Mali yorgunluk ve enflasyonla mücadelede maliye politikası

Mali yorgunluk ve enflasyonla mücadelede maliye politikası

Mali yorgunluk bugünkü kamu maliyesi görünümünde tam olarak faiz dışı harcama disiplinsizliği veya yüksek borç stoku açısından belirgin olmasa da, makroekonomik istikrarsızlık ortamında artan borçlanma maliyetinin bütçedeki faiz yükü ve faiz dışı fazla üretilememesi problemiyle karşımızda duruyor. Kamu maliyesi borç nedeniyle değil, borcun maliyeti nedeniyle yorgun

Mali yorgunluk ve enflasyonla mücadelede maliye politikası

Dezenflasyon sürecinin merkez bankalarının sıkı para politikalarıyla yürütüldüğü bir konjonktürde, bütçe dinamiklerinin bu sürece eşlik edip-etmediği, ekonomi yönetiminin önemli bir sınavı olmaya devam ediyor.

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın açıkladığı Eylül 2026 Merkezi Yönetim Bütçe Gerçekleşmeleri, bütçe açığının, bütçe harcamalarındaki katılığın ve bütçedeki faiz yükü baskısının varlığını gayet net ortaya koyuyor.

Eylül ayı bütçe harcamaları geçen yılın aynı ayına göre yüzde 34,1 artarken, bütçe gelirleri yüzde 22,7 artış gösterdi.

Bu tabloya göre Eylül ayı bütçe açığı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 72 oranında artarak 532,2 milyar TL’ye yükseldi. Kümülatif olarak da geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 51 genişleyerek 1,84 milyar TL seviyesine tırmandı.

Açığın bu derece keskin genişlemesinin pek çok nedeni var:

Eylül ayında geçen yılın aynı dönemine göre faiz hariç bütçe giderleri özellikle iki harcama kalemi açısından artış gösterdi. Bunlardan biri, cari transferler. Bütçenin en geniş harcama kalemi olan cari transfer harcamaları yüzde 49 artışla 679,4 milyar TL'ye tırmanırken tek başına aylık bütçe giderlerinin yüzde 38'ini oluşturdu. Devletin mal ve hizmet alım giderleri de yüzde 61 gibi yüksek bir oranda artarak 135,5 milyar TL'ye yükseldi.

Eylül ayında gerçekleşen 263 milyar TL'lik borç faiz ödemesi de, aylık bütçe harcamalarının yüzde 14,7'sini oluşturarak bütçe üzerindeki baskısını sürdürdü.

Kümülatif olarak ise faiz giderleri yüzde 35,4 artarak 2,251 milyar TL gibi çok büyük bir hacme ulaştı. Bu rakam, dokuz aylık bütçe harcamalarının yüzde 16,1’i ve vergi gelirlerinin de yüzde 24,5’i.

2026 bütçesinde faiz harcamaları için ayrılan 2,742 milyar TL’lik ödeneğin 2,251 milyar TL'si, yani yüzde 82'si ilk dokuz ayda tüketildi. Yılın son üç ayı için kalan faiz ödeneği oranı ise yüzde 18. Yüksek borçlanma maliyetleri devam ederken faiz ödeneğinin yıl sonundan önce tükenmesi (geçen yıl olduğu gibi) ve ödenek yetersizliği riskinin doğması kaçınılmaz görünüyor.

Faiz dışı açık ise patladı. Geçen yılın Eylül ayında 73 milyar TL olan faiz dışı açık, 2,7 kat artarak 269,2 milyar TL'ye yükseldi. Buradan da aylık bazda mali disiplindeki bozulmanın ivme kazandığı görülüyor.

Bu yılık ilk dokuz aylık döneminde 411 milyar TL faiz dışı fazla verilmişti. Ancak geçen yılın aynı döneminde verilen 445 milyar TL'lik faiz dışı fazlaya göre yüzde 7,7’lik bir gerileme söz konusu.

Kümülatif olarak faiz dışı fazla verilmesi mali disiplin açısından olumlu bir gösterge olsa da, Eylül ayındaki tekil faiz dışı açık harcama baskısının ne kadar arttığını gösteriyor.

Bütçedeki “katılaşan” harcamalar sorunu

Yılın dokuz aylık bütçe gerçekleşmeleri, bütçe dengeleri üzerindeki faiz baskısının ve katı harcama yapısının hareket alanını daralttığına işaret ediyor.

Personel harcamaları yüzde 27,5, SGK primi yüzde 3,5, cari transferler yüzde 36,1 ile zaten bütçenin üçte ikisini oluşturuyor. Bu toplama yüzde 16,1’lik pay ile faiz harcamalarını eklediğimizde toplam bütçe harcamalarının yüzde 83,2’si ortaya çıkıyor ve bu katılaşan harcamalar mali alanı daraltıyor.

Bazı vergi gelirleri geriliyor mu?

Toplam vergi gelirleri geçen yılın Eylül ayına göre yüzde 21,8 artmış olsa da, bütçe açısından kritik iki ana kalemde yıllık bazda düşüş yaşandı. Bunlardan biri, Kurumlar Vergisi tahsilatı. geçici vergi dönemi olmadığı için yüzde 38,2 oranında azaldı.

ÖTV tahsilatı ise yüzde 7,9 oranında azalarak 166 milyar TL'ye düştü.

Görüldüğü gibi Eylül ayında bütçe açığının bu derece büyümesinde, cari transferler ile mal/hizmet alımlarının sürüklediği faiz dışı harcama artışları, faiz harcamalarının yükü ve Kurumlar Vergisi ile ÖTV gelirlerindeki zayıflama ana belirleyici oldu.

KDV gelirleri makul bir büyüme sergilese de ÖTV’deki gerileme dezenflasyonist politikaların iç talebi soğutucu etkisini net biçimde teyit ediyor. Diğer yandan yüksek enflasyon ve tüketim üzerindeki vergi yükü gelir adaletini olumsuz etkilerken, dezenflasyon sürecinde iç talebin yavaşlaması dolaylı vergi tahsilat risklerini beraberinde getiriyor.

Yine de vergi yapısındaki dolaylı vergi hakimiyeti (KDV, ÖTV, BSMV, Damga vs.) varlığını koruyor. İlk dokuz ayda sadece Dahilde-İthalde KDV ve ÖTV'nin toplam vergi gelirleri içindeki payı yüzde 43,7 oldu.  

Merkez Bankası faiz politikası ve artan borçlanma maliyeti

Enflasyonla mücadelede Merkez Bankası’nın uyguladığı sıkı para politikası ve yüksek politika faiz oranları, Hazine'nin iç borçlanma maliyetlerini doğrudan yukarı çekiyor. Yüksek faiz ortamının bütçe üzerindeki faturası rakamlara açıkça yansıyor.

Yüksek iskonto ve faiz oranlarıyla yapılan borçlanmalar, bütçeden yapılan borç faiz ödemelerini katlayarak dokuz ayda 2,251 milyar TL gibi çok büyük bir kaynağın faize aktarılmasına yol açtı. 

Bu durum bir iktisadi kısır döngü aslında: Yüksek enflasyonu düşürmek için Merkez Bankası faizleri yüksek tutar, yüksek faiz Hazinenin borçlanma maliyetini ve bütçeden yapılan faiz ödemelerini yükseltir, artan faiz giderleri bütçe açığını büyütür, bütçe açığını finanse etmek için Hazine daha fazla borçlanır ve böylece devam eder.

Borçlanma maliyetlerindeki yükseliş, bütçenin faiz dışı harcamalara ve yatırımlara ayırabileceği kaynakları baskılarken, kamunun olası ekonomik şoklara karşı kullanabileceği mali alanı daraltıcı etki yapıyor.

Yani, borç stokunun sürdürülebilir olması kadar, bu borcun hangi faizle ve hangi vadeyle çevrildiği de önemli.

Belli ki bütçe yorgun, biraz Mali Yorgunluk (Fiscal Fatigue) teorisinden bahsedeyim.

Mali Yorgunluk, yüksek borç yükü-yüksek faiz ödemeleri-büyük bütçe açığıyla karşı karşıya kalan bir ekonomide, faiz dışı fazla üretmek için bütçede ek tasarruf yapma veya vergi artışında siyasi, toplumsal ve ekonomik sınırlara ulaşılması hali.

Mali Yorgunluk, demek ki hükümetlerin maliye politikası araçlarını (vergi artışları veya harcama kesintileri) etkin şekilde kullanma olanağını ve faiz dışı fazla üretme tepkisini zayıflatıyor. Hanehalkının ve reel sektörün yüksek dolaylı vergiler altında ezilmesi vergi arttırma marjını tüketirken, kamunun faiz ve cari transfer harcamalarını kesememesi ekonomiyi mali yorgunluk eşiğine getiriyor.

Dokuz ayda 411 milyar TL faiz dışı fazla verilmesine rağmen 2,251 milyar TL’lik faiz yükü nedeniyle 1,84 milyar TL bütçe açığı oluşması, mali mekanizmanın sınırlarına yaklaşıldığının ve mali yorgunluğun ortaya çıktığının açık göstergesi.

Mali yorgunluk bugünkü kamu maliyesi görünümünde tam olarak faiz dışı harcama disiplinsizliği veya yüksek borç stoku açısından belirgin olmasa da, makroekonomik istikrarsızlık ortamında artan borçlanma maliyetinin bütçedeki faiz yükü ve faiz dışı fazla üretilememesi problemiyle karşımızda duruyor. 

Kamu maliyesi borç nedeniyle değil, borcun maliyeti nedeniyle yorgun.

Bu yorgunluk nasıl geçer? Vergi gelirlerini dolaylı vergileri arttırarak değil, kayıt dışılıkla mücadele ve doğrudan vergi tabanını genişleterek büyüterek, etkin kamu borç yönetimiyle mali alan yaratarak, faiz dışı harcamalarda ve cari transferlerde gerçek anlamda tasarrufu sağlayarak yorgunluk hafifletilebilir. Aksi takdirde, mali yorgunluk enflasyonla mücadelenin engeli olmaya devam eder.


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

İlgili İçerikler