öğrenciler, gönüllüler, arkeologlar ve sanat tarihçileri… Dünya çapında ses getiren arkeolojik keşiflerin ardında kazı koşullarının görünmez emeği yatıyor ne yazık ki.

Kazının bütçesi ve sponsorluk doğrudan bilimsel niteliğini ve sürdürülebilirliğini etkiliyor. Bütçe yetersizse ekip küçülüyor ve kazı süresi kısalıyor. Dahası konaklama ve yemek tedariki gibi temel ihtiyaçlar sıkıntıya giriyor. Hayatlarında, belki bir yumurta kırmış kırmamış bu insanlardan tüm gün  çalışmış onlarca kişiye 3 öğün tabldot yemek hazırlamaları beklenebiliyor. Barınma ve hijyen şartlarına değinmiyorum bile.

Bu öğrencilerden çoğu 1. sınıfı yeni bitirmiş olduğundan ilk kazı deneyimleri. Hayatlarında ilk kez ailelerinden bu kadar uzun süreli uzaktalar. Dolayısıyla, edindikleri deneyim halihazırda kan kaybeden arkeolojiye devam edip etmeyeceklerini belirliyor. Bir de gönüllüler var sahada. Yaş farkı göz etmeksizin kalpleri arkeolojiyle atan gönüllüler için de mevcut çalışma şartları ağır, fiziki yaralanma ve kazalar sık oluyor.

Ve herkes aynı bedensel koşullarda çalışmıyor. Çok erken saatlerde şafakla başlayan mesai, kadınlar için daha da erken. Kadınlar çoğu alanda olduğu gibi arkeolojik kazıda da temel bedensel ihtiyaçlarını görünmez kılmak zorunda. Hijyenik tuvaletler, duşlar, mahremiyet, ortak alanlar, regl/pms ağrıları hakkında konuşup konuşamayacağı, kazı evleri, konteynırlar, yatakhaneler, güvenlik, menstrual süreçler hep masada, hep yük.

Gelmeden önce belki de yerini sadece haritadan gördükleri bir ilçenin beşeri koşullarıyla kazı başkanına emanet bu gençler. Sahada yerel işçilerle birlikte günlerce, aylarca ve uzun saatler boyu çalışıyorlar, kazının ilerleyebilmesi ve sürdürülebilmesi için.

Günleri işçilerle birlikte kürek atarak geçen arkeolog adayları hem bulundukları yeri ve oranın insanını tanıyor,  hem de içinde bulundukları koşulları sosyoekonomik açıdan yorumlayacak verilere ulaşıyor. Misal çevrede tarla tapan sahibi işçiler, bir saman balyasının maliyetini söylüyor, fındık toplamanın ya da şeker pancarında çalışmanın günlük yevmiyesinden bahsediyor -ki bu ücretler arkeoloji alanıyla kıyaslandığında oldukça yüksek-  arkeolog adayları da bu meblağları kendi yaptıkları iş ve maaşla kıyaslayarak sonraki sezon tarlaya gitmenin ekonomik getirisini hesaplıyorlar. Geçici bütçeler, düşük ücretler ve görünmeyen çalışma koşulları var arkeoloji sahada.

Bir nevi sınıf 101 arkeolojik kazı arazisi. İşçiyle öğrenci arasında sadece yaş ve eğitim farkı yok, kent-kır farkı, sınıf farkı ve dünya görüşü farkı da olabiliyor. İdeolojik görüş farkları, kültürel kodlar, yaşam tarzları, din, laiklik, milliyetçilik, muhafazakarlık, modernlik ve elbette cinsiyet rolleri sahada, arkeoloji tüm bunlardan azade değil. O yüzden arazide siyaset konuşulmaz mümkün mertebe. Ama konu mutlaka oraya bir gelir.

Upuzun saatler geçirilen arazide müzik olmaz mı peki? Var tabii. İşçiler ve arkeoloji ekibi arasında uzun uzlaşılarla çalınan/dinlenen müzik listesi; Manifest’ten halaya, Adamlar’dan, Güler Duman’a ve Ahmet Kaya’ya kadar pek çok renkle bezeli. Uzun mesailer boyunca beraber çalışan, aynı yorgunluğu ve sofrayı paylaşan bu insanlar, günün sonunda birbirine yaklaşarak dünyalarını tanımaya başlıyor.

Kazıların kamuoyundaki görünürlüğü artmasıyla birlikte yerel makamlar da kazı yerinde sık sık boy göstereriyor. Kaymakam, vali, belediye başkanı, il-ilçe başkanları ve heyetlerin beldelerindeki arkeolojik faaliyete yoğun ilgisi yoğun. Sosyal medya hesaplarında da paylaşıyorlar. Çünkü arkeolojik kazı turizm ve kültür politikalarının önemli bir unsuru, kent tanıtımı ve markalaşma için hayati.

Gelin görün ki arkeoloji vitrininin büyüdüğü ölçüde çalışma koşullarıyla gündemde değil. Oysa binlerce yıllık geçmişe dair olduğu kadar bugüne de ait bir alan. Geçmişi günışığına çıkarırken günümüz Türkiye’sine dair bir profil. Bu yüzden arkeolojik keşifler kadar ortaya çıkış koşullarını da bilmeliyiz. Manşetlere taşların ve toprağın altından çıkanı taşıyorsak o taşları güçlükle yerinden oynatanları göz ardı edemeyiz.

Arkeolojik sahada, buluntular kadar emek örgütlenmesi, sınıfsal karşılaşma, ekonomik model, siyasi tartışma ve kültürel diplomasi de var. Gün yüzüne çıkarılan o binlerce yıllık heykelin etrafında genç insanların bugünü ve geleceği de şekilleniyor. Arkeoloji antropoloji kadar sosyolojinin de alanı, bilimsel tarihi verilerle birlikte güncel sınıf, emek ve iktidar ilişkiler pratiği. Arkeolojik kazı her açıdan mikro bir Türkiye.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler