Deniz Göktaş: Yukarı doğru gülmek

Deniz Göktaş: Yukarı doğru gülmek

Deniz Göktaş'ın mizahı neden bu kadar geniş bir karşılık buldu? Cevap, son yıllarda stand-up ve politik mizah tartışmalarının merkezine yerleşen "punching up" kavramında gizli

Deniz Göktaş: Yukarı doğru gülmek
Deniz Göktaş

Deniz Göktaş’ın tutuklanmasının açtığı yarıktan bakıyoruz dünyaya bir haftadır. Üstü sıvalanıp kapatılamayan, önüne pano çekilemeyen, saklanamayan bir yarık bu. Çok yazıldı, çok konuşuldu. Dünya çapında komedyenler, insan hakları örgütleri itiraz etti, uluslararası basın yazdı; panoyu aşıp NATO toplantısında sorulan sorularda bile yerini aldı. Deniz’in hapsedildiği kuyu tipi cezaevinden yazdığı mektup da kararan umutları cilalayan cinstendi. Youtube gösterisine erişim engeli getirildi, ama Ölü Deniz çoktan indirilenler klasörlerinde ve ezberlerde yer edinmişti.

Peki Deniz’in mizahının özelliği neydi ki, sıkıntısı korkusunu aşanlara dayanma gücü; kendini yapayalnız hissedenlere umut oldu? Politik mizahın binbir çeşidi var ve her çeşidi bu gücü taşımıyor zira. Deniz’in 13 günde 12 milyon izlenen gösterisinde hepimizin hissettiği ama adını koyamadığı bir sır var: Öfkesini aşağıya değil yukarıya çevirmesi. Komedi kuramında buna son yıllarda "punching up" deniyor: Yukarı doğru vuran mizah.

Dünyanın dertli vatandaşları olarak çok iyi biliyoruz ki gülmek bir direniş ve dayanma biçimi. Çünkü iktidarlar yalnızca bedenleri değil, duyguları da denetlemek ister. Ne zaman güleceğimiz, neye güleceğimiz ve kiminle güleceğimiz de bu denetimin parçası. Otorite, korku sayesinde ayakta kalır. Ona güldüğünüz anda, mutlaklık iddiasında bir çatlak açılır, iktidar gündelik hayatın nesnesi hâline gelir. Bir şaka, uzun bir politik analizden daha hızlı dolaşabilir; korkuyu askıya alabilir ve insanlara "yalnız değilim" duygusu verebilir. Bu ezelden beri böyledir. Komedi, kutsal ile sıradan, zengin ile yoksul, iktidar ile halk arasındaki arasındaki hiyerarşileri askıya alır. Kahkaha sadece eğlence değil; mevcut düzenin "doğal" olmadığını gösteren bir toplumsal pratik olarak hayatımızda varolur. İktidarların korktuğu şey bir şakanın içeriğinden çok, onun yarattığı ortaklık ve mutlak ciddiyeti aşındırma etkisi çünkü.

Peki her şaka bunu becerir mi? Keşke, ama hayır. Irkçı mizah da var, cinsiyetçi mizah da, propaganda mizahı da, aşağılayan mizah da. Çoğuna aşinayız. Gerçek politik mizahın özelliği ise yukarıya vurması. “Punching up” denilen bu kavram, son yıllarda stand-up ve politik mizah üzerine yapılan tartışmalarda en sık kullanılan kavramlardan biri.  En basit tanımıyla “mizahın kendisinden daha güçlü olanı hedef alması” demek. “Toplumsal olarak daha az güce sahip, ezilen veya dezavantajlı  grupları şakanın hedefi hâline getirmemek” diye de tanımlanabilir. Vurmak burada mecazi anlamda kullanılıyor elbette. Kastedilen fiziki bir eylem değil, bir duygu. “Yukarı doğru gülmek” de diyebilirsiniz isterseniz. Deniz Göktaş’ın mizahıysa gücün yukarısına vurmanın (veya yukarı doğru gülmenin) en güzel örneklerinden biri.

Stand up, komedi formatları arasında yukarı doğru gülmeye belki de en uygunu. Çünkü stand-up yazılı sansürü daha kolay aşabilir, doğaçlamaya açıktır, güncel siyasete hızlı tepki verebilir ve en önemlisi yüz yüze olduğu için seyirciyle ortak bir "biz" duygusu kurar. Aynı şakaya gülen insanlar yalnız olmadıklarını hisseder, korku paylaşıldıkça hafifler. Yukarı doğru vuran mizahın en büyük işlevlerinden biri, bu nadir yaratılan topluluk hissidir. Deniz’in üç yıldır irili ufaklı sahnelerde, sonra devasa Harbiye sahnesinde ve en son Youtube’da 12 milyon kişiye (ve aslında bir kez internette dolaşıma girdiği anda küresel kamuoyuna) sergilediği komedisi nicedir bu topluluk hissini kuran, bizi birbirimize bir yerden bağlanmış hissettiren en önemli kültürel üretimlerden biri.

Bu üretimi yapabilmek için belirli bir politik bilinçten, bir hayat görüşünden, bir insan sevgisinden ve komedide bir ustalık mertebesinden gelmek gerekiyor. Herkesin harcı değil. Harcı olup da yapmayan veya artık yapamayanlar da var. “Büyük stand upçı” dendiğinde aklınıza gelen o efsane isimlerin çoğu uzun zamandır yukarıya değil, aşağı doğru vuruyor. Kimi translara takmış kafayı, kimi kadınlara. Kimi soykırım destekçisi, kimi milyarder el pençecisi. Kimi mizahını iktidarların hizmetine sunmakta beis görmüyor, kimi “öyle değilmiş gibi” yaparken aynı değirmene kasa kasa su taşıyor. Eğer gücün yanında duran bir komedyenseniz mesela, dinle ilgili yaptığınız şakalar birdenbire hoşgörülü kulaklarla dinlenir ouyor. Risk almak, halkın yanında durmak, aşağı değil, yukarı doğru vurmak bu isimlerin set listelerinde yer bulamıyor.

Deniz Göktaş tüm bu vaziyetin ortasında bir istisna olarak parlıyor. Yalnızca cesur olduğu ya da risk aldığı için değil. Şakalarını güçsüze değil güce yönelttiği, iyi politik mizahın neye benzediğini bize hatırlattığı için. Dünyanın en ünlü komedyenlerinin bir kısmı şakalarının merkezine muktedirleri değil, toplumun en kırılgan kısımlarını koyarken korkunun yenilebilir bir duygu olduğunu hatırlatan, yalnızlığı değil bir aradalığı büyüten bir mizah bu. Ölü Deniz'in bu kadar sahiplenilmesinin nedeni sanırım burda saklı. Tam ümidi kesmiştik ki bir Deniz Göktaş geldi. Uzun zamandır ilk kez biri, mizahın yönünü yeniden yukarı çevirdi.

İlgili İçerikler