İnsanlığın kendi yarattığı makinelerden korkmasının uzun bir tarihi var. Pinokyo’dan Frankenstein’a, Blade Runner' dan Wanda Vision’a, bu hikâyelerde dönüp dolaşıp aynı sorularda bocalıyoruz: Yaratılan, yaratıcısına ne borçlu? Bir makine bilinç kazandığında onu insanlardan ayıran ne kalır? Peki ya bir yapay zekâ, insan olmanın o kadar da cazip bir şey olmadığına karar verirse? Yapabileceklerinin sınırı var mıdır?
Yapay zekânın hayatlarımızın tam ortasına oturduğu günlerde, Marvel'ın VisionQuest dizisi bu eski soruları yeniden soruyor. Odağına da, kendi geçmişini ve duygularını anlamaya çalışan sentetik bir varlık koyuyor. WandaVision ile başlayıp Agatha All Along ile devam eden üçlemenin son halkasında Vision' ın sorusu epey kazık yerden geliyor: Ben kimim?
Paul Bettany' nin canlandırdığı Vision, bir zamanlar Wanda' ya âşık olan, onunla bir aile kuran karakterin bütün anılarına sahip. Ama o aşkı yaşamış kişi artık kendisi değil. Bir silaha dönüştürülmek istendiği S.W.O.R.D.'un elinden kaçtıktan sonra gözlerden uzak bir “hayat” kurmuşken birileri onun peşine düşüyor. Bu arada geçmişindeki yapay zekâlarla da yeniden karşılaşıyor. Bunların arasında James Spader'ın on yıl aradan sonra canlandırmaya geri döndüğü Ultron da var. Ultron insan soyunun köküne kibrit suyu ekmek isteyen bir manyak. Ama bir yandan da “tamam disket,” “gişeye çıkamamış film” gibi yaratıcı hakaretleriyle dizinin en eğlenceli karakteri.
Ultron, Vision'ın yaratılışının bir parçası. Aralarında hem yaratan-yaratılan çatışması, hem de tuhaf bir baba-oğul ilişkisi var. Vision'ın karşısına, oğlu olması muhtemel Thomas Shepherd (Ruaridh Mollica) da çıkınca, dizi iki farklı kuşaktan, iki çöz çözebilirsen babalık meselesini kendine dert edinir oluyor. Hafıza, yas, sevgi ve aidiyet gibi insani deneyimleri, bunları nasıl yaşayacağını (henüz) bilmeyen makinelerin gözünden anlatıyor.
İlk iki bölümünü Disney+ 'ta izleyebileceğiniz VisionQuest vesilesiyle Paul Bettany, James Spader ve dizinin yaratıcısı Terry Matalas'la bir araya geldik. Vision ve Ultron'un geçmişinden babalarla oğullar arasındaki ilişkilere, yapay zekâdan Pinokyo ve Frankenstein' a uzanan mevzuları konuştuk. Bütün bu varoluşsal sohbetin arasında üçlünün birbiriyle yaptığı makaranın da şahidi olduk.

- Paul, Marvel evrenindeki yolculuğun Tony Stark'ın zırhında başladı. Ardından Vision'a dönüştün ve WandaVision'la karakterin bambaşka bir yönünü keşfettik. VisionQuest'te nasıl bir Vision'la karşılaşacağız? Bu yeni hikâyenin merkezinde ne var?
Paul Bettany: Tony Stark'ın zırhının içindeki bir ses olmaktan çıkıp her şeye kadir ama dünyayı yeni tanıyan bir robota dönüşmek gerçekten harika bir yolculuktu. WandaVision kariyerimin en önemli işlerinden biriydi. O dizide çalışmayı çok sevdim, dolayısıyla VisionQuest gündeme geldiğinde çok mutlu oldum. Bu kez Vision karakterini tamamen farklı bir enerjiyle, baba-oğul ilişkisi üzerinden yeniden keşfediyoruz. Aslında bilimkurgu kılığına girmiş bir baba-oğul hikâyesi anlatıyoruz.
Geçmişte Comic-Con gibi etkinliklere katıldığımda, kendilerini toplumun dışında hisseden hayranlar bana Vision'la ne kadar güçlü bir bağ kurduklarını anlatırdı. Çünkü Vision da sürekli değişim ve kendini keşfetme hâlinde. Kim olduğunu anlamaya çalışıyor. Onlar da kendilerini onda buluyorlar.
Vision artık WandaVision'ın sonunda gördüğümüz Beyaz Vision. Ama Kırmızı Vision'ın bütün anılarına ve düşüncelerine sahip. Şimdi bunları birer duygu olarak anlamlandırmaya çalışıyor. Fakat bu, Wanda'ya âşık olan adam değil. O aşkın ne anlama geldiğini çözmeye çalışan yeni bir bilinç.
- Terry, VisionQuest'in merkezinde hangi temalar var? Bu hikâyeyle neyi keşfetmek istediniz?
Terry Matalas: Vision, bir silah olarak yaratılmış ve WandaVision'ın sonunda S.W.O.R.D.'un elinden kaçmayı başarmış bir karakter. Bence hayranlar o zamandan beri ona ne olduğunu, neler yaptığını merak ediyor. Bu diziyi yaratırken önümüzde sınırsız bir alan vardı. Baba-oğul ilişkisine odaklanmak istediğimizi biliyorduk. Hatta hikâyenin Vision ile Tommy arasındaki ilişkiyi anlatması gerekiyordu. Ama bir yandan da Ultron'un Vision'ın babası sayılabileceği fikri vardı. Bu da üzerinde çalışması çok eğlenceli bir fikirdi.
- James, Ultron'u seslendirmenin üzerinden on yıl geçti. Şimdi bu kez karakteri fiziksel olarak da canlandırmak üzere geri dönüyorsun. O zamanlar bir gün bu rolü yeniden oynayacağını düşünüyor muydun? Bu kez karaktere yaklaşımın nasıl değişti?
James Spader: Film gösterime girdikten sonra izlediğimde, finalde Vision ile Ultron arasındaki sahnenin nasıl kurgulandığını fark ettim. Ultron ‘un öldüğünü görmeden sahneden çıkılıyordu. Dolayısıyla hikâyeyi sürdürmek için kapının hâlâ açık olduğunu anladım. Hatta muhtemelen daha sinema salonunda otururken aklımdan geçirmiştim bunu.
Ama sonra başka bir dizide on yıl boyunca inanılmaz yoğun çalıştım. Ultron' a dönmek için fırsatım bile olmadı. Bir animasyon projesi için benimle iletişime geçip seslendirme yapıp yapamayacağımı sordular. Ona bile vakit ayıramadım. O kadar meşguldüm ki Ultron' u bir daha düşünmedim. Derken o dizi biter bitmez, hiç beklemediğim bir anda Terry Matalas ile tanıştım. Ve işte buradayız.

- Marvel Sinematik Evreni’nin bir parçası olmadan önce bu evren hakkındaki ilk izleniminiz neydi?
Paul Bettany: Çocukluğumda çizgi roman okumazdım. Dolayısıyla bu dünya hakkında pek bir fikrim yoktu. Aslında bunun benim için büyük bir şans olduğunu düşünüyorum. Çünkü Vision doğduğunda her şeye kadir ama dünyadan bihaber, saf bir karakter. Benim de işi yaparken bu evreni öğreniyor olmam karakterle çok iyi örtüştü.
Terry Matalas: Benim için her şey Iron Man ile başladı. Çocukken çizgi romanları okumuştum ama bunların beyazperdeye nasıl aktarılabileceğini hayal bile edemiyordum. Iron Man'e bayıldım. Tabii o berbat bilgisayar sesini saymazsak! Onun dışında film beni tamamen içine çekti.
James Spader: Üç oğlum var. İkisi süper kahraman ve fantastik filmlere çok meraklıydı. Kevin Feige ile tanıştığımda ona şunu söyledim: Bütün kariyerimi yapmaktan çok hoşlandığım o küçük, sapkın filmleri çekerek geçirdim. (Paul Bettany gülüyor.) Çocuklarım 18 yaşına gelmeden onların da izleyip sevebileceği bir filmde oynamanın güzel olacağını düşündüm. Kevin de beni Marvel evrenine davet etti. Ve işte şimdi buradayız. Marvel Sinematik Evreni'ne hapsolmuş durumdayız. (Gülüyor)
Terry Matalas: On yaşındaki oğluna Crash'i izletmedin mi yani?
Paul Bettany: Terry çok güzel bir soru sordu. On yaşındaki oğluna Crash'i izletmedin mi?
James Spader: On yaşındayken o kadar dikkatli izlemiyorlar ki, sorun yok. Pek çok şey zaten kafalarının üzerinden geçip gidiyor. Hem bakıcı yerine de geçer. Çocuk bakıcısı tutacağına filmi açarsın.
Paul Bettany: Oğlunla konuştum. Filmi on yaşındayken izlediğini söyledi. Sen de ağlamasını oyunculuğundan ne kadar etkilendiğine yormuşsun! (Herkes gülüyor.)
James Spader: Performansım onu öylesine derinden etkilemiş ki!

- WandaVision ve Agatha All Along oldukça yaratıcı diziler; başkarakterleri de öyle. Paul, Vision'ın kendi hikâyesinde öne çıkması için neler yaptın?
Paul Bettany: Ben pek bir şey yapmadım. Terry Matalas hepsini benim için halletti (Gülüyor).
James Spader: Bir de Paul oyuncu kadrosundaki en uzun boylu kişiydi.
Paul Bettany: Evet, onun da faydası var! Şaka bir yana, Terry'yle dizide ne yapmak istediğimizi konuştuk. Ben bunun babalar ve oğullar hakkında bir hikâye olmasını istiyordum. Erkekliğin olumlu bir temsilini sunmasını istiyordum çünkü böyle örneklerin çok az olduğunu düşünüyorum. Olumlu bir rol modeli yaratmak istedim. Hikâyenin babalar ve oğullar üzerine kurulmasını istiyordum. Terry beni arayıp “James Spader' ı geri getirsek nasıl olur?” dediği anda dizinin ne olması gerektiğini tam olarak anladığını fark ettim. Sonra onun sihrini konuşturmasını bekledim. Ben de gelip repliklerimi söyledim.
- Spoiler vermeden, sizce hikâyeyi uzun yıllardır takip eden Marvel hayranları VisionQuest' te en çok neye şaşıracak?
Terry Matalas: Belki şaşırmayacaklar ama bence en çok hoşlarına gidecek şey bu ikilinin arasındaki kimya... Bir de Ultron’ ın sakalı! Asıl sakal tabii. Posterde bile var. Gerçi posterdeki sakal çok daha uslu görünüyor.

James Spader: O kadar etkileyici değil. Biraz kabartıp hacim vermek gerekiyor bence.
Terry Matalas: Hayır, gerçekten şu iki beyefendiden söz ediyorum. İkisi de muhteşem. Aralarındaki kimya inanılmaz...
James Spader: Çok kimyasal!
Terry Matalas: Hem kimyasal hem de manyetik! İzlerken gözünüzü alamıyorsunuz. Bence diziyi bitirdiğinizde daha fazlasını isteyeceksiniz.

- Televizyon bu hikâyede çok önemli bir rol oynuyor. Karakterler dünyayı ve insan olmanın ne anlama geldiğini televizyon aracılığıyla öğreniyor. Siz de bir simülasyonun içinde, bir sitkom ya da dizinin dünyasında yaşamak zorunda olsaydınız hangisini seçerdiniz?
Terry Matalas: Zor soru.
James Spader: Aman Allah’ım! En kısa sürenini seçerdim. (Herkes gülüyor.) Gerçekten zor bir soru. Aslında pek televizyon izleyen biri değilim.
Paul Bettany: Cagney & Lacey!
Terry Matalas: Ben kolay bir cevap vereceğim: Star Trek. Çünkü insanlığın geleceğine dair son derece olumlu ve umut dolu bir tasavvur sunuyor. Sorunlarımızı çözmüşüz, birleşmişiz ve birlikte evreni keşfe çıkmışız. Bence bu çok güzel, umut verici ve ulaşmayı arzulayabileceğimiz bir gelecek fikri. Umarım bir gün oraya varabiliriz.
James Spader: Ben Cops derdim. Keşke şu anda gelip beni tutuklasalar.
Terry Matalas: Biz de isteriz! Dizi için harika olurdu. Düşünsene, görüntüler viral olurdu!
Paul Bettany: Aman Allah’ım, evet! Kendini tam burada tutuklatabilirsen müthiş olur. “Harika!” deriz.
James Spader: Elimden geleni yaparım. Çok da zor olmaz.

- Ultron dünyaya hükmetmeye çalıştı ve başarısız oldu. Vision ise ailesini kaybetti. Sizce VisionQuest, kaybedilenleri geri kazanma çabasını mı, yoksa geçmişi geride bırakıp yeniden bir hayat kurmayı mı anlatıyor? Dizinin temel mesajı ne?
James Spader: En azından Ultron açısından bakarsak, hikâye kesinlikle hem ileriye hem de geçmişe bakmakla ilgili. Ama geçmiş derken çok daha uzak bir geçmişten söz ediyorum. Age of Ultron'da yaşadığı yenilgi onu alçakgönüllülüğe zorlayan bir deneyimdi. Bu da çevresindeki dünyaya ve o dünyanın tarihine çok daha fazla dikkat etmesini sağladı. Artık Age of Ultron'daki gibi her şeyi kendisi üzerinden değerlendirmiyor. İnsanlık tarihinin çok daha gerilerine bakıyor; bu tarihin bugün, çevresindeki dünyayı nasıl şekillendirmeye devam ettiğini anlamaya çalışıyor.
- Dizinin merkezindeki baba-oğul ilişkisinin ötesinde başka bir soru daha var: Kodlardan ve donanımdan oluşan bir makine sevgiyi, yası ve babalığı deneyimleyebiliyorsa aileyi aile yapan nedir? İnsan ya da sentetik olmak bu açıdan bir fark yaratıyor mu?
Terry Matalas: Bence Vision, hepimiz gibi, duygularını ve acısını bir yere gömerse daha iyi olacağını düşünüyor. Onları kodların arkasına saklayabileceğine, ne zaman isterse erişip ne zaman istemezse uzak durabileceğine inanıyor. Böylece yaşadığı acıyla yüzleşmekten kaçınıyor. Bu aslında son derece insani bir davranış. Oysa başkalarıyla gerçek bir bağ kurabilmenin yolu, o duygularla doğrudan yüzleşmekten geçiyor. Acıyı bastırmak yerine yüzeye çıkarmak ve onunla hesaplaşmak muhtemelen en sağlıklı yol. Diziden çıkarılabilecek olumlu mesajlardan biri bu olabilir.

- Marvel'ın ilk döneminden pek çok karakterin geri döndüğünü görüyoruz. İlk Iron Man filmindeki Raza'yı da geri getirdiniz. Bu karar nasıl ortaya çıktı?
Terry Matalas: Faran Tahir'le daha önce 12 Monkeys adlı dizide çalışmıştım. Şehirde olduğunu biliyordum. Her şeyin başlangıcına küçük bir gönderme yapmanın güzel olacağını düşündüm. Sonuçta Vision'ın hikâyesinin kökleri de oraya uzanıyor. Eğlenceli bir fikirdi.
James Spader: Bu kadar kolay mı yani? Senin çalıştığın bir projenin çekildiği şehre gelirsem bana da rol verir misin?
Terry Matalas: Muhtemelen.
James Spader: Bunu bir kenara yazıyorum.
- İnsan olmak isteyen makinelerle ilgili hikâyelerin kökleri eski masallara ve edebiyata uzanıyor. Bu diziyi yaratırken hangi eserlerden ilham aldınız?
Paul Bettany: VisionQuest üzerine Terry'yle ilk konuştuğumuzda, insan olmak isteyen yapay varlıklarla ilgili hikâyelerden yola çıktık. Bunlardan biri Pinokyo’ydu. Hani şu “Artık gerçek bir çocuğum!” hikâyesi. Biz onu zaten anlattık. Bir diğeri Frankenstein. Sanırım Blade Runner’daki replikantlar da aynı geleneğin devamı. Bu hikâyelerdeki “Artık gerçek bir çocuğum!” fikrini “Ben kimim?”, “Amacım ne?”, “İyi miyim, kötü müyüm?” sorularıyla bir araya getirmek istedim. Terry'yle ilk konuşmamızın çıkış noktası buydu.
Terry Matalas: Bir de “Gerçekten insan olmak istiyor muyum?” sorusu var. İnsan olmak epey zor görünüyor.
James Spader: Seninle bunların hiçbirini konuşmadık. Bizim derdimiz sadece kendi aramızda gülüp eğlenmekti.
Paul Bettany: Aynen, tek derdimiz goygoydu.
Terry Matalas: Kıkırdayıp duruyorduk.
T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN
|


