Kendini tüketen iktidar: Korku sansür ve megalomani

Kendini tüketen iktidar: Korku sansür ve megalomani

Legalizm, ülkeyi tek bir merkezden yöneten tek adam anlamına geliyor. Kanunları koyanın, onları istediği zaman değiştirmeye haiz olduğu bu rejimde, yapılan yasalar genelde muhalefeti bastırmaya, hak ve özgürlükleri kısıtlamaya yönelik. Toplumda korku yaratmak önemliydi ve güçlü bir merkezi hükümet için halkı sıkıca kontrol altında tutmak lazım geliyordu

Kendini tüketen iktidar: Korku sansür ve megalomani

Bir adam düşünün nerdeyse 2300 yıl önce yaşamış ve 40 yıla yakın süren iktidarında tek adam olmuş. Ülkesinin sınırlarını genişlettiği doğrudur, duvara duvar ekleyerek sınırları kalınlaştırdığı da… Ancak onun hüküm sürdüğü dönemde, ülkesinin nüfusu yarı yarıya azalmış neredeyse, yetmemiş halkın çeyreğini yerinden yurdundan etmiş zorunlu göçe yollamış. 

Bir adam düşünün ki kralın oğlu, 13 yaşında tahta çıkmış tam 36 yıl kalmış o makamda. Lakin onunla hemfikir olmayanlara nefes alma hakkı tanımamış. Nefes alma hakkı tanımamış derken kelime anlamı kastettiğim; ne düşünceye, düşünüre, yazara, filozofa, ne de bilgine…Hepsinin nefesini kesmiş. 

Bilginlerin Gömülmesi ve kitapların yakılması  “Fen Shu Keng Ru” 

İlk önce beş yüze yakın Konfüçyüsçü alim ve filozofu diri diri gömdürmüş toprağa… Seslerinin, soluklarının tamamen kesildiğinden emin olmak için boğarak öldürtmüş. Durmuş mu durmamış…Bütün tarih, felsefe ve şiir kitaplarını toplatıp yaktırmış. Sonuç derseniz, yaşarken hep arzuladığı gibi yazdırdığı tarihe; ilk organize ve büyük çaplı devlet sansürünün sorumlusu olarak geçmiş. İstiyormuş ki; düşünce okulları, aydınlar ve insanlar kendinden öncekilerin sözünü etmesin ve mevcut yönetimini eleştirmesin yani düşünce özgürlüğü olmasın.  

Adı “Legalizm”  (Kanuniyetçilik)  bu rejimin. Ülkeyi tek bir merkezden yöneten tek adam anlamına geliyor. Kanunları koyanın, onları istediği zaman değiştirmeye haiz olduğu bu rejimde, yapılan yasalar genelde muhalefeti bastırmaya, hak ve özgürlükleri kısıtlamaya yönelik. Devlet destekli güçlü propaganda kampanyaları ihmal edilmiyor. 

Çıkan isyanları bastırma yöntemleri ise ceza, işkence ve idamdı. Toplumda korku yaratmak önemliydi. Gücü elinde tutmak ve kendini korumak için her yola başvurmuştu iktidarında bu adam. Güçlü bir merkezi hükümet için halkı sıkıca kontrol altında tutmak lazım geliyordu. Oysa bu o zamana kadar olan ülkede olan her şeye tersti. O güne kadarki devlet anlayışına tamamıyla zıttı hatta.  

Hep ölümün yakınında 

En yakınları da yakınındakiler de öldürülmekten kaçamamış bu hükümdarın. Annesi Kraliçe Zhao ile gizli aşk yaşayan ve tahtı ele geçirmek için darbe girişiminde bulunan Lao Ai’yi atlara bağlatarak uzuvlarını parçalatmak suretiyle idam ettirmiş, bu ilişkiden doğan iki küçük erkek üvey kardeşini de çuvallara koydurup dövdürerek öldürtmüştü. 

Diğer bir üvey kardeş, isyana öncülük edip başka bir devlete sığındığı için destekçileri ve aileleriyle birlikte idam edilmişti. Zaten onun devrinde, tabiri caizse yedi ceddinizle birlikte idam edilirdiniz, altsoy-üstsoy birlikte öldürülür, yeryüzünden kökünüz kazınırdı. Bıraktığı miraslardan biri de bu oldu devlet geleneğine; yedi kuşak soyunuzla birlikte idam edilmek…Kendi soyu da bu yüzden infaz edildi ardından. 

Hiç mi iyi şey yapmamış bu adam? derseniz; çeyrek asrı aşan iktidarında örnekler yok değil. Ülkesindeki derebeylikleri, imparatorluk çatısı altında toplamış misal. Kendini “ilk imparator” ilan etmeyi ihmal etmeden tabii. Ülkenin sınır duvarını güçlendirip birleştirerek ilk büyük “Çin Seddi” hattını oluşturmuş. Sulama kanalları açtırmış sonra, tarımsal verimliliği artırmış. Yaptığı yolları da unutmayalım; geniş bir imparatorluk yolu ağı inşa ettirmiş. Arabalara da düzenleme getirerek yaptığı yolların daha iyi kullanılmasını sağlamış. 

Kitlesel ölümler ve işçiler 

Çin Seddi’nin ve saraylarının inşasında yüz binlerce köylü, mahkum ve askeri çok ağır koşullarda köle gibi çalıştırmış. Açlık, hastalık ve yorgunluktan ölen binlerce işçiyi  duvarların harcına ve temeline gömdürmüş. Kırk yıla yaklaşan iktidarında 700’den fazla saray ve muazzam boyut bir mozole inşası kolay olmasa gerek! 

Öldüğünde yapımı neredeyse -39 yıl-  iktidarı kadar süren, devasa nekropollü anıt mezarı ve Terakota Ordusu için çalışan binlerce sanatçı, zanaatkar ve işçi (700 bin), mezarın gizli mekanizmaları ve hazinelerin yerini kimseye söylemesinler diye elleriyle yaptıkları odalara kilitlenerek canlı canlı gömülmüş. Kendiyle birlikte gömülmek üzere çocuğu olmayan tüm cariyeleri de zalimce katlettirmiş.

M.Ö. 211’de  Doğu Çin'e düşen bir göktaşına birisi gizlice "İlk İmparator ölecek ve toprakları bölünecek" yazınca ve Qin Shi Huang da yazıyı yazanı bulamayınca, o bölgede yaşayan halkın tamamını istisnasız idam ettirmiş. 

Herkesin kendinden korkmasını isteyen bu imparatorun kendi korkuları da varmış elbet. En derin korkusu bir gün “ölmek”miş. Kibri ve egosu öyle büyükmüş ki ölümden korktuğu kadar onu fethetmeyi de istiyormuş. Ölümsüzlüğü arzulamış, tebaasını dört bir diyara ölümsüzlük iksiri “bengisu” yu bulmaya göndermiş. Sonunda, ölümsüzlük vereceğine inandığı için simyacısının elinden içtiği “cıva” shotları yüzünden ölmüş. Güç zehirlenmesine bir de cıva zehirlenmesi eklenmiş özetle. 

Yine de kendisinden sonra saltanatının ve adının sonsuza dek yaşayacağına inanmış bir hükümdarmış o. Fikirleri susturarak tarihi istediği gibi yazabileceğini zanneden, kitapları yaktıran, filozofları, aydınları, muhalifleri öldürten ve yüz binlerce insanı projeleri uğruna hayatından eden… Ama ölüm her canlının tadacağı yegane gerçek ya ölümünden sadece on bir yıl sonra hanedanı çökmüş. Kurduğu merkezi düzen parçalanmış, ardılları iktidarı koruyamadığından soyu öldürülerek silinmiş. 

Günümüze mirası Çin siyasi literatüründe “Qin sistemi” olarak adlandırılan kavram: Merkezi devletin toplumsal alanı aşırı biçimde kuşatması ve farklı/bağımsız toplumsal yapıları zayıflatması, anlamına geliyor. Çağdaş tarihçi Jonathan Spence,  “mutlak iktidarın kendini aşındırması ve yozlaştırması” olarak tanımlıyor bunu. Sözün özü, tarihi bile kontrol etmek isteyen o adam bugün, korku, sansür, kitlesel şiddet, megalomani ve sınırsız iktidarın yarattığı yıkımla anılıyor. 


Kaynak: Spence, J. D. (1991). The First Emperor. London Review of Books, 13(23).


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler