Torunu Emine Uşaklıgil, Cumhuriyet’in kalemi Yunus Nadi'yi anlattı: Hem kalemşör bir gazeteci hem de gazete sahibiydi, “ön cephe adamı”ydı!

Torunu Emine Uşaklıgil, Cumhuriyet’in kalemi Yunus Nadi'yi anlattı: Hem kalemşör bir gazeteci hem de gazete sahibiydi, “ön cephe adamı”ydı!

"Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî tarihinin oluşumunu izlemek için Cumhuriyet gazetesi ve Yunus Nadi’nin yazıları zengin bir kaynaktır. Gazete, basında, siyasette, müzikte, resimde, üniversitede, düşünce ve davranışlarda gerçekleştirilmek istenen değişimin platformu olarak rejime önemli bir destek sağladı"

Torunu Emine Uşaklıgil, Cumhuriyet’in kalemi Yunus Nadi'yi anlattı: Hem kalemşör bir gazeteci hem de gazete sahibiydi, “ön cephe adamı”ydı!

Emine Uşaklıgil’in, “Cumhuriyet’in Kalemi Yunus Nadi” adlı kitabı, geçtiğimiz ay Yapı Kredi Yayınları tarafından yayınlandı.  Kitap, Yunus Nadi’nin yaşam öyküsünü resmi anlatıların ötesine taşıyarak, Nadi’yi inançları, kırılmaları ve çelişkileriyle birlikte ele alıyor. Emine Uşaklıgil ile büyükbabası Yunus Nadi’yi konuştuk.

- Aile içinden biri olarak Yunus Nadi’nin hem mektuplarını hem de biyografisini çalışırken, kamuoyunun Nadi üstüne bildiği günlük gerçeği aşma çabanız var mıydı? Gerçeğin içindeki insancıl düşü mü göstermek istediniz? Ya da başka bir ifadeyle bu iki kitap, gerçekliği gerçekle aşma çabası mıdır?

Dedemin anneanneme yazdığı mektuplar bulmak ve okumak, bilmediğim bir Yunus Nadi ile tanışmama yol açtı. Aşık, çocuklarına çok düşkün, karşılaştığı ve sonrasında, yakından ya da uzaktan izleme fırsatını bulduğu mümtaz kişilerden pek söz etmeyen, mahremiyetini önemseyen bir kişi canlandı gözümde. Benim Cumhuriyet’im kitabımda Yunus Nadi ve Cumhuriyet gazetesi zaten geniş bir yer tutuyordu. Mektuplara gelince, 1914 ile 1934 yılları arasındaki dönemi kapsıyordu. Millî Mücadele’den başlayarak, Cumhuriyet’in kuruluşuna giden bir yolu yansıtıyordu. Genç Cumhuriyet’in tarihi olsun, halkın yaşam koşulları olsun, yaşanan sorunlar olsun, mektupların içeriği kıymetliydi. Hem dedemin kişiliğine hem de yaşadığı döneme ışık tutuyordu. Artık Yunus Nadi’ye ait bütün bilgileri bir kitapta toplamak gerekiyordu!

- Peş peşe yayınlanan bu iki kitapta “koca, aile babası” Yunus Nadi ile “politikacı, gazeteci” Yunus Nadi’yi iç içe sunuyorsunuz. Dedenizin kişiliğinde sizin saptadığınız çelişkiler nelerdi? Okuyucunun bu çelişkiler üzerine düşünmesini istediniz mi? Bunun için nasıl bir yol izlediniz?

Yunus Nadi, hem kalemşör bir gazeteci hem de gazete sahibiydi. Falih Rıfkı Atay’ın tabiri ile, bir “ön cephe adamı”ydı. Politikacıydı, mebustu, hatta bazen diplomattı! Olayları içeriden takip eden, yorumlayan dönemin önemli kalemlerindendi.  Öte yandan, mektuplarında da karısına aşkını sürekli gündemde tutan ve ailesine sonra derece düşkün bir adamdı. Bence burada bir çelişki söz konusu değil. Kişiliklerin çeşitli ve farklı yanları olsa da, sonuçta bir bütündürler. Bir kişi ne ise, her şeyiyle o olur çoğu zaman. 

- Yunus Nadi’nin hemen hemen tüm çevresinin politikayla yakın bir ilişkisi var. İkili ilişkilerin doğrularıyla, politikanın doğruları birbirinden farklıdır. Örneğin başlangıçta Ebuzziyalarla, Zekeriya Sertel gibi isimlerle dostlukları varken süreç içinde yollar ayrılıyor. Hatta İkinci Dünya Savaşı yıllarında, Demokrasi Cephesi’ni savunan Sertel çiftine savaş açacak kadar dostlukları bitiyor. Kişisel çıkarlarını üstün tutan bir yapısı olduğunu söyleyebilir miyiz?

Ebüzziyalarla ilişkisinde yaşanan sürece bakmak gerekiyor. Eğitim konusunda Yunus Nadi oldukça şanlı bir gençti. Babası Hacı Halil Efendi, oğlunun sürekli soru sorması, okumaya meraklı bir çocuk olması nedeniyle, ne yapması gerektiğini düşünür… Mekri’nin (bugünün Fethiye’sinin o günkü adı. Rumca “uzak diyar” anlamına gelir) belediye başkanı ve yakın dostu Hacı Nikola Paşa’ya danışır. Hacı Nikola ona Rodos’daki Süleymaniye Medresesi’nden söz eder ve Rodos valisi Abidin Paşa’ya danışmasını önerir. Böylece Yunus Nadi’nin yani o zamanki adıyla Ahmed’e yeni bir dünyanın kapıları açılır. İyi bir eğitim fırsatı yanı sıra, Abidin Paşa gibi önemli bir şahsiyeti yakından tanır. Bunun yanı sıra, himayesini kazanır. Yine Abidin Paşa sayesinde yeniden yeni bir dünyanın kapısı açılır. Galatasaray Lisesi’nde okur ve sevdalısı olduğu İstanbul hayatının merkezine yerleşir. Süleymaniye Mektebi’nin kurucularından Ahmed Midhat Efendi okuma tutkunu Yunus Nadi’yi derinden etkilemiştir. Keza, Süleymaniye Mektebi’nin diğer kurucusu Ebüzziya Tevfik, Yunus Nadi’nin gazetecilik yolculuğunda da rol modeli olmuştur. Rodos’taki Süleymaniye Okulu’nu birincilikle bitiren Yunus Nadi, Ebüzziya Tevfik’in dikkatini çekmiş olmalı ki, onu Tasvir-i Efkâr gazetesine işe alır. Ebüzziya Tevfik’in sunduğu bu fırsatla dedem basında hızla yükselir. Önce çalışan, ardından yazar, yazı işleri müdürü, başyazar ve sonunda gazetenin ortağı olur. Ebüzziya Tevfik 27 Ocak 1913’te, vefat edince, Tasvir-i Efkâr yönetimi oğlu Velid Ebüzziya’ya geçer. Yunus Nadi, bu görüş ayrılığını şöyle ifade eder:  “Velid ve Talha Ebüzziya kardeşlerle birlikte Mütareke’ye kadar Tasvir-i Efkâr’da çalıştım. İmparatorluk savaşı kaybedip silah bırakınca, Ebüzziyalarla da aramızda bir fikir ayrılığı ortaya çıktı. Ben uzlaşmaz bir İttihatçı ve milliyetçi idim. Onlarla da İttihatçı düşmanlığı ve hilafetin güdümünde bir yayıncılık yapınca yollarımız ayrıldı”.

Sertellere gelince onlara ayrı ayrı bakmakta yarar var. Yunus Nadi, Zekeriya Sertel ile Selanik’te tanışır. Hem işe alır, Cumhuriyet gazetesinin kuruluşuna dahil eder, hep arka çıkar. Asıl sürtüşme Almanya’da Nazizm’in yükselmesi döneminde Sabiha Sertel ile olmuş ve düzeyi o derece ileri tatsızlaşmış ki Yunus Nadi Sabiha Sertel ile ilgili “Bolşevik dudu” ve “eli maşalı çingene” diyebildi.

“Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî tarihinin oluşumunu izlemek için Cumhuriyet Gazetesi ve Yunus Nadi’nin yazıları zengin bir kaynaktır”

- Cumhuriyet öncesinde çok ateşli, yer yer sert tartışmalara giren bir Yunus Nadi görüyoruz. Cumhuriyet sonrası düzene karşı çıkmak gerekliliğini ne ölçüde duyuyor ya da onunla bir gazeteci sorumluluğuyla hesaplaşmak gerektiğinin sorumluğunu duyuyor mu?

Muhalefetin kalesi İstanbul’da, yeni rejimi destekleyen bir gazetenin yayımlanması ve Cumhuriyet rejiminin değişimlerini benimseyen bir kamuoyu oluşturulması gerekiyordu. Kemalizm’e alan açabilecek güçlü bir sese ihtiyaç vardı. Rejimi halka benimsetmek gerekiyordu. Cumhuriyet Gazetesi, bu ihtiyaçları karşılamak amacıyla ve Mustafa Kemal’in teşvikiyle böylece kuruldu. Yunus Nadi’nin amacı, Cumhuriyet’in hem fikir hem de enformasyon gazetesi olmasıydı. Gazetecilikteki gelişmeleri yakından izler, gazetesini cazip kılmak için yenilikler yapardı: renkli fotoğraflar, renkli ekler, kadınlara hitap eden moda sayfaları ve birçok yenilik…Aslına bakarsak Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî tarihinin oluşumunu izlemek için Cumhuriyet gazetesi ve Yunus Nadi’nin yazıları zengin bir kaynaktır. Gazete, basında, siyasette, müzikte, resimde, üniversitede, düşünce ve davranışlarda gerçekleştirilmek istenen değişimin platformu olarak rejime önemli bir destek sağladı.

Muhalif tutumuna gelince, örnekler tek tük… Örneğin Yahudilerle ilgili olaylarda görevini yerine getirir, halkı sükûnete davet eder. Harf devrimin zorluklarından ancak eşine yazdığı mektuplarda söz eder. Nisan 1925’te, Tanin Gazetesi’nin süresiz kapatılması sonrası basın özgürlüğü konusunda sert yazılar kaleme alır. Aynı yıl Yunus Nadi, İstiklal Mahkemesi’ne sevk edilen gazeteciler Hüseyin Cahit (Yalçın), Muammer, Nurettin, Zekeriya Sertel ve Ata Çelebi’nin affedilmesini talep eder.  Dahası, sürgün cezası sona eren Hüseyin Cahit’e Cumhuriyet Gazetesi’nde iş verir. Anlaşmaya göre Hüseyin Cahit, Stendhal’ın Parma Manastırı romanını çevirecektir. Ancak ilk tefrikadan sonra Ankara’dan müdahale gelir ve tefrika durdurulur. 1939 yılı boyunca başyazılarında imar konularını sıkça işler. Sultanahmet’te İbrahim Paşa Sarayı’nı yok etme pahasına planlanan Adliye Sarayı inşasına karşı çıkar, hükümete çağrıda bulunur. Bunun gibi başka örnekler de var.

- Bu dönem basın yayın faaliyetleri milletvekilleri aracılığıyla yönlendiriliyor. Önde gelen gazete sahiplerinin hemen hepsi milletvekili. Örneğin Falih Rıfkı Atay (Ulus), Asım Us (Vakit), Hüseyin Cahit Yalçın (Yeni Sabah), Yunus Nadi (Cumhuriyet), Ethem İzzet Benice (Son Telgraf)…Dönemin büyük gazetelerinin sahipleri ve/veya başyazarları, milletvekili. Buna rağmen Cumhuriyet’in sahibi ve başyazarı Yunus Nadi, basının "hür ve müstakil" olduğunu iddia ediyor. Yunus Nadi’yi bu “propaganda” yapısından çıkarsak elimizde ne kalır?

“Propaganda” devre dışı kalınca, çok aşık bir koca ve çocuklarına çok düşkün bir baba kalıyor. Şaka bir yana, o dönem basından beklenti devrimlerin yerleşmesi ve ulus devlet inşasına destek verilmesi. Yani basın, cumhuriyet ilkelerini yayma aracı olarak görülmüş, rejim muhalifi yayınlara izin verilmemiştir. Cumhuriyet Gazetesi de tam bu amaçla kurulmuştu. Dönem dönem eleştirel sesler çıksa da "Takrir-i Sükun" (1925) sonrası basın sıkı denetim altına alınmıştır. Bu çerçevede Cumhuriyet’in ülkülerine inanan dedem, bu ülküleri yaygınlaştırma görevini şevkle üstlendi.

“Dedem, bir aydındı!”

- Mustafa Kemal ile Cumhuriyetin kurucusu kadrosunun yolları zamanla ayrıldı. O günün koşullarında, hatta bugün dahi yaratılan kişi kültüne itiraz ederseniz unutulmaya mahkum edilirsiniz. Yunus Nadi, Mustafa Kemal ile dostluğunu ölene kadar sürdürmeyi nasıl başardı? Ne tür bir tutarlılık bu?

Falih Rıfkı şunları anlatır: “Rahmetli Yunus Nadi, [Mustafa Kemal’in] nazına katlandıklarından, kızdığı zaman da sevdiklerinden biriydi. Bunun sebebi var: Kuvayı Millîye’nin ilk zamanlarında Nadi, İstanbul’daki gazetesini ve rahatını bırakarak birkaç düzine harfle Ankara’ya geldi. Baca isiyle mürekkep yapma usullerinin keşfedildiği yokluk günlerinde gazete çıkarmak ne demek, kolay tahmin olunabilir. Nadi’nin Yenigün’ü bağımsız olmakla beraber tam Mustafa Kemalci’ydi. Sakarya ve Başkomutanlık günlerinde pek iyi mücadele yaptı. Atatürk, değerleri ve hizmetleri unutmaz, pek çok kusuru bu hatıralara bağışlardı. Nadi neşeli, şevkli, coşkun mizaçlıydı. Atatürk meclislerinde fazla keyiflenmişliğe vurarak, içini dökerdi. Gözlerinden birini yummasından söze başlayacağını hissederdik. Şarkı söylemeye meraklıysa da sesi benimkini aratacak kadar fenaydı. Bir akşam, eski köşkte, pek devrimci bir nutuk çekiyordu. Kendisince başkasının işitmesini istemediği tehlikeli şeyler söylüyordu. Bir ara arkasına bakıp döndü ve durdu: Dinleyen birini görmüştü. Atatürk gülerek, ‘Çekinme... Benim o...’dedi”. Dedemin Mustafa Kemal ile dostluğu Selanik günlerine dayanır. Tanışmalarından itibaren temasları sürekli olmuş. Yunus Nadi, Atatürk’ün vefatından derin bir üzüntü duydu. Bu kayıp, onun için yalnızca millî bir liderin kaybı değil, aynı zamanda kişisel bir dostluğun sona ermesiydi. Cumhuriyet Gazetesi’nde yayımladığı yazılarda bu özel kaybı samimi bir şekilde ifade etti. Dedem, Mustafa Kemal Paşa’nın Türk tarihinde yeni bir sayfa açacağına en başından beri yürekten inanıyordu.

- Batılı bir eğitimden geçti, dünyadan haberdardı, dil biliyordu, geniş bir sosyal çevresi vardı… Bir gazeteci olarak eleştirel kapasitesi, entelektüel seviyesi hakkında neler söylenebilir? Bütün bu imkanlar ve donanım onu aydın yapar mı?

Yunus Nadi, her şeyden önce bir gazeteciydi. Bir gazetenin başarıya ulaşması için okurlarıyla sağlam bir ilişki kurmasının önemini biliyordu. Ona göre, yeni bir gazete, yalnızca düşüncesiyle değil, biçimi ve içeriğiyle de yeni olmalıydı. Ona göre basın Türk milletinin bir aynasıydı. Ona göre, “Mütenasip (düzgün, anlamlı) bir lisana malik olmak,” edebiyattan bile daha önemliydi. Yazıyla yapılan propagandanın önemini erken kavradı. Mekteb-i Sultani’ye de (Galatasaray Lisesi) öğrenim görmesi ufkunu genişletti. Hayatındaki bir çok önemli kişi gibi, Abidin Paşa ile yakınlığı da dünya görüşünü etkilemiştir, ancak bu insanlardan söz etmemiştir. Ekonomi konular üzerinde sık sık durdu. 14 Aralık 1913’te çıkarılan ve yerli üretimi destekleyen Teşvik-i Sanayi Kanun-ı Muvakkatı yasasına, devletin yabancı mallar ucuz olsa bile yerli ürünleri tercih etmesini zorunlu kılan bir madde onun çabalarıyla eklendi. “Tüm Osmanlı topraklarındaki sorunların çözümü, ekonomik kalkınmadan geçmektedir. Açlık ve parasızlık yok edilmeli, yol ve demiryolu sayısı artırılmalı, telgraf ve telefon şebekeleri genişletilmeli, sanayi ve maarif (eğitim) geliştirilmeli.”. Her Cumhuriyet aydını gibi sanayileşmeye önem verdi, ancak onun için asıl mesele köy kalkınması, tarım (ziraat) ve kooperatiflerdi. Şehir planlamasına da önem verirdi. Sonuçta bakarsak aydın “yüksek öğrenim görmüş, bilgili, kültürel ve sanatsal konularda derinliği olan, toplumsal meselelere duyarlı, eleştirel düşünme yeteneğine sahip ve doğru bildiklerini toplumla paylaşarak rehberlik eden kişidir”. Bu tanım çerçevesinde evet, dedem bir aydındı!

- Savaşın gidişatı ve Sovyetler Birliği'ne bakışta baba Yunus Nadi ve oğlu Nadir Nadi'nin farklı görüşler savunduğu görülüyor. Yunus Nadi'nin, Mustafa Kemal dönemine dayanarak dost gördüğü ve milletvekili olması nedeniyle hükümet politikası gereği destek verdiği Sovyetler Birliği’ne, Nadir Nadi karşı çıkıyor. Baba-oğul arasındaki ilişki eksik bir tarih anlatısı üzerine mi inşa edilmişti?

Bu konuda Yunus Nadi ile oğlu Nadir Nadi zıt görüşler savunuyordu. Yunus Nadi, Sovyetlerle dostluğu sürdürmekten yanayken, Nadir Nadi buna karşı çıktı. Bunu önemsemediği gibi, Alman ordularının dünya için tehlike olmadığını, asıl tehlikenin “komünizm” olduğunu savundu.

- İkinci Dünya Savaşı öncesinde ve sırasında Cumhuriyet, açıkça Nazileri destekledi. Alman belgelerinde Cumhuriyet'e Nazi propagandası yapması için maddi destek verildiği bile yazıldı. Almanya ile Türkiye arasındaki ilişkileri gündeme alan politikaları ve Hitler yanlısı tutumu sebebiyle Bakanlar Kurulu 11 Ağustos 1940 tarihinden itibaren 90 gün süreyle Cumhuriyet Gazetesini kapattı. İnönü döneminde gözden düşmüş bir Yunus Nadi mi var?

Sağlık sorunlarıyla boğuşan Yunus Nadi, gazetenin yönetimini Nadir’e bırakmaya başlamıştı. Nadir Nadi’nin “Alman Birliği Karşısında Avrupa” yazısında aynı dile ve aynı isteklere sahip olan doksan milyonluk bir Alman Birliği’nin kabul edilmesi gereken “bir realite” olduğunu savunur. Eleştiri salvoları başlar, Başbakan Refik Saydam Yunus Nadi’yi telefonla arayarak yazının çok kötü olduğunu söyler. Yunus Nadi, “Ne var canım bunda,” diyerek geçiştirdi. Ancak yazı, bir krize yol açtı ve Yunus Nadi’ye “Yunus Nazi” lakabı takıldı. Oğlu Nadir’in bu denli Almanya’yı ve hatta Nazi rejimini tutmasından ne kadar rahatsızdı? Babasına dönük suçlamalardan rahatsız olan kızı Leyla, yani annem, babasının, büyük oğlu Nadir’in yaklaşımını hiç tasvip etmediğini, ancak çaresiz kaldığını söylemişti.

- Yunus Nadi’nin İttihatçılarla çok yakın ilişkisi vardı. Cumhuriyetin ilanından sonra bu ilişkileri aynı yoğunlukta sürdü mü? Bu bağlamda, örneğin “Ermeni Meselesi”ne bakışında da bir değişiklik söz konusu oldu mu? 

Osmanlı siyasetinde ön plana çıkan cemiyet liderlerinin neredeyse tamamı, 1908 öncesinde Balkanlar’daki İttihat ve Terakki örgütlenmesinde yer almış isimlerdir. Aralarında, 1907’de Paris ve Selanik örgütlerini birleştiren Selanik Belediye Hastanesi yöneticisi Doktor Nâzım, geniş bir çevre edinen telgrafçı Talat Bey ve cemiyetin en ünlü simalarından biri olacak yakışıklı ve genç Binbaşı Enver vardır. Yunus Nadi, II. Meşrutiyet döneminde aktif bir gazeteci ve siyasetçi olarak İttihat ve Terakki’nin fikir dünyasına yakın bir çizgide yer alır. 1908’de İstanbul’a döner ve İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne üye olur 1909’de Tasvir-i Efkar’daki yazıları ile İttihat ve Terakki’yi destekler, İTC ile doğrudan bağlantılı önemli kalemlerinden biri olarak sivrilir. Kasım 1909’da İttihat ve Terakki’nin yayın organı olan Rumeli Gazetesi’nin başına geçmek üzere Selanik’e gelir. İstanbul’a dönmüş olan dedem artık siyasete girmeye karar verir. 1912 seçimlerinde Aydın’dan mebus seçilir. 1915’te iki önemli olay yaşanır: Ermeni Tehciri ve Çanakkale Zaferi. Mustafa Kemal, kahraman mertebine yükselir. Ermeni sorununa gelince… Yunus Nadi dönemin milliyetçi ve devlet merkezli bakış açısını yansıtan yazılar kaleme aldı. Ermeni olaylarını genellikle “isyan” ve “güvenlik meselesi” çerçevesinde ele aldı. Osmanlı yönetiminin aldığı tehcir kararını savunan bir tutum benimser. Batılı devletlerin Ermeni meselesini “siyasi baskı aracı” olarak kullandığını ileri sürer. Türkiye resmi tarih anlatısına paralel, olayları savaş koşullarında alınmış zorunlu bir güvenlik önlemi olarak görür.

İlgili İçerikler