Camp Miasma: Bir filmi sevmenin yolları

Camp Miasma: Bir filmi sevmenin yolları

Bir filmi sevmek için kafamızın içinden çıkmak, onu hislerle, bedenle deneyimlemek gerektiğini biliyor. Hele ki korku gibi pek kıymeti teslim edilmemiş, küçümsenen, hayranlığı uyduruk veya boş iş gibi görülen türleri sevmek için kalbe başvurmak şart. Peki işler çok ciddiye binerse ne yapmalı? “Bu sadece bir film” diyor Billy. “Ne zaman istersen kapatabilirsin.” Camp Miasma önce canavardan korkmamayı, sonra onu sevmenin yollarını öğretiyor...

Camp Miasma: Bir filmi sevmenin yolları

Küçükken kafayı taktığınız bir dizi var mıydı? Kendinizi Buffy the Vampire Slayer sanıp yatak odanızda kılıç salladığınız oldu mu mesela? Veya Sihirli Annem Betüş gibi büyü yaptığınız? Bir filmi nasıl izlersiniz peki? Kalbinizle içine girerek, karakterlerle bir olup kendinizi onların yerine koyarak, ekrana doğru el kol sallayıp teslim olarak mı; yoksa uzaktan, entelektüel bir mesafeden, aklınıza sahip çıkarak mı? Jane Schoenbrun, ilk kampa ait bir yönetmen. Teenage Sex and Death at Camp Miasma ise bir filme âşık olmanın, ondan zevk almanın, sinemayla fikrî değil, neredeyse bedensel bir ilişki kurmanın imkanlarını anlatan bir film.

Schoenbrun, çocukluğunu televizyona yapışık geçirmiş. Koyu bir Buffy the Vampire Slayer ve The X-Files hayranı ve online forumların müdavimiymiş. Film yapmaya başladığında, izleyen ve izlenen arasındaki bu koyu ilişkinin peşine düşmüş. İlk uzun metrajı We’re All Going to the World’s Fair (2021), kendini online bir oyuna kaptıran bir ergenin hikayesi. İkinci ve beni Schoenbrun hayranı yapan filmi I Saw the TV Glow (2024), bir TV dizisinin içine giren ve gerçek hayatın orada yaşandığına inanan bir kahramanın serüveni. Camp Miasma (Kamp Miyazma) ise bu iki filmin kahramanlarının büyüyüp film yönetmeni olduğu bir evrene bakıyor adeta. Bir filmi yaratanla izleyeni, oynayanla düşleyeni aynı tavada pişiriyor, sınırlarından üstünden kokulu bir silgiyle geçiyor.

İlk gösterimini yaptığı Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış bölümünden Queer Palm ödülüyle dönen Camp Miasma, kuir bir yönetmenin hikayesi. Kris Williams (Hannah Einbinder) 1980’lerin popüler korku serisi Camp Miasma’nın yeni filmini çekmek için işe alınıyor. Kris’i işe alıyorlar çünkü transfobik öğelerle dolu seriyi temize çekecek biri lazım. Camp Miasma filmlerine çocukluktan beri takıntılı Kris, bu iş için dikilmiş kaftan. Üstelik ilk filmin başrolü Billy Presley’e de (Gillian Anderson) hayran. Billy, seri katilli korku filmlerinde “final kız” denilen o yüce mertebenin sahibi. Yani filmin sonunda ölmeyen ve rolü bir sonraki filme kalan kızın ta kendisi. Kris, Billy’ e bir rol teklif etmek için evine kadar gidiyor. Ev Camp Miasma filmlerinde kullanılan kamp alanının içinde. Kamp Miyazma öyle güzel ki. CGİ kullanmadan cam üstüne çizilmiş tablo gibi fonlarıyla bizi daha ilk andan gerçeğin başka bir katına çıkardığını haber veriyor.

Serini İlk filminden sonra başka bir filmde oynamayan ve filmlerin çekildiği kampta inzivaya çekilen Billy, başında türbanı, yerlere kadar uzanan pelerinleriyle karlar kraliçesini andırıyor. Biraz da Sunset Boulevard’ın gözden düşmüş film yıldızı Nesmo Desmond’ı. Kris karakteriyse “azen kendimi Amerika’da film yapımcılarından para alabilen tek trans insan gibi hissediyorum” diyen Jane Schoenbrun’un bir izdüşümü. Çocukken Anderson’ın ikonik ajan Dana Scully rolünü oynadığı The X Files hayranı olan Schoenburn ve Billy’yi izlediği anda ilk kuir aydınlanmasını yaşadığını söyleyen Kris, filmin bize sunduğu çift taraflı madalyonlardan sadece bir tanesi.

MİYAZMA KAMPI (CAMP MIASMA), Türkiye prömiyerini 4-6 Eylül tarihleri arasında seyirciyle buluşacak MUBI Fest’te yapacak.

Schoenburn, trans var oluşu eserlerinin orta yerine koyan bir yönetmen. I Saw the TV Glow, ona atanmış hayata kendini ait hissetmeyen, gerçek hayatı başka bir yaşamda (televizyonun içinde) bulan karakterleriyle bir trans alegorisi gibi işliyordu. Camp Miasma ise korku türünde trans bedenlerin canavarlaştırılmasının bir eleştirisini sunuyor. Film içindeki filmde gördüğümüz seri katil Little Death (küçük ölüm), anne babası tarafından hem kız hem oğlan olarak yetiştirilmiş ve bu yüzden zorbalanmış bir çocuğun hayaleti. Bu karakter Psycho, Dressed to Kill, Silence of the Lambs gibi kült korku filmleride izlediğimiz katillerin de bir nevi sureti. Erkek sandığımız katilin başka bir cinsiyet kimliğine sahip olmasını bir korku öğesi olarak kullanan bu filmler, kelimelere dökmeden de olsa trans kimliğini korkulacak bir şey, bir “canavar” olarak sundu yıllarca. Camp Miasma bu korkunun üstünü çizen bir film. Canavarı korkulan bir yaratığın ötesinde, bir arzu nesnesi olarak sunuyor. Ve ne tesadüf ki TV Glow’ da televizyonun içine giren kahramanı oynayan Jack Haven, Miasma’da da Little Death’i oynuyor.

Little Death’in bir arzu nesnesi olarak sunulması, başta bahsettiğim, filmlerle kurduğumuz o bedensel ilişkinin tam ortasından yükseliyor. Küçük ölüm, Fransızca’ dan gelen bir kavram ve “orgazm” demek. Evet biraz kör gözüne parmak bir alegori bu, ama filmde görevini yapıyor. Kris ve Billy’nin ilişkisi ilerledikçe, Kris kendini ancak Miasma filmlerinin içindeki bir karakter olarak hayal ettiğinde mutluluk duyabildiğini itiraf ediyor. Billy’nin de filmde canlandırdığı sahnelere dair itiraf edeceği şeyler var. O noktadan sonra film ete kemiğe bürünüyor. Kamp Miyazma’da hayat ve filmler, dekor ve gerçek mekanlar, karakter ve onu izleyenler arasındaki sınırlar giderek iç içe geçiyor ve bize film içinde film içinde bir film, veya hayat içinde hayat içinde bir hayat sunuyor.

Kris “İşlerim kuirlik ve canavarlığın kültürel temsillerinin kesişimini inceliyor” diyor Billy’ye gururla. Billy buna gülüyor çünkü onun tecrübesinde sinema bu kadar kuru kuruya anlatılacak bir şey değil, “kanlı canlı”, yaşayan bir organizma. “Çok akademik yaklaşıyorsun, daha özgür düşün” diyor. Bir filmi sevmek için kafamızın içinden çıkmak, onu hislerle, bedenle deneyimlemek gerektiğini biliyor. Hele ki korku gibi pek kıymeti teslim edilmemiş, küçümsenen, hayranlığı uyduruk veya boş iş gibi görülen türleri sevmek için kalbe başvurmak şart. Peki işler çok ciddiye binerse ne yapmalı? “Bu sadece bir film” diyor Billy. “Ne zaman istersen kapatabilirsin.” Camp Miasma önce canavardan korkmamayı, sonra onu sevmenin yollarını öğretiyor.

 


T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

 

 

İlgili İçerikler