Yeni sezonda ne izleyelim?

Yeni sezonda ne izleyelim?

Sonbahar geldi, televizyon sezonu başladı. Platformlar dizi kaynıyor, her gün yeni bir iş algoritmamıza düşüyor. Daha birine başlamışken, listeye yenisi ekleniyor. Peki hangileri gerçekten izlenmeyi hak ediyor? Sizin için haftanın yedi gününe özel beş yepyeni dizi, bir yenilenmiş dizi ve bir belgesel seçtim. Hepsine kefilim...

Yeni sezonda ne izleyelim?

East of Eden (Netflix) : John Steinbeck’in 1952 tarihli klasik romanı yedi bölümlük bir diziye dönüştü. Üstelik diziyi romanın meşhur James Dean’li uyarlamasını gerçekleştiren Elia Kazan’ın torunu Zoe Kazan yazdı. Dedesinin hanesine yazılan tecavüz suçundan 51 yıl sonra, aynı materyali yorumlayan torun Kazan, romana feminist bir lensle bakıyor ve Steinbeck’in kötülük timsali karakteri Cathy Ames’i maruz kaldığı istismar, şiddet ve patriyarkal baskılar üzerinden yeniden yorumluyor. Böylece Kabil ile Habil’in hikâyesinden beslenen bu aile destanı, sadece iyilik ve kötülüğün doğuştan gelip gelmediğini sorgulayan bir masal olmaktan çıkıp, kadınların neden ve kimler tarafından kötü ilan edildiği sorusunu soran bir uyarlamaya dönüşüyor. Cathy Ames rolünde Florence Pugh, Habil ile Kabil temsili Trask kardeşler rollerinde Christopher Abbott ve Mike Faist döktürüyor.

Brothers (Apple TV): Matthew McConaughey ve Woody Harrelson’ın gerçek hayatta kardeş olabileceklerini biliyor muydunuz? McConaughey’in annesi bir gün ortaya bir bomba atıyor. “Ben” diyor,”Woody’nin babasını” diyor,  “tanırdım”. Anne McConaughey’ın sık sık ayrılıp barıştığı baba McConaughey ile küs oldukları bir dönem yaşanan bu “tanışma,” Brothers dizisinin de temelini oluşturuyor. Gerçek hayattaki dostluklarını bu komediye taşıyan McConaughey ve Harrelson, dizide kendilerinin birer versiyonunu oynuyor. Hikaye gerçek hayatla paralel ilerliyor: Woody, kızının evlilik planlarının bozulmasının ardından ailesiyle Matthew’nun Teksas’taki çiftliğine yerleşiyor. Matthew’nun annesi (Holland Taylor) bu tanışma işini ağzından kaçırınca Woody gerçeğin peşine düşüyor. Bu sırada Matthew da Teksas valiliğine aday olma ihtimalini değerlendiriyor (tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi) ve olaylar iyice karışıyor. İki süperstarın kendi kamusal kişilikleri ve Hollywood avatarlarıyla dalga geçtiği bu komedi son yılların en özgün ve tatlı işlerinden biri.

Ted Lasso (Apple TV): Tam “bitti” derken bir çalım atıp yepyeni bir sezonla dönen Ted Lasso, dördüncü sezonunda odağına  kadın futboluna alarak yepyeni bir oyun kuruyor. Üçüncü sezonun sonunda Amerika'ya dönen Ted (Jason Sudeikis), bu kez AFC Richmond'ın yeni kurulan kadın futbol takımını çalıştırmak üzere Londra'ya geliyor. Ancak erkek takımında işe yarayan yöntemlerin kadın futbolunun farklı ekonomik ve kurumsal koşullarında aynı sonuçları vermediğini keşfediyor. Sezonun en önemli yanı, kadın futbolundaki eşitsizlikleri görünür kılması. Erkek meslektaşlarından çok daha az kazanan, geçinebilmek için ikinci işlerde çalışan, profesyonel sporculukla gündelik hayatın yüklerini birlikte taşımaya çalışan, üstelik sporcu olarak ciddiye de alınmayan kadınları anlatıyor. Ama merak etmeyin, alıştığımız Ted Lasso iyimserliği bir yere gitmiyor.  Roy Kent (Brett Goldstein) ve  Keeley Jones’un (Juno Temple) büyük aşkı da özlediğimiz yerinde, hikayenin merkezinde.

War (Tod): Londra'nın en güçlü iki hukuk bürosu, ünlü oyuncu Carla Duval (Sienna Miller) ve tekno milyarder kocası Morgan Henderson'ın (Dominic West) boşanma davasında karşı karşıya geliyor. On yıllık evliliklerini bitirmeye hazırlanan çiftin servet paylaşımı, ihanet iddiaları ve birbirlerinden sakladıkları sırları, kısa sürede kamuoyunun takip ettiği büyük bir skandala dönüşüyor. The Wire’dan Affair’e her işinde partnerine ihanet eden bir karakteri canlandıran Dominic West, burada da uzmanlığını konuşturuyor. Ama dizinin odağında çiftin kendisinden çok, onları temsil eden avukatlar var. War’un alametifarikası bu: Her sezon farklı bir büyük davayı işleyecek dizi; ikinci sezonda bir iftira davasını konu edecek.

Youth (HBO Max): Sharon Horgan’ın “oto-kurgu” dediği hikaye anlatım türünün üçüncü halkası. Kendi hayatından ilham alarak yazıp oynadığı bu üçlemenin ilki Pulling gençliği, ikincisi Catastrophe evlilik ve yetişkinliği, sonuncusu Youth da “yaşlılığın gençliği” denilen elliler ve sonrasını anlatıyor. Alex 50 yaşında, boşanmış bir edebiyat ajanı.  Bir yandan üniversiteye gitmesini beklerken çat diye eve geri taşınan oğluna, bir yandan da yaşlanan anne babasına bakıyor. Bu hem küçüğe hem büyüğe bakım verme mecburiyeti, ait olduğu sandviç neslinin bir belası. Diğer yanda da kariyeri ve aşk hayatı var. Hangi birine yetişecek? Horgan’ın kendi boşanma ve orta yaş deneyimlerinden beslenen dizi, menopoz, kadın arzusu, bakım emeği gibi konuları iç daraltmadan anlatıyor. Horgan’ın oğlu rolünde Cillian Murphy’nin “mutlu Murphy” lakaplı oğlu Aran Murphy, nepo bebeliğin hakkını veriyor.

Last Seen (Apple TV): Last Seen’i başrolündeki Patrick Brammall’ın ismini görür görmez izlemeye başladım. Zira Brammal’ın karısı Harriet Dyer’la birlikte yarattığı ve başrollerini paylaştığı bu hayatta en sevdiğim romantik komedilerden olan Colin From Accounts, üç sezonun ardından daha yeni bitmişti ve ben henüz “hoşçakal” demeye hazır değildim. Siz de Brammal’ı Colin’den veya Anne Hathaway’ın erkek arkadaşını oynadığı en son Devil Wears Prada filminden hatırlıyorsanız hazır olun: Last Seen’in komediyle uzaktan yakından bir alakası yok. Bu bir kayıp hikayesi. 11 yıl önce küçük kızı Maggie’nin kaybolmasının ardından hayatı dağılan eski polis memuru Ian Ridley’nin hikâyesini psikolojik gerilim v epolisiye unsurlarla anlatıyor. Polislikten atılmış, evliliği bitmiş ve alkol bağımlılığıyla mücadele eden Ian, bir gün telefonda duyduğu sesin kayıp kızına ait olduğuna inanıyor ve arayış başlıyor. Brammall acılı baba rolünün altından büyük başarıyla kalkıyor.

1 Gün 365 saat (MUBI): İşi gücü bırakıp bu belgeseli izleyin ve lütfen eşinize dostunuza izletin. Eylem Kaftan’ın yönettiği ve Burcu Salihoğlu ile yazdığı 1 Gün 365 saat, bir elmas değerinde. Çocuk yaşta ailelerinden gördükleri istismar ve şiddetle mücadele eden ve yolları bir sığınma evinde kesişen üç kadının hikayesini anlatıyor: Reyhan, Asya ve Leyla. İsmini de Reyhan’ın Asya’ya söylediği  bir cümleden alıyor. "Bazen bir gün 365 saat gibi gelebilir insana".  Üç kadının zifiri karanlık bir geçmişten birer bavulla kaçıp birbirlerini bulmasının hikayesi hem bir mucize hem de ülkemizde yaşanan istismar vakalarına yakılmış bir ağıt. Toplumun ve sistemin açtığı yarıkları birbirlerine verdikleri eşsiz destekle dolduran kadınların hikayesi, gerçek ailenin kan bağıyla değil can bağıyla kurulduğunun da bir kanıtı. Film aynı zamanda hukuki mücadelenin ana hatlarını anlatması ve izleyicilere haklarını öğreten bir yol haritası sunmasıyla da çok değerli.

T24’ÜN ARKASINDA HİÇBİR GÜÇ YOK; TEK GÜÇ SİZ OLUN, REKLAMSIZ T24’E ABONE OLUN

 

 

 

İlgili İçerikler