Nimet Seba, bir eski zaman kadınıydı. Şal tüccarlarının konaklarına girip çıktı, kuyulu köşklerde yaşadı, gülsuyu kokulu avlularda oturdu, ipek kumaşlara dokundu, sedef kakmalı aynalarda süslendi, atlas yastıklarda uyudu… Eksiksizdi! Şüphesiz ki onu bulamazsak eşyalarını bulmamızı isterdi. Onların ardına gizlenmişti. Oysa kendinden geriye yaldızlı çerçeve içinde bir fotoğraftan başka hiçbir şey kalmadı. Gülümsemesi bu hikâyenin diz çökmüş sessizliğini yerli yerine koyuyor.
01.02.2009 tarihinde Nimet Hanım’ı son gören kişi, Darülaceze’nin hastabakıcısı Şenbahar Hanım oldu. Şenbahar, yaklaşan fırtınayı sezmişti. Hastanın yatağına yaklaşıp, “Hakkınızı helal edin Nimet Hanım” dedi. Tuhaf… Bu fırtına herkese ölümü düşündürürken, hanımefendinin aklına gelmemişti. Bunun bir veda olduğunu anlayınca, Şenbahar’a “Yüzün güzel ama dilin acı” diyerek hâlâ çok zarif olan sırtını döndü. Bir süre sonra, Darülaceze’ye gölgesini bırakıp, gitti. Geride kalanların yeni bir yasa sabrı kalmamıştı. Sessizlik, ölünün yatağındaki biçimi aldı. Nimet Hanımefendi’nin gittiğini, açık kapıdan odaya giren soğuktan fark ettiler. Kuşkulu bir tavırla kalkıp, kapıyı kapattılar.
Doğan (Balakoğlu), Nimet Hanım’ın yeğeni. Hanımefendi iki kere evlenmiş, iki evliliğinden de çocuğu olmamış. Doğan Bey’i çocuğu yerine koymuş. Halasından geriye kalan tek şey olan çerçeve içindeki fotoğraf, şimdi Doğan Bey’in başucunda duruyor. Dünyanın en olmadık insanlarıyla (Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun öğrencileri, eski Yeşilçamcılar, sirk sahipleri, dublaj sanatçıları…) birlikte yaşadığı “kurum” odasında, başucunu süslüyor. Öğle vakti, Yakacık sırtlarında bir dut ağacının altında Nimet Hanım’dan söz açılıyor. Yerlerde komşu bahçelerden sürüklenmiş taze cevizler… Öğle sıcağında çatlıyor.
Nimet Hanım ve kardeşi Zeki Bey
Tanıdık yüzler, uzak sesler…
Bir vakitler İstanbul’daki sayısız mülkün yanı sıra Çiçek Pasajı’nın da sahibi olan, Sultan Abdülhamid’in son sadrazamlarından Küçük Mehmet Sait Paşa’nın (1838-1914) “torunu”, halası Nimet Seba’ya bir gün olsun, “sen” diye seslenmemiş. “Nimet Hanımefendi, benim öz halam, Sadrazam Küçük Mehmet Sait Paşa’nın da üvey torunu. Küçük Mehmet Sait Paşa Ailesi’nden Ahmet Ataî Seba (1896) ki biz ona “paşa baba” derdik, halamı 25 Mayıs 1951 tarihinde resmî olarak evlat edinmiş. Aslında biz orta hâlli bir aileyiz. Büyükbabamız Mustafa Cemil (Balakoğlu) Bey, Kumkapı nüfusuna kayıtlı, asker. Babaannemiz Mürüvvet Hanım, ev hanımı. 1916, Ereğli (Zonguldak) doğumlu Nimet halam, her ne kadar babasının görevinden dolayı çocukluğunda Anadolu’nun çeşitli illerinde yaşasa da aslında baba evi Kumkapı Nişanca, Zikir Çıkmazı Sokak’ta. Üç erkek, bir kız, dört kardeşler: İskender, Nimet (1916), Zeki (1919), Muammer. “Zeki Bey, babam olur. Halam, kardeşleri arasında sadece babama bağlıydı. Birbirlerini çok severlerdi. Babamın halama ‘sen’ dediğini duymadım. Ablasına büyük bir saygı ve sevgiyle bağlıydı. Çekirdek ailem de saygılı, sevgili insanlardı. Kavga gürültüsü olmayan bir evdik. Evimizde bin yılda bir olan karı koca tartışmalarında, halam hep annem Ayhan’ın yanında olurdu. Baş başa kaldıklarında, halamı anneme öğüt verirken yakalardım: ‘Ayhan, bir kadın her yaşta kadın olmayı bilmeli. Aynı kıyafetle gün geçirilmez. Sabah başka, öğlen başka, akşam başka giyeceksin. Pijamayla değil, gecelikle uyuyacaksın’ derdi. Annem Ayhan Hanım (1929) hukukçu, evlendikten sonra hiç çalışmamış. Bir kız çocuğu olsun hayaliyle, üç erkek çocuğu büyütmüş. Ben (1959), ağabeyim Ercüment (Balakoğlu) ve kardeşim Bülent (Balakoğlu). Annem kendi hâlinde bir insandı. Halam kadar süslü, bakımlı değildi. Babam Zeki, makine mühendisi. Babamın görevi nedeniyle uzun yıllar Sarıyer’deki Fatih Orman İşletmesi’nin lojmanlarında yaşadık. O vakitler kışlar uzun sürer, İstanbul’a çok kar yağardı. İstanbul sosyetesinin hanımları soluğu bizim lojmanın etrafında alırlardı. ‘Alplerde kış tatili anımız’ diye yollamak üzere fotoğraf çektirirlerdi. Halam onları gördüğü vakit çok eğlenirdi. Genel anlamda neşeli bir evdik. Evimizde sözü edilmesi yasak olan tek konu, büyükbabamızdı. Ben beş yaşındayken vefat etmiş. Biz çocuklara ise büyükbabamızın çok daha önce vefat ettiği söylendi. Öyle ki babam ve halam, annemi istemeye gittikleri zaman kız tarafına ‘Babamız vefat etti’ demişler. İkisi de aile mirasını reddettiler. Babaannemiz ise daha erken ölmüş. Anlatılanlardan sinirsel bir rahatsızlığı olduğunu düşünüyorum. Kocası evden çıkmadan tembihlermiş: ‘Mürüvvetciğim, sakın ola kediyi yıkama, Zeki’ye vurma!’ Bu cümle uzun yıllar evimizde tekerleme gibi söylendi.” Albay Mustafa Cemil Bey’in ailesi ile Sadrazam Mehmet Sait Paşa Ailesi ne zaman, nasıl tanışmışlar? Bu sorunun cevabı yok. Bilinen tek şey Mehmet Sait Paşa oğlu, bekar (hiç evlenmemiş) Ahmet Ataî Seba, bir sebeple önce gayrıresmî, sonra resmî olarak Nimet Hanım’ı evlat ediniyor. Halbuki asker ailesinin evinde küpteki yağ tükenmemiş, evin dumanı tütermiş… Masada taze ekmek ve zeytin dururmuş… Mustafa Cemil Bey, tahta kapıyı usulca kapatmış. Biricik kızını, Ataî Bey’in Çiçek Pasajı’nın üst katındaki evine uğurlamış. Bir müddet sonra Ataî Bey, Nimet Hanım’a ayrı bir ev almış. Talimhane’de, Hatay Apartmanı’nın 3 numaralı dairesinde küçük Nimet için yeni bir hayat başlamış. Dame de Sion Fransız Lisesi öğrencisiymiş!
Sait Paşazade Ataî Seba ve Nimet Hanım bir gezide
Büyük yeğeni Ercüment ve Nimet Seba...(Foto Görçek)
Atai, akraba Nergis; büyükler de anne Ayhan, baba Zeki
Ataî Seba’nın Nimet Hanım'ı evlat edinmesine dair belge
Güzel kokular, loş ışıklar: Nadir Nadi ile Aşk
Nimet Seba, Dame de Sion’da ölene kadar unutmayacağı, çeviriler yapacağı Fransızcayı mükemmel öğrenmiş. Yaz tatilleri Caddebostan’da, Suadiye’de geçerken, Rumcayı ve Ladinoyu da öğrenmiş. Yıllar içinde İngilizce ve İtalyancayı da okuyup, yazabilir hâle gelmiş. Parmaklarına kıymetli taşlı yüzükler takmaya, bordürü mavi ipekle gözenmiş zarif mendiller kullanmaya bu yıllarda başlamış. Omzuna artık unutulan Osmanlı renklerinden -pişmiş ayva, yağ yeşili, sarı sırma, firuze mavisi- şallar koyarmış. Az kalsın parmağına bir de evlilik yüzüğü takacakmış ki son anda vazgeçmiş. “Halamın ilkgençliğine denk düşen yıllarda İstanbul eliti, tatillerde Kahire’ye, Beyrut’a gidermiş. ‘Paşa baba’ dediğimiz Ataî Bey, Kahire’deki Cucirel Mağazaları’nın sadık bir müşterisiymiş. Halamın da pek çok şeyi Cucirel’den alınmaydı. Ataî Bey ile çıktıkları bir Mısır tatili dönüşü, Büyük Tarabya Oteli’nde yemek yerlerken, aynı otelde tatil yapan Nadir Nadi ile tanışmışlar. Nadir Bey’in babası bugün de yayın hayatına devam eden Cumhuriyet gazetesinin sahibi Yunus Nadi Bey. Ataî Bey ile Yunus Bey daha önceden tanışıyorlar. Nadir Nadi, halamdan çok hoşlanmış. Birlikte epey zaman geçirmişler. Hatta nişanlanmışlar. Halam Nadir Bey ile arkadaşlık etmeyi sevmiş. Âşık olmadığı için evlenmek istememiş. Nadir Bey’in hediyesi fîruze yüzüğü de geri vermiş.” Nimet ve Nadir’in birlikte geçirdikleri yaz günlerinin hatırası bir demet yasemen, eski yazı bir kitapta kurutulmuş. Nimet, gümüş cep aynasında saçlarına düzeltip, yoluna devam etmiş.
Nadir Nadi
Bir aile tarihinde: Çiçek Pasajı
Ataî Seba Beyefendi, kızının evlenmemesinden dolayı mutlu olmuş. “Baba-kız”, yazısız kuralları olan eski yaşayışlarına devam etmişler. Ataî Bey, Çiçek Pasajı’nın üst katında yaşar, öğlenleri kahvesini mutlaka Park Otel’de içer, buradan da kızının yaşadığı Hatay Apartmanı’na gidermiş. Sekiz dil bilmesi ve şıklığıyla tanınırmış. Günlük elbiseleri Tokatlıyan Pasajı’ndaki terzilerde dikilirken, pijama ve robdöşambrları Halep Pasajı’ndaki (girişte, sağda) Isaac Motola’nın sahibi olduğu Motola Mağazası’ndan alınırmış. Isaac Motola’dan sonra mağazanın başına oğlu Moreno Motola geçmiş. Ataî Bey’in ilk konfeksiyon gömlek ve ceketi ise babasının işlerini büyütüp, hazır giyime de yönelen Moreno Motola’dan alınmaymış. Ataî Bey, bir Osmanlı aristokratı olarak yaşamış, Osmanlı aristokratı olarak ölmüş. Babasının ilk eşi Yegâne Hanım’dan doğma, Ali Namık adında ağabeyi, Suphiye ve Mebrure adında ablaları; Çerkez asıllı öz annesi Vasfiye Hanım’dan doğma, sekiz kardeşi varmış: Âliye, Kerime, Fitnat ve Halide hanımlar ile Mehmed Kemal, Münip, Vehbi ve Osman beyler. Sadrazam Küçük Mehmet Sait Paşa Ailesi, yaşadıkları dönemin her zaman önemli simâlarından olmuş. Ressam Naciye Neyyal anılarında “Nişantaşı’nın kibar âlemlerini Suphiye Hanım sayesinde tanıdım” diye anlatır. Günümüzde Nişantaşı Rüştü Uzel Kız Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi adıyla eğitim verilen binada bir zamanlar Sait Paşa Ailesi yaşarmış. Öyle ki okul binası, Nişantaşlılar arasında hâlâ Sait Paşa Konağı olarak biliniyor. Ayşe Osmanoğlu anılarında, Yıldız Sarayı’ndan bu konağa her gün yemek gönderildiğini hatırlıyor. Suphiye Hanım’ın iki oğlu olduğu biliniyor: Şefkati Bey ve Hasan İstinyeli (e.Leylâ İstinyeli). Suphiye Hanım iki kere evleniyor. İlk eşi Safveti Bey, ikinci eşi Meclis-i Maliye Başkanı Nuri Bey (İstinyeli). Nuri Bey de Beyoğlu’nun tanıdık yüzlerinden. Zîra Lebon’daki çay saatlerini hiç kaçırmadığını Said Duhani’den ve Salâh Birsel’den öğreniyoruz. Aile tarihinde Beyoğlu önemli yer tutuyor. Çiçek Pasajı, Sait Paşa tarafından 1908 yılında satın alınınca, eski sahibi Galata bankerlerinden Hristaki Zoğrafos Efendi’nin adı unutuluyor, Sait Paşa Geçidi olarak anılıyor. Pasaj’ın büyük hissedarlarından Mehmet Kemal Bey’in kızı Emine Sâdâ Dumlu (1922-2012) Pasaj’daki tüm hissesini 1977 yılında Darüşşafaka’ya bağışlıyor. Pasaj’ın keyfini ise en çok küçük Doğan çıkarıyor: “Her hafta sonu halamla beraber Paşa babayı ziyarete giderdik. Ben çok iştahlı bir çocuk değildim. Oysaki Aşçı Arşaluys biz de geliyoruz diye sofrayı donatırdı, elinin lezzetiyle ünlüydü. Ben ise hiçbir yemeğe dokunmaz, Sakarya Muhallebicisi’nden benim için alınan ortası kaymaklı elma tatlısını ve Hacı Bekir’in badem şekerlerini yerdim. Pasaj kiracılarımız çok renkli insanlardı. Onlardan alışveriş de yapardık. Örneğin ayakkabılarım Dore Mağazaları’nda yaptırılırdı. Yine kiracılarımızdan olan, Beyoğlu’nun meşhur fotoğrafhanesi Foto Görçek’de fotoğraflarım çektirildi. Aşçı Arşaluys’un kocası Kiryako da Pasaj’ın kiracıları arasındaydı, Mimoza Çiçekevi’nin sahibi veya çalışanıydı. Çiçek Pasajı bugün olduğu gibi, o günlerde sadece meyhaneden ibaret değildi. Halamın Pasaj’a girişi, başlı başına bir olaydı. Kimseyle konuşmaz, dimdik yürür, sağa sola asla bakmazdı. Bütün esnaf halamı selamlardı.” Ataî Bey ölene kadar, hala-yeğen hafta sonu Çiçek Pasajı ziyaretlerini sürdürürler. Ataî Seba, 1974 yılında vefat eder. Cenazesi büyük bir kalabalıkla Ağa Camii’nden kaldırılır. Naaşı Eyüp Sultan’da Küçük Sait Paşa’nın Hz. Halid Camii’nin dış avlusunda bulunan tarihi çınarların altındaki aile kabristanına defnedilir. Ataî Bey’in tüm malvarlığı evlatlığı Nimet hanıma geçer. Nimet Hanım da parası bittikçe Çiçek Pasajı’ndaki hisselerini satar. Ataî Seba’nın ölümüyle Nimet hanımın tarihinde bir dönem kapanır. Masalın sonuna doğru geri sayım başlar. Tam bu dönemde İstanbul sosyetesinde sessiz bir dedikodu başlar: “Nimet Hanım, aslında Paşa’nın evlatlığı değil sevgilisiydi!” Bu iddia hiçbir zaman kanıtlanamaz. Neler olduğunu sadece Çiçek Pasajı’nın taş duvarları bilir.
Ayaktakiler: Zeki Bey, Ayhan Hanım; oturan: Nimet Seba
Doğan Balakoğlu'nun çocukluğu.... (Foto Görçek)
“Dokunma kalbime, zîra çok incedir kırılır”
Nimet Hanım iki defa evlenir. “Aile içinde, halam ve Ataî Bey arasındaki ilişkiden ilk şüphelenen bendim ya da ben öyle sanıyorum. Bir keresinde anneme sordum, cevap vermedi. Bu konu üzerine asla konuşmadık. Halam iki defa evlendi. İlk eşi Tunuslu olduğunu bildiğimiz Mehmet Mahir Ceyhan bir iş insanıymış. Ben onu hiç hatırlamıyorum. Bir trafik kazasında ölmüş. İkinci eşi Necati enişte, Korgeneral Cemalettin Madanoğlu döneminden bir subaydı. Babam onu hiç sevmediği için ikisi de karşılaşmamak için ellerinden geleni yaparlardı. Eniştemiz asker olmasına rağmen, 1938 yılında boks şampiyonu olan, fakat sakin mizacıyla ünlü babamdan çok çekinirdi. Paşa baba ise, her iki damadını da hiç sevmezmiş. Halamın ikinci evliliği de uzun sürmedi, boşandılar.” Nimet Hanım yıllar içinde farklı apartmanlarda yaşar. Hatay Apartmanı’ndan sonra Ayaspaşa’daki Ongan Apartmanı’na taşınır. Sonra Nişantaşı’na Vali Konağı Caddesi’ndeki Polat Apartmanı’nda oturur. “Bu dönem en yakın arkadaşları Kocataş Yalısı’ndan Nigâr Barlas, Halide Övet ve bir büyükelçi ile evli olan Kurtuluşlu Emel Hanım’dı. Bu dört kadın bir araya gelince muhakkak bezik oynarlardı. Favori kuaförleri, o dönemler Nişantaşılı bütün kadınların gittiği, topuz yapması ile ünlü, Valikonağı Caddesi üzerindeki Kuaför Mahmut’tu. Mahmut Coşkun Bey’in kardeşi Yusuf da makyözleriydi. Günlük elbiselerini Topağacı’ndaki yerinde Neşecan Paşmak dikerdi. Neşecan Hanım, sonraki yıllarda oyuncu Fikret Hakan ile evlendi ve bu evlilikten bir de kızı oldu. Yazları muhakkak Caddebostan, Suadiye, Tarabya gibi semtlere gidilir, uzun süre yazlık tutulurdu. Biz hep eskiden bizim olan, paraya sıkıştıkça sattığımız köşklerde yazlarımızı geçirdik.” Yaz dönemlerinde bu arkadaş grubuna biri daha eklenir: Behiye Aksoy. Üstelik Halide Hanım ile aynı arabayı almışlardır, 56 Model Chevrolet, yeşil – krem renkli. “Behiye Hanım nerede sahne alıyorsa dinlemeye giderdik. Esasında Nigâr Hanım’ın ahbabıydı, sonradan halamla da yakınlaştılar. Gönül Yazar, Tarabya’nın tanıdık simâsıydı. Kıyı Balık’ın üstünde zaman zaman uğradığı evi vardı. Gönül Hanım’ın komşuları arasında Galatasaray’ın kalecisi Kova Haydar ve kışları İsveç’te yaşayan Olga adında bir hanımefendi vardı. Gönül Yazar’la selamlaşırken, onlarla da tanışmıştık. Bebek Belediye Gazinosu, halamın en sevdiği mekânlar arasındaydı. Zeki Müren ise her zaman favorisiydi. Zeki Bey, halamı gördüğü vakit, ‘Sultan gelmiş, efendim şeref verdiniz’ diyerek selam verir, halamın en sevdiği şarkıyı söylerdi: ‘dokunma kalbime zira çok incedir kırılır/ o tıpkı mabede benzer ki orda hıçkırılır’… Todori Rizo’nun işlettiği Kıyı Balık, Vasilis Karkalem’in işlettiği Garaj Restoran, Tofil Filotis’in işlettiği Filiz Restoran Tarabya’da en sevdiğimiz yerlerdi. Her birinin farklı bir mezesi ünlüydü. Her şey her yerde yenmez, en iyi yapan yerde yenilirdi. Çilek ve frambuaz, Eski Tarabya yolundaki Rumların bahçelerinden toplatılıp, taze taze getirtilirdi. Yazları köşk kiralama faslı bitince, bembeyaz renkli Villa Zarif veya yeşil boyalı Zümrüt Otel’de kalınmaya başlandı. Bir süre sonra onlar da bitti.”
Zeki Balakoğlu...1938 yılı. Boks maçı öncesi
Kararan pencere, serin eşik…
Nimet Hanım’ın mal varlığı, yıllar içinde tükenir. Çiçek Pasajı’ndaki hisselerin birçoğu uzun süren Avrupa tatillerinde harcanır. Hayat standartlarından ödün verilmez. Parası bittikçe bir mülkü satılır, satılır, satılır… Yanlış yatırımlar yapılır. Nimet Hanım, servetinin bir kısmını da bu yanlış yatırımlarda kaybeder. Sırada antika eşyaları vardır. O görkemli yıllardan geriye sadece iki endam aynası kalır, donmuş gözlerini gösteren. Ardından hiçbir şey bırakmak istemeyen biri gibi, bu iki aynayı da en yakın arkadaşı Halide Hanım’a verir. Artan sağlık sorunlarıyla da başa çıkılamayınca, yeğeni Doğan Bey, daha iyi bakılacağını umarak Darülaceze’de kalmasını ister: “Halamı Darülaceze’de kalmaya ikna etmek çok zor bir karardı, bunu ona açıklamak daha da zordu. Günlerce nasıl söyleyeceğim, nasıl yapacağım diyerek kıvrandım… Bir tabanca aldım. İki de mermi. Halamı beraber yaşadığımız evin balkonuna çıkartıp, karşıma oturttum. Ne yapmamız gerektiğini anlatmaya başlar başlamaz itiraz etti. Masaya tabancayı koydum. Bakın halacığım, artık eski hayatımızı sürdürecek gücümüz yok. Hatta hiçbir maddi gücümüz yok. İşte iki mermi… Sokağa düşmenizi istemiyorum. Eğer kabul etmezseniz bu mermilerin biri size, biri bana, dedim. Ağlayarak kabul etti. Ertesi gün Darülacaze’ye yatırdık. Onu ziyaret etmeyi hiç aksatmadım. Bir zamanlar mankenlik teklifi aldığı Dior’un parfüm şişesini de ne yapıp edip başucundan eksik etmedim. Benim göbek adım, Ataî! Eli açık, bonkör demektir. Öyle de oldu, hesap kitaptan ne halacığım ne de ben anladım. Hayatta en çok halamı sevdim.”
Nimet Seba… Paşa konaklarında piyano çalmasını ve Fransızca konuşmasını öğrendi. Bir de göğsüne broş iliştirmeyi… İpoteğe ziynetlerini bırakırken, gururundan da verirdi. Mezarının yerini sordum, kimse söyleyemedi.
Kaynaklar:
Ayşe Osmanoğlu. Babam Sultan Abdülhamid.2019. Timaş Yayınları
Fatma Rezan Hürmen. Ressam Naciye Neyyal’in Mutlakiyet, Meşrutiyet ve Cumhuriyet Hatıraları. 2004. Pınar Yayınları
Mehmed Zeki Pakalın. Son Sadrazamlar ve Başvekiller-5.Cilt-.1948. Ahmet Sait Matbaası
Said N.Duhanî. Beyoğlu’nun Adı Pera İken. 1990. Çelik Gülersoy Vakfı İstanbul Kütüphanesi Yayınları.
Salah Birsel. Ah Beyoğlu Vah Beyoğlu. 1983. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Zekeriya Kurşun. Küçük Sait Paşa- Sultan Hamid’in Gölgesi-2024, Vakıfbank Kültür Yayınları


